<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Babamın Hikayeleri &#187; Genel</title>
	<atom:link href="http://www.babaminhikayeleri.com/category/genel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.babaminhikayeleri.com</link>
	<description>İhsan Kelekçi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Feb 2012 18:38:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Bilinçli Olmak</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/bilincli-olmak/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/bilincli-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2012 18:34:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=1153</guid>
		<description><![CDATA[Uçsuz bucaksız kainatta bir mütevazi güneş sistemi; sistem içinde dünya,  dağlar denizler şehirler hayvanlar sırtında ve dönüyör dolaşıyor. Bir  San&#8217;atı İlâhi, bir âlem , bir nizam,  hayatımız  burada, biz buna dünya hayatı diyoruz, dünya hayatının odağında  ise insan var. İnsan akıl sahibi , nesilden nesile  devreden bilgi birikimi  de insanın yararlanması için hazır,   insan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uçsuz bucaksız kainatta bir mütevazi güneş sistemi; sistem içinde dünya,  dağlar denizler şehirler hayvanlar sırtında ve dönüyör dolaşıyor. Bir  San&#8217;atı İlâhi, bir âlem , bir nizam,  hayatımız  burada, biz buna dünya hayatı diyoruz, dünya hayatının odağında  ise insan var.</p>
<p>İnsan akıl sahibi , nesilden nesile  devreden bilgi birikimi  de insanın yararlanması için hazır,   insan bilgiye muhtaç onu  kullanabiliyor. Bugün bilgiye erişmek  her zamandan daha kolay da  güvenilir sağlam bilgi için  insanlığın has bahçesine yönelmek  lazım;  hatasız bilgiye ulaşmak önemli.  Zira dünya bir nizam, bu nizamın kuralları var , burada iyi ile kötü bir arada, bu bakımdan insanın aklına insafına idrakine iş düşüyor, bilinçli olması gerekiyor da  ne yazıkki hayatı hafıfe alanlar  kurallarını nazara almayanlar çoğunluğu teşkil ediyorlar.</p>
<p>Haberi olmayan ; uyanamıyan, düşünmeyen, hayatı izlemesini okumasını,  kendisine ders çıkarmasını nereden bilsin;  önünü ardını nasıl görsün , ne yapsın da kendisini emniyete alsın; sonunda pişman olmayacak şekilde  dünyada  ömrünü dolu dolu yaşasın.  Habersiz gidenler , kolayı tercih edenler, tedbirsiz olmaları sebebiyle  başka ne yapsınlar; şaşkın bir halde  bir vurdumduymazlıkla akıntıya tâbi oluyorlar,  süse ziynete göşterişe  takılıyorlar;  fakat her yerde okka dörtyüz dirhem,  ne zaman hayatın bir gereği bir cilvesi ile karşılaştıklarında hemen  akılları başlarına geliyor, kusuru ihmali anlıyorlar da,   hayat şekillendirdi, çevre etkiledi,  kendileri için kurdukları fildişi dünyaları oldu,   onun  içindeler ve  çıkamıyorlar.  Aslında her  aşamada çözüm de mümkün .  Acaba üzerine düşeni yapabilecek mi?  Bir adım ileri gidebilecek mi?  Kararlılıkla azimle yeni bir hayata başlayabilecek mi? ne yapacak.</p>
<p>Günümüz  insanında  galiba biraz bilinç eksik; düşünmüyor konusu ne ise işin aslını esasını araştırmıyor,  üşeniyor öğrenmiyor, kuralları gözardı ediyor . Bakıyorsun genç kültürlü dinamik biri,  yurtdışında öğrenim  görmüş , bir devlet dairesinde çalışıyor.   Aklı kafa bulmakta  yurt dışına gitmeden Ankara&#8217;da kaç liraya kafa buluyorsa ;  &#8221;Şimdi de kafayı buluyoruz bir kaç mişli para alıyorlar.&#8221;  diyor.  Ömrünün verimli yılları kafa bulmakla geçmiş.  Kafa nasıl bulunuyorsa!   Kafa bulmağa devam ediyor,  kendine lazım olacak şeyleri öğrenmemiş; kendine gerekli bu bilgilerin özü özeti bir kaideler bütünü ise,  saklanan gizlenen birşey değil ,  herkes ulaşabiliyor,  her yerde karşımıza çıkabiliyor. Sağır Sultan kulakları duymadığı halde bunları biliyor.  Bu adam ihmal etmiş  kulak vermemiş benimsememiş öğrenmemiş;   şimdi halinden de  şikayetçi değil. Sadece kafa bulma bedelinin artmakta olmasından yakınıyor; dört gün sonra  alkolizm gerçekleriyle burun buruna geldiğinde,  doktor  &#8221; bize yardımcı olursan eğer tedavi mümkün.&#8221; dediğinde,   neyin ne olduğunu  anlayacak ta iş onunla bitmiyor.  Dahası var.</p>
