1950 li yıllar, Eber Gölü Havzası, Sultandağı Emirdağı Paşadağının çevrelediği göl; dağlar gurbettekilerimizin “Nerde benim mor sümbüllü çiçek kokan dağlarım.” dediği dağlar… Dağların ortak özelliği sükunet ve şurasında burasında koyun sürüleri… Aşağıda göle doğru ova, ovada yerleşim birimleri, çevreleri bağ bahçe, sonra tarlalar, sonra geniş mera ve göl… Tarlalar karasabanla pullukla sürülüyor, ürün harman yerinde bir uzun uğraştan sonra alınıyor. Herkes seferber kadına çocuğa iş düşüyor… Traktör biçerdöğer yaygın değil, henüz otlak mera traktörün tecavüzüne uğramamış, meralarda koyun çiftlikleri, çiftlik evleri dam çardak ağıl otluk…Koyun bu coğrafyada iş uğraş bereket. Büyükbaş hayvan ise ev ekonomisi ile sınırlı, ineğe mandaya evde bakılıyor, çiftliği yok, yerel ihtiyaç için sütü kaymağı tereyağı için besleniyor.
Eber Gölü 100 km2 büyüklüğünde yurdumuzun 12. büyük gölü, Derinliği ortalama 4 m. göl kamış kındıra saz adacıkları ile kaplı, aralarında altı düz kayıklarla gezilebiliyor, kuşlar ve av hayvanları için barınak, avcıların uğrağı , nevi şahsına münhasır gizemli bir göl… İnce uzun adacıkları kanal görünümü veriyor, labirent halinde , bir yerinde su girdap şeklinde kıvrılarak dibe gidiyor, gölcüler bük diyorlar , göl tehlikeli gölü bilenler ancak emniyetli olarak giriyor saz kamış getiriyorlar. Gölün bahar ve kış yağışlarıyla suları yükselir, taşar çevresini sular altında bırakır. Her yıl göl yakın yerleşim birimlerine köylere doğru az veya çok yaklaşır, sonra çekilir gider. Arkasından yemyeşil otunu bitirir, dizboyu ipek gibi incecik ot… Tarlalardan önce ilk çıkan amele vişnesi vaktinde göl çevresindeki araziye girilir, Kalabalık bir orakçı gurubu otu biçer. yığınlar kurutulur, otluklara yığılır… İşte gölün otu ve harman yerlerinin samanı arpası koyunculuğun sigortasıdır…
50 li yıllar nüfusun teşvik edildiği yıllardır. Her yerde olduğu gibi buralarda da aileler kalabalık. şu kadar oğlu, şu kadar kızı, torunu , gelini var; herkes çiftçi veya ortakçı; bahçesi tarlası malı çifti çubuğu hayvanı için herkes devreye giriyor. Çoban koyunu çok olan çiftliklerde , çobana hak verilecek ya. herkes gücüne göre koyun tutuyor… Koyun mübarek, koyun sevilir, koyun kibar seçer yer ayağının değdiğini yemez, koyunun yağmur duasında kuzusu bir tarafa ayrılır , koyun kuzu karşılıklı meleşirler , süre biraz uzayınca meleşmeleri derinlik kazanır , cemaat dolar hislenir ,yağmur duası göz yaşı ile başlar, Baharın kuzusu ile meleşiyor olması ise göz aydınlığıdır . Koyunun eti sütü yünü derisi kuzusu ihya eder. Koyuncular da teşkilatlıdır. Yer yurt çiftlik otlak mera yaylalar at araba sözüm ona eşek köpek… baharın kuzular doğmaya başladımı teyakkuza geçilir, merada doğan kuzu eşek sırtında heybe içinde gelir. kuzular tamamlandığında ayrı bakılır, kuzulu koyuna özen gösterilir.Sonra süt sağımı başlar, yaylada devam eder. Ekinler biçildikten sonra yayladan inilir…
Damızlık koyunun yanında birde yoz koyun vardır. Bunlar sonra değerlendirilecek koyunlardır. kıra gider gelirler. Kuzular büyüyünce dişisine damızlık koyuna takviye için iki yaşına kadar bakılır, erkeği satış için yetiştirilir ayrıca sürü yapılır.. birde koca koyun vardır, dört beş yaşındaki koyunlardan dişleri dökülenler merada yayılıp kendini doyuramaz besiye çekilirler, pancar ot saman arpa ile üç beş ay kadar bakılır etlendirilir, satılırlar.
Koyun etkin. Sekinet koyun sahiplerinde, kibir azamet mal mülk sahiplerinde çiftçilerde olur. Koyun çevresindekilere huzur tevekkül telkin eder.Koyun çiftliğinde iş başında ailenin büyüğü baba veya büyük oğul biri baş tutar, diğerleri çalışırlar. zaten çekirdekten yetişmişlerdir. Aralarında işbölümü yapılmıştır.Herkese çiftlik işi yanında çarşı pazar, çift çubuk, inşaat kemre gibi ek işler verilmiştir. Koyun için luzumlu ilaç hap katran asefinik (asitfenik) bulundurulur. Bunlar mal sahibi ya, gece gündüz çalışır, gerekirse koyunla yatar kalkarlar, koyunlarını kuzularını tanırlar. Akşam koyunlar meradan geldiğinde çiftlikteki kuzular analarına kavuşurlar meleşirler mahşer kurulur… Küçük kuzular analarını bulamaz Çobanlar bilir bulur anasına götürür önüne atarlar.
