Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa Asya kıtasında harb ve sıkıntı yılları hüküm sürmektedir. İki dünya savaşı ihtilâl karışıklıklar iktisadi kriz aralıklarla asrın ortalarına kadar devam eder. Savaş istila ideolojik mücadeleler materyalizm ve komünizm asıldan uzaklaşmayı körüklerler. Sınai ve teknolojik gelişme ve üretim artışı ile ticaret hacminin artması, halkları bir kalıba sokmaya başlamıştır. Sanat faaliyetleri sinema müzik tuz biber olmuş kitlelerde inisiyatif bırakmamış, önce nefsin sonra reklam moda fesat odaklarının dayatması ile insan hayatı ters yüz edilmiştir. Artık ekonomiler çıkara dayalı israf ekonomisidir. Tüketim keşfedilmiş ve refahın göstergesi kabul edilmiştir. şimdi esas olan çok kazanmak çok harcamaktır. İhtiyaç meşru dairesinden çıkarılmış, sefahat eğlence içki kumar ihtiyaç olmuş , gösteriş alayiş numayiş başlamıştır. Bu gidiş asıldan sapmadır inhiraftır. Ehli kitabın kilisesi havrası bu gidişi durduramamış aciz kalmışlar, müntesiplerinde de dinsizliğe kaymalar başlamıştır.
Bir zamanlar Fransız Kültür Merkezinde gösterilen bir belgesel de; 1903 yılında Fransada sahilde denize giren ailelerin, kıyıdan denize sokulabilen iki tekerlekli kapalı araba içinde başı ve bütün vücudu örtülü olduğu halde kocasının yardımıyla ancak kadının denize tek başına girebilmekte olduğu gösterilmesine ; Yahudi cemaatını bir kısmında tesettür , erkek kadında kaç göç olmasına, sünnet vs hususların sürmesine rağmen; yirminci asrın ilk çeyreğinden sonra inhirafla birlikte sefahat ve eğlencenin ön plana çıkmasıyla, artık olan olmuş Avrupa da klasik plajlar oluşmaya başlamış, zamanla Avrupayı kaplamış sonra ortadoğuya Beyruta İstanbula gelmiştir. Müslüman kesim sefahatı plajı kabul etmemiş, tepkisini ifade etmiştir. Ancak siyasi otoritenin sahip çıkması ağırlığını koyması teşvik ve organize etmesiyle, sefahat plaj çok kişinin hayatına girmiştir.
Yirminci asrın ortalarında Avrupada Asyada bu değişimler görülmekte iken Türkiyede bu yaşayışın öteden beri meraklıları ile az çok idaresinin hakkından gelebilen bir azınlık bu sefahatle ilgilenmişler, gazetelerin magazin sahifelerinden tatili eğlenceyi takip ettiklerinden, yazını kışını gelişmelere göre şurada burada geçirmişlerdir. Büyük kitle şehirde köyde yoklukla yoksullukla mücadele etmektedir. bizim memlekette de vatandaş sıkıntı içindedir, gelir seviyesi birbirine yakındır, beslenmesi ev ekonomisine, giyimi kaba kumaş basma pazene dayalıdır. Adet ananelerinde fazla bir farklılık görülmemektedir.. Su elekrik gaz telefon şebekesi yok ya .. Çeşmeden su taşınacak, gece lamba yakılacak, Mutfakta ocak islim, kışın soba… İs pas ağır hayat şartları altında uğraş veren ahalinin iki tarafını görecek durumu bulunmamaktadır , herkes aynı kaderi paylaşıyorlar ya birbiri ile teselli olup rahatlıyorlar.
Ağır hayat şartları uzun yıllar devam etti, kimsenin dışarı ile ilgisi yok, derdi ile meşğul. Kimse hasta olduğunu bilmez, nasılsın dersin , iyiyim der, geçer. 1940lı 1950li yıllarda hastane il merkezlerinde , ilçede kasabada hastane yok. cankurtaranın sesi duyulursa herkes heyecanlanır kalkar dışarı çıkar soruşturur. Şehre hasta gidiyor da kim gidiyor. Acaba neyi varmış… İlçelerde Hükümet tabibi , elinde çanta bir omuzu düşük pratisyen doktorlar, çarşıda mahallede yanında hasta yakını dolaşır dururlar. evlerde hastaya bakar . Eczane ancak belediyenin gayretiyle vardır. Başkan gidecek eczacı bulacak, ikna edebilirse eczane açılacak vatandaşın genci yaşlısı rahatsız… Adamlar işte çarşıda kırda bayırda, kadınlar evde avluda dikkat edemiyorlar . Zaten kış soğuk yaz sıcak burası İç Batı Anadolu kuşağı , Halk ilaç bağımlısı , ilaçları gripin derman nevrozin tek dozlu güllaç hapları , bunları bakkal satıyor herkez on kuruş onbeş kuruş verip alıyor.
