Öğretim üye ve görevlileri

1959 yılında İstanbulda öğretim üye ve görevlileri ile tanıştım.  İktisadi Ticari İlimler Akademisi,  Derse girenleri   genellikle orta yaşlı mütevazi efendi kimseler…  Ünvanları  doçent profesör, o zaman birde ordinaryüs profesör ünvanı var.  Çoğunlukla  dersler kalabalık sınıflarda yapılıyor, lisede öğretmenler bize çocuklar diye hitabederlerdi , burada  öğrenciye arkadaşlar diye hitabediyorlar.  Öğrenci yüksek öğretime başlıyor ya , değişik ortam, aşağıda kantin var orada sigara da içiliyor,  bir gurub öğrenci nedense dersi sulandırmaya çalışıyorlar.  Biz yapmazdık, endişe ile seyrederdik.  Fakat hocalar bir şekilde ders ortamını koruyabiliyorlardı.  Usulleri başka başka olmakla birlikte  Netice de derslerine sahiptiler.

Esas Adapazarı’nda Öğretim üye ve görevlileri  ile uzun yıllar  beraber olduk. safha safha asistanlıktan  başlayıp mastır doktoradan başlayan sürüp giden yardımcı doçent, doçent, profesör ünvanlarına  şahit olduk.   Adapazarı mütevazi şehir 1978 yılında nüfusu yüz atmış bin . Yerli halkına manav deniliyor.  Biz patatesi ile meşhur bilirdik,  geldik patates görmedik  mısır yetiştiriliyor, mahalle aralarında görkemli mısır tarlaları  mısırın  boyu olmuş üç metre,   maşallah der geçerdik.  Şehirinde köyünde verimli tarım alanlarında ziraat yapılıyor,  ticari hayatı canlı, sanayide güçlü kuruluşlara sahip. Balkanlardan kafkaslardan gelen muhacirler ile Karadenizden göçedenler çoğunlukta . Her milletten temsilci var. Mozaik toplum. Nüfusun ortak özelliği herkesin birbirine saygılı olması.

Sakarya Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi 1970 li yıllarda kurulmuş,  mühendislik bölümlerinde öğretim yapılıyor. 1978 yılında öğretim elemanları  özellikle  İstanbul’dan çoğunluğu İTÜ’ den ve  üçü beşi Yıldız vs den geliyordu. Kadrolu öğretim üyesi sayısı sınırlı,  genellikle dersler  Üniversitelerden temin edilen ders başı saat ücretli öğretim elemanları ile dolduruluyordu.

Kurulmuş, öğretim yapılıyor; Akademi’nin kadrolarına eleman aranıyor. Öğretim ve idarede eleman ihtiyacı var,  kadrolara naklen  ve açıktan eleman  alınıyor. Bir kampüs konusu gündemde,  yeri kamulaştırılıyor.  Sapanca Gölü’ne karşı binlerce dönüm arazi  ve iddialı bir  kampüs  projesi …   Bölümler,  anfiler, sınıflar, Laboratuar, atölye,   kütüphane,   idare binaları,  sosyal tesisler,   lojmanlar  ve öğrenci yurdu…  Lojman proje de var ya  Artık öğretimde olsun İdare de olsun cazibesi oluyor.

Kadrolar için ilana çıkılıyor; öğretim elemanları  öğretim üyesi asistan amir memur kadrolarına personel alınacak.  Adapazarı, İstanbul Ankara ‘dan şurdan burdan başvuruyorlar . Sınav Mülakat  Tayin onay tebliğ…   Sonra Valiliğin  tahsis ettiği okul binasında yeri gösteriliyor.  Gelen düş kırıklığına uğruyor.  Hemen bir hoşgeldin faslı ile tedaviye geçiliyor,  kampüs,  lojmanlar,  pembe tablolar, ziyaretler,  iade ziyaretleri  ve proğramlar… Adapazarı merkezinde uzunçarşı   kapalıçarşı  ile Bulvardaki işyerleri  personele sahip çıkan  ikramda bulunan yerler , sohbet edilen yerler…   Henüz akademide öğrenciye öğretim elemanına  memura  öğleyin yemek verilemiyor , personelin uğrak yeri Minaruj Kebab Salonu… Ustası garsonu hizmet için yarışıyor…  Sonra Sapanca,  Kirazca, Kurtköy, Geyve üzüm bağları, Pamukova eski yayla,  Karasu sahil ve dahası;  kampüs arazisinin göle sıfır sahili herkesi çevresinde topluyor. Dışarıdan gelen misafir olursa vesile ediliyor.  Küçük büyük organizasyonlar yapılıyor,  mangal lahmacun çiğköfte kebab ve göreve hazır yuğurma ekibi.  Ziyafetler ucuza kapatılıyor.. Bir kaynaşma oluyor. herkes bu arada yakın çevresini kuruyor.

