<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Babamın Hikayeleri &#187; 1940</title>
	<atom:link href="http://www.babaminhikayeleri.com/tag/1940/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.babaminhikayeleri.com</link>
	<description>İhsan Kelekçi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Feb 2012 18:38:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Çocuklar</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/cocuklar/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/cocuklar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Jan 2011 20:21:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[1940]]></category>
		<category><![CDATA[1950]]></category>
		<category><![CDATA[1970]]></category>
		<category><![CDATA[adapazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[çarşı]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[hac]]></category>
		<category><![CDATA[kuru]]></category>
		<category><![CDATA[muhacir]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[taskebab]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=912</guid>
		<description><![CDATA[1950 li yıllar,  köklü bir aile, üç kalabalık ev, birkaç dükkân, çucuğun dedesi ailenin büyüğü, babası dedesinin tek oğlu, halası çok hepsi  çocuk çoluk sahibi.  Babasının ikinci çocuğu  bir  de ablası var, doğumu ile  &#8221;Oğlumuz oldu.&#8221; diye bayram edilmiş, Anası tarafından da ilk erkek torun, ilgi alaka yoğun,  seviliyor. Henüz  üç  yaşında kelime hazinesini zenginleştirmeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2011/01/cocuklar.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-941" title="cocuklar" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2011/01/cocuklar.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></p>
<div id="_mcePaste">1950 li yıllar,  köklü bir aile, üç kalabalık ev, birkaç dükkân, çucuğun dedesi ailenin büyüğü, babası dedesinin tek oğlu, halası çok hepsi  çocuk çoluk sahibi.  Babasının ikinci çocuğu  bir  de ablası var, doğumu ile  &#8221;Oğlumuz oldu.&#8221; diye bayram edilmiş, Anası tarafından da ilk erkek torun, ilgi alaka yoğun,  seviliyor. Henüz  üç  yaşında kelime hazinesini zenginleştirmeye çalışıyor. &#8220;Mantı&#8221; ya mannı  diyor, çocuk mannı dedi diye ailede mantının adı mannı oluyor. Çocuk &#8221;Fıstık&#8221; a  fıssak dedi diye  yine  ailede fıstığın adı fıssak oluyor.</div>
<div><span id="more-912"></span></div>
<div id="_mcePaste">Hâl bu minval üzere sürüp giderken çok geçmeden  kardeşi dünyaya geliyor,  bir erkek kardeşi oluyor. Evde bir ferahlama canlılık , gelenler kalanlar  hediyeler takılar, onun  hatırını soran oluyor da alaka kendisine değil bebeğe, bebekte hiç istemediği şey&#8230;  Hemen gitse kendine gelecek, inşallah gider, şimdi gider, birazdan gider;  fakat gideceği yok. Bakıyor el üstünde tutuluyor, baş köşede yer verilmiş,  gözleniyor. Kendi  işte burada aralarında olduğu halde  tuhaf bir şey herkes bebekle ilgileniyor.  Böyle şey olmazdı  şaşırıyor bir şey anlayamıyor.</div>
<div id="_mcePaste">Birkaç gün sineye çekiyor, değişme yok.  Artık dayanamıyor  anasına  bebeği gösterip: &#8220;Bu ne.&#8221;diye soruyor.  Anası ne desin :  &#8221;Bu bebek, Ebe Hanım getirdi.&#8221;diyebiliyor. Çocuk cevaba bir anlam veremiyor, fakat belliyor.  Kendisine kardeşini soranlara  da  &#8221;Akanım getirdi.&#8221;diyor, bakıyor ki iş başka,  Akanım getirdi götürmedi burada kaldı, bebekten vazgeçen de yok, ne yapsın yavru kabülleniyor.</div>
<div id="_mcePaste">&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">1950 li yıllar  ilçe merkezi kalabalık, şehrin sebzesi meyvesi Antalyadan Bursadan geliyor.  Yine de yerli ürün , köylü ürünü, çevre ürünü prim yapar  tercih edilir. Nüfusun çoğunluğu tarım hayvancılıkla meşgul,  Sultandağının Emirdağının etekleri münbit; suyu da bol, çevreden  köyden  çarşı pazar için ürün yetiştirenler  duruma göre her yıl martta nisanda  olabildiği kadar erken yerini  hazırlar dikim yaparlar, önce  yeşilsoğan  çıkar  sonra arkası gelir. Köy ve uzak yerlerin mahsülü hafta pazarı perşembeyi bekler. Merkezde  yetiştirenler ise  bahçeden hergün satışa elverişli demetler yapar  getirirler.  Satış ikindi vakti Merkez Camii önünde  başlar. Bu işin tiryakileri  de  vardır,  onlar bekler önce alır evlerine gönderirler.  Kalan olursa akşam  evine dönenlere satılır.</div>
<div id="_mcePaste">Bir mayıs akşamı  adam evine dönecek , bakar yeşil soğan satılıyor, turfanda taze de, demetler küçük,  büyüğü de yok. Ne yapsın  bir adet alır eve gelir. Zaten baba bekleniyor ,  hemen sofra kurulur, baba anne en küçüğü dört yaşında  üç oğul  otururlar. Ekmek ev ekmeği dilimlenir, çorba ortaya konulur, arkada bir yemek daha var, Allah ne verdi ise besmele ile yemeğe başlayacaklar; Soğanlarda gelir  soyulmuş yıkanmış körpe, fakat dört adet herkese  soğan verilse eksik var. Babası anası ağabeyleri küçüğün gözüne bakıyorlar, yemese de birer soğan isabet eder  gibisinden;  bir şey de diyen yok. Küçükleri bakışlardan endişelenmiş olacak ki konuşmak mecburiyetinde  kalır:</div>
<div id="_mcePaste">- Baba soğanları bölüştür, herkes hissesini yesin.</div>
<div id="_mcePaste">Der, hakkını ister, yapacak bir şey de yok, çocuklara birer soğan verirler, yemeğe başlarlar, ana baba da kalanı beraber yerler.</div>
<div id="_mcePaste">&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">1950 li yıllar, çocuk ağabeyleri ile  sünnet olacak, sünnet cemiyeti düzenlenmiş, bir ev dolusu çağrılı, yemekler tam takım; çorbası eti dolması bamyası vs&#8230; Yemek yenilmiş, sünnetçi hazır. Büyüklerden işi bilen birisi  sünnet olacaklara biraz dil döker; &#8221;İşte siz Maşaallah kocaman oldunuz, bak minik kardeşiniz de sizinle sünnet olacak, bu sünnet tabii bir şey ağlanacak bir şeyi yok,  ha evet aşağı mahallede bir çoçuk sünnet olurken ağlamış, fakat bakın sizin amcanızın oğlu sünnet oldu hiç ağlamadı,  siz orada idiniz, komşunun oğluda ağlamadı gördünüz.&#8221; der, gönlünü ederler, sünnet başlar.  sünnetçi pratik büyük dişini sıkınca  ortancadan da ses çıkmaz  anarşi yok;  sünnetçi de memnun.  büyüklerin işi bitti,  bir nefes alırlar.</div>
