<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Babamın Hikayeleri &#187; 1950</title>
	<atom:link href="http://www.babaminhikayeleri.com/tag/1950/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.babaminhikayeleri.com</link>
	<description>İhsan Kelekçi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Feb 2012 18:38:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Lüks</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/luks/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/luks/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Jul 2011 16:24:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[1950]]></category>
		<category><![CDATA[Bolvadin]]></category>
		<category><![CDATA[et]]></category>
		<category><![CDATA[giyim]]></category>
		<category><![CDATA[heybeli]]></category>
		<category><![CDATA[kaplıca]]></category>
		<category><![CDATA[Lüks]]></category>
		<category><![CDATA[mobilya]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[sofra]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=1041</guid>
		<description><![CDATA[1950’li yıllar iç batı Anadolu, dağlar ovalar göller volkanik kütleler büyük küçük yerleşim birimleri ve ara ara kaplıcalar; kaplıcalardan bize yakın olanı Heybeli Kaplıcası, külfetsiz olduğundan dolayı çevredekilerin her sene uğradığı kaplıca&#8230; Suyu sıcak; birkaç hamamı , bir miktar  evi odası barakası var, kışın sakin, canlılık hıdırellezden itibaren başlar, müdavimleri günü birlik gider gelirler. Mevsimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="_mcePaste"><strong><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2011/07/hamam.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-1075" title="hamam" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2011/07/hamam.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></strong></div>
<div>
<div>1950’li yıllar iç batı Anadolu, dağlar ovalar göller volkanik kütleler büyük küçük yerleşim birimleri ve ara ara kaplıcalar; kaplıcalardan bize yakın olanı Heybeli Kaplıcası, külfetsiz olduğundan dolayı çevredekilerin her sene uğradığı kaplıca&#8230; Suyu sıcak; birkaç hamamı , bir miktar  evi odası barakası var, kışın sakin, canlılık hıdırellezden itibaren başlar, müdavimleri günü birlik gider gelirler. Mevsimi yazdır;  karpuzla beraber ziyaretciler yoğunlaşır,  tadı şenliği o zaman; kaplıcada kırk kadar ev, sekizi bir oda ara mutfak kaplıca evi; birinde hamamcı oturur, yedisi için hatırlılar sıraya girerler; diğerleri oda baraka&#8230; Ortada kahve,  içinde dört beş masa ve bir peyke; arka tarafta büyük bir ahır. Bakkal kasap yok, gelenler ne kadar kalacak ise gerekli battaniye yastık islim tencere tava ile yiyeceklerini de getirirler. Tarifeli seferler var, şehre giden birkaç otobüs uğrar, bunlarla gidilir gelinir; ihtiyaçlar görülür. Buralarda nüfusun çoğunluğu çiftçidir onların işi bitmez, ağustosun ortasından itibaren işini kolaylaştıran çiftçiler arabaları ile kaplıcaya uğrarlar, onların derdi yoktur yer bulamazlarsa çadır kurarlar, iki üç gün kalır dönerler.<span id="more-1041"></span></div>
<div>Kaplıcanın suyu yeterli sıcaklığı 58 derece, üç hamam biri açık, hamamlar birer havuz, suları coşuyor, şifalı su gök turna gibi akıp çıkıp gidiyor, atıksu şebekesi yok, havuzların gideri açık kanala verilir, ilerde bir yerde bataklık oluşturur kalır. Hamam ovasının bitki örtüsü maki, üç beş bodur ağaç , çevresi mera tarla, ovada kaplıcaya yakın yerlerde dipçik denilen iri otlar. Bir tarafta içme suyu yetersiz çeşme,  gerekli su yakın bir köyden karşılanır. Elektrik yok , akşama doğru evlere odalara çadırlara ücretsiz gazyağı dağıtılır, hamama gelenlerin beşli yedili gaz lambası vardır yakar aydınlanırlar. Kahvehane iki hamam arasında ve önünde bir direk.  Akşamlar serin lâtif çevre sakin , tam her şey tabii derken alaca karanlıkta kahvenin önünde lüks töreni başlar; iki lüks lambası ortaya çıkar, ispirto ile gömlekleri ısıtılır, sonra pompalanır, gürültü ile yanarlar çevreye beyaz soğuk güçlü bir ışık verirler. Birisi kahveye alınır, diğeri direğe çekilir. Bunlar kaplıcanın simgesidir Kahvenin içi ve önü meydan aydınlanmıştır; ümransa uygarlıksa aydınlıksa lüks ise işte bu. Herkes kendisini emniyette hisseder.</div>