Akademi yeni kurulmuş  teşkilatı  ihmal edilmiş eksikler göze batıyor, uzun  bir çalışma gerektiriyor.  Sakarya’da her daire maaşlarını zamanında alıyor. Akademi çalışanları 8-10 gün sonra alabiliyorlar. Bu günde maaş  gelmedi diye bekleyip duruyorlar. Maaş önemli.   Her ay cehtle  gayretle zamanında hazırlanan bordrolara vilayet muhasebesinde;   bekleyin çek edilecek sıraya girin deniliyor, çekediliyor durun  şimdi para kalmadı . Maaşlar  sonra geliyor…   Polis kapıda , polis şefleri ellerinde telsiz odaları dolaşıyorlar. Talebleri de sıralı…  İdare  Kamulaştırmalarla uğraşıyor, yer sahipleri birim fiatı ucuz buluyor  itiraz ediyorlar…  Valilik’ten ilgi alaka  görülmüyor…   Durum bu Akademi Başkanı İTÜ’den;  Özlük İşleri, Öğrenci İşleri, Mali İşler görevlendiriliyor,  İstanbul’la koordineli alt yapı hazırlanacak.  İTÜ de planlanan bir proğramla Adapazarı İstanbul seferleri başlıyor. öncelikle   İTÜ Rektörlük Taşkışla Gümüşsuyu  ziyaretleri ile  ilgililerle toplantılar yapılıyor.   İsabet var, sonucun iyi olacağı anlaşılıyor.  İTÜ  öğretim elemanları babacan, idarecileri İstanbul efendisi  , herkes işini biliyor , birbirine yardım etmeye çalışıyor.  Üniversite personeli kaynaşmış…   Şimdi anlıyoruz onları İstanbulun  bir kalıba dökmüş  olduğunu.  Üniversite de gelenek olmuş;   memur amir öğretimden hâmi edinmiş bir durum ortaya çıktığında öğretim üyeleri devreye giriyor,  meseleyi hallediyorlar.  Farkın da olmadan  bu  uygulamaları Akademi’ye adapte ediyoruz,  bir çok şartlar Adapazarında  elverişli olmadığı halde  öz teşkil ediliyor ya , her aşama da bir gelişme  ve gözle görülür iyileşme kaydediliyor.

Hummalı çalışma sürüyor,  Diğer Üniversitelerden gelenler dönenler,  Haydarpaşa’dan gelen giden trene sabah akşam  servisleri,  cumartesi pazar da süren eğitim. Diğer bir hareketlilikte  yeni asistanlar…  Hallerinden belli oluyor arı gibi çalışıyorlar. geçen yıl öğrenci idiler bu yıl çiçeği burnunda asistan oldular,  ayakları yere değmiyor.  Hani bunlar ileride öğretim üyesi de olacaklar  ya,  kendilerini  dev aynasında görüyorlar. Daha bir şeyden de haberleri yok,  doktora son safhaya gelip  karşılarına hesabta olmayan birşey çıktığında nasıl ümitsizliğe düştüklerini biz biliyoruz.  Şimdi bunlar üzerinde  pantalonu kot,   gömlekleri pahalı, dişleri bakımlı,  yanlarında öğrenci mi misafir mi belli değil arkadaşları  olduğu halde,   sağa sola kolay gelsin diyorlar,  kütüphane arıyorlar. Yarışa başlamışlar.  Öğretim elemanı ve asistanların yabancı dil , mastır, doktora, tez,  yayın,  yeterlik proğramları için periyodik bir şekilde   sabah erken  İstanbula gidip  gece geç saatlerde Adapazarına dönüşleri, seferlerin kritiği,  safhaları , başı,  sonu,  haberleri;  gayretli olanlar, ağırdan alanlar, sonuca yaklaşanlar  ve neticeler …  Sonunda    tatlılar lokumlar kutlamalar…