<div id="_mcePaste">Sırada küçükleri var,  nerede ortalarda yok, ararlar aşağı inmiş sokağa çıkmış oynuyor; çağırırlar hadi bakalım:  &#8221;işte  yani şimdi ağabeyler yukarı da, herkes  seni bekliyorlar, sünnet..&#8221; Falan derler;  işin farkın da hemen itiraz eder;  &#8221;Ben daha dolma yemedim ki.&#8221; der ,  dolma istiyor ya memnun kalırlar ,  burası cemiyet yeri dolmadan kolay ne var, aşçıya şöyle bir tabak yiyeceği kadar yaprak sarması koydururlar, üzerine yoğurt  &#8221;Dolmayı getirdik.&#8221;Derler,  sokaktan oyundan geldi,  karnı aç,  iştahla yer, beklerler sarmaları  bitirdiğinde;  &#8221;Dolmayı yedin hadi bakalım.&#8221;derler,yukarı çıkarırlar.  Bozulur da ; dediğini yaptılar artık ne desin, birşey diyemez .</div>
<div id="_mcePaste">Yukarıda sünnet var, ağabeyleri sünnet olmuş stresi atmış, çevresinde çağrılılar,  herâlem memnun, sünnet takkelerinde paralar ile görünce , rahatlar gibi olur, ancak sıkıntılı&#8230;  Çevresindekilerin birisi , sünnetçiye:  &#8221;Emmisi  bir ölçü al yalnız , hiçbir şey etme .&#8221;Der , çocuğu  tutar  vaziyet eder. Bir diğeri:</div>
<div id="_mcePaste">- Tavana bak  tavana bak; tavanda farenin ne işi var,  sizin kediniz yok mu?</div>
<div id="_mcePaste">Diye yukarı baktırınca işi bitirirler. Başlar ağlamaya ; eh biraz ağlayabilir ağlasın,  hemen ağabeylerinin yanına alınır,  çağrılılar karşısında sıraya girerler, armağanlar geliyor, en önemlisi sünnet  bitti, korkutuyorlardı, korkacak birşey de değilmiş&#8230; Niye ağladı ki , o kadar olacak, çocuk  ferahlar&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">1950 li yıllar,  evleri çarşıda,  çarşı sakin değil  çarşıdan ana cadde geçiyor,  eskiden öyle idi  şehirlerde  ana yollar çarşılardan geçerdi, çevre yolu yok, çocuklar bir yere çıkamıyor, canları dışarı çıkmak isterse işte pencere;  aşağısını bir güzel seyredebilirler hepsi o kadar, dahası yok.  Cadde işlek gelen giden arabalar , şehirlerarası otobüsler kamyonlar, Müsait değil&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">Ana baba çocuklarına düşkün, özenle yetiştiriyorlar, mama bal süt meyve vitamin;  ana becerikli işleri görüyor, çocuklarını besliyor büyütüyor,  baba gece evde çocukları ile meşgul,  abla üç yaş büyük,  çocuk ondan çok şey öğreniyor, daha küçük canı da sıkılmıyor, evi  fildişi saray  edinmiş, kendisi için bir dünya kurmuş, evde  sudaki balık kadar rahat.</div>
<div id="_mcePaste">Tâbii anasının onu sağa sola ziyarete götürdüğü oluyor veya anneannesine babaannesine bırakıyor da bir yere gitse evi arıyor, bahçe avlu sokak bulsa, arkadaş olsa oynasa evdeki tadı bulamıyor.Bir oraya bir buraya akrabalara gidiyorlar yine de kaynaşma imkânı olmuyor. Akraba evleri  çoğunlukla mahalle de birbirine yakın,  evler  kalabalık, herkesin ne kadar torunu yeğeni kuzeni varsa sabah akşam evin birinde beraberler biraradalar. Bunlar ne zaman uğrasalar çocuklar oyunlarına çağırıyorlar, büyükler de ilgileniyorlar konuşuyorlar,  hatırını soruyorlar&#8230; Çocuklarla oynuyor, büyüklere cevap veriyor da arkası gelmiyor, orada kalıyor alışmamış arkasını getiremiyor,  rahat değil çekiniyor.</div>
<div id="_mcePaste">Yine bir gün bir vesile ile akrabalarına gidiyorlar, kalabalığa karışıyorlar; büyüklerden birisi ilgileniyor  hep bir şey soruluyor ya;  çocuğa soruyor:</div>
<div id="_mcePaste">-Büyük Dayını mı  Ortanca  Dayını mı Küçük Dayını mı  seversin?</div>
<div id="_mcePaste">Diye  Çocuk cevap veriyor:</div>
<div id="_mcePaste">- Anamı severim.</div>
<div id="_mcePaste">Diyor. çevresindekileri güldürüyor.  Ne desin doğrusunu söylüyor, başka kimi sevsin.</div>
<div id="_mcePaste">&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">Çocuklar her zaman babasının anasının ev halkının yanında olmasını isterler. Yakınlarına düşkündürler. Hep bir aradalar ya  ev halkını ararlar eksikliğini hissederler,  babası anası kardeşi bir yere gitmeyegörsün,  gün sayarlar özlerler.</div>
<div id="_mcePaste">1950 yılından önce hacca gidilemiyordu, ancak hac için  Hicaza gidecek olanlar kaçak gidebiliyorlar.  Mevsiminden önce çocuğu çoluğu ile  helallaşıp  vakitlice Antep&#8217;e Malatya&#8217;ya gidiliyor, oralarda toplanıyorlar. Fırsatını bulanlar Suriye&#8217;ye Irak&#8217;a geçip  Hicaza gitmeye çalışıyorlar. Bazan çıkılamıyor  mesela gidenlerin  biri ikisi kurban bayramına onbeş gün kala bitkin yorgun meteliksiz geri geliyorlar. Sınırdan geçemediler hırpalandılar geri gönderildiler.  Soranlara ne desinler kem küm ediyorlar. Kimisi durumu kavrar; &#8220;Yazık  sınırdan geçememiş geri döndürülmüş.&#8221;Der,  kendini onun yerine koyar, durumuna acır.  Kimisi  alaya alır; &#8220;Adam hacıya gidiyor  düşündüğü şeye bak, yaprak sarmasının suyunu özlemiş geri dönmüş gelmiş.&#8221; der. Çocukları da şaşkın;  babaları gelmesine geldi geldi de işte sevinsinler mi, üzülsünler mi.</div>
<div id="_mcePaste">Niyet edenlerin çoğu zorlukları da olsa gider gelirler, Hacı olurlar da uzun bir süre de geçer. Allah çocuklarına sabır verir, hediye olarak getirdikleri simli hacı takkesi bir iki tahta oyuncak  çocuklara  kâfi gelir makbule geçer,  sevinirler.</div>
<div id="_mcePaste">1950 den sonra hac serbest, kara deniz hava yolu ile hac yapılabiliyor.  Hacılara bir miktar 200 dolar kadar döviz tahsis ediliyor. bir miktar Türk Lirası da  bir şekilde götürülüyor, gerisi erzak torbasında tarhana</div>
<div id="_mcePaste">kavurma peynir ve birde gazocağı. yemek yapmak çay pişirmek için lazım  olur diye.  Hac organizasyonu Hac ile ilgisi olmayan  Turizm Şirketlerinden;  taşaronların iyisi var,  esnafı var,  usulü ile reklam yapıyorlar aracı koyuyorlar Hacı topluyorlar  komisyon alıyorlar.</div>