<div>Kaplıcanın uysal köpekleri ahırın arkasından gelir  lüksün çevresinde yerlerini alırlar. Tecrübe ile sabit rahatsız edilmiyecekleri köşeleri bilir oralara sinerler. Zaten yazın kaplıcada bir şekilde karınlarını doyururlar da, hamamcı kahveci de bunlara bir şey verir. Köpekler önlerine bir şeyler konulurken kendilerinden bazı şeylerin istendiğinin de farkındadırlar. Onlara; &#8221; Müşteri daima haklıdır, aman kimseyi rahatsız etmeyin &#8221; deniliyor gibi gelir; hiç sesleri çıkmaz , hav diyemezler dikkat ederler.  Ha bunca tedbire rağmen gecede gündüzde çoluk çocuktan başlarına iş geldiği taş geldiği de olur, sineye çekerler.</div>
<div>Terbiyeli kaplıca köpeği bir tarafa; o yıllarda evde sokakta mahallede kırda köpek. Halk köpeğe âşina; ilgilenir yanına varır sever taş atar tekme vurur, köpek de tepki gösterir, iletişim olur. Nedense çocukların köpeklere karşı zaafı var, yabancı köpeği taşlarlar peşine düşerler, köpeğin canı yansa dişini gösterse çevredeki büyük küçük çocuğa cesaret verir, onların kendisine yardıma hazır kimseler  olduğunu bilir, pes etmez. Hâni darbı mesel olmuş anlatılır;  böyle taşlanan çocuklar peşinde gezen zavallı bir sokak köpeğine; teselli etmek için: &#8221; Günde kaç taş yersin.&#8221; diye sormuşlar ; &#8221; Çevremdeki sütü bozuğa bağlı.&#8221; demiş; haketmediği halde kendine kötü muamele yapılmasından şikayet etmiş derler. Köpek aklı başında olanlardan zarar gelmeyeceğini biliyor anlaşılan, insanlardan ayrı olmak ta istemiyor, arzusu lüksü aklı başındakilerle beraber olmak galiba.</div>
<div>Yeri gelmişken, acaba sözüm ona &#8221; Eşeğin de lüksü var mı?&#8221; denilirse ; eski yılların vazgeçilmez hayvanı, her iş ona, evlerde yer avlu ahır varsa, bir iki hayvan da bağlanır; harman hasat eşeğin sırtından geçer, kır dağ tarla bahçe yakın köyler için servistir özel vasıtadır, rahatlık sağlar&#8230; Sonra kış için odun getirmek eşeğe ait, kömür bizim oralarda henüz kullanılmıyor, dağlarda meşe ormanı ve odun eşeğin sırtında dağlardan gelir, kışın nasıl geçeceği belli olmaz, evin ihtiyacı için ve odun para ediyorsa  eğer şehirde satmak için dağ seferleri kış boyu devam eder; eşek de dağa ormana ruhsatlı ruhsatsız gider gelir. Satmak için şehre odun götürülecekse kıyasıya yüklenir, şehrin kenar mahalllesinde eşeğin odunu ikiye bölünür ayrı ayrı satılır hasılat katlanır. sıkıntıyı eşek çeker de, bu işte para var diye hayvanın boğazına bakarlar; yemini sakınmazlar. Sıkıntısını unutur, yem yemeyi boğazını sever, çok yer karnını da iyice doyurur, işe gelince yediğini inkâr etmez sırtına ne vurulursa nereye istenirse götürür, yol iz de aramaz.  Eşek kışın hava muhalefeti olduğunda, sahibinin dışarı çıkmayı canı istemediğinde, bir de yemini kesmediğinde memnun kalır;  eşeğin lüksü işte budur.  Boğaz eşeği denilen ve ne bulursa tıkınan, işe çalışmaya gelince kaytaran kimseler gibi değildir.  saygısız yiyen ve çalışmayankar tembelliklerinin bedelini bir şekilde öderler, yanlarına kâr kalmaz.</div>
