Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa Asya kıtasında harb ve sıkıntı yılları hüküm sürmektedir. İki dünya savaşı ihtilâl karışıklıklar iktisadi kriz aralıklarla asrın ortalarına kadar devam eder. Savaş istila ideolojik mücadeleler materyalizm ve komünizm asıldan uzaklaşmayı körüklerler. Sınai ve teknolojik gelişme ve üretim artışı ile ticaret hacminin artması, halkları bir kalıba sokmaya başlamıştır. Sanat faaliyetleri sinema müzik tuz biber olmuş kitlelerde inisiyatif bırakmamış, önce nefsin sonra reklam moda fesat odaklarının dayatması ile insan hayatı ters yüz edilmiştir. Artık ekonomiler çıkara dayalı israf ekonomisidir. Tüketim keşfedilmiş ve refahın göstergesi kabul edilmiştir. şimdi esas olan çok kazanmak çok harcamaktır. İhtiyaç meşru dairesinden çıkarılmış, sefahat eğlence içki kumar ihtiyaç olmuş , gösteriş alayiş numayiş başlamıştır. Bu gidiş asıldan sapmadır inhiraftır. Ehli kitabın kilisesi havrası bu gidişi durduramamış aciz kalmışlar, müntesiplerinde de dinsizliğe kaymalar başlamıştır. Devamı için tıklayın »
İnhiraf
Kategori: Genel Etiketler: fırın eti, girinti, inhiraf, Kerpiç, kinin, kira, köstebek eti, modaetlipide, sulfata, tüketim
Muhasebe
Kategori: Babamın hikayeleri Etiketler: çarşı, cilt, defter, defterdarlık, defteri kebir, ecevit, Esnaf, hesap, maliye, muhasebe, muhasebeci, sendika, varak, vergi, yüksek ticaret
Akıl terazi göz mizan, muhasebenin aslı esası bu. ölçü tartı bedel denge onlar da lazım. Denge para birimindendir hesap denge ile neticelendirilir. İşlemler dikkatle muhasebeleştirilir. Muhasebe herkesi ilgilendirir, insanlar dünyanın neresinde olursa olsunlar bir tarafı ile hesabcıdırlar, çevresini gözler değerlendirir sonuç çıkarırlar. Bir kesimin hesabı menfaata dayalılıdır bir yere kadardır muhasebesini madde planında yapar. Bir kesim hesabına ahireti de katarlar. Devamı için tıklayın »
Pansiyon
Kategori: Babamın hikayeleri Etiketler: Çile bülbülüm çile, istasyon, lise, mutaala, öğrenci, okul, ortaokul, Pansiyon, talebe, teravih, Tren

Yaslı gittik şen geldik diye bir marş vardı. İşte pansiyon öyle, pansiyon gurbetin ilk durağı, önce sözü edilir neden sonra hazırlık, okul açılacak gün yaklaşır , evde telaş heyecan gitti gidiyor ve son akşam yemeği , bir pazartesi sabahı bir büyükle birlikte memleketen çıkılır, yol şose , mesafe 60 km. süre iki buçuk saat sonra şehire varılır, oradan yaslı endişeli şekilde okula ulaşılır. Eşyalar pansiyona teslim edilir. Öğrenci sınıfına gidecek ya artık ayrılık zamanıdır; yâni bu okuma dedikleri çokmu lüzumlu idi diye düşünülür, okul koridorunda hüzün içinde ayrılırlar. Baba akşam evde olacak , aile sofranın çevresinde yine toplanacaklar, kendisi olmayacak, keşke ben de onlarla olsam diye gönlünden geçer. Devamı için tıklayın »
Esnaf
Kategori: Babamın hikayeleri Etiketler: 1940, 1950, ahi, ahi teşkilatı, Bolvadin, çarşı, emirdağ, emirdağ pazarı, Esnaf, kaplıca, kırlangıç, kıtlık, seyyar esnaf, yokluk, zabıta
Kırlangıc uçarken iniyor çıkıyor yön değiştiriyor çizgisi belli değil ya ; demişler: “Mübarek denk uçamıyorsun, ağır ol kâmil ol, bir istikametin olsun, acele etme panikleme…” Demiş ki: “Uçmasına denk uçuyorum da bakıyorum karşıdan bela geliyor, ne yapayım iniyorum çıkıyorum belanın altından üstünden kaçıyorum veya börtü böcek önüme kısmetim çıkıyor peşine düşüyorum.” Hâni ortalık süt liman olsa o uçacak biz seyredeceğiz. Devamı için tıklayın »
Efeler
Kategori: Babamın hikayeleri Etiketler: 1940, Bolavadınlı, Efeler, Eskişehir, gümüş köstek, Köstekli, köstekli cep saati, külot pantolon, sade gave, sade kahve, süpürge, yokluk