<div id="_mcePaste">Hac yolunun  tercih edileni  meşhuru karayolu;  kalabalık eş dost hısım akraba ile hacılar evlerinden alınırlar, dualarla gözyaşları ile uğurlanırlardı. Görürdük çok heyecanlı olurdu.  Otobüsler alır götürür  önce Mevlana Halilülrahman vs. gezdirir sonra işlemler tamamlandığında sınırdan çıkarır giderlerdi. Hacıya hizmet bir seviyede;  her ilin  ilçenin hicaz da Delili var, götürüp Deliline teslim edilir.  Delilin vekâle diye isimlendirilen evlerinde  kalırlar,  Mekke Medine derken bir ay içinde dönülürdü. Firmalar acele ederler,  otobüslerin bagajları dolu,  koltuk araları dolu,  yolda ne kadar hudut  gümrük varsa konuşup anlaşarak gelirler. Hacı&#8217;dan hurma, zemzem, misvak ,koku, öd ağacı,  çay, kadife,  radyo, teyp birde 1960lı yılların modası Şam&#8217;dan Halep&#8217;ten  balya ile  fiatı on adeti kırk lira olan ceket ve paltodan  getirilir, eşe dosta giydirilirdi.  Çocuklara pilli bebek, tabanca, incik, boncuk  getirilir sevindirilirdi.  Uçakla vapurla hac yaygın değildi.</div>
<div id="_mcePaste">1990 lı yıllara kadar Hac gözde büyütülürdü, Türkiye  Dış Ticaret  Hacmi gündeme gelir,  İhracat ne kadarsa  İthalat daha fazla  ve dış ticaret açık veriyor  Üstüne üstlük hac açığı artırıyor diye her yıl  basın ağız birliği eder,  Kolera haberleri yayınlanırdı . Hac tehlikeye girer, sonra  rica minnet açtırılır serbest bırakılır veya o yıl için yasaklanır. daha sonra  sadece hava yolu  ile  hacca izin  verildi,  zaten kontenjan sınırlı,  organizasyon  Diyanet İşleri Başkanlığından,  hacı bir ay içinde gider gelir,  hediyeler artar;  hurma ,zemzem, misvak ağırlığını kaybetmiştir. çeşitlenmiştir, gösterişli hesaplı battaniye getirme  moda;  bir beş değil çuval ile battaniye ,  yatak  örtüsü,  hatırlılara  ezan okuyan saat, gençlere seyko 5  saat,  telefon,  pilli tabancalar,  kalem süs püs,  herkes memnun edilecek te havaalanlarında tartışmalar,  kargo yaygın değil,  servis otobüsü kasab otobüsleri götürelim diyorlar  garanti yok muhatap yok&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">2000 yılı ile birlikte  hac disiplin altında  , her yıl adaylar artıyor  kontenjan sınırlı,  umre serbest,  memuru mes&#8217;ulu Diyanet,  süre kırk günü geçebiliyor. İş adamları çalışanlar  kısa süreli olanını  tercih ediyor,  umreye gidenlerde artış var.  Beş yıldızlı Otel  açık büfe standardı hacca umreye  yerleşiyor;  kargo vs ile hediye meselesi hallediliyor,  herkes ne bulursa alıp  getiriyor, meseleler bu ise işte birer birer çözülüyor.  babası hacıdan gelmiş çocuğa sorarlar :</div>
<div id="_mcePaste">- Baban Hac&#8217;tan sana ne getirdi, söyle bakalım?</div>
<div id="_mcePaste">Diye, cevap verir:</div>
<div id="_mcePaste">-Ne  getirmedi ki, çok hediye getirdi, saymakla bitmez .</div>
<div id="_mcePaste">Der ve saymaya başlar;</div>
<div id="_mcePaste">- Kompütür, Atari, Cep telefonu, Fotoğraf makinesi  , Org, Kalem, Dürbün, Termus, Şemsiye, Şu oyuncak,  Bu oyuncak .</div>
<div id="_mcePaste">Diye başlar  uzatır, bir başka sefer saydırdıklarında belli başlılardan sonra  saymadıklarını sayar, bu defa önce saydıklarını unutur. Beklediler hakkettiler, babası meraklıydı aldı,  giderken yazdırdılar siparişleri alındı, cepten aradılar  bir iki ilave ettiler aldı, gördüğünü aldı,  ucuz buldu aldı,  hediye den artan oldu çocuklarına verdi . Ne desin çocuk:</div>
<div id="_mcePaste">- Ne getirmedi ki, saymakla bitmez.</div>
<div id="_mcePaste">Diyor,  sayamıyor işte&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">1940 lı yıllar ilçede nüfus onbinin üzerinde üç ilkokul var, birisi üçüncü sınıfa kadar, güzün okul açıldığında  öğretmenler mahallelere  kayıda çıkıyor. Okulun nâmı var gelip çocuğunun kaydını yaptıran nadir. Halk &#8220;çocuklara  telkinat yok ,  ehem mühim yok, benim cici köpeğim hav havı öğretiyorlar.&#8221;diyor, okuldan bir şey beklemiyorlar.  Okulun öğretmenlerinin dünyası ayrı , çocukları da yokluyorlar. Bayram yılbaşı birşey vesile ediliyor, eğlence davul trampet  vuruluyor,  yavrukurt  müsamere yerli malı etkinlikleri sürüp gidiyor.</div>
<div id="_mcePaste">Sınıflar kalabalık, sınıflarda ellibeş atmış kişi, kız öğrenci sayısı sınırlı, ancak öğretmenin  ehli maaşın bir de  hatırlı bir kaç ailenin kızı okula devam ediyor. Her sınıfta ön sırada  üç beş öğrenciyi geçmiyor. Okula kızı giden aileler de müteyakkız dikkatli,  her şey duyuluyor ya  anne dertte  aklı çocuğunda.  Hafta da altı gün ders  cumartesi  yarımgün öğleye kadar. Haftanın diğer günleri üç ders öğleden önce ikiders öğleden sonra,  öğrenci sabah öğle iki defa okula gidiyor. öğleyin evde karnını doyurup geri okula dönüyor.  Evden tembihliyorlar  &#8221;Doğru gidin, vaktinde gelin.&#8221;diye, öğrencilerin dönüş zamanında kulakları kapıda,  bir bekleyiş geldi gelecek can kopukluğu&#8230;  Gelen çocuğun da şöyle o değilden ağzı aranıyor. &#8220;Ne oldu, nasıl oldu bugün mektepte&#8230;&#8221;diye ,  kayda değer birşey olursa akşam yemekte konu oluyor baba da ilgileniyor.</div>
<div id="_mcePaste">Hatırlı ailenin birinin kızı okulda&#8230;  Günlerden bir cumartesi günü öğleyin kız okuldan dönecek, anne dikkatli bekliyor, kızı bir an önce gelse, kız gecikiyor,  saati belli,  ortalarda yok.  Tam yoklamaya gideyim diye  yürürken kapı önünde karşılaşıyorlar.  Şimdi geldi de , niye gecikti anlaması lazım. sıkıştırıyor:</div>
<div id="_mcePaste">-Kız kör olmayasıca  niye geç kaldın;  sana söylemiyor muyuz vaktinde eve gel, eğlenme oyalanma  diye tembih etmiyor muyuz  ha.</div>
<div id="_mcePaste">Deyince, kız bakıyor bunun arkasından küçük büyük bir şey gelecek , itip kakacaklar, hırpalanacak,  kendini savunur:</div>
<div id="_mcePaste">-Ey bugün cumartesi ya bayrak münasibi vardı, herkes benimle çıktı, hem onlar  daha yolda ben koştum geldim.</div>