Eber Gölü çevresindeki çiftlikler bir bakıma aynı özellikleri taşırlar, mesela Kırkgöz Köprüsüne yakın olan ; bir çiftlik çiftlikevi odalar ve önde açıklık , odalar kireç badanalı döşeli biri mutfak , sonra koyunlar için ağıl çardak gölgelik çit at ve büyükbaş hayvanlar için ahır birarada ayrı yerde otluk… Her bahar usta amele gelir, kıştan çıkınca bir dam bir çardak yapılır, tadilat tamirat olur. Ön tarafta bir çeşme, suyunun tadı değişik, hayvanların sulanması için bir kaç yalak, az ilerde yürüme mesafesinde Akarçay… Kırkgözün altından göle gidiyor; adı Akarçay aktığı belli değil eğim bir var bir yok. Kırkgöz Köprüsü Osmanlı Padişahları tarafından yapılmış 58 gözlü uzun bir köprü, Bugün bir kaç gözü toprak altında , halen ihtişamını kaybetmiş değil, kuşlara yuva ,çevresi yeşil, sakin, otları arı çiçeği kekik rüzgarda dalgalanır.
Çiftlikte kadınların başlarında büyükleri olur. Süt sağar, yoğurt peynir tereyağı yaparlar, Ekmek börek mahalledeki evde yapılır gönderilir, yaşlı kadınlar koyunun yapağısını yıkarlar, keçeci esnafına beş on kuruş verir attırırlar, boş durmaz ellerinde kirman yün eğirirler;eli boşalan çorap kazak örer, ihtiyacı olana giydirirler. herkese gün boyu uğraş vardır.At arabası da hizmet için hazırdır, gelir gider durur. iki yolu vardır, biri anayoldan ki burada kamyon otobüs yanında öküz arabaları da geçer, birde kırlardan demir tekerlekli arabaların tarlalar arasındaki kır yolundan gidilir gelinir. kadınlar kır yolunu tercih ederler. “Bizi İstanbuldan götürmeyin.” derler. Bu iş güç arasında Hıdırellezde yakınlarının kadınlarını çocuklarını ağırlamak da onlara düşer. Çiftlik bir bakıma emniyetli , hava soğuk yağışlı olursa ev var ocak var, teşkilat var, hayvanlar çocuklar için önemli, ova yeşil, Akarçay cam gibi berak temiz, Kırkgöz Köprüsü… katmer, ocak bükmesi, yoğurt peynir tereyağ , yiyecek içecek bol, Hıdırellez ise işte bu… İşte ibrik, işte leğen, işte peşkir iptedir… Konuklar akşam vakti tatlı bir yorgunluk içinde evlerine dönerler.
İşler mayısla birlikte artar. Koyun yaylaya gidecektir, eleman sıkıntısı çekilir, haziranla birlikte çiftliğin bir tarafına harmanyeri kurulur, tarladan sap getirilir, harman başlar, önce arpa sonra buğday biçilir gelir, sap düğen harman derken çeç çıkar . Eylülde gelir. Yazın koyun ağıllarından kemre kaldırılır kurutulur, istif edilir. Kemrenin özel sobası vardır ördek soba çarşıda sobacı esnafı satar. devamlı ve ağır ağır yanar ısıtır.kış için bir devlet, koyuncuların yakacak sıkıntısı yok. Hayvancılık bu,yün süt yoğurt peynir tereyağı iyi de adama ihtiyaç çok, devam istikrar gerektiriyor, durmak yok, eğer koyuncunun düğünü cemiyeti varsa şıkışır, uzak yakın ölüsü olursa ağlayamaz, koyunculuk adamı ölüsüne ağlatmaz…
Çoban şart, aileden olur, elden olur. Bir deynek dikiliverecek, yardımcıları da contu, çoramık, cona, çotak… Elden olan çoban hak alır.Kasımdan hıdırelleze, hıdırellezden kasıma altı ay için çoban tutulur.Rayiç bellidir, bazı namlı çobanlar hakkı bir miktar artırırlar. Çoğu zaman koyuncular çobanlarını yeniden tutarlar. Ücretten ayrı elbise içlik, kaput bezinden göynek çamaşır ve çarık…1950 yılların son dönemlerinde artık çarıkların tabanı kamyon lastiklerinden yapılmaktadır. kırda dağda giyilir. Çobana demirbaş kepenek verilir, çobanın paltosu yatağı yorganıdır, gece yatısında koyun güderken hayvanlar doyduğunda sürüde başı çeken elkoyun vardır, elkoyuna bağ atar bir ucunu kendisine bağlar; çoban şapkasını yüzüne indirir kepeneğe girer uyur. Yazın kepenek eşeğin üzerindedir. Çoban köpekleri telaşlıdırlar,önce koşar uyarı yaparlar , çobandan ses çıkmazsa kendilerini gösterirler. Çobana sürüyü götürürken azığı verilir. Çiftlikte karnı doyurulur. Kışın bulgur bulamaç yemeğini kendi yapar her hafta evden ekmek gönderilir. zemheride hamsinde havanın durumuna göre eğer müsait ise koyun çıkarılır. çiftlikten fazla uzaklaşmaz. karlı günlerde ağılda koyunlara ot arpa verilir. Çobanlara fazladan efsane isim takılması adettir. Tokuroğlu, Kotanoğlu, kont, Maraşal birşey denilir çoban adını unutur. Arada ailesine köyüne gitmesine izin verilir.