<p>Bir başkası kaideler bütününü biliyor,  &#8221; Az yemenin az konuşmanın faydalarını &#8221; duymuş, ancak bilinçli değil  kavrayamamış.  yemeyi içmeyi de seviyor,   kendisine önem veriyor.  &#8221; İçkim kötü bir alışkanlığım yok.&#8221; diyor. Haftada onbeş günde ; şöyle nezih bir yerde , hatırı sayılar mekanlarda güzide tesislerde mesela  Floryadaki Taksimdeki bildiği yerlerde ; bir spesiyal çorba bir ismi ile müsemma kebab salata bir iki garnitür ve üzerine kaymaklı kadayıf  gibi şeyler istiyor.  Tiryakisi olmuş, keyfine düşmüş, &#8221; Damak zevki.&#8221; diyor başka şey demiyor. Yediği ile öğünüyor,  çevresindekilerle yeme içme muhabbetinde&#8230;  Haydi bakalım  hafta arası evde bunların benzeri bir iki eksiği ile  yapabildiklerinden sofralar hazırlatıyor, sofralarını zenginleştirmeye çalışıyor.   Adam  zamanla bağımlı oluyor, boğazına düşüyor,  şurda burda evde damak zevki istiyor da , artık zevkte almıyor; &#8221; Hâni geçen yaz falan yerde yediğimiz o büryan  nerede.&#8221; diyor;  vazgeçmiyor da.  Neticede adamı damağı bitiriyor. Burada adamın yakasına obezite  belası yapışıyor,  kendisi ile beraber  çoluk çocuğunu da  tehlikeye atıyor.  Doktor &#8221; Şikayetiniz nedir.&#8221; deyince  ne desin bir iki şey söylüyor;  sonra bir dizi tanı teşhis ve reçete ; ilaç perhiz riyazet spor&#8230;  Netice alınır gibi olursa da  bir iki kaçamak,  riyazette sporda tembellik yaparsa  değişen birşey yok . Nefse keyfe uymanın doğru bir şey olmadığını  acı acı anlıyor da, kilolar sırtına biniyor, yan etkiler sürüp gidiyor, dert bunlarla bitmiyor bir de az ilerde başka bir şey;  &#8221; Nereden kazandığının nereye sarfetttiğinin . &#8221;  hesabı verilecek.</p>
<p>Bilinç eksik, bunun pek çok sebebi var, bu hususta  bizden olmayanların bir hesabının olduğunu biliyoruz da;  yine  medya basın teknoloji ile bize ne telkin ederlerse ona tutunuyoruz, onunla meşğul oluyoruz.  Halbuki onlarda birşey yok ki, onlar paklıklarını yitirdiler,   durumları  ortada açık  ve seçik;  kerahetten keramet umulmaz, bu halleriyle  onlardan  bir hikmet bir kemal  nasıl beklenebilir . Bizim her işi  dört başı mâmur  yapmamız lazım;  bu ancak bilgi kabiliyet  ile olur.  Aslına itibar edilir , doğru esaslara uyulur,  kararlı olunur, bir başlangıç yapılırsa   temel atılırsa bunun arkası gelir .  Sağlam basmak,  tâviz vermemek önemli,  netice böyle alınır , çekirdek böyle teşkil edilir.</p>
<p>Peygamber efendimiz 622 yılında Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye hicretinde , Medine&#8217;ye bir saat mesafedeki  Kuba köyünde karşılandı  ondört gün orada kaldı.  Burada ilk yaptığı iş  küçük bir mescit inşa etmek oldu.  Mescidin yapılmasında herkes çalıştı taş taşıdı.  Yine Medine&#8217;de  bu defa  ibadethane , suffa ve  ve odalardan ibaret bir büyük mescit,  muhacir ve ensar dan bir gönüllü  topluluğu tarafından  kısa sürede yapıldı. Herkes çalıştı  Peygamber Efendimiz bir işçi gibi  taş ve tuğla taşıdı, ihlasla  imanla kısa sürede bir çekirdek oluşturuldu.</p>
