Lutfun keremin bol bol verildiği yerler anlar günler vardır. bazısı hicri takvimle kameri aylarla bilinir. Kameri ayların önce gölgesi düşer, sonra nazla eda ile çıkar gelirler de, ancak arayan bulur. Muharrem ayı yılın ilk ayı ve onunda kutlu aşure günü, Rebiülevvelde Mevlid-i Şerif sonra üç aylar… Üçaylar Recep Şaban Ramazan; kameri ayların sultanı Ramazan Ayı, heyecan üç aylar ile başlar. Başta bir farklılık ferahlık bir ümit, gelen bir kısmet bir nimet bir devlet ve tarif edilmez hisler; kimi bir şekilde, kimi başka şekilde fevkaledeliği ucundan kıyısından teşhise tarife anlatmaya çalışırlar da başaramazlar , bu belki ayların feyzi bereketi ise ne diyecek nasıl söyleyecek; işte bu kutsallığın özelliği…
Kutsal aylar seveni tarafından beklenir özlenir, yenisinde alışılana göre farklı bir şekilde karşılanması ve faydalanılması tasarlanır, daha etkin yaşanması planlanır da, sonra bir durum ortaya çıkar; bakarsın; ” Efkârlı günlere gelir çatar.” bunu kimse istemez. Yine de Ramazan Ayına olduğunca hürmet edilir, Mübarek ay da üzüntüye kedere teselli olur. Bu ayın kıymetini bilen kendini arıtır istifade eder; gerekli ilgi alakayı gösteremeyenler lutfu keremi rahmeti bereketi mağfireti kaçırmışlardır.
Kameri aylar yirmi dokuz veya otuz gündür. Aylar gezer konar göçerler, yaza kışa rastlar döner dolaşırlar, her yıl on gün erken gelir de; gün yine yirmi dört saat, sadece gecesi gündüzü uzar kısalır; iftarının sahurunun vakti farkeder. Ramazan ayının adeti an’anesi vardır; ötelere Hazreti Nuh’a Hazreti Adem’e uzanır. Oruç bizden öncekilerde olduğu gibi bize de farz kılınmıştır; bizim oruç ayımız da Ramazan Ayıdır. Ramazan ayı üç ayların sonu, şaban ayı sonunda görülen yeni hilalle Ramazan Ayı başlar, Şevval hilali ile bayrama erer.
Erbabı tarafından üç aylar gelmeden aranır, üç ayların iple çekildiği iklimler vardır. Bağımlılarında recep ayına bir süre kala bir telaş, köşede bucakta buluşmalar ziyaretler olur ve otuz kadar kişi teşkil edilir, bunlara üç aylar süresince her gün bir Kur’an Kerim hatmi yapılacak şekilde cüz dağıtılır ve her gün duası yapılır. Bu usulun , benzer bir şekilde uygulandığı pek çok yer vardır. Hani hatim okunuyor dua ediliyor ya; işte bu kemal, tatmin ediyor rahatlatıyor, bu bir moral ve bu bir ümit…
Ramazan ayı bir olgu, geliyor geldiği yere damgasını vuruyor, müsbet menfi herkes bir şekilde mübarek ayı hissediyor, bazı yerleşim birimlerinde gündüz Ramazan Ayı belli olmazsa da, akşam güçlü bir canlılık kendini gösteriyor. Gündüz kahveler lokantalar açık, saygı yok, caddede meydanda protesto için sigara içiliyor, Akşam iftar vakti çarşı pazar birden tenhalaşıyor herkes evine iftar edeceği yere gidiyor, pencerelerde çocuklar neşeyle heyecanla ezan bekliyorlar, mübarek ayın şahidi oluyorlar.
Rahmet kapısı daima açıktır da; bu aylar da bu kapıya yönelmeler kitle halindedir. Bu ayda ilgisiz kalabalıklara da, gencine yaşlısına da çağrı ulaşıyor; tebliğ edilecek olan tebliğ ediliyor, Ramazan Ayı herkes için eşit bir fırsattır da; değerlendirilmesi istifa edilmesi uyanık olmağa, kararlı olmağa bağlı; kimi çevrelerde ortam elverişli olmaz nefsi keyfi hareket edilir kolay tercih edilir, ancak Ramazan Ayı ortamı kişinin sağduyusu ile birlik olur; nefeslerin sayılı olduğunu, ömürlerin sınırlı, dünyanın fani olduğunu, bu işin şakasının olmadığını hissettirir. Artık çevrenin menfi tesirine kapılıp bu ayı gereği gibi değerlendirememek gaflete düşmek ilgisiz kalmak fırsatı kaçırmaktır. Hasretle hicranla hüsranla bunun farkına varılır da, gelecek Ramazan Ayını ihya etmeye niyet eder de; acaba yenisine kavuşabilecek mi.