İsmail Ağayı siz nerden bileceksiniz. onun ağalığı ağabey manasına, aslında efe de “Yoklukla yiğitlik olmuyor.” Memlekette hali vakti yerinde olanda var, fakat komşuların çoğu idareden aciz, İsmail Ağa’da fıkara efeliği nasıl yapsın. Adam güçlü kuvvetli dirayetli oturmasını kalkmasını bilir kararlı. Konuşması tutuk , velakin karşısındakine meramını anlatır. Uzatmaz, kısa keser. Herkes gibi mütevazi giyinir, babasından hatıra kalan gümüş köstekli cep saatını takar, ihmal etmez meraklıdır…
Devamı için tıklayın »
Onpara
Kategori: Babamın hikayeleri Etiketler: altın, aşçı dükkanı, aziz, çarşı, ekonomi, hamit, helva, helvacı, kapalı ekonomi, onpara, pekmez, reşat, sucuk, tahin, tereyağı, tulum peyniri, türk lirası, yol vergisi

1940lı yıllarda kapalı ekonomi hüküm sürmektedir. Kapalı ekonominin görünür özelliği ihtiyacın önemli bölümünün mahallen karşılanmasıdır. Çarşıya pazara bağımlılık sınırlıdır. Daraltılmış piyasa tetbirli hareket etmektedir. Esnaf arasında “On paralık kına al, onu sat gine al.” kuralı geçerlidir. Bir kuruş kırk para, on para kuruşun dörtte biri… Para birimi Türk Lirası, lira yaklaşık 7.2 gram altına tekabül ediyor, altın lira Osmanlı’dan beri Reşat, Aziz, Hamit olarak piyasada; Cumhuriyetle birlikte “Cumhuriyet Altını” adını almış. Liranın as katları kuruş ve para; bir lira yüz kuruş, bir kuruş kırk para… Devamı için tıklayın »
Kirkor
Kategori: Babamın hikayeleri Etiketler: atina, azınlıklar, ekalliyet, ihtida, istanbul rumları, kirkor, mübadele, Rum, rumlar, selanik

Hikaye bir mülkiyeliden. Cumhuriyetten sonra Balkanlar’dan Türkiye’ye, Türkiye’den Balkanlar’a ara ara göç mübadele sürmektedir. Bu arada Türkiye ile Yunanistan arasında bir göç anlaşması yapılır. İsteyen hak sahipleri oradan buraya, buradan oraya göçebilecektir. İstanbul Rumları zaten bir vesile ile gidip gelmekte olduklarından oraları tanımakta bilmektedirler… Burayı da biliyorlar ya , Şimdi gitseler mi? Gitmeseler mi? Bir kısmı gitme , bir kısmı burada kalma taraftarıdır. Aralarında konuşur tartışırlar ; gitmeye taraftar olanların öncelikle gitmesine, oradaki son durumun araştırılmasına , buradakiler için orada bilgi edinilmesinde anlaşırlar. Tereddüt edenler daha sonra karar versin derler. Devamı için tıklayın »
Ankara
Kategori: Babamın hikayeleri Etiketler: 1968, alkan, amir, Ankara, ankara garı, araştırma planlama, ayhan ışık, baba hakkı, beşiktaş, eskiyi unut yeni yolu tut, gima, gürcü bacı, inanıyoruz yapıyoruz, istatistik servisi, kadro uzmanı, mişmiş, mülki teşkilat, penguen, sıhhiye, sınai emniyet, ulus

