1959 yılında İstanbulda öğretim üye ve görevlileri ile tanıştım. İktisadi Ticari İlimler Akademisi, Derse girenleri genellikle orta yaşlı mütevazi efendi kimseler… Ünvanları doçent profesör, o zaman birde ordinaryüs profesör ünvanı var. Çoğunlukla dersler kalabalık sınıflarda yapılıyor, lisede öğretmenler bize çocuklar diye hitabederlerdi , burada öğrenciye arkadaşlar diye hitabediyorlar. Öğrenci yüksek öğretime başlıyor ya , değişik ortam, aşağıda kantin var orada sigara da içiliyor, bir gurub öğrenci nedense dersi sulandırmaya çalışıyorlar. Biz yapmazdık, endişe ile seyrederdik. Fakat hocalar bir şekilde ders ortamını koruyabiliyorlardı. Usulleri başka başka olmakla birlikte Netice de derslerine sahiptiler.
Esas Adapazarı’nda Öğretim üye ve görevlileri ile uzun yıllar beraber olduk. safha safha asistanlıktan başlayıp mastır doktoradan başlayan sürüp giden yardımcı doçent, doçent, profesör ünvanlarına şahit olduk. Adapazarı mütevazi şehir 1978 yılında nüfusu yüz atmış bin . Yerli halkına manav deniliyor. Biz patatesi ile meşhur bilirdik, geldik patates görmedik mısır yetiştiriliyor, mahalle aralarında görkemli mısır tarlaları mısırın boyu olmuş üç metre, maşallah der geçerdik. Şehirinde köyünde verimli tarım alanlarında ziraat yapılıyor, ticari hayatı canlı, sanayide güçlü kuruluşlara sahip. Balkanlardan kafkaslardan gelen muhacirler ile Karadenizden göçedenler çoğunlukta . Her milletten temsilci var. Mozaik toplum. Nüfusun ortak özelliği herkesin birbirine saygılı olması.
Sakarya Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi 1970 li yıllarda kurulmuş, mühendislik bölümlerinde öğretim yapılıyor. 1978 yılında öğretim elemanları özellikle İstanbul’dan çoğunluğu İTÜ’ den ve üçü beşi Yıldız vs den geliyordu. Kadrolu öğretim üyesi sayısı sınırlı, genellikle dersler Üniversitelerden temin edilen ders başı saat ücretli öğretim elemanları ile dolduruluyordu.
Kurulmuş, öğretim yapılıyor; Akademi’nin kadrolarına eleman aranıyor. Öğretim ve idarede eleman ihtiyacı var, kadrolara naklen ve açıktan eleman alınıyor. Bir kampüs konusu gündemde, yeri kamulaştırılıyor. Sapanca Gölü’ne karşı binlerce dönüm arazi ve iddialı bir kampüs projesi … Bölümler, anfiler, sınıflar, Laboratuar, atölye, kütüphane, idare binaları, sosyal tesisler, lojmanlar ve öğrenci yurdu… Lojman proje de var ya Artık öğretimde olsun İdare de olsun cazibesi oluyor.
Kadrolar için ilana çıkılıyor; öğretim elemanları öğretim üyesi asistan amir memur kadrolarına personel alınacak. Adapazarı, İstanbul Ankara ‘dan şurdan burdan başvuruyorlar . Sınav Mülakat Tayin onay tebliğ… Sonra Valiliğin tahsis ettiği okul binasında yeri gösteriliyor. Gelen düş kırıklığına uğruyor. Hemen bir hoşgeldin faslı ile tedaviye geçiliyor, kampüs, lojmanlar, pembe tablolar, ziyaretler, iade ziyaretleri ve proğramlar… Adapazarı merkezinde uzunçarşı kapalıçarşı ile Bulvardaki işyerleri personele sahip çıkan ikramda bulunan yerler , sohbet edilen yerler… Henüz akademide öğrenciye öğretim elemanına memura öğleyin yemek verilemiyor , personelin uğrak yeri Minaruj Kebab Salonu… Ustası garsonu hizmet için yarışıyor… Sonra Sapanca, Kirazca, Kurtköy, Geyve üzüm bağları, Pamukova eski yayla, Karasu sahil ve dahası; kampüs arazisinin göle sıfır sahili herkesi çevresinde topluyor. Dışarıdan gelen misafir olursa vesile ediliyor. Küçük büyük organizasyonlar yapılıyor, mangal lahmacun çiğköfte kebab ve göreve hazır yuğurma ekibi. Ziyafetler ucuza kapatılıyor.. Bir kaynaşma oluyor. herkes bu arada yakın çevresini kuruyor.