<p>Bundan yedi asır sonra Osmanlı bu asılı esas alarak mescidi külliyeye dönüştürdü.  Mesela 1549 yılında İstanbulda Süleymaniye Camisinin temeli atıldı.  Kanûni Sultan Süleyman  camisini  İhtişamlı bir külliye olarak planladı.  İnşası imarı ile  Mimar Sinan görevlendirildi.   Külliye;   Cami,   Medreseler,  Darüşşifa,  Darülhadis,  Çeşme, Darüzziyafe,  İmaret, Hamam,  Tabhane,  Kütüphane ve dükkanlardan teşekkül ediyordu.  Osmanlı önce külliyenin hamamını  inşa etti ve bu kutsal mekanın ustasının işçisinin  abdestli olarak maddi ve manevi kirlilikten  arınmış olarak çalışması temin edildi. Eserin mahir bir o kadarda temiz ellerle  yükseltilmesi  sağlandı. İşte bu ihlasın göstergesi ,  mademki bir çekirdek kurulmakta  öyleyse temelinin  olabildiğince saf  halis gönüllü ellerle atılmasına önem verildi. Osmanlı&#8217;nın çoğu icraatında bu  ve benzer şuur ve incelikleri  öne çıkardığına şahit olunmaktadır.</p>
<p>Bu incelikler günümüze taşınamadı. Bu gün  şehirlerde veya küçük yerleşim birimlerinde Camiler ortalarda dolaşan bir kaç tip projeye uygun olarak hayır sahipleri veya dernekler tarafından  ustaya taşarona    verilmek suretiyle kısa uzun sürede  kısmen tamamen inşa edilmekte , ibadete açılmaktadır.  Konu ihlas incelik ise, buraya kadar  olan bitenden  çoğu kimsenin haberi olmamaktadır.  Artık herhalde aranmıyor da;  usta işçi samimi mi, temiz mi, gönüllü mü,  akidesi sağlam mı,  abdestli namazlı mı, bilinmiyor. Şimdi  yeni bir dönem  görüşler değer yargıları  akşamdan sabaha farklılık gösteriyor,  maksadın  hasıl olmasına bakılıyor. Cami ibadete açıldıktan sonra eksikler sökün ediyor.  Cemaat sorumsuz mu oldu nedir istekler teklifler temenniler devam ediyor.  Bu defa sanatkar,  işçi camiye girip çıkıyorlar, ikmal çalışmaları sürüp gidiyor da çalışmalarda bir sıradanlık hakim.  Bulundukları yerin farkında değiller,  tavırlarından burada çalışmaktan memnun olmadıkları anlaşılıyor, içinde bulunanlara da saygıları yok,  gerekli dikkati itinayı gösteremiyor, göze batıyorlar. Ezan okunuyor onlar devam ediyorlar,  ses oluyor gürültü çıkıyor,  ancak rica edilirse lütfen işi bırakıp dışarı çıkıyorlar,  namaza katılanı nadir.  mesela kalabalık bir çini ekibi   vakit namazlarında dışarı çıkıyor  bekliyorlar, Cemaat çıkıyor onlar içeri giriyorlar.</p>
<p>Bu bir gösterge  işçi teknisyene söylenecek fazla bir şey yok,  evvela işin şuurunda değiller.  ücretleri  ne ise onun dışında beklentileri olmuyor,  camide çalışmanın sevabı çoksa ondan haberleri yok,   gönüllü ensar muhacir gibi  &#8221; Bize nasip oldu, işte mukaddes bir mekanın inşasına katkıda bulunuyoruz &#8221; demiyorlar,  bir bereket meymenet  ummuyorlar.  Ha cami&#8217;de  ha bir eğlence yeri inşaatında çalışmışlar  farketmiyor;   işçi teknisyen değil de derneğin veya bu işin görevlisinin dikkatli olması gerekiyor;  onların çoğunun da eli kolu yok,  işçiyi sanatkarı nereden bulacak,  nasıl  seçeçek,  bildiği ilk karşılaştığı ile konuşuyor onu çalıştırıyor, &#8221; Aman ha camide çalışacaksınız edebinizi takının.&#8221;  da demiyor.</p>
<p>Cami mescit münderecatı mihrap minber daha ne ise bir kaç kalem iken;  günümüzde ilaveler  gelmiş  ses düzeni, akustik, klima, mantolama, internet , güvenlik, çayocağı, daha neler  ihtiyaç olmuş hâla yenileri  ekleniyor.  bir yenisi çıkmış ise o isteniyor. bu gitsin öteki gelsin. Peki bu nasıl olacak denilirse cevap hazır. &#8221; Sponsor bulduk  yaptıracak parasını verecek ,.&#8221; deniveriyor.  Anlayış  bu.  Maddî olarak cami süsleniyor  renkleniyor ziynetleniyor  da bir ukte kalıyor, cami cemaatının maneviyatına  katkısı  olmuyor gibi;  birşeylerin eksik olduğu belli  de telafisi cihetine gidilemiyor.</p>
