İncelik

sirkeci

1950 li  yılların sonlarında  sirkeci İstanbul’un  merkezimi  idi?  Biz öyle bilirdik.  Şehirlerarası otobüsler Gar’ın duvarı boyunca Gülhane Parkına doğru sıralanırlardı.  Sirkeci kalabalık ve gürültülü, Tren otobüs vapur düdükleri tranvay çanları orayı İstanbul yapardı.  Caddeleri  yoğunlukta karikatürlere  konu olur, kavşaklarda polis bulunur,  trafik lambaları henüz yok  ve  denize nazır binaların tepelerinde gece ışıklı  renkli reklam panoları yanıp söner;  çoğu banka isimleri şu banka bu banka ,  otel odasından birisini okuyoruz,  Karaköy iskelesi tarafında bir reklam:  ”Banka Komerçiyale  İtalyana ”…

Taşradan gelenler işte bu ortama iniyorlar, buradan ayrılıyorlar.  Uzun burunlu  Mersedes Man otobüsler, bagajları tepede arkadan merdivenle çıkılıyor.  muavin tırmanıp çıkar herkes aşağıdan eşyasını verir. gidecek otobüsler yarım saat önce duvar boyunca dizilirler, bazı arabaların  yeri gerilerdedir,  mesela Çanakkaleye gidecek otobüs Gülhane Parkının Sarayburnu girişinde durmuş yolcu bindiriyor,  muavin yukarıda  aşağıdan eşyalar veriliyor,   şöför  Gülhane  Parkı girişinde tarassut ediyor.  Muavin yolcunun eşyasını çok bulmuş  olmalı ki, Hani bavul sepet çuval torba  almış şöföre bakıyor ; ” Fesat çıkarayım mı?” gibisinden,  şöför kibar  ” Gülhane Parkındayım her şeyin farkındayım.” diyor,  muavine cevap veriyor  karışma işine bak gibisinden,  eşya sahibinin omuzuna dokunuyor;  ”Şunları yukarı verdin ücreti şu kadar .” diyor, uygun bir şey söylüyor ve  alıyor.  Eh muavin fesat çıkaracakdı,  neden sonra belki  bu uygun fiatla anlaşacaklardı.   Şöför bildi  incelik yaptı makul birşey istedi öteki de verdi.

Sirkeci asıl otelleriyle ünlü, bir kesimi otellerden ibaret.  Otellerde yıldız uygulaması yok.  Ancak her otel  iddialı İstanbul’dan bir şeyler vermeye bakıyor; konfor, nezahat, gösteriş peşinde. Otellerde görgülü bilgili başarılı katipler,  maalesef yerleri merdiven altı  ve bir masası bir kasası bir de telefonları var.  Görevleri hassas da kendileri cambaz. İşlerini serçe parmakları ile idare edip gidiyorlar.

Tabi zaman neyi yıpratmıyor ki;  hatırı sayılır bir otelin saçakları yağmurda problem çıkarıyor, aşağı su iniyor, tamiri gerekli.   Eh, otelin önünden o günün ustaları  ” Lağımcısı ”olsun  ” Lehimcisi” olsun bağırarak geçip duruyorlar.  Katip birisini çağırır problemi söyler adam bakar, yaparım der. 300 lira ister. Otel katibi parayı çok buluyor görünür.  Ne yapacağını sorar. Adam “Terastan oluklar terazisine getirilecek, kelepçeler tahkim edilecek, iki iniş noktasında çürümeler var değiştirilecek,  inen oluklar islah edilecek. Sonunda yukarıdan bir fincan su döküp ve aşağıdan yarım fincan su toplanıp test edilecek” der. Anlaşamazlar.

Biraz sonra biri daha geçiyor ya, onu çağırır. Hatır sorar çay ikram eder. “Yahu usta terastan oluklar terazisine getirilecek, kelepçeler tahkim edilecek, iki iniş noktasında çürümeler var, değiştirilecek, inen oluklar islah edilecek.  Sen zaten ehilsin yaparsın,  bakarız yukardan bir fincan su döker denersin aşağıya yarım fincan inecek mi?  Der ve ne istediğini sorar. Adam bir şey ister, dinlemez;   “Usta yevmiyesi 50 lira, sana 75 lira,  sıkı çalış   akşam bitirirsin.  Köşedeki köftecide beraber köfte yeriz” der, başında durur  işi yaptırır, akşam köfteyi beraber yerler.