<div id="_mcePaste">Der.  Evden  münasib ne oluyor, nasıl oluyor,  anası büyük çocuklardan sorup anlıyor; bayrak töreni yapıldığı, sınıfların  bayrağın karşısında sıralandığı,  istiklal marşı söylendiği, başöğretmenin konuşma yaptığını öğreniyor.  Mesele  kapanıyor.</div>
<div id="_mcePaste">&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">Balkanlardan gelen göçmenler  Anadoluda Bursa ve Adapazarı&#8217;nı tercih ediyorlar.  Hasbelkader bir başka  tarafa yerleşenler, bir yolunu bulup buralara geliyorlar. Bu iki vilayette  göçmenlerden oluşan semtler beldeler köyler kurulmuş, bir arada örf ve âdetlerini sürdürüyorlar, yardımlaşıyorlar.</div>
<div id="_mcePaste">Salı cumartesi Adapazarı&#8217;nın pazarı. Alışveriş bu günlerde yoğunluk kazanıyor . Ulaşım müsait , çevreden ihtiyaçları için geliyorlar, işlerini alışverişlerini yapıp dönüyorlar. Böyle bir alışveriş günü muhacirin biri  Beldesinden  üç oğlu ile şehre geliyor.  İşlerini görüyorlar, gidecekler;  Çocukların karnı aç, kendisi de alışkın geldiğinde yemek yiyor bir değişiklik oluyor. O  gün dört kişiler  şimdi çarşı da  herhangi  bir yere nasıl girsinler, Bildikleri arada sırada uğradıkları mütevazi  bir yer var. Köşe bucakta , merdiven altında, lakin adam işi biliyor, eti biliyor. kasapları dolaşıyor bakıyor beğeniyor alıyor. Meraklı malzemeyi seçiyor  , usta  ocak başında  emek çekiyor; tamam bu yemek pişti demeden  servisi açmıyor. Kavurması taskebabı ile meşhur.  Sonra  nohut fasulye mevsim yemeği  pilav çorba vs. de var. Müşterisi belli, fiatları mâkul,  becerikli  sanatı geçiyor, yemekleri de bitiyor.</div>
<div id="_mcePaste">Muhacir daha nereye gitsin  kesesine de uygun, çoçukları oraya götürüyor. Selâm verip ocağa yöneliyor, ustanın hatırını soruyor , yemeklere bakıyor, taskebab ta mis gibi kokuyor. Geçiyor dört kişi bir masaya oturuyorlar , garson ikram olsun diye suyu  tazeliyor, ekmeği takviye ediyor, yemek sayacak;  babaları inisiyatifi ele alıyor  , garsona çocukları gösteriyor, çocuklar karınları aç yutkunuyorlar, büyüğünün boğazını eli ile  tutuyor;</div>
<div id="_mcePaste">- Buraa bir kuru.</div>
<div id="_mcePaste">diyor, ortancasının boğazını tutuyor;</div>
<div id="_mcePaste">-Buraa bir kuru.</div>
<div id="_mcePaste">Diyor,küçüğünün boğazını tutuyor;</div>
<div id="_mcePaste">-Buraa bir kuru.</div>
<div id="_mcePaste">Diyor , sıra kendisine geldi; bu defa  boğazını eliyle tutuyor ;</div>
<div id="_mcePaste">- Buraa taskebab.</div>
<div id="_mcePaste">Diyor,  yemekleri bol kepçe , kurulara salça istiyor.  Çorba yok, pilav yok, salata yok. onların  hepsi  evde var,  zaten eve gidiyorlar.  evin kıymetini bilsinler, evde yiyecek içeçek bol. ev bereketli,  burada bir değişiklik olsun,  öğrensinler, karınlarını doyursunlar.</div>
<div id="_mcePaste">Hesap dört porsiyon yemek ve ekmek , hepsi üçbuçuk kuruş ödeyiveriyor hep beraber neşe içinde memnun dönüyorlar.</div>
<div id="_mcePaste">&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">1970 li yıllar İzmir, İzmirli kalender bir adam, oğlunu evlendirecek. Ne yapsın ihtiyaç var, düğün olacak,  alınacaklar var,  elbise çeyiz &#8230; Ev de liste yapar  hesabını bilmek istiyor. Gücünün yettiğini  alacak.  Düğün eşyası satan yerleri dolaşır,  şöyle bir iskandil eder anlar. Fiyatlarını uygun gördüğü yerlerle konuşur, biri ikisi  bekleriz tenzilat  da yaparız derler. Eh  hesap kitap netice tamam gibi; kız evine anlatırlar, onlarda uygun görürler.  Gün kararlaştırılmış kız evinden üç beş kişi,  kendi taraflarından iki üç kişi bir de çoçuklar. Çocuklar çok, çocuklar hüküm sahibi , anaları ile geliyorlar, bir şey de denilmiyor. Sabahleyin  erkence konuştukları anlaştıkları Konak&#8217;taki mağazaya giderler, düğün eşyasını alırlar, bir iki kalem mağazada bulamadıkları komşu dükkanlardan temin ederler.  Paketler poşetler koltuklarının altında eve dönecekler, durak yakın beldelerinin  arabalarının güzergahına  çıkacaklar, binip gelecekler.</div>
<div id="_mcePaste">Denizi geçtiler,  Mağazadan hesablı aldılar, cebinde biraz parası da kaldı. Bir vasıtaya binecekler gideceklerde;  çocuklarda bir huzursuzluk var. simit çörek istiyorlar, acıktık diyorlar.  Kız evi ne desin  annesi babaannesi çocuklarına simit almak için bakınıyorlar&#8230;  Bu  kaynananın ağırına gidiyor,  kız evi bunlar bu gün bize güvendi geldiler ,  ikram etmek lazım.  Bey&#8217;ine &#8220;Efendi bunlar  bugün bizim misafirimiz çocuğa çoluğa  bir çorba mı içirsek.&#8221; Diyor.  Adam ne  yapsın;  hane halkının  dünürlerin hepsi sırtında , karısı da çorba mı içirsek diyor.  Yapacak başka bir şey yok. &#8220;Eh bir yere girelim bâri.&#8221;diye geveliyor.  Biraz bir şey arttı cebinde para var da  neticesi olur. Ondan emin değil. Yakınlarında  bir lokanta  var da  nasıldır baksak filan derken  birisi &#8220;Şuraya girelim .&#8221;demesin mi;  giriyorlar, çocuklar hurra koşup görkemli bir masaya yerleşiyorlar.</div>
<div id="_mcePaste">Dışarıdan pek bir şey anlaşılmıyor da içerisi debdebe saltanat , tarihi bir kebabçı, İstanbul&#8217;un  &#8221;Konyalı Lokantası &#8221; gibi anlı şanlı bir yer galiba .  Pişman oluyorlar fakat girmiş bulundular, adam artık kendi vahdetinde değil  çıkamıyor. Garsonlar koşuyorlar karşılıyorlar  koltuk sandalye getirip masaları birleştiriyorlar kadınları çocukları oturtuyorlar, masayı  da donatıyorlar.  Adam sıkıntılı garsona gidiyor, &#8220;biz bu  getirip  masaya koyduklarınızı  istemedik ki. Biz çorba içeçeğiz .&#8221;diyorsa da: garson; &#8221;Beyefendi onlar Müessemizin ikramıdır.&#8221;Diye cevap  veriyor. Adam  bu  &#8221;Müessesemizin ikramıdır&#8217; &#8216; sözünü duyunca pireleniyor,  bizden bunu fazlası ile çıkarırlar  diye endişesi artıyor .</div>