Akademi yeni kurulmuş teşkilatı ihmal edilmiş eksikler göze batıyor, uzun bir çalışma gerektiriyor. Sakarya’da her daire maaşlarını zamanında alıyor. Akademi çalışanları 8-10 gün sonra alabiliyorlar. Bu günde maaş gelmedi diye bekleyip duruyorlar. Maaş önemli. Her ay cehtle gayretle zamanında hazırlanan bordrolara vilayet muhasebesinde; bekleyin çek edilecek sıraya girin deniliyor, çekediliyor durun şimdi para kalmadı . Maaşlar sonra geliyor… Polis kapıda , polis şefleri ellerinde telsiz odaları dolaşıyorlar. Talebleri de sıralı… İdare Kamulaştırmalarla uğraşıyor, yer sahipleri birim fiatı ucuz buluyor itiraz ediyorlar… Valilik’ten ilgi alaka görülmüyor… Durum bu Akademi Başkanı İTÜ’den; Özlük İşleri, Öğrenci İşleri, Mali İşler görevlendiriliyor, İstanbul’la koordineli alt yapı hazırlanacak. İTÜ de planlanan bir proğramla Adapazarı İstanbul seferleri başlıyor. öncelikle İTÜ Rektörlük Taşkışla Gümüşsuyu ziyaretleri ile ilgililerle toplantılar yapılıyor. İsabet var, sonucun iyi olacağı anlaşılıyor. İTÜ öğretim elemanları babacan, idarecileri İstanbul efendisi , herkes işini biliyor , birbirine yardım etmeye çalışıyor. Üniversite personeli kaynaşmış… Şimdi anlıyoruz onları İstanbulun bir kalıba dökmüş olduğunu. Üniversite de gelenek olmuş; memur amir öğretimden hâmi edinmiş bir durum ortaya çıktığında öğretim üyeleri devreye giriyor, meseleyi hallediyorlar. Farkın da olmadan bu uygulamaları Akademi’ye adapte ediyoruz, bir çok şartlar Adapazarında elverişli olmadığı halde öz teşkil ediliyor ya , her aşama da bir gelişme ve gözle görülür iyileşme kaydediliyor.
Hummalı çalışma sürüyor, Diğer Üniversitelerden gelenler dönenler, Haydarpaşa’dan gelen giden trene sabah akşam servisleri, cumartesi pazar da süren eğitim. Diğer bir hareketlilikte yeni asistanlar… Hallerinden belli oluyor arı gibi çalışıyorlar. geçen yıl öğrenci idiler bu yıl çiçeği burnunda asistan oldular, ayakları yere değmiyor. Hani bunlar ileride öğretim üyesi de olacaklar ya, kendilerini dev aynasında görüyorlar. Daha bir şeyden de haberleri yok, doktora son safhaya gelip karşılarına hesabta olmayan birşey çıktığında nasıl ümitsizliğe düştüklerini biz biliyoruz. Şimdi bunlar üzerinde pantalonu kot, gömlekleri pahalı, dişleri bakımlı, yanlarında öğrenci mi misafir mi belli değil arkadaşları olduğu halde, sağa sola kolay gelsin diyorlar, kütüphane arıyorlar. Yarışa başlamışlar. Öğretim elemanı ve asistanların yabancı dil , mastır, doktora, tez, yayın, yeterlik proğramları için periyodik bir şekilde sabah erken İstanbula gidip gece geç saatlerde Adapazarına dönüşleri, seferlerin kritiği, safhaları , başı, sonu, haberleri; gayretli olanlar, ağırdan alanlar, sonuca yaklaşanlar ve neticeler … Sonunda tatlılar lokumlar kutlamalar…