İlkokula 1948 de başladım. Defterler on yapraklı yirmi yapraklı idi, tek çizgili çift çizgili olurdu, bakkaldan alınırdı. kapağı kağıt, defter kapaklarının üzerinde aynı klişe “Türk çocuğunun okul defteri.” yazısı ve aşağıda bir etiket dörtgeni, no adısoyadı sınıfı; defterin arka kapağında çarpım tablosu… Her bayramda birde paramız olduğunda cep defteri alırdık, cep defterlerinin kapağında “Güzel Ankara Defteri” yazılı olurdu.cep defterlerinin büyüğünde küçüğünde aynı yazı; Ankara öne çıkarılırdı. Sonra ilkokul öğrendiğimiz ilk şarkılardan biri “Ankara Ankara güzel Ankara.” … Devamı için tıklayın »
Koyun
Kategori: Babamın hikayeleri Etiketler: Bolvadin, çiftlik, eber gölü, emirdağ, göl, hayvancılık, kırkgöz, koyun, sultan dağları
1950 li yıllar, Eber Gölü Havzası, Sultandağı Emirdağı Paşadağının çevrelediği göl; dağlar gurbettekilerimizin “Nerde benim mor sümbüllü çiçek kokan dağlarım.” dediği dağlar… Dağların ortak özelliği sükunet ve şurasında burasında koyun sürüleri… Aşağıda göle doğru ova, ovada yerleşim birimleri, çevreleri bağ bahçe, sonra tarlalar, sonra geniş mera ve göl… Tarlalar karasabanla pullukla sürülüyor, ürün harman yerinde bir uzun uğraştan sonra alınıyor. Herkes seferber kadına çocuğa iş düşüyor… Traktör biçerdöğer yaygın değil, henüz otlak mera traktörün tecavüzüne uğramamış, meralarda koyun çiftlikleri, çiftlik evleri dam çardak ağıl otluk…Koyun bu coğrafyada iş uğraş bereket. Büyükbaş hayvan ise ev ekonomisi ile sınırlı, ineğe mandaya evde bakılıyor, çiftliği yok, yerel ihtiyaç için sütü kaymağı tereyağı için besleniyor. Devamı için tıklayın »
Kış
Kategori: Babamın hikayeleri Etiketler: arabaşı, Arafat, Aşirefendi, Bolvadin delili, Çakmakçılar, Delillerin evleri, ermeni, fırıneti, Gülhane parkı, hindi, Kabe-i Muazzama, kale, kış, Konyalı, külbastı, Malatyalı tüccarlar, Medine-İ Münevvere, mercan piyasası, Mine, Müzdelife, Ravda-i Mutahhara, Rum, Sirkeci otelleri, Sultanhamam, tenezzüh, tranvay, Tren, vapur, yahudi toptancılar, yankesiciler. Mekke-i Mükerreme

1950li yıllar… Bolvadin, İç batı Anadolu eşiği, Ege bölgesinin doğusu, denizden yükseklik 1050 m. , elli kadar köy, canlı ticaret merkezi, kara iklimi, elektrik akşamdan gece yarısına kadar, su şebekesi yok. telefon santralı küçüçük, telefonlar manyotalı.
İş sabahın kışın sabah ezan okunurken kalkılır. Evde soba erkenden yakılır, karaklıkta odun sobasının önündeki hava kapağından ateşin alevi beyaz badanalı duvara, tavana akseder oda hareketli bir aydınlık içine girer ısınır. Oturma odasına serilmiş birkaç yatak, yataktakilere kalkın uyarısı yapılır, sonra soba kızarınca kalkar giyinirdik. gömlek pantalon evde örülmüş yün kazak ceket yün çorab birde mes. Hemen mahalle mescidine hocaya ders okumaya gider gelirdik. Geldiğimizde yataklar kaldırılmış, ev süpürülmüş, minderler köşelere konulmuş oda gündüz konumuna getirilmiş olurdu… Sobada odunlar kor haline geldiğinde ateş mangala alınır, Mangal sobanın yanında, saçtan mamul ,dörtköşe ayaklı, altında kedi, üstünde kül ve üzerinde kor halinde ateş, mangalın üstünde boyuna enine demir çubuklar ; pratik olarak ekmek kızartılabiliyor, çay ve yemek pişirilebiliyor, kahve yapmak için cezve sürülüyor. Mangalın küllenmiş ateşi açılıp örtülerek odanın sıcaklığı muhafaza ediliyor. Devamı için tıklayın »