Çobanlar kendilerine ne sorulacağını ve ne cevap verileceğini bilirler, Şapkası deforme olmuş üzeri ustura kayışı gibi kirlenmiş bir çoban; yeni bir şapka almasını tavsiye eden birine:-
-Biz gece şapkayı çıkarıp çiviye asmıyoruz, burnumuza indirip yatıyoruz.
der. Çobanlar alıngan da olurlar. Huyu bilinirse idare edilir. Kütahyada bir çoban kızmış küsmüş, daha dört ayı var bırakır giderse, fakat bakmışlar işine devam ediyor, koyunu güdüyor, inadını da sürdürüyor. “Aman kışın bizi çobansız bırakma” demişler.
-Gününe kadar koyununuzu güderim, Hıdırellezde hakkı almam, birdaha size çoban durmam.
demiş.Rahatlamışlar süre var ya belki damarı bulunur. Gönlünü eder parasını veririz diye düşünmüşler.
Ağanın biri çoban ararmış, çobanın biri yer arıyor. Ağaya söylemişler çağırmış görüşmüş. Adam dilli anlatıyor.
-Hıdırellezde Karayokuşta falana çoban durdum. Koyununu güttüm. emirdağ yaylaların da işte… Akşam sırtımda mavzer, ardımda kaz kanadı ikiyüz koyun, çanlar çingir çingir, , Gürleğe doğru çıkıyorum, kepenek eşeğin üzerinde, köpekler iki yandan geliyorlar, çontu arkada, he he hey.
demiş , sanki “Meşeler Güvermiş” i söylüyor kendinden geçmiş..Ağa tutmamış.. “Niye tutmadın.” demişler.
-Adam çobanlık yapmamış sadece çobanları dinlemiş. çontu kalmış saltanat istiyor. demiş…
Amcaoğlu Rahmetliği siz nerden bileceksiniz. Koyuncu ovada çiftliği, çarşıda dükkanı var. Oğulları sarraf yapağı tiftik alırlar. Bir vakit bir çobanı varmış. Çoban sürüyü götürüyor iyi de arada eşeğinen kesilmiş koyun getiriyor. . ” Hayrola ne oldu.” soruyorlar.
_Ağrıdı, ağılı ot aldı, kayadan düştü , iyiki bıçak yetiştirdim.
Diyor. sonra çiftlikte yeniliyor. Herkese pay düşüyor. Üçbeş olmuş, Ağa anlamış bir iş var bunda… Çobana:
-Bak ben anlarım, bıçak yetiştirilecek koyunu bilirim, çiftlikteyim işte bir şey olursa dönün gelin bakayım kesilecekse keserim.
demiş. Onbeş gün bir ay olay çıkmamış sonra çoban bu defa çiftliğin uzağından bir ışlık , bağırmış:
-Ağa yetiş koyuna hal oldu.
Demişti ya, gidip bakacak kesilecekse kesecek , koşuyor kan ter içinde vardığında,mundar ölmüş koyun buluyor. derisini yüzüp köpeklere veriyorlar. Sonra yine çiftliğin uzağından bir ıslık bir bağrış:
_Ağa yetiş koyuna hal oldu.
Dediklerinde ; rahmetli olacakları biliyor ya elinde bıçak koştuğu yerde çobana bağırırmış :
- Keslen köpoğlu köpek, keslen köpoğlu köpek.
Çobanda koyunu keser, birşeyler geveler, Ağa anlar ne de sin, çaresiz çiftliğe getirir çobanlarla yerlermiş.
Hülasa Karagözlü koyun ağzı dili var. Meleyebiliyor da … Ağa para derdinde, Çobana hak yetmiyor boğaz derdinde, kasap et derdinde, kurt nasip derdinde koyunun bunlardan haberi yok, meleyebiliyor ya… o onun tesbihi, melemesi ona yetiyor, içi rahat… vesselam.




İhsan amca okuması zaman alıyor aslında podcast türü yapsanız bir de sizin güzel sesinizden dinlesek. Kaçırmamış oluruz. Tabi o da ayrı emek….
Ellerinize sağlık.
Zamane gençliği okumaya da üşenir mi oldu??
)
Şaka bir yana, bazıları anlatmaya meyyal iken bazıları ise yazmaya meyilli oluyor.. Bu sebepten podcastleri çok bekleriz zannımca..