<div id="_mcePaste">Garson  karşılarında çorba sorar; &#8220;Size çorba olarak  ne getireyim.&#8221; herkes birbirinin yüzüne bakar.  Cevab yok;  &#8221;Size  en iyisi  sipesiyal çorba alayım.&#8221; der.  oturanları sayar şu kadar çorba sipariş eder.  Çorbalar gelir herkesin önüne konulur,  Çocuklar bir iki kaşık alır  karınları doyar  bu sefer başka şey isterler.  Kız tarafından çorbasını bitirenlere ; yarım ağız  Buyurun bir şey yiyin  çekinmeyin demek  zorunda kalınır.  Onlarda anlıyorlar da yine de bir şey daha istemek zorunda kalırlar.  Garson da onlara günün yemeğini tavsiye eder.  Dünürlerden bir iki kişiye  kaynanaya da  sipariş edilir.  Yemek gelir önlerine konur günün yemeği kenarına garnütür patates pilav sivri biber domates dilimleri  konmuş,  çok süslü,  görünümü şahane&#8230; Eh bir kaç kişiye daha isterler. çocuklarda ister. Neyse dünürlerden birisi  &#8221;Siz annenizin yemeğinden yiyin bakayım.&#8221;Der  sert çıkar, bu sefer tatlı  isterler, ipin ucu kaçtı  çocuklara bir iki tatlı gelir.  Kadınlara size  de tatlı alalım falan denir, bir iki tatlı daha gelir . Hesap yükünü tuttu, Efendi kayınvalide dertte  neden sonra kendilerine  gelip  hesabı istiyebiliyorlar.</div>
<div id="_mcePaste">Çorba sipesiyal  şu kadar adet dışarıdaki kebabtan pahalı,  günün yemeği şu kadar adet  çorbadan pahalı,  tatlı şu kadar,  sonra servis  KDV ilave  hesap  ortaya çıkar;  &#8221;Şu  kadar.&#8221;derler. Hesap kabarık  Adamın cebindeki paranın iki üç misli,  Kız evi çevresinde adam ne desin ,  karısına  işaret eder,  beraber  hesap için kasaya giderler, Kadına çaktırmadan :</div>
<div id="_mcePaste">-  Hanım  hesap şu kadar dediler biliyorsun, cebimde şu kadar var, sen farkettirme kolundaki bilezikleri sıyır şimdi bana ver, bakalım sonra ne ederiz.</div>
<div id="_mcePaste">Der, kadın kolundaki bilezikleri çıkarıp verir. Kasada anlatırlar, kasadaki adam &#8220;Tabii hay hay. &#8220;der; garsonun biri ile adamı  yakın bir sarrafa gönderirler  bilezikleri satar gelirler,  hesabı öderler.</div>
<div id="_mcePaste">Rahatlarda bu sefer aklında dünürler. İnşallah anlamamışlardır, karısına fısıldar:</div>
<div id="_mcePaste">- Bilezikler gitti de inşallah dünürler farketmemiştir.</div>
<div id="_mcePaste">Der. Evdeki hesap  çarşıya uyacaktı, bir adım ileri gidemediler, çocuklar acıktıklarını hissettiler simit istediler  bir arıza  çıktı, pahalıya mal oldu hepsi bu. Eve gelirler, kız tarafını evlerine uğurlarlar,  oturur bu sefer daha dikkatli hesap yaparlar,  tedbir alırlar  neticede düğünde gününde zamanında kazasız yapılır.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/cocuklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Esnaf</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/esnaf/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/esnaf/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 16:13:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[1940]]></category>
		<category><![CDATA[1950]]></category>
		<category><![CDATA[ahi]]></category>
		<category><![CDATA[ahi teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Bolvadin]]></category>
		<category><![CDATA[çarşı]]></category>
		<category><![CDATA[emirdağ]]></category>
		<category><![CDATA[emirdağ pazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[kaplıca]]></category>
		<category><![CDATA[kırlangıç]]></category>
		<category><![CDATA[kıtlık]]></category>
		<category><![CDATA[seyyar esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[yokluk]]></category>
		<category><![CDATA[zabıta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=739</guid>
		<description><![CDATA[Kırlangıc uçarken iniyor çıkıyor yön değiştiriyor  çizgisi belli değil ya ; demişler:  &#8220;Mübarek denk uçamıyorsun, ağır ol kâmil ol, bir istikametin olsun, acele etme panikleme&#8230;&#8221;  Demiş ki: &#8220;Uçmasına denk uçuyorum da bakıyorum karşıdan bela geliyor, ne yapayım iniyorum çıkıyorum  belanın   altından üstünden kaçıyorum  veya börtü böcek önüme kısmetim çıkıyor  peşine düşüyorum.&#8221;   Hâni ortalık süt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/esnaf.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-751" title="esnaf" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/esnaf.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></p>
<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/esnaf.jpg"></a>Kırlangıc uçarken iniyor çıkıyor yön değiştiriyor  çizgisi belli değil ya ; demişler:  &#8220;Mübarek denk uçamıyorsun, ağır ol kâmil ol, bir istikametin olsun, acele etme panikleme&#8230;&#8221;  Demiş ki: &#8220;Uçmasına denk uçuyorum da bakıyorum karşıdan bela geliyor, ne yapayım iniyorum çıkıyorum  belanın   altından üstünden kaçıyorum  veya börtü böcek önüme kısmetim çıkıyor  peşine düşüyorum.&#8221;   Hâni ortalık süt liman olsa o uçacak biz seyredeceğiz.<span id="more-739"></span></p>
<p>1950 yılı öncesinde çarşının  erbabı vardır. Çarşı esnafın ağaların  kafası çalışanlarındır.  Esnaf seviye sahibi, esnaflık hizmet makamı, bunlar görev yüklenmişler vatandaşın hizmetindeler,  ihtiyaçlarını temine uğraşıyorlar.  Sermaye emek bilgi beceri ortaya koymuşlar,  yer edinmişler dükkan sergi açmışlar,  tezgah kurmuşlar.  işyerlerini hizmete açık tutuyorlar ,  oturuyor vaziyet ediyorlar.  Esnaf  Ahi Teşkilatının murisi,   müşteriyi karşılıyor, ihtiyacını öğreniyor, malını gösteriyor hizmetini  görüyor,  parası yoksa veresiye veriyor,   alacağını alamaz ise vazgeçiyor&#8230;  O yıllarda  yokluk kıtlık  da  var,   halkı esnafı zor  duruma sokmuş&#8230;   Esnaf çarşıda gözönünde ya , Devlet  Belediye  üzerine çullanmışlar  &#8220;Sorma  ver.&#8221; diyorlar.  Herkes parayı onların elinde görüyor ya,  para kadar kötü bir şey yok.  Hırsız hâin de görüyor umutlanıyor.  Kime neyi anlatacaksın ,  parayı nasıl yerinde zamanında kullanacaksın&#8230;   Çoluk çocuk var karışır,  hısım akraba var umar,  Fakir fıkara var verilecek verilemez,  akıldaneler var.  bilecenler var,  nefis var,  şeytan var; hepsi bir tarafa çekiyor&#8230; Esnaf şaşkın parayı nasıl doğru dürüst kullanacak,  fesat  nifak  da var.  Esnafın başı belada ,  bela ki  ne bela&#8230;</p>