<p>Çarşı pazarda böyle işin ucunda kıyısındalar. modern işyerleri , dekor vitrin ışıklar bunlar iyi de;  orada müşteriyi karşılayan veya tezgahta bulunan &#8221; işyerinin asıl menfaatının hizmet etmek, memnun etmek, müşterinin rızasını almak.&#8221; olduğunu  bilmiyor;  en basitinden  mesela Halk Ekmek Bayisine  gidiyor para uzatıyor iki ekmek diyorsunuz,  &#8221; Ekmek bitti.&#8221; diyor,  desin fakat seviniyor.  Size çare olmadı , işinizi görmedi,  üzülmüyor ne manaya geliyorsa gülüyor.  Meşhur bir  market her şehirde şubesi var,  indirim yapmış   onbeş gün önce ilan etmiş ,  ilk gün gidiyorsunuz mal yerinde yok.  Soruyorsunuz anlatıyorlar;  hâni stoklarla sınırlı ya  kaç adet gelmişse  sabah market açılmadan bilenleri kuyruk oluşturmuş alabileni almışlar, diğerleri dönüp gitmişler.   ilan İndirim icraat ise bu,  izan  idrak kalmamış yaptıklarının  satıştan başka bir şey olduğunun bilincinde değiller.</p>
<p>Belediye tutmuş deredeki  nisbeten sakin bir caddede durak belirlemiş  levha koymuş,    durak var  inen binen yok .   Otobüs ise dolmuş ise  hızla yukarıdan iniyor o hızla  öteki yakaya çıkıyor.  Durağa itibar eden yok. Vatandaş  işaret ediyor şöför görüyor;   bu &#8221; Benim görevim.&#8221;  demiyor.  Dursa ek yakıt yükü olacak  gözünde büyüyor, durağa da  bir gelen bir daha gelmiyor,   yerinde sessiz sakin bekliyor.  Diğer taraftan taksi şöförleri  yeri geldiğinde gece gündüz hizmet veriyoruz, özveri ile çalışıyoruz, kış yaz direksiyon başındayız   diyorlarda;  işiniz çıksa telefon etseniz  ilave bir soru ile karşılaşıyorsunuz,   mesafe kısa ise özür beyan edilebiliyor veya bekleyin denilebiliyor.  halbuki tarife var her şey düşünülerek hazırlanmış&#8230;</p>
<p>Su elektrik telefon faturası  her yerde ödenebiliyor  ya;  bankalar fatura ödeme üniteleri işinizi görüyorlar, yinede  bir sürprizle karşılaşmak mümkün. bir internet sorunu, modem sorunu, yoğunluktan ulaşamama,  arıza..  sebeb ne olursa olsun bir iki denemeden sonra size ferahlamış olarak faturanızı uzatıyor ;  &#8221; Daha sonra tekrar gelmenizi.&#8221; istiyorlar;   eğer bir arıza vs ise  keyifle  &#8221; Falan yerden kaynaklanan arızadan dolayı &#8221; deniliveriyor;  veya neşe ile &#8221; Sözleşmenin  feshedildiği.&#8221; belirtiliyor. bir daha gelmeyin der gibi.   Eh bunlar  ya memur bilinçli değiller,  işin hizmet tarafı onları  hiç ilgilendirmiyor.</p>
<p>Tabii bu hep böyle değil arada istisnalar çıkıyor;  mesela bir İski Şube Müdürü  İstanbulun iki ilçesinde görevde bulunmuş  başarılı bir mühendis;  siz onu nereden tanıyacaksınız.   hizmet gönüllüsü meselelere eğiliyor,  çözmeye halletmeye çalışıyor,  kafa yoruyor,  çare arıyor uğraşıyor.  Sonra İski&#8217;nin su ile ilgili sorunlarının boyutunun bazan  vatandaşı zora soktuğu da mâlûm.  Onun  işi mesele halletmek;  afla yasal uzlaşma ile süre taksitlendirme ile çözüme  ulaştırmaya gayret ediyor.  Ancak gayrete uğraşa  rağmen  çözüm bulunamıyorsa,  ödeme bedeli vatandaşın boyunu  aşıyorsa,  abone daralıyor  sızlanıyor yakınıyor,  hâni nihayetinde  kendisini tutamıyor  ağlama noktasına gelebiliyor da;  İski Müdürü derdini dinledi,  inceledi   konu açıklığa kavuştu,  mesela &#8221;Kiracı ev sahibinin  abonesinden su kullanmış ödememiş, idare suyu keşmiş,  o  bağlamış  kaçak olarak kullanmaya devam etmiş, iş sonunda büyümüş çığ olmuş ve kiracı kaçmış.&#8221;  durum vahim,  bir çıkış yolu da bulunamıyor. Abone başına gelecekleri tahmin ediyor  hıçkırıyor ise,  yine onun bir şekilde gönlünü almaya çalışıyor, bazan bir şey yapamazsa oturup onunla   ağladığı da oluyor.  Netice de candan ilgi boşa gitmiyor;  kimi aboneler  sarsıldıkları hıçkırdıkları  halde,   idarenin kendisine yakınlığı,  konunun çözümü için samimi ilgi  gördüğü netice de ferahladıklarından teşekkür edip ayrılanları oluyor.   Kiminin  de  &#8221; Bize yakınlık gösterdiniz, memnun ettiniz, ben de ödemeye çalışırım.&#8221; diyerek rahatladığı görülebiliyor.</p>