Bu arada 12 eylül 1980  sıkı yönetim  ilânı  ve iş başına geçen askeri yönetim tarafından anarşi ve terörün önlenmesi ile ilgili alınan bir dizi önlemler…   Üniversite ve Yüksek Okullarda hemen bunun yansıması görülüyor. Sıkı yönetim uygulamaları yürürlüğe giriyor. Aradan bir süre geçtikten sonra  1981 yazı ortasında  sıra Sakarya’ya gelmiş olacak ki  Sıkı Yönetim tarafından Akademi Başkanı ve  Genel Sekreter  görevden alınıyor;   Akademi Başkanlığına Vali Muavini , Genel Sekreterliğe  Sivil  Savunma Amiri atanıyor ve göreve başlıyorlar.  Ertesi günden itibaren  Valiliğin üst kademe personeli  ıle  işbilenleri Akademi’ye  gelip gidiyorlar  toplantılar görüşmeler;   arkasından ihbar mektupları , yazılar,  aramalar,  tesbitler …    Bilgi   dosya istiyorlar, arkadan  savunma,  ondan sonra Gölcük Sıkı Yönetim Mahkemesi…

Sıkı Yönetim  sürüyor,  Akademi Başkanı Vali Yardımcısı,  30  Ağustos  Zafer Bayramı arefesi , Akademi tatilde  öğretim elemanlarından  sadece idari görevi olanlar yerlerinde,  Vali yardımcısı Başkan yardımcısına  ”Akademiden Bayrama  kim iştirak ediyor.”  der. “Akademi Başkanının iştirak ettiğini .” bildirirler. Der ki “Olur mu Başkan, Öğretim Üyeleri ve Amirler kutlamalara bizzat katılacak bayrama iştirak edecekler, memurlar da tören alanında bulunacaklar.”  Ne yapsın  duydu ya Başkan Yardımcısı da  bir yazı  çıkarır,  imza karşılığı herkese duyurur. Herkesten imza alındı  ertesi gün bayrama iştirak edilecek,   Ordu evine gidilecek,  oradan protokol tirübününde   bayrama iştirak edilecek , memurlarda tören alanında bulunacaklar…  Kutlama saatı belli,  sabah uygun yer ve saatte birleşilir ve ordu evine gidilir . Adapazarı  protokol mensubları   geliyorlar, herkes ikili üçlü oturmuş  sohbet ediyorlar, olağanüstü bir şey yok, havadan sudan konuşuyorlar.  Biz  kalabalık gurub  bir yardımcı doçent ,  genel sekreter, müdürler ve şefler  bir köşeye  oturduk bekliyoruz,  ilk defa katılıyoruz  ya , teyakkuz durumundayız.  Galiba kutlamalara başlanacak girişe subaylar dizildiler,  kutlamaları kabul edecekler, anons başladı ve  ”Hakimler”  ilan edildi. İki kişi kalktı kutlamak için subaylara yöneldiler,  ikinci anons:

-”Öğretim üye ve görevlileri.”

oldu…  Başkan Yardimcısının yüzüne baktık,   işaret etti,  ” peşimden gelin” dedi diye anladık  takip ettik; “Bayramınız kutlu olsun .” diyerek  subayları kutladık , ikramda bulundular ikramlarından aldık,  birerli kol çıktık  protokol tribününe  gidiyoruz. Önde beş altı yer var korunuyor,  biz şu kadar kişiyiz her taraf dolu ,yer bulamıyacağımızı anladık . İsbat-ı vücut ettik ya,  törene halkın içine karıştık.  Bayramı izledik.