<p>Adam seyyar esnaf ,  haftada birkaç pazara gidiyor,  anası salı günü ölmüş sizlere ömür, techiz tekfin defin taziye pazarın birine gidememiş:</p>
<p>-Anamın öldüğünü aramam,  Emirdağ pazarını kaçırdım.</p>
<p>Diyor.  Anası öldü  rahmetlinin üzerinde çok ta hakkı vardı. Yani şimdi bu söylenecek şey  mi,   bu söylenmez de  güz pazarıydı, iş oluyordu,  ihtiyacı vardı  nakit umuyordu,  borcu derdi var,  pazara gidecekti gidemedi,  üzüldü  ne yapsın ağzından çıkıverdi&#8230;.  Emirdağının doksan küsur köyü var, köylü iniyor,  esnaf geliyor diye yerli de alışverişini salı günü yapıyor,  hepsi  çarşıda esnafın çevresindeler, dükkanlar dolup taşıyor, sergileri müşteri bastırıyor. paraları avucunda  pazarlık eden  de yok, ağzının ikrarı&#8230;  İş oluyor maksat hasıl oluyor,    Esnaf gitti malı parasız pulsuz aldı geldi açık hesap , ödenmesi  namusun ikmal edilmesi , sözün yerine getirilmesi lazım.  Salı günü gidemedi şimdi ne olacak;   alacak istese  alacakla borç ödenmez.  Müşteri zaten nazlı,  diyeceği de belli:</p>
<p>- Biz borcumuzu biliriz. Efendi kaygısız ol, ağrımaz yerine yat, senin ki seni bulur.</p>
<p>Evde çoluğa çocuğa biraz iktisat edin dese , anaları başta:</p>
<p>-Tamamda , çocuklara üst baş alınacak giyecekleri kalmadı yok , eskidi  bize bezden pazenden biraz alıver de diktirelim.</p>
<p>Diyor,  iktisat umuyorsun ihtiyaç çıkarıyor.</p>
<p>Eş dost şurada burada rastlıyor,  selam kelam,  işi önünde  biliyorlar,  dostlar  bunlar  alışverişte   görüyorlar ya ; Konuşuyor:</p>
<p>-Sadıcım malını ye,  malını yemezsen  yerler.</p>
<p>Ne demek istediği belli değil, esnaf ne yapsın konuyu değiştirir, birşeyler anlatır ağzını tutar ,  iltifat eder ikram eder, havasını alır.</p>
<p>Okula giden oğlu da daralmış,  demekki evde konuşuluyor,  baban alamıyor edemiyor diye&#8230; Duyuyor:</p>
<p>-Baba sen para kazanmasını bilmiyorsun, beşe mi veriyorsun yediye ver. dokuza ver. azcık fazlaya sat zengin olalım.</p>
<p>Diyor , sıkılmışlar demek ki.   Ne yapsın kasaptan her hafta et alınıyor,  ayda iki ayda böyle zamanlarda  eve  tavuk  gönderiliyor,  avlu da kümeste biraz bakılacak sonra usul böyle çocuğun eline bir bıçak  kapıya çıkar,  yoldan geçen birine &#8220;Emmi şunu kesiver.&#8221; denilir, hiç kimse itiraz etmez . Kesip eline verirler.  sonra yolunur ateşte  tüyleri  ütülenir,  o günlerde artık yumurta yapmayan tavuktan  başkası kesilmezdi,  anaç  kesilir eti  iki üç kilo gelir. kuşhane denir tavuğu o tencereye koyarlar kapağı hamurlanır, düdüklü tencere oluyor bu,  ateşin üzerinde üç  dört saat  pişirilir. Akşam sofraya gelir.  Tavuk dediğine değer,  sofra kalabalık yemek lezzetli, derisi de kapışılır  ancak yeter.   Duruma göre çorba pilav takviye edilir,  evdekilerin havaları alınır.  bakın haydi  işte kazanıyoruz  yiyoruz&#8230;</p>
<p>Bir de kışın soğuklar başladığında bir defaya mahsus hindi faslı vardır.  Hindi para eden eden birşey değil iki tavuk fiyatına, yemeği çorbası arabaşısı yapılır. Muhabbeti de olur, Evin babası da yemekte  temenni  ettiğini dile getirir:</p>
<p>-Borç korkulacak birşey değil karşılığı var da, bana yardıncı olun  borcu bitireyim size gelecek sene iki hindi alayım, sırt sırta   yatıralım.</p>
<p>Derde dediği ile kalır. Borç bitmez seneye yine bir hindi gelir.</p>
<p>Çarşı ve pazarlarda marttan ağustosa işler durgunlaşır, yeni mahsul harman beklenir. Bu dönemde de esnaf dükkanı sergiyi yine bekler  ne yapsın, esnafın ayağı kırık gerek derler  oturur pinekler, gelenlere yakınlık gösterir ilgilenir ikram eder,  dostlar alışverişte görsün ister.  geleni baştacı eder. Gelmesini istemediği kimselerde vardır. Bu defa meşgul görünür, yaramaz kimseleri yanaştırmaz, yüz vermez, ters konuşur, uzaklaştırır.   Bu işlerin kesat olduğu ara dönemde  biraz cemiyetçilik memleket meseleleri , particilik kulis ağır basar.</p>
<p>İşte bizim bir tanıdık esnaf şakacı,  bu ara dönemde memleketine gelirdi görürdük.  Gazeteden radyodan haberleri takip eder,  kulislerle memleket meseleleri ile ilgilenir,  bir  şey ummaksızın  katılırdı. Kendisinin  önce Dikbıyığın arkası çadırlı pazar kamyonu ile çevre pazarlarını takip ettiği  yüklerin üstünde tozlu yollarda gidip gelirken  birilerine takılıp, arkadaşlarını neşelendirdiği anlatılır.  Sonra bakmış bu iş bir yere kadar, oysa bölgeyi pazarları tanıyor birikimli, Akşehir Yunak köylerindeki müşterilerine yönelmiş, müşterisi olan bir hatırlının köyünde bir odaya inmiş, bir ardiye tutmuş, bir de at arabası kiralamış  işini kurmuş. Arabacı götürüyor getiriyor  yardım ediyor, çevre köyleri sıraya koyuyor hizmet veriyorlar.  netice var kargaşa yok.  Bir dönem oralarda alışveriş yapıyor, manifatura tuhafiye ayakkabı.  Yılbaşından sonra işler kesilince  arabacı malı getiriveriyor, memlekette evi yeri var  emniyete alıyor.  Sora seveni çok ne yapsın senin kapı benim kapı geziyor.  Dükkanlarda handa kahvede bir dönem muhabbet sürüyor.</p>
<p>Yine bir sene muhabbet sürerken  ticaret odası seçimlerine raslıyor , esnaf seçimle meşgul  bu efendi böyle şeyleri seviyor,  biri ikisi tutturuyor &#8220;Biz  seni başkan yapacağız.&#8221; Diyorlar,   &#8220;Yahu benden başkan olur mu?&#8221; diyor.   &#8220;Olur.&#8221; diyorlar.  zaten küçük esnaf çoğunlukta  , tüccar onlardan destek alırsa başkan olabiliyor, herkes te başkanlığın tadını almış, başkanlığı ile kalıyor cekici bir tarafı yok, derken bizim şakacı esnaf gercekten Ticaret Odası Başkanı oluyor. Bu defa esnaf arkadaşları tutturuyorlar, &#8220;Başkan oldun böyle olmaz senin elbise yaptırman lazım&#8221;   şundan olsun bundan olsun  rengi şöyle olsun,  fişek gibi giyin  şura git, bura git, kulübe git.   Amiri memuru  dolaş,  ses getir  şeçtiler ya,  şimdi   kumanda ediyorlar. Hasılı velkelam  ne yapsın bir elbise diktiriyor  , idare ile gül gibi geçinip giden adam elbise borcunu ödemekte güçlük çekiyor, borcu ödüyor, bu defa ağır geliyor  yakınıyor&#8230;   İşlerin açılması ile birlikte  başkanlık elbisesini evde askısına asıyor,  doğru köye&#8230; Ticaret Odasının katibi var odacısı var.sorana bekleyin belki gelir  diyorlar.</p>
