
1950li yıllar… Bolvadin, İç batı Anadolu eşiği, Ege bölgesinin doğusu, denizden yükseklik 1050 m. , elli kadar köy, canlı ticaret merkezi, kara iklimi, elektrik akşamdan gece yarısına kadar, su şebekesi yok. telefon santralı küçüçük, telefonlar manyotalı.
İş sabahın kışın sabah ezan okunurken kalkılır. Evde soba erkenden yakılır, karaklıkta odun sobasının önündeki hava kapağından ateşin alevi beyaz badanalı duvara, tavana akseder oda hareketli bir aydınlık içine girer ısınır. Oturma odasına serilmiş birkaç yatak, yataktakilere kalkın uyarısı yapılır, sonra soba kızarınca kalkar giyinirdik. gömlek pantalon evde örülmüş yün kazak ceket yün çorab birde mes. Hemen mahalle mescidine hocaya ders okumaya gider gelirdik. Geldiğimizde yataklar kaldırılmış, ev süpürülmüş, minderler köşelere konulmuş oda gündüz konumuna getirilmiş olurdu… Sobada odunlar kor haline geldiğinde ateş mangala alınır, Mangal sobanın yanında, saçtan mamul ,dörtköşe ayaklı, altında kedi, üstünde kül ve üzerinde kor halinde ateş, mangalın üstünde boyuna enine demir çubuklar ; pratik olarak ekmek kızartılabiliyor, çay ve yemek pişirilebiliyor, kahve yapmak için cezve sürülüyor. Mangalın küllenmiş ateşi açılıp örtülerek odanın sıcaklığı muhafaza ediliyor.
Evler kerpiç muhafazalı , duvarlar kalın oda çok ta kışın sadece bir iki odada soba yanıyor, evler daralıyor. odaların çoğunda kapısının arkasında perdeli üçgen raflar,(Kapı arkası) duvarın biri boydanboya ahşap yüklük dolap vs. diğer duvarda ocak, ocak üstünde uzun bardak rafı, peçe , soba borusu bacası, başka duvarda çiçeklik; çiçeklik nevi sahsına münhasır gömme gösterişli nitelikli eşyanın konulacağı özel raflar ve çiçeklikte evin salonuna bakan küçük bir pencere..bir diğer duvarda avluya bakan iki pencere ve her pencerede sekiz tabaka küçük cam. Taban tahta önce hasır ve üstünde kilim serili, kenarlarda çepeçevre berde yastıkları , köşeler de minder ,başköşede ayrıca koltuk yastığı ve topan yastık…
Babam sabah namazından sonra simitle gelirdi, simit gevrek, simit beş kuruş. Kahvaltı kızarmış ekmek tereyağ peynir zeytin ve çay… Sonra paltosunu giyen dükkana okula giderlerdi, evlerdekiler de işlerine devam ederlerdi… Sabah okula, evdeki ineğini mandasını mahallenin sürüsüne katan komşularla birlikte giderdik, okulun biraz ilerisinde büyükbaş hayvanlar toplanır, ana yoldan kıra çıkarlar. Okul sabah üç ders, öğleden sonra iki ders ve paydos , öğrencilerde evlerine dönerler. Dönerken mahalleler arası kavga çıktığı olurdu. Okulda üç sömestr uygulanırdı, üç kanaat notu verirlerdi, kışın birer haftalık iki ayrı tatil yapardık.