Bir kısım hastalıkların ekzama bezeme sarılık vs. bunların ocağı var da gidiveriyorlar.. Mahallelerde ocağın sahibi kadın erkek tutar usulüne göre hastaya bakar perhiz verir tavsiyeleri olur. köslü bir nevi batıp çıkan çıbanın ocağı köyde , hasta köye götürülür, karşılanır, bakılır evlerinde vardır; bir parça köstebek eti yedirilir, köyden dönerken nekahat başlar. Ateşli hastalıkların hepsinin adı sıtmadır. ilacı da sulfata ( kinin).. Çocuklar Allah’a cc. emanet hastalandıkların da huysuzluk etmeye başladıklarında önce geyreğine bakılır. sağ eli ile sol ayağı, sol eli ile sağ ayağı birleştirilir… şikayet devam ediyorsa nazar mı acaba diye yakınlarda bir kurşun döken vardır. Kurşun döktürülür, kurşun döken anasının kucağındaki çocuğa eritilmiş kurşunu hazırlanmış su içine döker, aldığı şekli inceler yorum yapar. vazgeçilemediğine göre rahatlatıyor olmalı… Çocuğun sıkıntısı devam ederse, herhalde konudan komşudan görmüş geçirmiş bir yaşlı kadın vardır. ondan bilgi alınır. Çocuk doktoru yok ilçede, doktor pratisyen… Çare bulunmadığında iki buçuk beş lira lira çocuk doktora götürülür.
Evler kerpiçten tek kat dolma, çoğunun altında bodrum yok. Buralar da kaza da kasaba da henüz su elektrik şebekesi yok ya, proje ruhsat ta öylesine .. Kalabalıklaşan aile çocuğunu evlendirecekse avluya bahçeye bir göz ev için temel atıverir, dört duvar bir pencere bir kapı duvar yükselince döşemeler dizilir, üstüne kamış toprak çorak atılır. içi dışı çamurla sıvanır, kurur içerisi kireçle badana edilir. yüklük dolap vs. bırde demirciden zemberekli bir kilit ve kapının arkasına kol demiri alınır. Pratik ve tercih edilen konut bu. Amir memur dışında bir yerlinin kira ile ev tutması yadırganır. Kira ile ev tutanlara girinti denilir, üç beş gününü feda edememiş, borç harç kendisine bir kümelti yapamamış diye kınanır… Ha adam meraklı ise parası varsa o da İstanbul da evler köşkler nasıl yapılırsa öyle yapar ustası vardır bulur malzemesini de temin eder. Kaza da kasaba da kaç hane varsa iki bin , üç bin ev içinde üç beş köşk kaşane otel bulunur. Onların kuyusu tulumbası, pervanesi de vardır. gece elektrik lambası da yanar.
Yokluk kıtlık yıllarının uygulamaları pratiktir, onların dışarıdan haberi yok, duyarlarsa şaşırıyorlar, evlilik yaşı 17 -18 nüfus teşvik ediliyor. Bir evlilik mi konu oluyor. Olmazsa olmazı geline elbise, bir elbise ikincisi yok, kimse de istemiyor. Şip denilen dokumadan, şip zamanında herkesin beğenini kazanmış basma , kadın terzi vardır dikiverir. gerisi kız tarafının hazırladığı incik boncuk ceyiz, kız babası çoğunlukla karşı taraftan düğün için külfete girilmemesini ister. borca girerlerse ödenmesi kolay olmuyor, dirlikleri bozulursa kızında huzuru olmaz. Zaten bir mütevazi yer bahçede avluda evin bir tarafında hazırlanacaktır. Düzen kurulu tencere kaynıyor. yemek pişiyor, yeni evlilerin çok şeye ihtiyacı yok. Yetim dul bekar içinde öyle. yakınlar külfet kabul edilmezler, sofra kuruluyor ya ayşenev (mutfak, aşevi. ) geniş bir kaşıkta onlara verilir, bereket umulur geçinir giderler.
