Akıl terazi göz mizan, muhasebenin aslı esası bu. ölçü tartı bedel denge onlar da lazım. Denge para birimindendir hesap denge ile neticelendirilir. İşlemler dikkatle muhasebeleştirilir. Muhasebe herkesi ilgilendirir, insanlar dünyanın neresinde olursa olsunlar bir tarafı ile hesabcıdırlar, çevresini gözler değerlendirir sonuç çıkarırlar. Bir kesimin hesabı menfaata dayalılıdır bir yere kadardır muhasebesini madde planında yapar. Bir kesim hesabına ahireti de katarlar.
Devlet muhasebeyi bilir başka birşey bilmez, kendi kurallarını koymuştur, herkesin bu kurallara uymasını ister. Hesapsız iş yapmaktan korkar , önce bütçe hazırlar sonra bütçesine göre harcama yapar. Ehem var mühim var, maaş ödeyecek yatırım yapacak , sosyal devlet ya her işi kendisine görev edinmiş, gelir lazım. Gelirin başında vergi var. Vergilerin önemlilerinden biri gelir vergisi. Devlet vergi alacak ya; ticari sinai zirai faaliyetleri mercek altında tutuyor vergilendiriyor, bu bakımdan kişilerin kurum ve kuruluşların ticari faaliyetlerinin muhasebe ile tesbitini ister, kaydı esas alır. Mal ve hizmetlerde yıllık ciroya bakar. Bir seviyenin altında kalanlar götürü vergi verirler. İkinci grup bu seviyeyi geçenlerdir işletme defterine tabidirler, Büyük ölçekli kuruluşlar bilanço esasına göre defter tutarlar. Defter tutanlardan kârları nisbetinde vergi alınır. Denetim Defderdarlık ve Mal Müdürlükleri tarafından yapılır, muhasebe kayıtlarının usulüne göre yapılıp yapılmadığı Kontrolör Müfettiş ve Hesap Uzmanları tarafından denetlenir.
1950li yıllarda artık büyük şehirlerdeki ticari sınai kuruluşların tüccarın esnafın bir muhasebesi veya muhasebecisi vardır. Yüksek Ticaret. ticaret lisesi, lise, ortaokul şehirlerde, şehirde mezunları devreye girmişlerdir. Ayrıca büyük şehirlerde lüzum hissedilmiş Muhasebe kursları açılmış muhasebe elemanı yetiştiriliyor. İlçelerdeki esnaf bu hususta garib. Defterlerini bir bilene havale edebiliyor . o yıllarda ilçelerde ilkokuldan başkası yok, küçük esnaf evvela deftere girmemeye bakıyor da sınır belli, Maliye deftere girdin diyor, deftere giriyor dört işlemi bilen aklı hesaba erenler var… Birilerine tutturuyor. Defter tutanlar bir süre sonra kendilerini muhasebeci buluyorlar. Tuttukları deftere ceza gelmedi, işlemleri geçerli oldu. Sonra bir görevleri de var, Maliyeye gelecek denetciyi olup biteni takip; onu da yaptılar. Kayıt nizamı on gün, ha işte bunlar nasıl her on günde defteri işleyebilsin , esnafın yanına bile sokulamıyorlar, o karını borcunu düşünüyor. Esnaf muhasebeci ise defter tutacaksa tutsun , yılsonunda gelsin Müfettiş gelecekmiş gelsin, nihayet defter tutacak ele ayağa dolaşmasın, diyor… Ele ayağa dolaşmadan defter tutan cantadan yetişme bu muhasebecilerin aldıkları ücret, yıllık küçük bir bedel, rayiç öyle onu veriyorlar fazla vermiyorlar. Esnafın kârı ne zaten verdiği üçbuçuk kuruş, fakat o da gözünde büyüyor.
1950den sonra ticaretin olağanüstü gelişmesi ile ile birlikte ilçelerde muhasebeci eksikliği hissedildi; hali vakti yerinde olanlar , işinin işletmesinin cirosu bir seviyeyi geçenlerin biri ikisi büyük şehirlerdeki muhasebe kursuna oğlunu adamını gönderip muhasebeci ettiler. Geldi dükkanlarına oturdular muhasebeci oldular. Defterlerini tuttular. İlçe esnafı için de umut oldular. Bunlar büyükşehir görmüş hâzâ muhasebeci ya esnaf çevresini aldı, bir iki bir şey öğrendiler, kendilerine cesaret geldi. Çarşı kendi defterini kendi tutmağa başladı. Muhasebeciden de akıl alıyorlar. bu sefer Maliye’yi takip görevi esnafa düştü, maliye defterleri mi isteyecek; sigara paketini - tercihen yenice- yedekleyen esnaf gece müsait bir yerde toplanıyor. çay kahve sigara:
-Yak bakalım, yak bakalım.
Defterler işletme defteri, sıra ile hepsi ikmal ediliyor. gecenin köründe “Teşekkür ederiz, sağol.” faslından sonra dağılıyorlar. Yarın Maliye defteri isterse artık istesin. Danışman muhasebeciye ücret verilmez, o da almaz. Ayıptır bunlar esnaf yüzyüze bakacaklar.