Okul açıldığında havalar soğumaya başlar. Eylülün son haftasında tetbirli aileler “Sen şöyle dikil bakalım.” diye sobayı kurarlar; sabah akşam gerektiğinde çalı çırpı yakıp ısınırlardı. Ekim ayında herkes on kilo kireç ve bir kuzu derisi topu topu ikibuçuk lira masraf ile evi dip köşe bırakmaz sıvar badana ederler, her taraf mis gibi kireç kokar. sobasını da kurmuş olurdu. Yakacak odun kemre tezek daha önce temin edilmeye çalışılırdı. sabahları sis, sonra kırağı derken kış güzden karşılanırdı. Okul girişinde öğleyin tane ile yeşil tüylü ekmek ayvası, teneffüslerde ölçekle alıç, gılik, döngel satılmaya başlanır, Sonra ıslak çuvalla terbiye getirilir satılırdı. Kışla ilgili hayat bilgisi konuları çocukları dolaylı bir şekilde kışa hazırlamış olduğundan soğuklar geldiğinde öğrenciler dilediği şekilde uygulama yapardı. O zaman kanalizasyon yok, mahallelerde çeşme suları yolun bir kıyısından akıp giderken donar. Buzu çoçuklar kaya kaya alıştırır, uzun bir pist yaparlar , yarışırlar , yaralananlar da olurdu. Birinin burnu dişi kanadığında ; oradan geçen biri “Tükürde ineğiniz buzalasın.” der ilgilenir, sakinleştirirdi.
Alışkın öğrencilerin ayağında kış geliyor diye mes lastik olurdu.Kış aylarında herkesin üzerinde palto ceket yelek ve deforme olmuş evde yerli yünden örülmüş yün tiftik kazak bulunurdu. İççamaşırı uzun don ve dize kadar göynek , başlarında evde örülmüş kar başlığı… Kış geldi diye kalın giyinilirdi. Kar yağarsa okul bahçesi hareketlenir; kıra doğru taşarlardı. Kar ayaz herkese şenlik olur. çocuklar Islanmalarına üşümelerine aldırmazlardı.
Okulda sınıflar kalabalık içeride bir kömür sobası ; kömür okulun bodrumunda , sabah sobayı yanıyor bulurduk. Soğuk günlerde derslerde kalfa girer çıkar elinde kova, kömür atardı. Öğretmenler yazı hesap resim müzik öğretmeye çalışırlar. Öğretmenler birlikte hareket eder, kendi kendilerine gider gelirler, kulübe çıkar , yerlilere karışmazlardı. Çocuklara okuyun adam olun, bizi örnek alın,cahil kalmayın, diye başlayan çok çeşitli tavsiyeleri olurdu. evlerde okulla ilgili bilgiler verilir, okulda söylenenlere şahit olurduk. Öğretmenlerin bu tür çabaları veliler tarafından endişe ile karşılandığından evlerde öğrencilere örneğin “Hangi partidensiniz .” diye sorulduğunda aman ha “Ekmek partisinden ” deyin diye tembih edilirdi. Okul Aile Birliği toplantısı yaygın değildi. okula veli ilgisi yoktu.
Kış aylarında kar eksik olmazdı. Sultandağını Emirdağını karla kaplı görürdük. Çocuklar kış günlerine rastlayan ayrı ayrı iki haftalık sömestr tatilinde evlerde mahallede kışın tadını çıkarırlardı. Kışın mahalle odaları canlı olurdu, müdavimleri mahallenin ihtiyarları ile çift çubuk işleri biten komşulardı. Çocuklar girer çıkar kimse onları yadırgamaz, dinlerler kulakları dolardı. İlçede yirmi mahallede yirmiden fazla oda vardı. Mahallenin ihtiyacı cemiyeti için… Bizim mahallenin odası mescid çeşme ile bir arada , o yıllarda tek katlı duvarları kerpiç damı toprak köşede mütevazi sade muhafazalı bir oda… Ramazan ayında mukabele okumaya gelen hafızlar kalır, oda ilgi merkezi olurdu. Çevrelerinde bir halka oluşur , oda için hergün bir iki sofra iftar yemeği hazırlanır, sahur için yemek gönderilirdi. teravihten önce ve sonra mahalleliler oda da otururlardı.