<p>İşte bu bilinçli olmak iz&#8217;anın idrakin ürünü, bu işini sevenlere,  çözümü sevenlere, herkese olumlu katkısı olsun isteyenlere mahsus.  Bunun aslı irfan,  irfan kültürden başka bir şey&#8230;  İrfan bilincin şuurun kaynağı, irfan  insan oğlunun has bahçesi.  İrfan ayırmaz birleştirir, irfanda kin susar duvarlar yıkılır  anlaşmazlıklar sona erer.  İrfan kendini tanımakla başlar.  nefis terbiyesidir,  olgunluğa açılan kapıdır,   gereği ile taçlanan ilimdir.  İrfan insanı insan yapan vasıflar bütünüdür.  Yâni hem ilim,  hem insan  ve hem de edep&#8230;</p>
<p>Bilinçli olmak eğitimle olmuyor,  samimiyet hassasiyet incelik gerektiriyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/bilincli-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnhiraf</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/inhiraf/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/inhiraf/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Jul 2010 21:17:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[fırın eti]]></category>
		<category><![CDATA[girinti]]></category>
		<category><![CDATA[inhiraf]]></category>
		<category><![CDATA[Kerpiç]]></category>
		<category><![CDATA[kinin]]></category>
		<category><![CDATA[kira]]></category>
		<category><![CDATA[köstebek eti]]></category>
		<category><![CDATA[modaetlipide]]></category>
		<category><![CDATA[sulfata]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=801</guid>
		<description><![CDATA[Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa ve  Asya kıtasında  harb   sıkıntı yılları hüküm sürmektedir. İki dünya savaşı ihtilâl karışıklıklar iktisadi kriz aralıklarla asrın ortalarına kadar devam eder.  Savaş istila ideolojik mücadeleler  materyalizm ve komünizm asıldan uzaklaşmayı körüklerler. Sınai ve teknolojik  gelişme ve üretim artışı ile  ticaret hacminin artması, halkları bir kalıba sokmaya başlamıştır.  Sanat faaliyetleri sinema [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/07/inhiraf.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-819" title="inhiraf" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/07/inhiraf.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></p>
<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/07/inhiraf.jpg"></a>Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa ve  Asya kıtasında  harb   sıkıntı yılları hüküm sürmektedir. İki dünya savaşı ihtilâl karışıklıklar iktisadi kriz aralıklarla asrın ortalarına kadar devam eder.  Savaş istila ideolojik mücadeleler  materyalizm ve komünizm asıldan uzaklaşmayı körüklerler. Sınai ve teknolojik  gelişme ve üretim artışı ile  ticaret hacminin artması, halkları bir kalıba sokmaya başlamıştır.  Sanat faaliyetleri sinema müzik  tuz biber olmuş kitlelerde inisiyatif bırakmamış,  önce nefsin sonra  reklam moda  fesat odaklarının dayatması ile  insan hayatı ters yüz edilmiştir.  Artık ekonomiler çıkara dayalı  israf ekonomisidir.  Tüketim keşfedilmiş  ve refahın göstergesi kabul edilmiştir.  şimdi esas olan çok kazanmak çok harcamaktır.  İhtiyaç meşru dairesinden çıkarılmış,  sefahat eğlence içki kumar  da artış olmuş , gösteriş  alayiş numayiş başlamıştır.  Bu gidiş asıldan sapmadır inhiraftır. Ehli kitabın  kilisesi havrası bu gidişi durduramamış aciz kalmışlardır; müntesiplerinde  de  dinsizliğe kaymalar başlamıştır.<span id="more-801"></span></p>
