• Default
  • Foliage
  • Clouds
  • Hikayeler Takvimi

    Temmuz 2010
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Haz    
     1234
    567891011
    12131415161718
    19202122232425
    262728293031  

İnhiraf

Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa Asya kıtasında  harb ve sıkıntı yılları hüküm sürmektedir. İki dünya savaşı ihtilâl karışıklıklar iktisadi kriz aralıklarla asrın ortalarına kadar devam eder.  Savaş istila ideolojik mücadeleler  materyalizm ve komünizm asıldan uzaklaşmayı körüklerler. Sınai ve teknolojik  gelişme ve üretim artışı ile  ticaret hacminin artması, halkları bir kalıba sokmaya başlamıştır.  Sanat faaliyetleri sinema müzik  tuz biber olmuş kitlelerde inisiyatif bırakmamış,  önce nefsin sonra  reklam moda  fesat odaklarının dayatması ile  insan hayatı ters yüz edilmiştir.  Artık ekonomiler çıkara dayalı  israf ekonomisidir.  Tüketim keşfedilmiş  ve refahın göstergesi kabul edilmiştir.  şimdi esas olan çok kazanmak çok harcamaktır.  İhtiyaç meşru dairesinden çıkarılmış,  sefahat eğlence içki kumar  ihtiyaç olmuş , gösteriş  alayiş numayiş başlamıştır.  Bu gidiş asıldan sapmadır inhiraftır. Ehli kitabın  kilisesi havrası bu gidişi durduramamış aciz kalmışlar, müntesiplerinde  de  dinsizliğe kaymalar başlamıştır. Devamı için tıklayın »

Muhasebe

Akıl terazi göz mizan, muhasebenin aslı esası bu.  ölçü tartı bedel denge onlar  da lazım.   Denge  para birimindendir hesap  denge ile neticelendirilir.  İşlemler dikkatle muhasebeleştirilir.   Muhasebe herkesi ilgilendirir, insanlar dünyanın neresinde olursa olsunlar bir tarafı ile hesabcıdırlar, çevresini gözler değerlendirir sonuç çıkarırlar.  Bir kesimin hesabı menfaata dayalılıdır bir yere kadardır muhasebesini  madde planında  yapar.  Bir kesim hesabına  ahireti de katarlar. Devamı için tıklayın »

Pansiyon


Yaslı gittik şen geldik diye bir marş vardı. İşte pansiyon öyle,  pansiyon gurbetin ilk durağı,  önce sözü edilir neden sonra  hazırlık, okul açılacak gün yaklaşır , evde telaş heyecan gitti gidiyor ve son akşam yemeği ,  bir pazartesi sabahı  bir büyükle birlikte  memleketen  çıkılır,  yol şose , mesafe 60 km.  süre iki buçuk saat  sonra şehire varılır,  oradan  yaslı endişeli şekilde okula  ulaşılır.  Eşyalar pansiyona teslim edilir. Öğrenci sınıfına gidecek  ya  artık ayrılık zamanıdır;  yâni bu okuma dedikleri çokmu lüzumlu idi diye  düşünülür, okul koridorunda  hüzün içinde ayrılırlar. Baba akşam evde olacak , aile sofranın çevresinde yine toplanacaklar, kendisi olmayacak, keşke ben de onlarla olsam  diye gönlünden geçer. Devamı için tıklayın »

Esnaf

Kırlangıc uçarken iniyor çıkıyor yön değiştiriyor  çizgisi belli değil ya ; demişler:  “Mübarek denk uçamıyorsun, ağır ol kâmil ol, bir istikametin olsun, acele etme panikleme…”  Demiş ki: “Uçmasına denk uçuyorum da bakıyorum karşıdan bela geliyor, ne yapayım iniyorum çıkıyorum  belanın   altından üstünden kaçıyorum  veya börtü böcek önüme kısmetim çıkıyor  peşine düşüyorum.”   Hâni ortalık süt liman olsa o uçacak biz seyredeceğiz. Devamı için tıklayın »

Efeler


İsmail Ağayı siz nerden bileceksiniz. onun ağalığı ağabey manasına, aslında efe de  “Yoklukla yiğitlik olmuyor.”  Memlekette hali vakti yerinde  olanda var, fakat komşuların çoğu idareden aciz,  İsmail Ağa’da fıkara  efeliği nasıl yapsın.  Adam  güçlü  kuvvetli dirayetli  oturmasını  kalkmasını bilir  kararlı. Konuşması tutuk , velakin karşısındakine meramını anlatır. Uzatmaz,  kısa keser.  Herkes gibi mütevazi giyinir,  babasından hatıra kalan gümüş köstekli cep saatını takar, ihmal etmez meraklıdır…
Devamı için tıklayın »