Sonra ne oluyor?  Saçaklarda sorun yok.  Bu defa  katların atıksu giderlerinde arıza çıkar. Banyo lavabo tuvalet inişlerinde kaçaklar oluşur,  alt katlara su damlıyor, Müşteri şikayetçi.  Otelin önünden ustalar yine gelip geçiyorlar. Birini çağırır; O eski anlaşamadığı usta…   Yukarı çıkar  iner bakar ve yaparım der. Kaça yaparsın?   “500 liraya yaparım” deyince,  katip yine ne yapacağını sorar. Adam  önceki olayı hatırlar kısa keser;  ”Nerde ne arıza varsa bulup, tükrüğümle yapıştırırım, akıntıyı, damlayı keserim. Tertemiz teslim ederim,  bir hafta sonra gelir parasını alırım garantisi de bu.” der. Sanatının sırrını gizler. Mesleğinin inceliğini açıklamaz. Usta biraz da haklı. Karşı taraf  daha önce sordu öğrendi ve işi kendisine yaptırmadı.

Selefi  Salihîn -Gelmiş geçmis islam âlimleri- öyle yapmamış. Hayatın ölümün dünyanın ahiretin aslının esasının peşine düşmüş. Onları tek tek bulmuş, açıklığa kavuşturmuş ve saklamamış  gizlememiş,  herkesin istifadesine sunmuş.  Asırları bilgilendiren  işte bu eserler şerhi yazılarak, sadeleştirilerek, yeniden düzenlenip  güncelleştirilmiş ve bugün hala okunuyor. Mesela bir “İhya”,  bir ” Buharî” bir “Mesnevi”,  bir “Marifetname”.ve daha niceleri sadeleştirilmiş,  bakılıyor istifade ediliyor.

İncelikleri ihtiva eden bilgiler her yerde karşımıza çıkabiliyor, aslı esası bize gösteriyorlar doğru olanı telkin ediyorlar: Aman ha,  insan ne kadar bilgili  malumatlı  sıhhatli olursa olsun, yaradılışı itibariyle fanidir. Kuvvetinin  kudretinin  bilgisinin  sıhhatinin  servetinin devamı yoktur.  Ölümle beraber hepsi sona erer unutmayın diye haber veriyorlar. Özü esası da  baştan söylüyorlar her kimde ihlas ve sadakat bulunursa hiç şüphesiz  saadet ve selamete ulaşır  ancak ihlas insanın kendi malı değildir. Onu  Allah sevdiği kullarının kalbine indirir, onlar da “muhlisin”den olurlar diyorlar.

Dünya için ailesi için çalışmak, sıkıntıları göğüslemek, haddizatında sabredip kanaat edenler için çok kıymetli şerefli bir uğraştır. Sabır ve kanaatten mahrum olanların ise kaybı büyüktür. Dünyalığın kazanılmasında helal esasına özen göstermek şarttır da;  bir de daha fazlasıyla şart olan o paraların  israf  edilmemesi ve günah yerlerine harcanmamasına dikkat etmek lazım geldiğidir.  Bunun için insan kararlı ve uyanık olmalıdır. Yumuşaklık uysallık suhulet  mülayemet ise bunlar hep dünyada ve dünya işlerine aittir. Yoksa temel hususlarda yerine göre bunların hiçbirine cevaz ve imkan yoktur.  Hakkı görmek ve ona uymak, batılı görüp ondan uzak olmak kolay bir şey değildir.  Dikkat kararlılık  hassasiyet  istikamet  ister.

Adam Küçükçekmece’de Cennet Mahallesinde oturuyor,  dini bütün  cami cemaatinden.  İşyeri Başakşehir’de  gidip geliyor.  Cennet mahallesi  Florya tarafında denize nazır mütevazi bir semt. Başakşehir ise her yıl bir tarafında başka bloklar yükselen ve yeni blokların bir önce yapılanları demode ettiği bir yer,  görünüş  böyle  Yine de yenisinin eskisinin derdi nedense bitmez şikayet yaygındır.  Herkes de bunu bilir  adam yine de Başakşehir’i arzuluyor, f akat ümitsiz. “Cennet’te kaldık, Başakşehir’e gelemedik” diyor.