<p>Bir zamanlar Fransız Kültür Merkezinde  gösterilen bir belgesel de;  1903 yılında Fransada sahilde denize  giren ailelerin,   kıyıdan  denize sokulabilen  iki tekerlekli kapalı  araba içinde başı ve bütün vücudu örtülü olduğu halde  kocasının  yardımıyla  ancak  kadının denize tek başına girebilmekte  olduğu   gösterilmesine ; Yahudi cemaatını bir kısmında tesettür ,   sünnet  vs  hususların sürmesine rağmen;  yirminci asrın  ilk çeyreğinden sonra  inhirafla birlikte  sefahat ve eğlencenin ön plana çıkmasıyla,  artık  olan olmuş Avrupa da klasik plajlar  oluşmaya başlamış, zamanla  Avrupayı kaplamış  sonra ortadoğuya  Beyruta  İstanbula gelmiştir. Müslüman kesim  sefahatı plajı kabul etmemiş, tepkisini ifade etmiştir.  Ancak siyasi otoritenin sahip çıkması  ağırlığını koyması  teşvik ve organize etmesiyle,  sefahat plaj çok kişinin hayatına girmiştir.</p>
<p>Yirminci asrın ortalarında  Avrupada ve  Asyada bu değişimler  görülmekte iken Türkiyede bu yaşayışın öteden beri meraklıları  ile az çok idaresinin hakkından gelebilen  bir azınlık  bu sefahatle ilgilenmişler, gazetelerin magazin sahifelerinden tatili eğlenceyi takip ettiklerinden,  yazını kışını gelişmelere göre şurada burada geçirmişlerdir.  Orta direk dediğimiz büyük kitle  şehirde köyde yoklukla yoksullukla  mücadele etmektedir.  Heryerde  vatandaş  sıkıntı içindedir,  gelir seviyesi birbirine yakındır, beslenmesi ev ekonomisine,  giyimi  kaba kumaş  basma pazene dayalıdır.  Adet ananelerinde fazla bir farklılık görülmemektedir.. Su elekrik gaz  telefon şebekesi yok ya ..  Çeşmeden su taşınacak,  gece lamba yakılacak,  Mutfakta ocak islim,  kışın soba&#8230; İs pas  ağır hayat şartları altında  uğraş veren  ahalinin   iki tarafını görecek durumu  bulunmamaktadır ,  herkes aynı kaderi paylaşıyorlar ya  birbiri ile teselli olup rahatlıyorlar.</p>
<p>Ağır hayat şartları  uzun yıllar  devam etti, kimsenin  dışarı ile ilgisi yok,   derdi ile meşğul.  Kimse hasta olduğunu bilmez, nasılsın dersin , iyiyim der, geçer.  1940lı 1950li yıllarda  hastane il merkezlerinde , ilçede kasabada hastane yok. cankurtaranın sesi  duyulursa herkes heyecanlanır kalkar dışarı çıkar soruşturur. Şehre hasta gidiyor da kim gidiyor. Acaba neyi varmış&#8230;   İlçelerde  Hükümet tabibi , elinde çanta bir omuzu düşük  pratisyen doktorlar, çarşıda mahallede yanında hasta yakını dolaşır dururlar.  evlerde hastaya  bakar . Eczane ancak belediyenin gayretiyle vardır. Başkan gidecek  eczacı bulacak,  ikna edebilirse eczane açılacak  vatandaşın genci yaşlısı rahatsız&#8230;  Adamlar işte çarşıda kırda bayırda,   kadınlar evde avluda dikkat edemiyorlar . Zaten kış soğuk yaz sıcak  burası   Anadolu kuşağı , Halk ilaç bağımlısı , ilaçları gripin derman nevrozin tek dozlu güllaç hapları , bunları bakkal satıyor herkez on kuruş onbeş kuruş verip alıyor.</p>