<p>Esnafın  hepsinin böyle müsait dönemi olmuyor, onlar ancak ailesine tatil yaptırabiliyor.  Çoluk çocuk başlarında bir büyükle  kaplıcaya  en fazla bir hafta  gidiyorlar esnaf pazar gün dükkan sergi yok ya,  o gün gidenlere katılabiliyor&#8230;  Kaplıca biri açık üç havuz,  su sıcak gök turna gibi akıp çıkıp gidiyor,  dinlenmeye gelenler 58 derece suda  havuz başında aslan ağzından çıkan çullap gibi suyun içinde  romatizma siyatik dert atıyorlar,   hastalık bağışıklık mı kazanıyor nedir gelecek sene yine tedavi istiyor.  Kalınacak kırk kadar oda, sekizi bir oda mutfak mükellef sayılıyor, hatırlılara&#8230;   girişte büyük bir ahır ve  ortada hamamlar arasında çadır kurulabilecek yerler,  yaz günü çadırlar   yaygıdan  kilimden   ve  çadır direği evden getirilen ağac sırık  vs.   Mescit yok girişte ortada  bir kahve  buzdolabı yok elektrik yok  gece gaz lambası ile aydınlanılıyor,  sabaha kadar kahvenin direğinde lüks yakılıyor. Kaplıcanın simgesi  bu.   Soğuk su  ilerideki çeşmeden geliyor, mesafe iki km.   Her sabah kahveye Sultandağından hayvanla çuval içinde kar geliyor. En fazla sürüm yapan karlı gazoz , şöyle bardağın ağzıyle gelen kardan yarıya kadar kazınıp üzerine 25 cl şişeden gazoz ilave ediliyor.  15 kuruş fakat değiyor.  Kaplıcada adamlar üzerinde pijamaları,  başlarında sekizköşe kasketleri ,  koltuklarının altında bohçaları olduğu halde, önce hamama sonra kahveye gidiyorlar , iskambil domine  oynuyor,  muhabbet ediyor tatil yapıyorlar.</p>
<p>Esnafın birde pazar günü hafta tatili var.  Zaten zabıta dirlik vermiyor.  Dükkanlar kapalı yine açan açıyor oturuyor  yarım kepenk,   çoğunluk pazar günü biraz uyur, geç kalkar saat on&#8217;dan sonra  tatil kıyafetiyle evden çıkar elinde sepet hale kasaba gider, harç görür  eve teslim eder,  sonra kahveye kahveden camiye . Öğle namazını müteakip  vaaz proğramı vardır kalabalık içinde  onu dinler çıkarlar. Hazırlık varsa et pide  fırına veya nerede ise oraya  gider yerler. sonra  kış ise yine kahveye  yaz ise bir tarafa  yürüyüş yapılır, ekin gezmeye  araziye çıkılır.   İkindiden sonra hamama gidilir,  sabah harc görüldü ya  akşam hamamdan yutkunarak eve dönülür&#8230; Tatil  mühürlenir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/esnaf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Efeler</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/efeler/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/efeler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 May 2010 13:45:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[1940]]></category>
		<category><![CDATA[Bolavadınlı]]></category>
		<category><![CDATA[Efeler]]></category>
		<category><![CDATA[Eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[gümüş köstek]]></category>
		<category><![CDATA[Köstekli]]></category>
		<category><![CDATA[köstekli cep saati]]></category>
		<category><![CDATA[külot pantolon]]></category>
		<category><![CDATA[sade gave]]></category>
		<category><![CDATA[sade kahve]]></category>
		<category><![CDATA[süpürge]]></category>
		<category><![CDATA[yokluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=698</guid>
		<description><![CDATA[İsmail Ağayı siz nerden bileceksiniz. onun ağalığı ağabey manasına, aslında efe de  &#8220;Yoklukla yiğitlik olmuyor.&#8221;  Memlekette hali vakti yerinde  olanda var, fakat komşuların çoğu idareden aciz,  İsmail Ağa&#8217;da fıkara  efeliği nasıl yapsın.  Adam  güçlü  kuvvetli dirayetli  oturmasını  kalkmasını bilir  kararlı. Konuşması tutuk , velakin karşısındakine meramını anlatır. Uzatmaz,  kısa keser.  Herkes gibi mütevazi giyinir,  babasından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/efeler.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-716" title="efeler" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/efeler.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a><br />
İsmail Ağayı siz nerden bileceksiniz. onun ağalığı ağabey manasına, aslında efe de  &#8220;Yoklukla yiğitlik olmuyor.&#8221;  Memlekette hali vakti yerinde  olanda var, fakat komşuların çoğu idareden aciz,  İsmail Ağa&#8217;da fıkara  efeliği nasıl yapsın.  Adam  güçlü  kuvvetli dirayetli  oturmasını  kalkmasını bilir  kararlı. Konuşması tutuk , velakin karşısındakine meramını anlatır. Uzatmaz,  kısa keser.  Herkes gibi mütevazi giyinir,  babasından hatıra kalan gümüş köstekli cep saatını takar, ihmal etmez meraklıdır&#8230;<br />
<span id="more-698"></span><br />
Gençliğinde iş alır ağaların koyununu Eskişehir Bilecik Adapazarı İzmit yolu ile  dağlardan sürerek otlatarak İstanbula  paymahalline  götürürmüş.   Cessur&#8230;  1940  larda  artık pazarcılığa başlamış , Eskişehir muhacirlerinden süpürge alır,  haftada birkaç pazar takip eder  satar,   bir de  süpürgeye dolaşırmış.  Yine birgün Eskişehire süpürgeye gitmiş,   bir Osmanlı selamı vermiş  kahveye girmiş.  Selamı almışlar girdiği de belli olmuş,  adamın ömrü kahvelerde geçti ya;  denk giriyor, nasıl girilecekse öyle giriyor.  dikkati  üzerine çekmiş,  herkeste  ona bakıyor; ocağa yönelmiş:</p>
<p>-Bana bir sade kahve yap.</p>
<p>Demiş  ocakcıya,  yerine oturmuş,  muhacirler bakmaya devam ediyorlar:</p>
<p>-Ne bakarsınız Eskişehirliler . Ben Bolavadın&#8217;lıyım tabii sade kahve içerim.</p>
<p>Demiş .  Efeler sade kahve içer ya ,  efeyim ben demek istemiş.  Hemen lafa sahip olmuş  muhabbeti başlatmış.  Köprübaşı Yıldızgarajı Porsuk  Kalabaksuyu Muttalip&#8230;  Söz süpürgeye gelince mal belli fiat belli,  kimde var.  Para ise peşin.  Anbar yok  kargo yok  tarifeli sefer yok .  Tren var  simsar var,  veya bir şekilde belediye belediye  eve hana getirecek.  Dükkan yok  han odası var,  kirası uygun.  Pazarcılık bu minval üzere sürüp gidiyor.  Bir idare çıkıyor, dahası yok.</p>