Kışın mescide erken gelen odaya girer namazdan sonra oturuma devam ederler, soba yanar da pek bakan olmaz. Mevsime göre kalın giyinilmiştir aranmaz. Kahve çay şeker gazocağı bulunur; içeride elinden gelen bulunursa kahve yap çay yap denilirdi. Sobanın üstünde ibrik sıcaksu hazır olurdu.Ezan okunmadan abdest alacak olana leğen götürülür çocuklar su dökerlerdi. Su dökmesini bilmeyenlere usulünü öğretirler. “Dizinin birini yık.” “Azdök, çok dök.” “Abdest alana bak.” denirdi. Komşulardan kimi legen sırası beklemez, çeşme karşıda “En iyisi çeşmeye gideyim zengin çocuklarının para harcadığı gibibol su ile abdest alayım “ der, çeşmeye çıkardı. Fakat çeşmenin başı kalabalık , kadınlar tanıdık; birisi ” Ayşe Fatma Kadıomar Emminiz abdest alıversin” der, kadınlar çekilir çeşmenin kurnalarını boşaltırlardı.gece odaya kahveye gitmeyen esnafta gelir konuşurlar, saat alaturka akşam tam onikide okunur , saat yarımda gelmeye başlarlar, yatsı birbuçukta namaza gider gelir saat üçe üçbuçuğa kadar otururlar. Muhabbet işte , herkesin uzmanlık konusu var, sırası geldiğinde konuşur, çoğunluk dinlemeyi sever. Ağzı laf yapan görmüş geçirmiş ihtiyarlar; kendileri dinlendiği müddetçe edepten ahlaktan anlatırlardı.Başta bir giriş yapılır, sonra iş güç çarşı pazar, sayılı kış zemheri hamsin satılmış kışı, daha sonra söz bir yerden açılır. Yörükzade Yunuszade, seferberlik askerlik… Bakarlar iş uzayacak, saati olan cebinden bir cep saati çıkarır bakar ; ” ooo vakit olmuş.” der; fazla kalmazlar kalkarlar. Sokaklar buzludur, birbirlerine dikkatli olmayı söyler dağılırlar.
Çarşı odaları sahibli, oda sahibinin veya sülalenin misafiri için , eşin dostun hizmeti için. Birde kış geceleri ve pazar günleri oturmak için…biz amcamın odasının çocuk müdavimlerindendik. Bir tarafa ilişirdik. Yeri çarşıda köşede kiraya verdiği terzi dükkanının üst katı idi . Demircilere giden sokaktan dar bir merdivenle çıkılır, yukarıda lavabo , yüklük, küçük bir ara ve boyalı, tavanı süslü, ferah ahşap bir oda , iki tarafında cumbalı pencereler, bi tarafta yüksek oturma yeri “maket”, kapı yanında odun sobası, yanında mangal, merdivene bakan küçük bir penceresi olan çiçeklik, çiçeklikte bardak fincan cezve çaydanlık nargile ve radyo… Radyodan saat ayarlanır. haber ve hava raporu dinlenir, yorum yapılır türkü şarkı başlayınca birisi: “Bizim boz eşşekte harman yerinde işte böyle bağıra bağıra telef oldu.” der. kapatırlardı.