Bu arada 12 eylül 1980 sıkı yönetim ilânı ve iş başına geçen askeri yönetim tarafından anarşi ve terörün önlenmesi ile ilgili alınan bir dizi önlemler… Üniversite ve Yüksek Okullarda hemen bunun yansıması görülüyor. Sıkı yönetim uygulamaları yürürlüğe giriyor. Aradan bir süre geçtikten sonra 1981 yazı ortasında sıra Sakarya’ya gelmiş olacak ki Sıkı Yönetim tarafından Akademi Başkanı ve Genel Sekreter görevden alınıyor; Akademi Başkanlığına Vali Muavini , Genel Sekreterliğe Sivil Savunma Amiri atanıyor ve göreve başlıyorlar. Ertesi günden itibaren Valiliğin üst kademe personeli ıle işbilenleri Akademi’ye gelip gidiyorlar toplantılar görüşmeler; arkasından ihbar mektupları , yazılar, aramalar, tesbitler … Bilgi dosya istiyorlar, arkadan savunma, ondan sonra Gölcük Sıkı Yönetim Mahkemesi…
Sıkı Yönetim sürüyor, Akademi Başkanı Vali Yardımcısı, 30 Ağustos Zafer Bayramı arefesi , Akademi tatilde öğretim elemanlarından sadece idari görevi olanlar yerlerinde, Vali yardımcısı Başkan yardımcısına ”Akademiden Bayrama kim iştirak ediyor.” der. “Akademi Başkanının iştirak ettiğini .” bildirirler. Der ki “Olur mu Başkan, Öğretim Üyeleri ve Amirler kutlamalara bizzat katılacak bayrama iştirak edecekler, memurlar da tören alanında bulunacaklar.” Ne yapsın duydu ya Başkan Yardımcısı da bir yazı çıkarır, imza karşılığı herkese duyurur. Herkesten imza alındı ertesi gün bayrama iştirak edilecek, Ordu evine gidilecek, oradan protokol tirübününde bayrama iştirak edilecek , memurlarda tören alanında bulunacaklar… Kutlama saatı belli, sabah uygun yer ve saatte birleşilir ve ordu evine gidilir . Adapazarı protokol mensubları geliyorlar, herkes ikili üçlü oturmuş sohbet ediyorlar, olağanüstü bir şey yok, havadan sudan konuşuyorlar. Biz kalabalık gurub bir yardımcı doçent , genel sekreter, müdürler ve şefler bir köşeye oturduk bekliyoruz, ilk defa katılıyoruz ya , teyakkuz durumundayız. Galiba kutlamalara başlanacak girişe subaylar dizildiler, kutlamaları kabul edecekler, anons başladı ve ”Hakimler” ilan edildi. İki kişi kalktı kutlamak için subaylara yöneldiler, ikinci anons:
-”Öğretim üye ve görevlileri.”
oldu… Başkan Yardimcısının yüzüne baktık, işaret etti, ” peşimden gelin” dedi diye anladık takip ettik; “Bayramınız kutlu olsun .” diyerek subayları kutladık , ikramda bulundular ikramlarından aldık, birerli kol çıktık protokol tribününe gidiyoruz. Önde beş altı yer var korunuyor, biz şu kadar kişiyiz her taraf dolu ,yer bulamıyacağımızı anladık . İsbat-ı vücut ettik ya, törene halkın içine karıştık. Bayramı izledik.