Ankara da Sümerbank ta beraber çalıştığımız bir kardeşimizin önemli bir rahatsızlığı vardı, orucu da tutamıyordu, Ramazan Ayını tutamamak yüreğine ok olmuştu, anlatırdı da; Oruç tutmanın nasıl bir nimet olduğunu, aslını esasını onun sıkıntısından anlardık… Ramazan Ayında kendisini bir ıssız adada tek başına kalmış gibi hissettiğini söylerdi. Çevresindeki herkesin oruçlu olduğunu kendisi tutamadığından oruçluların yanına varamadığını, tutmayanlarla beraber olduğunu ancak onlarla bir arada bulunmaktan rahatsızlık duyduğunu anlatırdı. Hüzünle bir şekilde Ramazan Ayına temas ederdi.
1950 li yılları çocukluğumun Ramazanlarını hatırlarım. evler ona odaklanır, mahalle çarşı belli eder, okullarda ise ilkokul orta okulda öğretmene görev verilir, müdahil olurlar, ne desinler; çocuklara oruç tutmamalarını ders çalışmalarını öğütlerlerdi. Artık Devlet Radyoları kısa bir iftar programı ile ramazana katılmaya başladı. Ezan, kur’an, bir küçük sohbet olurdu da; sohbete merkezi otoritenin sahip çıktığı; önce sohbet metninin istendiği onay alındıktan sonra ancak yayınlanabildiği anlatılırdı. Yüksek öğrenimde sol kuruluşlar illaki kantinde koridorlarda sigaralı protestolar yaparlar, tanıdıkları oruçlulara sataşırlardı.
Televizyonla birlikte fazla bir şey değişmedi, ancak kanallar çoğalınca bir şeyler oldu, programlar arttı, kanallardan bir kısmı eski yeni ramazan aylarını işin pratiğini kolayını kaçamağını kullanarak gündeme getiriyorlardı. Sonrası hat ebru minyatür; şafak gurup doğa manzaraları ve renkler desenler ; hac kabe umre canlı yayın ve eski yeni filmler vizyona konulmaya başlandı. 2000 li yıllara doğru, her Ramazan Ayı öncesi başlatılan toplumun bir kesimini yıldırmaya bezdirmeye yönelik programlar arttı. Proğramlarda oruc tutan kitleyi hedef alan ve onları aşağılayan görüşlere haberlere yer veriliyordu. 2000 li yıllarda iftarı sahuru içine alan kapsamlı programlar izlenmeye başladı da; yine bunlar televizyon idarelerinin klasik müzik eğlence kadrosunun ürünü oldu.
Uygulamada yapım da hep kolay tercih edildi, bileninden görüş alınmadı ve bildiğimiz sınırlar ön planda tutuldu ve nev’i şahsına münhasır sıradan programlar ortaya çıktı.Vazgeçilmez müzik eğlence programları da yapılan bir iki rötuş ile Ramazan Ayına adapte edildi, Tasavvuf müziği proğramları sanatçıları artık sahneye sığmıyor oldu; okuyucular yelekli, yakasız gömlekli kostüm giyiyorlar, seyircilerden bir meraklı atmış kadar ud tanbur ney bendir neyse aygıt saymış, uygulama Tekke’dekinden farklı hale gelmiş, her ekip her televizyon kurumu kendi işlevi paralelinde bilgilendirme söyleşi tartışma programları hazırlıyor, bunlar ölçüden kontroldan uzak şeyler, Ramazan Ayının özüne önemine katkı sağlayacak cinsten dikkatle hazırlanmış program olamadılar; hani Ramazan Ayının kanto ile ne alakası var. Bunlar mübarek günlerde ; mesela Şehzadebaşını Direklerarasını, alakasız eğlenceleri, eğlencenin bayağısını, sıradanını, sırıtanını öne çıkarıyorlar, belki bunları bir maksada mebni yapıyorlar, netice de gerçeklere perde oluyorlar, izleyiciye müsbet bir şey de veremiyorlar. Toplumun bir kesimine zaten bu yaptıkları yavan geliyor, izlemiyor itibar etmiyorlar da; bu proğramların hepsi izleyici buluyor, işin aslını bilmeyenler bir şey zannedip karşısına geçip oturuyor izliyorlar, cemaat, namaz, dua, tesbih, tefekkür, itikaf’a vakit ayıramıyorlar; feyizden bereketten nasipleri de olmuyor.