Kış gecesi her akşam program. Yemeğini yiyen gelir, gençler hizmet için erken gelirler, musluğun suyunu içme suyunu doldururlar, havalandırır süpürür, temizler, sobayı yakarlardı. Müdavimler malum, gelmeyen beklenir, mazereti olmayanlar bilahare cezaya çarptırılır. ağır ceza bir koyun parası doksan lira , koyunculara isabet ettirilir, onlarda itiraz ederler. bizim doksan lira üç aylık kahve harçlığımız derlerdi. Konuşmalardan önce gündem dışı konular neticelendirilir. sonra birisi konu açardı. Sigarayı birkaç büyük içerse içer, nargile içen olursa daha önce hizmet içi eğitim verilmiş gençler tarafından özenle hazırlanır, tömbeki ve istanbuldan temin edilmiş kendiliğinden tutuşan özel kömürle hemen kurulur; tokurtu başlardı.Uzun kış geceleri kahve çaydan sonra kestane çerez meyve aranır, Hafta sonu için fırıneti külbastı, hindi arabaşı programları düzenlenir, birileri kaş göz işaretiyle işi bitirirler masrafı birine yüklerlerdi. kestane mebzul, meyve çerez benden diyen olur. sonrasında eski yeni konuşulurdu.Daha çok:
Yaygın besicilik, dışarıya borsaya kurban pazarına gönderilen koyun, koyunların para edip etmediği yıllar, İstanbul sütlüce canlı hayvan borsası, arnavut komisyoncular, Satılan koyun paralarının erken geç gönderenler, Haydarpaşadaki mavanalarla ilgili sorun, Borsa’nın Kurban Pazarı’nın arpa ile beslenen parmak başı gibi etli mal ettiği…
Karın kalın olduğu, uzun süre kalkmadığı , kırda köyde koyunların damlarında kapanıp kaldığı ,dışarıya çıkamadığı, yem temininde naklinde sıkıntı çekilen yıllar. Koyunu çok olan falan Ağanın; “Ot arpa saman hatıl Halit.” diye sayıkladığı sene, Halit ağa kahya orada ise. Ek bilgi verir 1948 kışıydı şu kadar mal telef oldu; derilerini koyacak yer bulamadık. der, anlatır.
Sonra İstanbul faslı; Sultanhamam Aşirefendi, Çakmakçılar , mercan piyasası,Sirkeci otelleri ,Gülhane parkı, Konyalı Malatyalı tüccarlar, Rum ermeni yahudi toptancılar, vapur tren tranvayda ve piyasadaki yankesiciler. Yeri geldiğinde Mekke-i Mükerreme, Medine-İ Münevver Kabe-i Muazzama, Ravda-i Mutahhara Arafat, Mine, Müzdelife, Delillerin evleri vekale… Bolvadin delili, Delilin bir defasıda kışın iş ziyaretine geldiği üşüdüğü..
Falan zenginin konu komşuya fakirlere yemek vermesi onlarla oturup yedirmesi, Tabakları kendisinin sünnetlemesi, ekmek ufağını birbir toplaması anlatılır. Dalar giderler. Vakit geçer, kollarındaki saatlar alafranga, saat ona gelip bekçi düdükleri ötmeye başlayınca bir iki giden olur. Sonra kalkarlar.
Çarşı Belediyenin esnafın gayretiyle kışın ıslah edilmiş durumda sokaklar öyle değil, evler bitişik nizam damların çoğu toprak, Kar az olsun çok olsun yağıp yerleri kapladığında ; damların ilk fırsatta kürünmesi gerekli olur, damındaki karı herkes çıkar veya adam tutar indirirdi.damlardan inen karlar sokakta tepecikler oluştururdu ahali zor geçer arabalar giremezdi. Motorlu taşıt araçları sayısı 1950li yılların başında bir elin parmakları kadar. Pilakayı belediye verirdi ilgilenirdik. sayısını bilirdik. Kamyona otobüse makine, otomobile tenezzüh denirdi. kar yağınca ve damlardan indirilip tepeler oluşturunca sokaklara araba giremezdi. kabayel esmezse eriyen karın aslı olmaz, Belediye halk birşey yapamazdı. Rüzgar eserse kısa sürede eritir; şırıl şırıl akar gider yerini de kuruturdu. Sokaklarda kar dışında damlardan inen çorak toprak sebebiyle kaldırım üzerinde çamur oluşur, kar yoksa bile kış sert geçtiğinden yerler buz tutar donardı. her mahallede akar çeşme, çeşme suyu arkı sokağın bir tarafında gidemez donar kalırdı.