Onpara


1940lı yıllarda kapalı ekonomi hüküm sürmektedir.   Kapalı ekonominin görünür özelliği ihtiyacın önemli bölümünün mahallen karşılanmasıdır. Çarşıya pazara bağımlılık sınırlıdır.   Daraltılmış piyasa  tetbirli hareket etmektedir.  Esnaf arasında  “On paralık kına al, onu sat gine al.” kuralı geçerlidir.  Bir kuruş kırk para,  on para kuruşun dörtte biri…  Para birimi Türk Lirası,  lira yaklaşık 7.2 gram altına tekabül ediyor, altın lira Osmanlı’dan beri Reşat, Aziz, Hamit olarak  piyasada; Cumhuriyetle birlikte  “Cumhuriyet Altını” adını almış.  Liranın as katları kuruş ve para;   bir lira yüz kuruş,   bir kuruş kırk para… Devamı için tıklayın »

Kirkor


Hikaye bir mülkiyeliden. Cumhuriyetten sonra Balkanlar’dan Türkiye’ye, Türkiye’den Balkanlar’a ara ara göç mübadele sürmektedir. Bu arada Türkiye ile Yunanistan arasında bir göç anlaşması yapılır. İsteyen hak sahipleri  oradan buraya, buradan oraya göçebilecektir. İstanbul  Rumları zaten  bir vesile ile gidip gelmekte olduklarından oraları tanımakta bilmektedirler… Burayı da biliyorlar ya ,  Şimdi gitseler mi?  Gitmeseler mi?   Bir kısmı gitme , bir kısmı burada kalma taraftarıdır. Aralarında konuşur tartışırlar ;  gitmeye taraftar olanların öncelikle gitmesine, oradaki son durumun araştırılmasına , buradakiler için orada  bilgi edinilmesinde  anlaşırlar. Tereddüt edenler daha sonra karar versin  derler. Devamı için tıklayın »

Ankara


İlkokula 1948 de başladım.  Defterler  on yapraklı yirmi yapraklı idi, tek çizgili  çift  çizgili olurdu, bakkaldan alınırdı.  kapağı kağıt, defter kapaklarının üzerinde aynı klişe “Türk  çocuğunun okul defteri.” yazısı ve aşağıda bir etiket dörtgeni,  no  adısoyadı  sınıfı;  defterin arka kapağında çarpım tablosu… Her bayramda birde paramız olduğunda cep defteri alırdık, cep defterlerinin kapağında “Güzel Ankara Defteri” yazılı olurdu.cep defterlerinin büyüğünde küçüğünde aynı yazı; Ankara öne çıkarılırdı. Sonra ilkokul öğrendiğimiz ilk şarkılardan biri “Ankara Ankara güzel Ankara.” … Devamı için tıklayın »

Koyun

1950 li yıllar, Eber Gölü Havzası, Sultandağı Emirdağı Paşadağının çevrelediği göl; dağlar gurbettekilerimizin “Nerde benim mor sümbüllü çiçek kokan dağlarım.” dediği dağlar… Dağların ortak özelliği sükunet ve şurasında burasında koyun sürüleri… Aşağıda göle doğru ova, ovada yerleşim birimleri, çevreleri bağ bahçe, sonra tarlalar, sonra geniş mera ve göl…  Tarlalar karasabanla pullukla sürülüyor, ürün harman yerinde bir uzun uğraştan sonra alınıyor. Herkes seferber kadına çocuğa iş düşüyor… Traktör biçerdöğer yaygın değil, henüz otlak mera traktörün tecavüzüne uğramamış,  meralarda koyun çiftlikleri, çiftlik evleri dam çardak  ağıl otluk…Koyun bu coğrafyada iş uğraş bereket. Büyükbaş hayvan ise ev ekonomisi ile sınırlı, ineğe mandaya evde bakılıyor, çiftliği yok, yerel ihtiyaç için sütü kaymağı tereyağı için besleniyor. Devamı için tıklayın »

Kış


1950li yıllar… Bolvadin, İç batı Anadolu eşiği, Ege bölgesinin doğusu, denizden yükseklik 1050 m. , elli kadar köy,  canlı ticaret merkezi, kara iklimi, elektrik akşamdan gece yarısına kadar, su şebekesi yok. telefon santralı küçüçük, telefonlar manyotalı.

İş sabahın  kışın  sabah ezan okunurken kalkılır. Evde soba erkenden yakılır, karaklıkta odun sobasının önündeki hava kapağından  ateşin alevi beyaz badanalı duvara, tavana akseder oda hareketli bir aydınlık içine girer ısınır. Oturma odasına   serilmiş  birkaç yatak, yataktakilere kalkın uyarısı yapılır, sonra soba kızarınca kalkar giyinirdik. gömlek pantalon evde örülmüş yün kazak ceket  yün çorab birde mes.   Hemen mahalle mescidine hocaya ders okumaya  gider gelirdik. Geldiğimizde yataklar kaldırılmış, ev süpürülmüş, minderler köşelere konulmuş oda gündüz konumuna getirilmiş olurdu… Sobada odunlar kor haline geldiğinde ateş mangala alınır, Mangal sobanın yanında, saçtan mamul ,dörtköşe ayaklı, altında kedi, üstünde kül ve üzerinde kor halinde ateş, mangalın üstünde boyuna  enine demir çubuklar ;  pratik olarak ekmek kızartılabiliyor, çay ve yemek pişirilebiliyor, kahve yapmak için cezve   sürülüyor. Mangalın küllenmiş ateşi açılıp örtülerek odanın sıcaklığı muhafaza ediliyor. Devamı için tıklayın »