Aradan kısa bir süre geçti  geçmedi  bir gurub öğretim üyesi görevden alındı , kadrolu olanlar başka yüksek öğretim kurumlarına  naklen atandılar. Digerleri Üniversitelerine döndüler. Kaldık kendi kendimize , Vali Yardımcısı uzun süre kaldı, neden sonra gitti… İTÜ”den yeni bir Akademi Başkanı atandı.   Bir süre sonra  bir YÖK uygulaması  ile Akademi  İTÜ’ ye  fakülte olarak bağlandı.  Yeni bir dönem başladı,   Sakarya Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’nin  adı, İTÜ Sakarya Mühendislik Fakültesi oldu;   Sakaryada ve Düzce de bulunan meslek yüksek okulları fakülteye bağlandı.  Öğrenci ve öğretim elemanları  gelişmeden memnun kaldılar.   Asistanlar doktora çalışmalarına hız verdi.  Sonra neticeler alınmaya başladı , yeni doktorasını yapanlar kadro alıyorlar,  ders üstleniyorlar,  idari görev veriliyor.   Çalışmalar da sürüyor,   Öğretim Üyeleri  ders  ve yayın  faaliyetine devam ediyorlar, bir mesafe alındı…  Ünvanında süresini tamamlayan Öğretim Üyeleri  üst ünvan  için çalışıyorlar,  Öğretim Üyesi ve görevlisi sayısı artıyor, derslerin doldurulmasında  artık problem yok.  İstanbul’dan gelen öğretim elemanı sayısı azalıyor.  Sakarya menşeli profesör ve doçentler çoğalıyorlar,  eğitim güçleniyor.  enstitü ve vakıf  çalışmaları  yapılıyor.  Üniversite bilgi ortam;   bölümlerin, anabilimdalı ve her branşın öğretim üyeleri devamlı araştırıyorlar,  literatürü takip ediyorlar.  kendilerine kitap lazım,  süreli yayın lazım, idarenin temin  ettiği var, edemediğine bir şekilde ulaşmağa çalışıyorlar.  İşleri uğraşları proğramları yoğun…

Öğretim  elemanları  genellikle yaş haddinden emekli oluyorlar,  çoğunlukla yaş sınırına kadar bekliyorlar,   haftada birkaç saat dersleri oluyor,  ders verilmezse de alınmıyorlar, böyle şeyler her zaman olabilmekte,   alışmışlar, bağışıklık kazanmışlar.  Üniversiteye gidip geliyorlar ya,  kendilerine mahsus yerleri , çevresinde öğretim elemanları,  öğrenciler var,   burada rahat ediyorlar,  kendi bilgi dünyalarıyla  meşguller…   Ancak  emekli ikramiyesi ilgili görüşü olan  da var,  ikramiyeye bugün çok ihtiyaçı olduğu halde.  ikramiyenin belki kendisine hiç ihtiyacı olmayacağı  emekli sınır yaşında verilecek olmasından yakınıyorlar…

Öğretim Üyeleri idari görevde  tetbirlidirler. meseleleri zaman içinde çözümlemek ister,  operasyon yapmazlar,  süresi içinde  zaten çok şey  bir başka şekilde neticelenir,  kalanına da çare bulunur. Sözü dahi net ve kesin söylemez, ihsas ettirirler.  Esasla ilgili konularda ve kritik meselelerde hâl dili konuşurlar.  Fakat malûmatlı öğretim üyeleri  görüşlerini ve bilgilendirmelerini arkası yarın usulü ile yaparlar.  Müdavimlerinden üçü beşi ile bir araya geldiğinde kalınan yerden;  ”Biz burada canhıraş eğitim veriyoruz.” veya “Ben Öğretim Üyesiyim  Anayasa’nın fezlekesini yazarım.” gibi bir mukaddemenin ardından güncel konuları  tezekkür ederler, daha önce uzun uzadıya anlatılanlar varsa  ”Biz daha önce bu filmi seyretmiştik,  bilmem kaç numaralı senaryo.” der,  kısa keserler  diğerine geçerler.  Bölümlerde ,Öğretim Üyesi odalarında , idarede  müsait ortamlarda süren bu bilgilendirmeler çoğu zaman sınıra dayanır.   Öğle yemeği, akşam paydosu, ders  saatinin gelmesi ile noktalanır. Konuşmaların  şerhi kritiği bir süre devam eder,  tiryakilik te yapar.  Ara uzun sürerse aranır.

Öğretim üyeleri konularında uzmandırlar , ufukları  da  geniştir,  gerektiğinde teknik gezi düzenlerler. Düzenlenen diğer gezilere katılırlar.  Daha çok istikbalin mühendisi öğrencileriyle  birlikte geziye çıkarlar.  Öğrencilerini Devlet’in Sabancı’nın Koç’un  sanayi kuruluşlarına götürürler.   Temel bilgiler verir,   kuruluşları gezdirirler,  kritik noktaları gösterirler.   Önce kuruluş çalışanı genel müdür, işletme müdürü  ve yetkililerine   “Ben görüyorum siz akademik çalışma gibi titiz bir uğraş içindesiniz , gıpta ediyorum.  Kutluyorum.” der gönlünü alır.  Öğrencilere de ” Bunun artık dersi mersi yok.  İşte sanayi ise bu.  Gözünüzü açın.  Size anlatıyorlar da, ne görüyorsanız kavramaya çalışın.”  der geziden  öğrencinin istifade etmesini isterler.