Cennet haktır. Onun ve içindekilerin hayatı sonsuzdur. Oraya Allah’ın affı, rahmeti ve lutfu ile mü’minler girebilir. İçinde akla hayale gelmedik nimetlerin bulunduğu bir ikram yeridir. Cennet’i hafife almak mü’minleri üzer. Doğru da olmaz. Ağızdan çıkan sözlere dikkat etmek lazımdır. Kalbi muhafazada son derece gayret sarfederek tam bir ihtimam göstermek pek lazımdır.  Zira cem’i azadan kalbin tehlikesi büyüktür.  Çok incedir  ıslahı da o nisbette meşakkatli ve zordur.

Lisan da önemli. Tatlı dilli olanın eşi dostu çok olur. Nasihat kabul eden utanılacak hallerden selamet bulur.  Sana yönelene teveccüh edene senin yardım etmen şart olur. Hani ya hayır söyle ya da sus diye bir esas var.  Kalbin safası iki huyda tamam olur, birisi malının fazlasını vermek  diğeri sözün fazlasını tutmaktır. Sözün fazlası çirkin ve ardır. Sükut ise izzettir ağırbaşlılıktır vakar elbisesidir  özür dilemeye luzum kalmaz.  Söylemediğin söz ise senin hükmün altındadır, söylediğin sözün sen hükmü altına girersin.  Az konuşan pişmanlıktan emin olur, kimin ki sükutu uzundur onun kadri cemildir.  Kötü alışkanlık  kötü bir adettir terki de o nisbette zordur. Küçük yaşta sükuta alışmak ise meziyettir.

İnsanların akıllısı katiyyen mücadele yoluna gitmez. Kim ki ayıp örtücüdür  onun da ayıpları örtülür. Çok gülmek hafiflik ve utançtır. Çok şaka cehalet alametidir. Çok söz noksan manadan ileri gelir. Sükut ise aklın ziynetidir. Şaka  alay batıl sözler  afeti celbeder.  Ömrü azizinin ve kıymetli vakitlerin  zayiine sebeb  olur. Hâni kuralsız konuşan kimseye sükut  en güzel cevaptır ve bu ona kâfidir.

Büyüklerin tavsiyesi var sana dünyalığın kötü yanlarını sevdirmek isteyenlerle birlikte olma,  bu dünyanın kötülüklerinden kim sakındırıyorsa onu bul,  unutma herşey cinsine çeker herşeyin parçası kendi aslını arar.  Hizmet edene hizmet edilir iyilik yapan iyilik bulur verene verilir.  Seven sevgilisini ister. Bugün yaptığın işler ateşe götürecek şeyler olursa  yarın gideceğin yer orasıdır.  Şeytan insana düşmandır ve onu düşman bilmek lazım,    onun zararı dostlarına, o bilgili  olduğu halde sapıtmış, dünyayı ahireti doğruyu eğriyi biliyor ve  yinede herkesi saptırmak istiyor,  tatili yok durmaz dinlenmez ümit kesmez ölüm anına kadar uğraşır sapık yoluna çağırır durur,  ondan  korunmak için Allah’a sığınmak ve abdestli olmak lazım.  Dikkatli olun  hangi yolu tutarsanız o yolun gittiği yere varırsınız, karşınıza çıkan hal durum yaptıklarınızın karşılığıdır.

Dünya dertlerinden arınmak lazım,  kalbini temizle  hatalardan arzunla ayrıl;  nasıl olsa ayrılacaksın,  parasız kalırsın ihtiyarlarsın ayrılırsın, bunlarda olmazsa ölürken bırakırsın. Bir lokma için bin defa yalvarma acından ölen yoktur. Varlığını esirge yaradana teslim ol kalbini ona ver.  Mutlaka iyi geçim ara sana gereken budur. İyi geçim olması olmaması önemli değildir. Sadece ısrarla aramak esastır.  Eline geçen imkanlar için ”İyidir.” de geç daha iyisini aramaktan kalma, bunları yaparken hassasiyeti ince ölçüleri elden bırakma.