Muhasebe literatürüne göre basit işlemlerde ideal muhasebe işletme sahibinin kontrolündeki tek kasalı uygulamadır. Alınan mal bedeli kasadan ödenir , satış bedeli nakittir kasaya girer, sermaye bellidir. Kayıt tutulmaz, dönem sonu kasa ve mal sayımı ile kar zarar ortaya çıkar. Kayıt olmadığından bu tür uygulamaya izin verilmez.
Tek kasalı diğer bir uygulama Kayseri uygulamasıdır. Siz Kayserili Hayri Ağa’yı bilmezsiniz. Ben de bilmem, Sümerbank’ta anlatılır. Hayri Ağa sümerbank iplik dokuma fabrikasında işçilik yapmış, sonra parası imkanı olmuş, az çok bilgisi var gözüne de kestirmiş, parayı da basmış, fabrika kurmuş. Başına geçmiş işletiyor. Kasası tek kasa veznedarı da yok. Muhasebeci var kasa kendisinde… Şatış bedelini alıyor kasasına koyuyor, hammadde malzeme ne alındı ise kasasından ödüyor, işcilerin maaşlarını kendisi elden veriyor. Cebine paraları dolduruyor Muhasebeden listesini alıyor, işçiyi karşısına sıraya sokuyor, diziliyorlar. Herkes parasını patrondan alıyor. Hayri Ağa her sabah saat yedide fabrika kapısında, geç gelenleri içeri sokmuyor. O zaman Çalışma Bakanı Ecevit sendikayı yaygınlaştırmak çalışıyor ya; zamanında gelmeyen geç kalan işçiye :
-Senin ücretini Ecevit versin .
Diyor geri gönderiyor.
Muhasebenin tadını Valilik Muhasebe-i hususiye memurları çıkarıyorlar. Lisede velim orada görevliydi. Genellikle üst katta büyük bir salonda bulunan muhasebe memurları defterler üzerinde çalışır dururlardı, kollarında siyah kolluklar önlerinde beylik hesab makinaları ile devamlı iş uğraş içinde olurlardı. Mizan tutacak, hesaplar ayrı ayrı mizandaki rakam ile tutturulacak, iş uğraş bu. Bir yerde tutarsızlık tesbit edildiğinde , hadi bakalım yevmiye defteri taranacak, çıkmazsa evveliyatına inilecek, makbuz dekont ne varsa ;
- Cilt tamam, varak tamam, hesab tamam, bedel tamam.
Tek tek çek edilip öteki cilde geçerler. bir kuruşluk farklılık olsa muhasebecinin görevi yekunü tutturmaktır. Peşine düşerler “Kuruş avcısıdır.” bulur tuttururlar, soluğu o zaman alırlar.
Muhasebeciler esas İstanbulda . Piyasanın defterlerini onlar tutuyorlar. Büroları işhanlarının ikinci üçüncü katında, bürolarındaki kabiliyetli yardımcılarına ve Defderdarlıktaki çevrelerine göre tercih ediliyorlar. İşleri büyük kendileri namlı , aralarında meşhurlar var kulüp başkanları var. Bunlardan biri de Salamon, yahudi tüccarların defterini tutuyor, bürosunda işi bilen uygulamacılar var, Defterdarlıkta tanınıyor, işi de başından aşkın, musevi tüccarın musevi esnafın defteri onda, üstüne üstlük bizi rahatlatıyor diye Sultanhamamdaki dükkanlarda tercih ediyorlar. Sirkecide yedek parçacı hemşerim o da defteri ona vermiş. Muhasebeciyiz ya soruyoruz:
- Halit Ağa dünya kadar muhasebeci var bula bula onu mu buldun .
Diyoruz hesabını yapmış:
-Olsun, siz bana karışmayın, ben defteri düşünmüyorum. Çocuklar ne isterse götürüyorlar , defter tutuluyor.
Diyor. memnun.
Bir diğer hemşeri hesabı… Adamlar çarşıda esnaf Konya’da karşılaşıyorlar; birisi kasap kamyoneti ile gelmiş mal teslim etmiş dönecek, Diğeri Doğramacı malzeme almış götürecek. Selam kelam, dönüyormusun dönüyorum. Malzemeleri götürüver demiş; getirmişler. Kasap “Kira bedelini ver,” demiş, öteki “Ne vereyim” beriki mesela “Konya kirası dörtyüz sen üçyüz ver.” demiş, öteki “Sen boş gelecektin yüz al.” demiş anlaşamamışlar. Bir zaman geçmiş kapak kaldıran yok, biri istemiyor diğeri vermiyor. Birgün bir cenaze ilânı; borçlu sizlere ömür öldüğü ilân ediliyor. Kasap başkasının dükkanında ilânatı duyuyor,
- Benim para da gitti.
Diyor. çevresindekilere anlatıyor, dinliyenlerden birisi:
- Senin para gitmez sadıç . Bu adamı sıkıntılı bir yere alırlar, seni bekler ne zaman varır anlaşırsın , o zaman selamete çıkar.