Kışın ahali kalın giyinir kumaş astar tela manifaturacıdan, terziler ölçü alır dikerler. Konfeksiyon triko yok, kazak fanila evde örülür. Daha çok ihtiyarlar eski usul elifi biçim geniş pantalon palto giyerler, çiftçi rençber elbisesini habadan kalın kumaştan, pantalonları astarlı paça düğmeli yaptırır. saat çakmak köstek bozuk para için yelekten vazgeçmez. kazagın üstüne giyerlerdi. Esnaf ve gençler ince kumaşı tercih ederler, pantalonlarını bolpaça duble yaptırır, kumaşı harcı çarşıdan alır, dükkanlarında moda mecmuası olan terzilere diktirirlerdi. kazakları yine elde örülmüştü fakat gösterişli olurdu. kasket giyerlerdi, kasket istanbuldan gelirdi, şapka diken esnaf yoktu, elbiselerine uygun şapka bulmakta güçlük çekerlerdi.
Esnafa gelince esnaf kışın farkına varmaz, kar ayaz köylü inemiyor, senet ödenecek ,hesap kapatılacak, çeşit eksildi takviye edilecek, düğüncü gelecek , vergi,maliye, belediye başka masraflar düşündürür durur, Dükkanlarında sobanın mangalın yanına oturur Pancar parası, kredi, avans hesabı yaparlardı. Bellibaşlı esnafın üçü beşi bir yerde biraraya geldiklerinde; kendilerinin İstanbul Bursa tüccarı ve yerli köylü müşterilere hizmet ettiklerinden ve aralarında ezilmekte olduklarından yakınırlardı. Esnafın çoğunluğu kahveci, yiğidin son kârı kahvecilik, kahve çok, kışın yükünü kahveler çekiyor. Kahveci tekbaşına, kimsesi yok herşey onda bitiyor, hava soğuk evlerde dirlik yok, kahveler dolu, vatandaş adet edinmiş. Kahvenin kapısı açık , herkes iyi ise kötü ise tanınıyor, kahveye girip çıkıyor. kahveci ne desin… Sigara tane ile satılıyor, bir paket ikinci sigarası 20 kuruş, 5 sigara 5 kuruş; bakkaldan 5 sigara alan geliyor, kahveler tilki dumanı,dostlar alışverişte görüyor da Çay kahve şeker odun yekun tutuyor, bedava gibi yazdırılıp alınıyor da ödeyebilirsen öde; zaten kahvehanenin kırılmış düşmemiş camları kağıtla yamalı, tüten soba boruları hamurlanmış. Kahvecinin ki bir idare işte…
Söz dönüp dolaşıp kışa geliyor, ortak konu kış. Sayılı doksan gün, kırk gün zemheri elli gün hamsin, kara kış bu 21 aralıkta başlıyor, 20 martta çıkıyor.Hesaba göre zemherinin birinci günü yaz anasının karnından doğuyor, ümit oluyor ve zemherinin 27 sinde bir kalbur yaz giriyor. yaz daha bir ünite kış hükmediyor, herkes eski yeni giyiniyor tedbir alıyor; sonra hamsin daha sert , Hamsinde işte şubatın sonlarına doğru Leyleklerin gelme zamanı, takvimde okuyoruz leylek yok. Adana’ya gelirmiş, cemrelerden sonra sayılı çıkıyor, mart 21 kış bitiyor. Birkaç gün sonra nisan … Bahar ayı işte, hatıralarımızda üşüdüğümüz 23 nisan ve 19 mayıslar olsa da herkes bahara adapte olmuştur. Ensonunda haşhaşlar iki kulak oldu da çapa başladı mı işler çıkmış demektir. kimse yağış soğuk dinlemez… Artık uzun bir yaz umulur da, nedense yine de baharı görmeden yaz gelir geçer.



Tadi damagimizdaki Bolvadin’i guzel anlatmissin eline diline saglik Ihsan Abi. Ahhhh o guzelim sehri guzellestirecegim diyerek nasil mahvetti abimiz!