Bir diğer Öğretim Üyesi yurt dışı izlenimleri anlatmayı sever.  Bilmem kaçıncı defa gittiği Almanya’nın  o günkü durumunu şehirlerini üniversitelerini sosyal hayatını  ekonomisini anlatır  Halkının öğrencisinin  durumunu  özetler:

_Ben dışarıyı gördükten sonra artık iyice inanır oldum;  bizde zeki adam çok.

der. Avrupa da toplumun  bir kalıba sokulmak istendiğini.  Fakat neticesinde işin imkanın  halkına  fazla birşey kazandıramadığını,  Kalabalıkların:

_Sonunda elde edilenin önemli olmadığını anladıkları gün, akıntıya kürek çektiklerinin farkına  vardıklarını.

Artık bu noktadan sonra  da kendilerinde güç bulamadıklarını, devletin  elinden fazla bir şey gelmediğini,  neticenin   vatandaşını  tatmin etmediğini,  mutsuz kaldıklarını ilave  eder.

Öğretim Üyelerinin  başından geçenleri  anlatarak bir konuya açıklık getirdikleri  de olur. Mesela bir süre uğraştıktan sonra  oğlunu istediği koleje yazdırma imkanı bulduğunu,  bu defa kolej’den “Öğrencinizi kaydediyoruz ancak falan yabancı dil sınıfına yazabiliyoruz.”  dediklerini,  kendisinin israr etmesi üzerine, görüşmelerin uzadığını,   hocalar tartışmayı severler  ya.  Söz bu minval üzere sürüp giderken   kulak misafiri olan Kolejin müdür yardımcılarından birinin :

-Siz boşuna uğraşıyorsunuz, sanki çocuk   yâni burada derste  yabancı dil mi öğrenecek, onu siz öğreteceksiniz, sizin desteğiniz imkanınız öğretecek .

deyince, meselenin  anlaşıldığını.  çocuğu bir yere kaydediverdiklerini.  Çocuğa yabancı dili babasının öğrettiğini anlatıyor.

İTÜ ye  bağlı fakülte ve Yüksekokullar  da öğrenim sürer.   Okulda evde  tek şekerli şekersiz çaylar,  kahveler,  öğretim odalarında  sıcaksu aygıtları;  ıhlamur  kuşburnu, neskafe , izzet  ikram …   Bilgi teatisi,  görüşler paylaşımı, ve üç büyük takım muhabbeti  de yapılır. Bir  sabah  bir Öğretim Üyesi  odasında  bir diğer Öğretim Üyesi ile  akşam seyrettikleri maçta ki bir ayrıntıyı,  ilim adamı titizliğiyle görüşürlerken  bir başka Öğretim Üyesi gelir selam verir, bakar devam ediyorlar.  Der ki:

-Falan Öğretim Üyesi  var ya o sizi  görseydi, ” Yaşınızı başınızı almışsınız hala daha  ayrıntıyla uğraşıyorsunuz.”  derdi, sözü  de  uzatırdı…

deyince,  falanı tanıyorlar, çekinmeden konuştuğunu da  biliyorlar…    Etkileniyorlar . hocalardan kibar olanı  ayağa kalkıyor  şöyle bir dönüyor, bir şey diyemiyor yerine oturuyor.  Diğeri sert:

_O falan Hoca  böyle demez.

Diyor. arkasını getiremiyor, Fakat  futbol muhabbeti de sona eriyor.

Böylece aylar yıllar geçip gitmekte iken  1990lı yılların başında önce Sakarya’da Üniversite kurulacağı,  Fakülte’nin  Üniversite olacağı  haberleri  gelir  ve gelişmeler olur . Aslında  Eğitim elemanları ve öğrenciler  İTÜ’den memnun.  Ancak kanunla  yeni Üniversiteler kuruluyor. Sonunda Rektör adayları haberleri belirlenecek belirleniyor denilmeye başlanıyor,  derken maksat hasıl oluyor.  1991 yılında Sakarya Üniversitesi kuruluyor,   Özal tarafından  Rektör belirlenip atanıyor.  Yine  Valiliğin Ozanlar’da ki bizim fakülte  binasındaki bir üniteye  ”Rektörlük”  levhası asılıyor.  Rektör geliyor başlıyor.   Renault menager bir araba Vilayete Ankaraya istanbula…  gidip geliyor. Çalışmalar başlıyor.   Kampüs sahasında  ağır aksak yürüyen bir inşaat  hızlandırılıyor. Projeleri tamamlanan  diğer bir ikisinin temeli atılıyor.