<p>Bir kısım hastalıkların ekzama bezeme sarılık vs.  bunların  ocağı var da gidiveriyorlar.. Mahallelerde ocağın sahibi kadın erkek tutar  usulüne göre hastaya bakar  perhiz verir tavsiyeleri olur.  köslü  bir nevi batıp çıkan çıbanın ocağı köyde , hasta köye götürülür,   karşılanır,  bakılır  evlerinde vardır;  bir parça köstebek eti yedirilir, köyden dönerken  nekahat başlar. Ateşli hastalıkların hepsinin adı sıtmadır. ilacı da sulfata ( kinin).. Çocuklar Allah&#8217;a cc. emanet hastalandıkların da huysuzluk etmeye başladıklarında  önce geyreğine bakılır.  sağ eli ile sol ayağı, sol eli ile sağ ayağı birleştirilir&#8230;  şikayet devam ediyorsa nazar mı acaba diye  yakınlarda bir kurşun döken vardır.  Kurşun döktürülür, kurşun döken anasının   kucağındaki çocuğa eritilmiş kurşunu  hazırlanmış su içine döker,  aldığı şekli inceler yorum yapar.  vazgeçilemediğine göre  rahatlatıyor olmalı&#8230; Çocuğun sıkıntısı devam ederse,  herhalde konudan komşudan görmüş geçirmiş bir yaşlı kadın vardır.  ondan bilgi alınır.  Çocuk doktoru yok ilçede,  doktor pratisyen&#8230;    Çare bulunmadığında iki buçuk beş lira lira   çocuk doktora götürülür.</p>
<p>Evler kerpiçten tek kat dolma, çoğunun altında bodrum yok.  Buralar da kaza da kasaba da henüz su elektrik şebekesi yok ya,   proje ruhsat ta öylesine .. Kalabalıklaşan aile çocuğunu evlendirecekse  avluya bahçeye  bir göz ev için temel atıverir, dört duvar  bir pencere  bir kapı  duvar yükselince  döşemeler dizilir,  üstüne kamış toprak çorak  atılır.   içi dışı çamurla sıvanır,  kurur içerisi kireçle badana  edilir. yüklük dolap  vs. bırde  demirciden zemberekli bir kilit ve kapının arkasına kol demiri alınır.   Pratik ve tercih edilen konut bu.  Amir memur dışında bir yerlinin kira ile  ev  tutması yadırganır.  Kira ile ev tutanlara girinti denilir,  üç beş gününü feda edememiş, borç harç kendisine bir kümelti  yapamamış diye kınanır&#8230;    Ha  adam meraklı ise parası varsa  o da İstanbul da evler köşkler nasıl yapılırsa  öyle yapar ustası vardır bulur  malzemesini de temin eder. Kaza da kasaba da kaç hane varsa  iki bin , üç bin  ev içinde  üç beş köşk kaşane otel bulunur. Onların kuyusu tulumbası, pervanesi de vardır. gece elektrik lambası da yanar.</p>
<p>Yokluk kıtlık yıllarının uygulamaları  pratiktir,  onların dışarıdan haberi yok,  duyarlarsa şaşırıyorlar,  evlilik yaşı 17 -18  nüfus teşvik ediliyor. Bir evlilik mi  konu oluyor. Olmazsa olmazı geline elbise, bir elbise ikincisi yok,  kimse de istemiyor. Şip denilen dokumadan,  şip zamanında herkesin beğenini kazanmış basma ,   kadın terzi vardır dikiverir.  gerisi kız  tarafının hazırladığı  incik boncuk ceyiz, kız babası çoğunlukla  karşı taraftan düğün için külfete girilmemesini ister. borca girerlerse  ödenmesi kolay olmuyor, dirlikleri bozulursa kızında huzuru olmaz.  Zaten bir mütevazi yer  bahçede avluda evin bir tarafında hazırlanacaktır.  Düzen kurulu tencere kaynıyor. yemek pişiyor, yeni evlilerin çok şeye ihtiyacı yok.  Yetim dul bekar içinde öyle.  yakınlar külfet kabul edilmezler,  sofra kuruluyor ya  ayşenev  (mutfak, aşevi. )müsait, tencere ortaya konuyor,   birer  kaşıkta onlara verilir,  bereket umulur geçinir giderler.</p>
<p>Genellikle aileyi teşkil eden büyüğün küçüğün  ihtiyacının tam olarak karşılanmasıdır da  mümkün olmaz.  Fakat büyükler küçükleri düşünür herkes bulduğunu giyer, önüne konulanı yer. Evin babası anasına hanımına bir şey almak istese :</p>
<p>- Aman sandalye ye mi oturacağız.</p>
<p>dedikleri olur,  anasının karısının.  Yani gelin mi olacağız diyorlar, düğünlerde gelin ve tefci sandalyeye, herkes yere oturur, sandalyeye oturan  gözönündedir  süslenir, süslü olmaları gerekir.  Yokluk görmüşler bizim bir şeye ihtiyacımız yok ki diyorlar.  çocukların yetimlerin ihtiyacının alınmasını öneriyorlar.  Mesele hallediyor, kendilerine başkalarını tercih ediyorlar;  mahalle  de  birbiri ile yardımlaşıyor.  bu  aile ekonomisine bir rahatlık getiriyor.  Aile reislerinin kafaları salim oluyor,  önünü arkasını görebiliyorlar.  komşuşu ile ilgileniyorlar,  akrabası ile yakını ile alakayı sürdürüyorlar.  israf olmayınca olabildiğince samimiyet  ilgi ,  aradaki ailevi bağları canlı tutar. kınanacak gücenecek bir durum da olmaz.  bir idare işte geçinip giderler.  birbirine tavsiyeleri:</p>