Ben böyle duydum. Dedi ya , varacak bulacak anlaşacak iş uzayacak, çekinmiş:
-Ne diye beni bekleyecek “Bir at ile bir devemi.” benden yana helal olsun demiş, kapatmış.
Bir de fi tarihinin muhasebesi var. Satıcının biri, namlı ve müşterisi kalabalık bir güz panayırına küplerle pekmez getirmiş, Çevre halkı toplanmış ceplerinde paraları ihtiyaçlarını satın alacaklar, açılış yapılıyor konuşmalar dua… Sonra sıra alışverişe geliyor, müşteriler satıcıların çevresini alıyorlar, pekmez getirmiş ya en fazla rağbet pekmeze, küpler sıra sıra dizilmiş, herkes acele ediyor. ellerinde kapları 5 kilo 8 kilo istiyorlar. Satıcı küpün birisini açmış müşterinin kabını almış dolduracak, kepçesini küpe daldırmış tam müşterinin kabına boşaltacak birisi “Pekmezinde ki nedir bir yumak katı birşey görüyorum.” demiş, satıcı şöyle bir bakmış gözucu ile fare ölüsü, pekmezin içinde ölmüş ve şişmiş. Kritik durum, müşteri daha farkında değil, hemen bir hesap mizan tamam; karar veriyor. Fareyi kepçeden farkettirmeden alıyor, kuyruğunu avucunda gizleyib herkese gösterip ağzına götürüyor curk yutuyor. Bozuntuya vermiyor, diyor ki:
- Buna kudret balı derler, kırk küpte bir çıkar, herkese de nasip olmaz.
İşine bakıyor müşterinin kabını dolduruyor. öteki kabı istiyor, kısa sürede pekmezi bitiriyor.
Satıcı yıldırım gibi hesap yaptı. Asrımızda da iş işlem hesap hızlandı. 1962 yılında Akademi 3. sınıfı olarak Merkez Bankasının Karaköy Bankalar caddesindeki Bilgi İşlemli Muhasebe Birimine gittik. Alt katta bir salon delgi makinalarını dizmişler her masada memure, ana bellek başka bölümde hem büyük hem korunuyor. o günün bilgi işlem teknolojisi para ile satılmıyor kira ile tutuluyor. bilgiler kartlara delinerek giriliyor, bize de birer delinmiş kart verdiler, hatıra olsun diye bakıyoruz. Sorduk “Yani bu delikler şimdi tarihi numarayı, hesab adını borç tutarını alacak tutarını mı gösteriyor.” dedik. “Hayır hoşgeldiniz yazılı .” dediler. Karşı duvara da “Düşün” diye büyük bir levha asılmış. Bu nedir dedik, “Ne düşünürseniz biz onu sizinle konuşarak uygulamaya alırız. Boyutlarına bakmayız, bir proğram yaparız işleme alırız, bir katkı da sağlarız .” dediler Biz muhasebeye aşinayız ya olabilir dedik, hak verdik.
Hesab mizan muhasebe bunlar kayıt tesbitle mümkün. Hesablaşma günümüzde yeni boyutlar da kazandı. Ses kayıt cihazı yirminci asrın ortalarında piyasaya çıktı. Almanyadan gelen grundıg marka büyük makaralı teypler yıl yıl küçüle küçüle bilgisayara telefona girdi kayboldu. Cep telefonu yirminci asrın sonunda yaygınlaştı, yeni özellikler kazandı konferans görüntü kamera ilave edildi. Televizyonda yayın şu kadar kanala çıktı yerli yabancı keşmekeş başladı , evde kaç kişi varsa herkesin izlediği ayrı, ne yapsınlar artık iyi kötü birer televizyonları oldu. İnternet cadı kazanı herşey iyi kötü elinin altında …
İnsan yine bildiğimiz insan, karşılaştığı çok şey var, bildiği var bilmediği var. Olmazsa olmazları bildiği halde içinde yapamadıkları var, gönlü gözü kulağı meşğul, kapılmış gidiyor , kendine gelmesi lazım. Şimdi artık her zamandan çok hesap mizan gerekiyor.
İnanışımıza göre: Dünya kurulduğundan beri insana sağına soluna iki gözcü tahsis edilmiş. Yaptığını tesbit edip kayda alıyorlar. Herkesin defteri tutuluyor. Bu defter ahiret gününde kendisini yayınlanmış olarak karşılayacak. İşte bu bilgi işlem ise, bu ses kaydı, görüntü kaydı ise, yeni değil ki Adem Aleyhisselamdan beri var. Kainat böyle bir kabiliyete sahip. Tesbit edilen bilgiyi otomatik olarak yerlerine taşıyor , kaybetmiyor.
Hal böyle iken, zaman elimizden uçup gitmekte iken, biz karşılaştığımız bir çok meseleyi aklı selimle değil alışkanlıklarımızla halletmeye çalışırken, biz galiba biraz kayıtsız davranıyoruz. Düşünmüyoruz…
Halbuki aklın görevi ihtimalleri hesaplamaktır.