Nusret eyle ki nusret olunasın, kötülük edene iyilik eyle ki ona malik olasın,  kime dilersen yardım et hediye ver ihsan eyle onun emiri olasın, kimseden bir şey isteme ki o da senin gibi biridir, kime dilersen ona muhtaç ol da gidesin onun esiri olasın. Hakiki mümin kardeşlerine külfeti zahmeti eziyeti ve ihtiyacı az olan kimsedir. İnsanlar daima birbirlerine muhtaçtırlar, fakat en iyisi başkasının ihtiyaçlarına koşup kendi ihtiyaçlarını unutmak ve  onlara yük olmamaktır. Bununla beraber müminin şanındandır ki kardeşlerine yardımı çok olsun, yardımda bıkmak usanmak bilmesin. Özür dileyenin özürünü kabul edesin,  sana cefa edeni affeyleyip mülayim söyleyesin,  senden büyüklere muti ol ki senden küçüklerde sana itaat etsinler. Müminin talebi başka değil yalnız Hak’tan olur. Allah’tan gayrıdan taleb  eden bir şey uman hüsrana uğrar zararda olur,  eğer bizim kalbimiz pak olsaydı hiç bir zaman taata hayra hizmete doymazdık.  Hilm ve kerem tabiat iktizasıdır, kerim olan vâdine vefa gösterir sözünü tutar, hataları affeder,  herkese faydalı olmaya bakar elini zarar vermekten men eder.

Bir kardeşimiz esnaf kapalı çarşıda ticaret yapar. Yaşlıdır  işinin aslını esasını  inceliklerini bilir. ”Dükkana giren müşteriye mal satayım diye düşünmem misafir olarak kabul ederim.” diyor.  maddi karla kazançla alakası yok; ”Müşteriye anlatırsın dinler bilgi verirsin dolaş gel dersin dolaşır gelir alır veya almaz,  sonra yine gelir daha sonra müşteri getirir.”  diye anlatıyor,  işte bunlar Medine’de ve  Fatih’in İstanbul’unda gelip geçen ticari incelikler, şimdi izlerine nadiren rastlanabiliyor.

Bir insan alışverişte dürüst olursa neticede ”Bedelin tamamı o dükkanın sadakası olur.” diye kayıt var.  Hani bir hesaba  göre maliyet artı kâr eşittir fiyat diyoruz ve fiyatın ekseriya küçük  kısmı kâr oluyor. Hüsnüniyetle alışveriş yapılırsa eğer kâr küçük olsa bile bedelin tamamı sadaka yazılıyor işte esas kâr bu.  Ahir zamanın fitnesi mal ve menfaat üzerine,  bugün tüccar bir keşmekeşin içinde yarınını kestiremiyor  iflastan korkuyor,  müşteriyi nasıl misafir kabul etsin.   İhtiyacınız yoksa almayın diyen yok,   işyerine gelenden daha fazla para almak için bir sürü sıradan uygulama yapıyor,  indirim taksit kampanya  vs ve kapısından giren müşterisinin canına okuyor.

Nice incelik var bizim bazısından haberimiz yok, başkalarını kendi yerine koyup insafllı olmak lazım, kendisine yardımı olana teşekkür etmeyen şükretmemiş olur.  Başkasından haya etmeyen Hak’tan haya etmemiş olur.  Namahreme bakmayanın kalbi rahat olur.  inancın gereğini yerine getirmek gibi izzet,  kanaat gibi hazine,  edeb gibi haseb kazanılan şey, ilim gibi şeref olmaz.  Sevap işleyenle günah işleyen bir tutulmaz, iyi ve kötü bir değildir.  Zerre kadar kötülük yapan misli ile karşılığını görür. Başkası için kuyu kazan içine kendi düşer. Küçük musıbeti büyük sayan ondan daha büyüğüne tutulur.  İyilik yapan ise en az on misli ödüllendirilir.

Özü esası kaynağından menbaından almak lazımdır. Bizim zamanımızda milliyetçi söylemlerde sıkça  ”Kur’an Ezan.”  kavramları kullanılırdı,  her defasında en fazla alkışı alır tezahürat yapılırdı  da  ”Kur’anı Kerim ve Ezan-ı Muhammedi,”  tam olarak kitlelere anlatılmazdı. o devir geldi geçiyor, hala temel konuları kitlelere anlatamadığımızdan kaybımız çok oluyor.