Aradan kısa bir süre geçti geçmedi bir gurub öğretim üyesi görevden alındı , kadrolu olanlar başka yüksek öğretim kurumlarına naklen atandılar. Digerleri Üniversitelerine döndüler. Kaldık kendi kendimize , Vali Yardımcısı uzun süre kaldı, neden sonra gitti… İTÜ”den yeni bir Akademi Başkanı atandı. Bir süre sonra bir YÖK uygulaması ile Akademi İTÜ’ ye fakülte olarak bağlandı. Yeni bir dönem başladı, Sakarya Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nin adı, İTÜ Sakarya Mühendislik Fakültesi oldu; Sakaryada ve Düzce de bulunan meslek yüksek okulları fakülteye bağlandı. Öğrenci ve öğretim elemanları gelişmeden memnun kaldılar. Asistanlar doktora çalışmalarına hız verdi. Sonra neticeler alınmaya başladı , yeni doktorasını yapanlar kadro alıyorlar, ders üstleniyorlar, idari görev veriliyor. Çalışmalar da sürüyor, Öğretim Üyeleri ders ve yayın faaliyetine devam ediyorlar, bir mesafe alındı… Ünvanında süresini tamamlayan Öğretim Üyeleri üst ünvan için çalışıyorlar, Öğretim Üyesi ve görevlisi sayısı artıyor, derslerin doldurulmasında artık problem yok. İstanbul’dan gelen öğretim elemanı sayısı azalıyor. Sakarya menşeli profesör ve doçentler çoğalıyorlar, eğitim güçleniyor. enstitü ve vakıf çalışmaları yapılıyor. Üniversite bilgi ortam; bölümlerin, anabilimdalı ve her branşın öğretim üyeleri devamlı araştırıyorlar, literatürü takip ediyorlar. kendilerine kitap lazım, süreli yayın lazım, idarenin temin ettiği var, edemediğine bir şekilde ulaşmağa çalışıyorlar. İşleri uğraşları proğramları yoğun…
Öğretim elemanları genellikle yaş haddinden emekli oluyorlar, çoğunlukla yaş sınırına kadar bekliyorlar, haftada birkaç saat dersleri oluyor, ders verilmezse de alınmıyorlar, böyle şeyler her zaman olabilmekte, alışmışlar, bağışıklık kazanmışlar. Üniversiteye gidip geliyorlar ya, kendilerine mahsus yerleri , çevresinde öğretim elemanları, öğrenciler var, burada rahat ediyorlar, kendi bilgi dünyalarıyla meşguller… Ancak emekli ikramiyesi ilgili görüşü olan da var, ikramiyeye bugün çok ihtiyaçı olduğu halde. ikramiyenin belki kendisine hiç ihtiyacı olmayacağı emekli sınır yaşında verilecek olmasından yakınıyorlar…
Öğretim Üyeleri idari görevde tetbirlidirler. meseleleri zaman içinde çözümlemek ister, operasyon yapmazlar, süresi içinde zaten çok şey bir başka şekilde neticelenir, kalanına da çare bulunur. Sözü dahi net ve kesin söylemez, ihsas ettirirler. Esasla ilgili konularda ve kritik meselelerde hâl dili konuşurlar. Fakat malûmatlı öğretim üyeleri görüşlerini ve bilgilendirmelerini arkası yarın usulü ile yaparlar. Müdavimlerinden üçü beşi ile bir araya geldiğinde kalınan yerden; ”Biz burada canhıraş eğitim veriyoruz.” veya “Ben Öğretim Üyesiyim Anayasa’nın fezlekesini yazarım.” gibi bir mukaddemenin ardından güncel konuları tezekkür ederler, daha önce uzun uzadıya anlatılanlar varsa ”Biz daha önce bu filmi seyretmiştik, bilmem kaç numaralı senaryo.” der, kısa keserler diğerine geçerler. Bölümlerde ,Öğretim Üyesi odalarında , idarede müsait ortamlarda süren bu bilgilendirmeler çoğu zaman sınıra dayanır. Öğle yemeği, akşam paydosu, ders saatinin gelmesi ile noktalanır. Konuşmaların şerhi kritiği bir süre devam eder, tiryakilik te yapar. Ara uzun sürerse aranır.
Öğretim üyeleri konularında uzmandırlar , ufukları da geniştir, gerektiğinde teknik gezi düzenlerler. Düzenlenen diğer gezilere katılırlar. Daha çok istikbalin mühendisi öğrencileriyle birlikte geziye çıkarlar. Öğrencilerini Devlet’in Sabancı’nın Koç’un sanayi kuruluşlarına götürürler. Temel bilgiler verir, kuruluşları gezdirirler, kritik noktaları gösterirler. Önce kuruluş çalışanı genel müdür, işletme müdürü ve yetkililerine “Ben görüyorum siz akademik çalışma gibi titiz bir uğraş içindesiniz , gıpta ediyorum. Kutluyorum.” der gönlünü alır. Öğrencilere de ” Bunun artık dersi mersi yok. İşte sanayi ise bu. Gözünüzü açın. Size anlatıyorlar da, ne görüyorsanız kavramaya çalışın.” der geziden öğrencinin istifade etmesini isterler.