Genellikle aileyi teşkil eden büyüğün küçüğün ihtiyacının tam olarak karşılanmasıdır da mümkün olmaz. Fakat büyükler küçükleri düşünür herkes bulduğunu giyer, önüne konulanı yer. Evin babası anasına hanımına bir şey almak istese :
_ Aman sandalye ye mi oturacağız.
dedikleri olur, anasının karısının. Yani gelin mi olacağız diyorlar, düğünlerde gelin ve tefci sandalyeye, herkes yere oturur, sandalyeye oturun gözönündedir süslenir, süslü olmaları gerekir. Yokluk görmüşler bizim bir şeye ihtiyacımız yok ki diyorlar. çocukların yetimlerin ihtiyacının alınmasını öneriyorlar. Büyükler mesele hallediyor, kendilerine başkalarını tercih ediyorlar; mahalle de birbiri ile yardımlaşıyor. bu aile ekonomisine bir rahatlık getiriyor. Aile reislerinin kafaları salim oluyor, önünü arkasını görebiliyorlar. komşuşu ile ilgileniyorlar, akrabası ile yakını ile alakayı sürdürüyorlar. israf olmayınca olabildiğince samimiyet ilgi , aradaki ailevi bağları canlı tutar. kınanacak gücenecek bir durum da olmaz. bir idare işte geçinip giderler. birbirine tavsiyeleri:
_ Karnın aç ise katığa ihtiyacın olmaz, Uykun varsa yastığa ihtiyacın olmaz, aman keyfinize uymayın, namerde de muhtaç olmayın.
Senin karnın aç ise kebab tatlı çeşni istemezsin ekmek su istersin, uykun varsa uyuyabiliyorsan yatak yorgan konfor istemezsin. İşte bu kebab ve konfor bir yere kadar; sonra namerde muhtaç etmekte. bunun da aile bütçesine ve ekonomiye maliyeti ağır olmaktadır. lezzet, damak zevki, kalite, tarife şu bu tiryaki tekerlemeleri, etli pide, fırın eti , göveç derken farkına varmadan bunlar ihtiyaç olup çıkıyor, lezzeti zevki de kalmıyor.
O devir öyle geçti gittiler… Şimdi günümüzde ne oldu da nasıl oldu da böyle oldu o da belli değil, pizza hamburger döner ve bu kabil bir sürü aranan istenen yiyecekler, çarşı pazar bu tür yiyecek satan yerlerle dolu, piyasa zincir oluşturmuş, biri düzenliyor eğitimini veriyor, diğeri dağıtıyor çarşıdaki sunuyor satıyor; bu sektörde kazanç görüyorlar. Cazip mekanlar tezgahlar masalar ve fabrikasyon mamuller ister parasını öde otur ye. ister telefon et sıcak sıcak getirsinler parasını kapıda öde. Zaten soğursa kim nasıl yiyecek , Tarifleri de var kitaplarda , internette köşeler… bu hale getirmişler ,kasaptan marketten malzeme alın iş’te evde kısa sürede hazırlayın diye… Eh çocuk çoluk ta istiyorlar ya bağımlı da olduk, artık tadı lezzetide yok, çünkü adam reklam ediyor abartıyor. Külfeti de ağır oluyor.
Bir de ev derdi var şöyle mütevazi bir daire sitede olsun , yeşil saha oyun alanları alışveriş mekanları güvenlik, üç oda salon … Konut aktüalitesi takip ediliyorsa her on senede arabasını yenilediği gibi evini yenilemesi gerekiyor, çünkü heryıl yenisi akıllısı donanımlısı çıkıyor reklam ediliyor, tabi şimdi adam almasa aşağılık duygusuna kapılacak . bir dünya maliyeti de var olsun yatırım olur… Sonra konfor hakimiyetini kurmuş vaziyette kimsenin konfordan kaçması mümkün değil evler de önce buz dolabı çamaşır makinesi fırın varken, şimdi makinenin aygıtın üçü bir tarafta beşi bir tarafta kimi çalışır kimi bozuk servis bekler, kimi modası geçmiş yenisi alınacak kampanyası takib ediliyor , periyodik iç cephe dış cephe boya tecrit tesisat bakım, ilave banyo mutfakta gerekli düzenlemeler biz artık namerde muhtacız… Yok namerde muhtac değiliz, paramız itibarımız kredimiz , kredi kartımız var denilirse de bunun çetelesi tutuluyor sonucu açıklanıyor, protesto haciz ödenmeyen borç ülke düzeyinde artma gösteriyor.
Ne oluyor da böyle oluyor, galiba saflığımızı zedeliyoruz, para harcayıp mutlu olacağımızı zannediyoruz, keyfe zevke modaya reklama bakıyoruz. kaynak israfına sebebiyet veriyoruz. Ekonomiye katkımız tüketimle oluyor, tasarrufa kaynak ayıramıyoruz, yatırıma sermaye birikimine katkımız olmuyor. toplumun ortak ihtiyaçları var, sonra işsiz yetim dul var, bunlar için yatırım gerekli… Biz tüketime harcadık kaynak kalmadı da…
Sorumluluğu ve vebalı kaldı.