<p>- Karnın aç ise katığa  ihtiyacın olmaz, Uykun varsa  yastığa ihtiyacın olmaz,  aman keyfinize uymayın, namerde  de muhtaç olmayın.</p>
<p>kimin karnın aç ise  kebab tatlı çeşni istemez  ekmek su ister,   kimin uykusu varsa  uyuyabiliyorsa   yatak yorgan konfor istemez.  İşte bu  kebab ve konfor bir yere kadar;  sonra  namerde muhtaç  etmektedir.   Aile bütçesine ve ekonomiye  maliyeti  de ağır olmaktadır.   lezzet, damak zevki, kalite, tarife şu bu tiryaki tekerlemeleri,  etli pide,  fırın eti , göveç derken  farkına varmadan bunlar ihtiyaç olup çıkıyor,   külfeti kalıyor lezzeti zevki de kalmıyor.</p>
<p>O devir öyle geçti gittiler&#8230;  Şimdi günümüzde ne oldu da nasıl oldu da böyle oldu o da belli değil, pizza hamburger döner ve bu kabil bir sürü aranan istenen yiyecekler,  çarşı pazar bu tür yiyecek satan yerlerle dolu,   piyasa zincir oluşturmuş,  biri düzenliyor eğitimini veriyor, diğeri dağıtıyor  çarşıdaki sunuyor satıyor;  bu sektörde kazanç görüyorlar.  Cazip mekanlar  tezgahlar  masalar ve fabrikasyon mamuller  ister  parasını öde otur  ye. ister telefon et   sıcak sıcak getirsinler parasını kapıda öde. Zaten  soğursa kim nasıl yiyecek , Tarifleri  de var  kitaplarda , internette köşeler&#8230;   bu hale getirmişler ,kasaptan marketten malzeme alın  iş&#8217;te evde  kısa sürede hazırlayın diye&#8230;  Eh çocuk çoluk ta istiyorlar ya  bağımlı da olduk,  artık tadı lezzetide yok, çünkü adam reklam ediyor abartıyor.  Külfeti de ağır oluyor.</p>
<p>Bir de ev derdi var şöyle  mütevazi bir daire  sitede olsun , yeşil saha oyun alanları  alışveriş mekanları  güvenlik, üç oda salon &#8230; Konut aktüalitesi takip ediliyorsa her on senede  arabasını yenilediği gibi evini yenilemesi gerekiyor, çünkü heryıl yenisi akıllısı donanımlısı çıkıyor reklam ediliyor,     tabi şimdi adam almasa aşağılık duygusuna kapılacak .  bir dünya maliyeti  de var olsun  yatırım olur&#8230;  Sonra  konfor hakimiyetini kurmuş vaziyette  kimsenin konfordan kaçması mümkün değil  evler de önce buz dolabı çamaşır makinesi fırın  varken,  şimdi makinenin aygıtın  üçü bir tarafta beşi bir tarafta  kimi çalışır kimi bozuk  servis bekler, kimi modası geçmiş yenisi alınacak  kampanyası takib ediliyor , periyodik iç cephe dış cephe boya tecrit  tesisat bakım,   ilave banyo mutfakta gerekli  düzenlemeler biz artık  namerde muhtacız&#8230;  Yok namerde muhtac değiliz,   paramız itibarımız kredimiz ,  kredi kartımız  var denilirse  de  bunun çetelesi tutuluyor sonucu açıklanıyor, protesto haciz ödenmeyen borç  ülke düzeyinde artma gösteriyor.</p>
<p>Ne oluyor da böyle oluyor, galiba saflığımızı  zedeliyoruz,  para harcayıp mutlu olacağımızı zannediyoruz,  keyfe zevke modaya  reklama bakıyoruz.  kaynak israfına sebebiyet veriyoruz.  Ekonomiye katkımız  tüketimle oluyor,  tasarrufa kaynak ayıramıyoruz,  yatırıma sermaye birikimine katkımız olmuyor. toplumun ortak ihtiyaçları var,  sonra işsiz yetim dul var,  bunlar için yatırım gerekli&#8230; Biz tüketime harcadık kaynak kalmadı  da&#8230;</p>
<p>Sorumluluğu ve vebalı kaldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/inhiraf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