Bir diğer Öğretim Üyesi yurt dışı izlenimleri anlatmayı sever. Bilmem kaçıncı defa gittiği Almanya’nın o günkü durumunu şehirlerini üniversitelerini sosyal hayatını ekonomisini anlatır Halkının öğrencisinin durumunu özetler:
_Ben dışarıyı gördükten sonra artık iyice inanır oldum; bizde zeki adam çok.
der. Avrupa da toplumun bir kalıba sokulmak istendiğini. Fakat neticesinde işin imkanın halkına fazla birşey kazandıramadığını, Kalabalıkların:
_Sonunda elde edilenin önemli olmadığını anladıkları gün, akıntıya kürek çektiklerinin farkına vardıklarını.
Artık bu noktadan sonra da kendilerinde güç bulamadıklarını, devletin elinden fazla bir şey gelmediğini, neticenin vatandaşını tatmin etmediğini, mutsuz kaldıklarını ilave eder.
Öğretim Üyelerinin başından geçenleri anlatarak bir konuya açıklık getirdikleri de olur. Mesela bir süre uğraştıktan sonra oğlunu istediği koleje yazdırma imkanı bulduğunu, bu defa kolej’den “Öğrencinizi kaydediyoruz ancak falan yabancı dil sınıfına yazabiliyoruz.” dediklerini, kendisinin israr etmesi üzerine, görüşmelerin uzadığını, hocalar tartışmayı severler ya. Söz bu minval üzere sürüp giderken kulak misafiri olan Kolejin müdür yardımcılarından birinin :
-Siz boşuna uğraşıyorsunuz, sanki çocuk yâni burada derste yabancı dil mi öğrenecek, onu siz öğreteceksiniz, sizin desteğiniz imkanınız öğretecek .
deyince, meselenin anlaşıldığını. çocuğu bir yere kaydediverdiklerini. Çocuğa yabancı dili babasının öğrettiğini anlatıyor.
İTÜ ye bağlı fakülte ve Yüksekokullar da öğrenim sürer. Okulda evde tek şekerli şekersiz çaylar, kahveler, öğretim odalarında sıcaksu aygıtları; ıhlamur kuşburnu, neskafe , izzet ikram … Bilgi teatisi, görüşler paylaşımı, ve üç büyük takım muhabbeti de yapılır. Bir sabah bir Öğretim Üyesi odasında bir diğer Öğretim Üyesi ile akşam seyrettikleri maçta ki bir ayrıntıyı, ilim adamı titizliğiyle görüşürlerken bir başka Öğretim Üyesi gelir selam verir, bakar devam ediyorlar. Der ki:
-Falan Öğretim Üyesi var ya o sizi görseydi, ” Yaşınızı başınızı almışsınız hala daha ayrıntıyla uğraşıyorsunuz.” derdi, sözü de uzatırdı…
deyince, falanı tanıyorlar, çekinmeden konuştuğunu da biliyorlar… Etkileniyorlar . hocalardan kibar olanı ayağa kalkıyor şöyle bir dönüyor, bir şey diyemiyor yerine oturuyor. Diğeri sert:
_O falan Hoca böyle demez.
Diyor. arkasını getiremiyor, Fakat futbol muhabbeti de sona eriyor.
Böylece aylar yıllar geçip gitmekte iken 1990lı yılların başında önce Sakarya’da Üniversite kurulacağı, Fakülte’nin Üniversite olacağı haberleri gelir ve gelişmeler olur . Aslında Eğitim elemanları ve öğrenciler İTÜ’den memnun. Ancak kanunla yeni Üniversiteler kuruluyor. Sonunda Rektör adayları haberleri belirlenecek belirleniyor denilmeye başlanıyor, derken maksat hasıl oluyor. 1991 yılında Sakarya Üniversitesi kuruluyor, Özal tarafından Rektör belirlenip atanıyor. Yine Valiliğin Ozanlar’da ki bizim fakülte binasındaki bir üniteye ”Rektörlük” levhası asılıyor. Rektör geliyor başlıyor. Renault menager bir araba Vilayete Ankaraya istanbula… gidip geliyor. Çalışmalar başlıyor. Kampüs sahasında ağır aksak yürüyen bir inşaat hızlandırılıyor. Projeleri tamamlanan diğer bir ikisinin temeli atılıyor.