Sakarya Üniversitesi başta,  beş fakülte, iki enstitü, meslek yüksekokulları ile birkaç yüksek okuldan ibaret olarak kuruldu.  Ayrıca Rektörlük birimleri  kurulacak, kurullar oluşturulacak. Fiziki alan gerekli, kampüs var , proje var, projelerin tashihi, inşaatların başlatılması gerekiyor, ödenek lazım.   Özellikle yeni fakültelerin Öğretim elemanı ihtiyacı için izin  alınacak.  Rektör, yardımcıları ve danışmanları ile üniversitenin yeni  kurullarının oluşturuyor.  Rektörlük birimi atamaları yapılıyor, Üniversite birim ve kurulları ile faaliyete geçiriliyor.  Fakülte,  enstitü,  yüksek okullar için kampüs dışında geçiçi fiziki alanlar temin ediliyor.

Bu arada kimi öğretim üyeleri  boş durmuyorlar;  hani ünvansa ünvan, bilgi ise bilgi,  dirayetse dirayet kendine güvenenler…   Dekanlık, kurul üyelikleri, Bölüm Başkanlığı Ana bilim dalı Başkanlığından birini üstlenebilmek için  biryerlere etkin çevrelere  ulaşıp, girişimlerde bulunuyorlar.  Tutuyor Tutmuyor, temaslara devam ediyorlar.  İki yıl sonra Üniversite Kampüste Rektörlüğü kurmuş,  Fakültenin biri ikisi kampüse taşınmıştır.  Diğer fakülte okullar için mekan bulunmuştur. Kampüs bir kısım inşaatlar devam etmektedir.

Kurucu Rektörün süresi sona ermiştir.  Rektör seçimi yapılır.   Aday altı yedi üye,   Öğretim Üyelerinin yüzde yetmişi Kurucu Rektöre oy verirler.  Diğer üyeler kalan oyları paylaşır.  İlk altı isim  YÖK’e bildirilir, YÖK üçe indirir,  onaya gönderir,  Demirel tarafından oy çokluğuna bakılmaksızın  daha az oy alan seçilir.    Bir şeylerin olduğu anlaşılmaktadır.  Rektör gelir başlar.  Genel Sekreter ve memurlar değiştirilir.  Yenileri göreve başlarlar.  Uygulamalar sırıtır.  zihniyet tanıdığımız zihniyettir.  Birden bir hareket başlar;   öğrenci kulübleri, öğrenciler için çaylar partiler,  Açılış kapanış etkinlikleri, diploma mezuniyet eğlenceleri, öğrenciler kep fırlatıyorlar,  artık öğretim önemli değil, kalite önemli değil,  varsa yoksa kep cübbe eğlence…   öğretim üyelerine  de temin edilmiş,   giyeni giymiş sırmalı cübbeleri  dolaşıyorlar…  Bakıyoruz,  tanıyorum biliyorum ya,  gülüyorum.

Velhasıl  Sakarya Üniversitesinin ilk iki Rektörü kendilerinin atanmasını gerçekleştiren Özal’ın ve Demirel’in  uygulamasını yaptılar.  Onlara layık olduklarını gösterdiler.   Sonra  Demirel’in Rektörünün yetkilileri amire memura  ”Ayrıl.”  ”Emekli ol.” demeye başladılar,   Ben  doğrusu  ”Yâni ele ayağa dolaşmayın  gidin.” diyorlar diye anladım.  ”Dağdan gelen bağdakini kovar.” demişler ya ,   ayrıldım…

Adapazarı  iyi  ter, uzun süre kaldım, sevdim de.    Burada onsekiz yıl Akademik ortamda bulundum.  Gönlüm  Yüksek Öğrenimde  gençlere  kendilerine lazım olan bilgilerin verilmesinden yana. Emek çekiyorlar vakit ayırıyorlar yılları boşa geçmesin.    Bu hususta öğretim üye ve görevlilerine büyük iş düşüyor.

Printed from: http://www.babaminhikayeleri.com/ogretim-uye-ve-gorevlileri/ .
© İhsan Kelekçi 2012.

Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.