Toplum olur olmaz her şeye itibar ettiğinden midir nedense bir tuhaf hale geldi; artık düşünmüyorlar, sonunun nereye varacağının idraki içinde değiller, oruç hepimize farz orucun aslını öğrenmek farz da bir yerde takılıp kalıyorlar, bir adım ileri gidip merakta etmiyorlar. Varsa yoksa iş imkan maaş eğlence; gündüz bir türlü gece başka türlü ramazan ayı geldi de, ne yapmaları gerekirdi, yapabildiler mi, bir tereddüt bir ağırlık ve bu arada ay gelip geçiyor ramazan da çıkıyor, cami mescid doldu taştı ise bunlar camiye sohbete gidemiyorlar bir mübarek yüz göremiyorlar, namaz sohbet hatim ise geçiyor. Halbuki Ramazan Ayı önemli; oruç ise kutlu ayın aslı esası ne kadar saf temiz, işte bu ay bir fırsat, serapa kâr kazanç, dünyaya ahirete yararlı da, biz öyle bir hale gelmişiz ki; kitaba ilmihale de bakamıyoruz, araştıramıyoruz, vaktimizi ise boşa harcıyoruz, vebali de boynumuzda takılı kalıyor.
Bilgi ne kadar gerekli, öğrenmek lazım da ne engeller çıkarılıyor, toplumun değer yargılarında belli bir farklılık artık belirgin oldu. Paralı ekonomi kendi önceliklerini kalabalıklara empoze ediyor. Manevi telkinat da yok, yol gösterilmiyor, dert edinilmiyor. Haydi bakalım vaktinizi boşa harcamayın diyen yok. Neticede Ramazan Ayı da menfi yönlendirmelerden etkileniyor, hayatta ibadete istikamete gereği gibi yer verilemiyor dikkat edilemiyor; ay geliyor geçiyor, kadir gecesi geçiyor farkında olunmuyor, istifade edilemiyor, mahrum kalıyorlar, maneviyattan uzaklaşıyorlar; zararın boyutundan da haberleri olmuyor. Mesela bir kadir gecesi gafletinin bizi bin aylık ibadet sevabından mahrum ettiğini biliyoruz da; bunun bir ömür ibadete denk olduğunu takdir edemiyoruz, bir küçük gayretle kadir gecesini ihya etmek elimizde iken, bir çabamız olmuyor.
Bir gerçek var, ‘’Size Ramazan ayı geldi, bu ayın ilk on günü rahmet, ikinci on günü mağfiret ve son on günü günahlardan arınmadır. o bereket ayıdır, o ayda tam hayır vardır, Allah (cc) sizi rahmeti ile kuşatır, huzur iner, hatalar silinir, dualar kabul olur ve sizin rağbetinize de bakılır. ‘’ bunlar Ramazan ayının vasfı aslı da şimdi kim erişirde bağışlanmadan çıkarsa ‘’Burnu sürtsün.’’ Diye bir kayıt da var. Madem ramazana gerekli önemi veremedi tenbellik ettiyse; fırsatı kaçırdıysa nefsine keyfine aşağılık kimselere uyduysa, onlara itibar ettiyse, ihmal etti kayıtsız kaldıysa, şeytana uydu vaktini önemsiz şeylere harcadıysa ; kaybı büyük olmuştur, kusur da kendisinindir; artık ”Hor hakir olmayı.” hak etmiştir, ‘’Burnunun sürtülmesine,” de layıktır.
Özetle eski kandilleri biz mumlarla, ramazan ayını beşli yedili gaz lambası ışığı , mütevazi sofralar, börekli katmerli hoşaflı sahurlar ve coşkulu birlikteliklerle hatırlıyoruz. şimdiki gencler mübarek geceleri ilerde belki kandil simidi ve ramazan aylarını belediye iftarları namaza ibadete saygılı olmayan etkinlikler ile hatırlarlar. o kutlu günler geldi geçti, nasibi olana yenisi geliyor. şimdi biz bir hazırlık yapalım usulüne uygun olarak yaşamak için günlerin gecelerin biraz perdesini aralayalım içine nüfuz etmeye çalışalım, mutlaka bize verebilecekleri tatmin edici hediyeleri olacaktır; bu sağduyu olur, nefis tasfiyesi olur, iç huzuru olur, kalb temizliği olur. Güzellikler kazanırız, bir yere tutunuruz, dayanırız, sağlam basarız. İşte şimdi tam olarak bilemediğimiz bu edinimlerden bir şey armağan ederde, bakarsın bizi dünya ahiret bahtiyarlığına ulaştırır.
İki tarafımızı görürüz.