<p>İsmail Ağa ev ile pek ilgilenemiyor, Ev aşağı mahallede,  cephe dar avlu arkada,  çarşıya pazara çeşmeye uzak.  Önemli de değil, çocuk çoluk   yenilip içiliyor, üstbaş kalem defter,  kilim keçe,  peçe perde ihtiyaç , sonra  şu iş  bu iş  te var. ..    Çamaşır da yıkanacak,  haftada ongünde,  kadın kız su taşıyacak çeşmeden, kova ğüğüm bakır kazan yedekler doldurulacak,   sabah erken ocak yakılacak ,  kazan ocağı su ısınacak,  avluda esvaptaşı  taşın üzerine çamaşırlar,  beyaz ayrı renkli sonra,  esvap  usulü ile yığılacak üstten başlayarak  kil ve sabun ile  yıkanıp tokaçla döğülecek, durulanıp sıkılarak serilecek.   Avluda ip var;  kazan yok&#8230;  Kazan yoksa  komşudan alınıyor.  Konu komşu kimin kazanı varsa  üç beş haneyi daha idare ediyor.   Eski zaman kazanları işte  madeni kalın,   Bakırdan,  dışı isli simsiyah , içi  kalaylı,  kalayı  kalmışsa ne durumda ise&#8230;  Ateşe ne dayanabilir , bir  süre sonra deforme oluyor,  arada  delinirse  bedestene  gidiyor,  şu kadar  para.   Olsun  olan zaten aramıyor, bir iş hizmet görülüyor ya.</p>
<p>Kazanı yok İsmail Ağa&#8217;nın , komşudan alınıyor.  Yine bir gün çamaşır yıkanacak ,  komşudan kazanı istiyorlar.   Komşusu veya gelini  kim ise :</p>
<p>-İsmail Ağam  gümüş köstek sallandırıyoru ,  yaha evinize bir kazan alaydı&#8230;</p>
<p>Deyince üstelemiyorlar,  iclerinden &#8220;Kösteği yeni mi görmüş.&#8221; diyorlar,   ağırlarına gidiyor, sus pus oluyorlar, dönüp  geliyorlar,  tenekede güğümde su ısıtıp olduğu kadar çamaşırı yıkayıp  seriyorlar.  Akşam Efendiye de anlatıyorlar.  Efendi  düşünüp taşınıyor, kendi esnaf ,  kazancılar tanıdık,   kazanı alır da parasını nasıl ödeyecek.</p>
<p>-Teneke ile güğümle  siz suyu ısıtın çamaşırınızı yıkayın, bu böyle kalacak değil ya ,  bakarsın kar kazanç oluverir size kazan alırız.</p>
<p>Diyor da.   Tâ  neden sonra alabiliyor . Herkesle beraber İsmail ağa 1950 den sonra kazan sahibi oluyor</p>
<p>1940 lı yıllar &#8220;Ağalık vermekle efelik vurmakla.&#8221; deniliyor ya,  siz Göbeş Efe&#8217;yide bilmezsiniz.  Göbeş Efe nasıl vuracakta efe olacak.  Korkak korkak olmasına da , öğünmek huy olmuş,  tabiat olmuş &#8230;   Millette  alaya almış,   haydi bakalım  adı da  efeye çıkmış.  kendinden menkul. Ben efeyim diyor&#8230;</p>
<p>Göbeş Efe&#8217;lerin evi yukarıda  o da kenar mahallede , ailesi orta halli mütevazi çiftleri çubukları var, hayvan haşarat iş ğüç,  ailede herkes çalışıyor. Nedense Göbeşi nazlı mı büyütmüşler&#8230;   Avare aylak işe güçe gitmiyor.  çıraklık ta sebat etmemiş.   Efe gibi giyiniyor kasılıyor, olur olmaz serteliyor, hamle yapıyor.  İş inada binerse dayağı yiyip oturuyor.  dayağı göze alıyor.  Gittiği yerden netice alamıyor.</p>
<p>Aklı fikri efelikte ,  efelik muhabbetinde,&#8230;  elinden iş gelmiyor, eli boş&#8230; Çarşı pazar dolaşıyor  arkadaşları da öyle,   Göbeşi&#8217;de başcılı edinmişler.  Başka türlü de efe olunacağı yok tabii.  Kulak kabartıyorlar   çevre küçük vukuat duyuluyor.  Kavga  döğüş haberi  aldıklarında Efe pireleniyor, kaşınmaya başlıyor.  Adamları da var ya , buluyor ellerine  yüzerpara  (İki buçuk kuruş.)   veriyor, tenbih ediyor:</p>
<p>-Gidin  çarşıda pazarda kahvede kavga da Göbeş Efe de varmış.</p>
<p>deyin diyor. Efe kalender, parası olsa haber yayana  fazlasını verecek te yüzpara verebiliyor.  Haber yayılıp  tevatür haline gelince  karakoldan bekçiyi gönderip , evden kahveden Göbeş  alınır  götürülür. İşte burası Efe&#8217;yi mutlu eden safha.  Bekçi nin kolunda kasılarak  gider,  esnaf dükkanlarının önüne çıkar, gülerlermiş. Bilmeyen yok .. Karakol da ifade işlem vs. bazan soluğu hapishanede aldığı olur, birkaç gün yatar, sonra şahit ispat olayda bulunmadığı anlaşılır salıverirlermiş.   o yine hava atmaya devam edermiş&#8230;</p>
<p>1940 lı yıllar Bir efe daha!   Efe Dursun,  adı batsın&#8230; Hapiste kimse yok   kim olsun Dursun var.  Birkaç demirbaş cehalet kurbanı ile&#8230;  Dursunu hayırla anan yok, Fakat avanesi efe diyor.  İçerde dışarda  farketmiyor.   Dışarıda  kahve pazar eliboş,  içerde aynı, heryerde  kuyruk kulak dik  alışmış,  hapistekilerin  yemekleri evlerinden geliyor  veya orada çorba pilav yapıveriyorlar.  Hapishanede akşama doğru trafik oluyor, giden gelen  evden yemek getirenler,  kadro eratı gibiler onları yadırgayan yok.  Ertesi gün yine gelecekler ya,  içeridekiler hacetlerini onlardan istiyorlar.  Dursun edepsizi  de  illâki onlara bir iş bir hizmet havale ediyor; birgün:</p>
<p>-Gümüş savaklı ağızlığımı evden getiriverin.</p>
<p>Derse, ertesi gün:</p>
<p>-Sedef kakmalı tabakamı alıngelin , yüklükten tütün doldursunlar.</p>
<p>Başka bir gün:</p>
<p>-Falan terziye diktirdiğim hâki ingiliz külotu pantalonumu getirin. Onlar bilir verirler.</p>
<p>Diyor, herkese birşey  buyuruyor,  hizmet yüklüyor.  Derdi tütün bir yerlerden temine uğraşıyor.  çubuğunu yakıp öğünüyor.  Şöyle ettim. Böyle ettim&#8230;    Muhabetya  laf dönüp dolaşıp  &#8221;Efe nasıl düştün buraya.&#8221;  demeye   geldiğinde;   sirkat sahtecilik demiyor. Diyor ki:</p>
<p>-Yahu  söylemesi ayıp kasaptan eve et yolladım. Kahvede köşede akşamı ettim. eve vardım. Sofrayı kurdular.  Et gelecek ya,  elinin artığı  köfte kebab bekliyorum . İşte sofraya göce yuvalağı gelince;   karıya  &#8220;Bu ne.&#8221;   dedim.   Kızdığımı anladı.   &#8220;Herif yuvalamıştım pişiriverdim,  senin et tel dolavda .&#8221; deyince;  ben birşey bilmiyorum.   Öfke ile göce yuvalağı tenceresini karının başına geçirivermişim.  Kendimi burada buldum.</p>
<p>Diyor. Başka birşey demiyor. Daha birşey sorarlarsa eğer,    laf karıştırıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/efeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