Kur’anı Kerim insanlara Allah cc. nün varlığını birliğini büyüklüğünü hikmet ve kudsiyetini bildirir. İlme irfana tefekküre davet eder.  İnsanlara daima uyanık bir ruha sahip olmalarını gaflet içinde bulunmamalarını emreder. Medeni sosyal hayatın bir intizam bir sükun içinde devam edebilmesinin esaslarını hükümlerini bildirir. Allah’cc. nün hikmetine kudretine şahitlik eder.  Dünyanın  şaheserlerine ibretle bakmayı emir ve tavsiye buyurur. Her müslümanın  namazı caiz olacak miktarda Kur’anı Kerimi ezber etmesi farzı ayndır, onu okumak dinlemek faziletlidir,  namaz dışında da kıbleye yönelerek güzel elbiseler giyinmiş olduğu halde taharet üzere Kur’anı Kerim okumak daha sevaplıdır. Maddi manevi bedeni hastalıkların şifasıdır;  önce okumuş öğrenmiş sonra unutmuş olanlar ise günahkar olurlar.

Ezan-ı Muhammedi müslümanların  güzelliklerindendir ve islamın değişmez simgesidir. Dünyanın neresinde olursa olsun müslüman varlığının kimliğinin göstergesidir. Ezan okunması konusunda 15 asırlık bir uygulama ve ittifak vardır. Günde 5 defa okunan ezanın gayesi  namaz vaktin girdiğini bildirip ibadete davettir; Ezan okunurken işitenlerin sözü kesmeleri,  hatta Ku’ranı Kerim okuyanların da durup dinlemesi daha iyidir faziletlidir. Ezan bütün insanlık için kârdır.  Gecede gündüzde  duyduğu ezanı dinlemek, tekrar etmek,  tamamlanıncaya kadar vakit ayırmak ve duasını yapmak,  eğer aslına vakıf olunabilse ihmal edilemeyecek bir kazançtır.

Camiler ise kutsal mekanlardır. Camiye devam edenler bedenen ruhen rahatlarlar. Cami ahiret çarşılarından bir çarşıdır ki kim camiye girerse Allah’ın misafiridir. tabii  misafire misafir sahibinin  ikramı bağışlaması  mağfireti olur.  Cemaat üzerine rahmet bereket iner. Rahmet bereket sadece camiye has değildir, toplu olarak Allah’ın adının anıldığı heryere rahmet indiği bildirilmektedir. Hani o rahmet ise berekettir keremdir ikramdır ihsandır lütuftur ve şifadır. Kulun neye ihtiyacı varsa  işte rahmet odur.

Herkesin kolaylıkla yapabileceği  devam edebileceği nice şeyler vardır.  İstifade  olacak  vakit değerlendirilecek,  bunlar araştırılmaya değer, arayıp planı  programı yapılmalı  ve icraata başlanmalıdır.  Devamla sebatla kararlılıkla  manevi irtibat kurulduktan sonra hayırlar başlar sürer gider, birikim zamanla olur. Bu yolda zorlama yok ki büyükler usulünü inceliklerini bildirmişler,  devamlı yapılmakta olan hayrın hasenatın  tesbihin  nafilenin  bir meşru sebeple yapılamadığında bile sevapları aynen yapılmış gibi yazılır, demek ki bir yerden başlamak lazım.

Dua  ise ne kadar umumi olursa o kadar makbul olur,  başkasına yapılan duanın bir misli  yapan için kabul edilir, birde  başkasının duasına girmeye de bakmak lazımdır. Bu ”Bana dua et.” demekle olmaz. Öksüzün yetimin borçlunun  çaresizin güçsüzün yanında olarak onlara iyilik ederek  dualarına girmek için vesile aranmalıdır.

İncelik esasları çok her yerde karşılaşıyoruz, Gözlükçü bile gözlük verirken: ” Gözlüğü iki elinizle takın çıkarın camı düşmesin vidası çıkmasın deforme olmasın.” diyor. incelikleri  aramak lazım,   mesela  kârlısı da var; iki kişinin arasını düzeltmenin bütün nafile namaz ve oruçlardan daha hayırlı  olduğu bildiriliyor. Kabiliyetimiz olsa da yapabilsek.

Cemiyet içinde toplumun arasında olmak,  onların hizmetini yapmak hep ödüllendirilmiş;  istifade etmek lazım.

Bir Cevap Yazın