Sakarya Üniversitesi başta, beş fakülte, iki enstitü, meslek yüksekokulları ile birkaç yüksek okuldan ibaret olarak kuruldu. Ayrıca Rektörlük birimleri kurulacak, kurullar oluşturulacak. Fiziki alan gerekli, kampüs var , proje var, projelerin tashihi, inşaatların başlatılması gerekiyor, ödenek lazım. Özellikle yeni fakültelerin Öğretim elemanı ihtiyacı için izin alınacak. Rektör, yardımcıları ve danışmanları ile üniversitenin yeni kurullarının oluşturuyor. Rektörlük birimi atamaları yapılıyor, Üniversite birim ve kurulları ile faaliyete geçiriliyor. Fakülte, enstitü, yüksek okullar için kampüs dışında geçiçi fiziki alanlar temin ediliyor.
Bu arada kimi öğretim üyeleri boş durmuyorlar; hani ünvansa ünvan, bilgi ise bilgi, dirayetse dirayet kendine güvenenler… Dekanlık, kurul üyelikleri, Bölüm Başkanlığı Ana bilim dalı Başkanlığından birini üstlenebilmek için biryerlere etkin çevrelere ulaşıp, girişimlerde bulunuyorlar. Tutuyor Tutmuyor, temaslara devam ediyorlar. İki yıl sonra Üniversite Kampüste Rektörlüğü kurmuş, Fakültenin biri ikisi kampüse taşınmıştır. Diğer fakülte okullar için mekan bulunmuştur. Kampüs bir kısım inşaatlar devam etmektedir.
Kurucu Rektörün süresi sona ermiştir. Rektör seçimi yapılır. Aday altı yedi üye, Öğretim Üyelerinin yüzde yetmişi Kurucu Rektöre oy verirler. Diğer üyeler kalan oyları paylaşır. İlk altı isim YÖK’e bildirilir, YÖK üçe indirir, onaya gönderir, Demirel tarafından oy çokluğuna bakılmaksızın daha az oy alan seçilir. Bir şeylerin olduğu anlaşılmaktadır. Rektör gelir başlar. Genel Sekreter ve memurlar değiştirilir. Yenileri göreve başlarlar. Uygulamalar sırıtır. zihniyet tanıdığımız zihniyettir. Birden bir hareket başlar; öğrenci kulübleri, öğrenciler için çaylar partiler, Açılış kapanış etkinlikleri, diploma mezuniyet eğlenceleri, öğrenciler kep fırlatıyorlar, artık öğretim önemli değil, kalite önemli değil, varsa yoksa kep cübbe eğlence… öğretim üyelerine de temin edilmiş, giyeni giymiş sırmalı cübbeleri dolaşıyorlar… Bakıyoruz, tanıyorum biliyorum ya, gülüyorum.
Velhasıl Sakarya Üniversitesinin ilk iki Rektörü kendilerinin atanmasını gerçekleştiren Özal’ın ve Demirel’in uygulamasını yaptılar. Onlara layık olduklarını gösterdiler. Sonra Demirel’in Rektörünün yetkilileri amire memura ”Ayrıl.” ”Emekli ol.” demeye başladılar, Ben doğrusu ”Yâni ele ayağa dolaşmayın gidin.” diyorlar diye anladım. ”Dağdan gelen bağdakini kovar.” demişler ya , ayrıldım…
Adapazarı iyi ter, uzun süre kaldım, sevdim de. Burada onsekiz yıl Akademik ortamda bulundum. Gönlüm Yüksek Öğrenimde gençlere kendilerine lazım olan bilgilerin verilmesinden yana. Emek çekiyorlar vakit ayırıyorlar yılları boşa geçmesin. Bu hususta öğretim üye ve görevlilerine büyük iş düşüyor.