<div>O yıllarda görürdük, köy ilkokulları için hazırlanan ayrı okuma kitabı vardı. o kitapta; &#8221; Rençberler hoş tutarlar öküzü, dağdan gümbür gümbür hezen indirir.&#8221; diye  güç ve kuvvet timsali öküz&#8217;den övgü ile bahsedilirdi. Çiftci köylü el üstünde tutar. Çift sürer, gen söker, ormandan tomruk getirir, arabaya kağnıya koşulur, ekini dereden  alır dağın başına gediğe çıkarır, zor işlerin hayvanıdır da yine onunda lüksü vardır. Öküzün lüksü düğen öküzü olmak ve zahmetsizce düğen sürerken gün boyu sevdiği şeylerle karnını doyurmaktır. Bizim kuşak harmanı bilir, iki aydan fazla devam eder. Ekinler sararınca biçilir, başakları üzerinde olduğu halde  saplar  tarladan harman yerine getirilir. Harman yeri yerleşim birimleri çevresindeki müsait alanlardır. Ekin harmanda geniş bir alana serilir, altında keskin çakmak taşları olan ve üzerinde ağırlık bulunan düğen ile ekinler üzerinde dolaşılarak başakların sapları saman edilir ve taneleri ayrılır. Düğeni harmanda at veya öküz dolaştırır , dolaşırken bir taraftan yemelerine de karışılmaz. Düğen sürmek hayvana zor bir iş değildir, bir de başaktır tanedir samandır yerler ağızları boş durmaz. Düğen atı öküzü mutlu eder. Öküzün lüksü budur.</div>
<div>Bir de şehirlerde başka bir düğen öküzü vardır.  Tabii işin içine girilince bazı şeyler mübah oluyor. O yıllarda İzmir Manisa tarafında meydanda  işlek yerde  müşterisi çok bir büfe işçi çalıştırıyor , daha sigorta asgari ücret yok . Haftalık aylık bir şey veriliyor, tatminkâr değil de, çıkarsa bir idare çıkacak. Birisi büfede işe başlamış alacağı para belli şu kadar, bakalım karnını doyurabilecek mi? Endişeli&#8230;  Bakmış  ki işçiler arasında bir usul var, herkes önce karnını doyuruyor. Önemli olanı yediğine de karışılmıyor, memnun kalmış ferahlamış. Eh başta ortada sonda ara ara nasipleniyorlar. Sabah erken gelen simit poğaçalardan taze sıcak birkaç adet yemeğe başlamış, öğleyin akşam  börek tatlı ne gelirse her işçi gibi tadına bakıyor. tam iyi gidiyor derken işçi düğen öküzü gibi dönmüyorlar ya haftasında rahatsızlanmış yıkılmış, ambulans çağırmışlar âcile kaldırmışlar. Büfe işçisinin lüksü bu da, dikkat etmesi gerekiyor.</div>
<div>Yine o eski yıllar; evlerde kiler, kilerde un sandığı , evler kalabalık sandıklar büyük beşyüz kilo un alıyor. Ekmek börek mantı makarna ne ise bu sandıktan. Mahalle fırınları var pişiriyor hak alıyorlar. Çarşıdan alınan bir şey yok. Tercih edilen çakmak taşı gibi sert sarı buğday, tarladan gelir veya buğday pazarından alınır. çeşmede yıkanır müsait bir yerde kilimler üzerinde kurutulur. Belediye değirmeninde öğütülür, Değirmen kilosu üç beş kuruşa un ediyor, prensibi var &#8221;Tart ver, tart al.&#8221; kabuğu kepeği irmiği ile doğal olarak eksiksiz teslim alınır. Kilerde iki elek, eleğin üstünde kalanlar hayvanlara, hayvan yoksa hayvanı olan komşuya verilir yerine süt alınır. 1950 li yılların ikinci yarısında kilerin bir köşesinde bir yeni misafir; bir çuval fabrika unu makbul bir şey de değil, evvela yumuşak buğday sonra sarı değil ak buğday, fakat baklavalık börekliktir, hini hacette lazım olur diye evde bulunduruluyor. İnce elekle elendiğinde eleğin üstünde bir şey kalmıyor fakat fabrikaya itimat yok içinde bir şey olur diye yinede eleniyor. unu eleyecek olan evin hanımına sorar;</div>
<div>- Peflika unundan mı eleyelim.</div>
<div>Der ve fabrika unu elemeği tercih eder. çünkü uğraştırmaz, Un eleyenin lüksü fabrika unudur çabuk elenir, elekten tekneye iniverir.</div>
<div>Herkesin bulduğu ile yetindiği yıllardır o yıllar;  Güzün dağdan yayladan koyun keçi indiğinde bir kısmı pazara sürülür,  erbabı takip ediyor, müşterisi hazırdır yazın mütenevvi ot ile kekik ile etlenmiştir ve hesaplıdır, müşterisi çoktur. Vatandaş durumuna göre iki üç veya daha fazla alır. Yeri olan birer birer keser, yeri olmayan hepsini keser kavurma sucuk vs yapar, kilerde tel dolabı vardır saklar. Bir de kelle paça ciğeri  işkembesi sıraya konulur öncelikle yenilir. kemikler havalı yerde kurutulur muhafaza edilir kışın keşkek kurulur, evde bereket şenlik olur. Siz Kadir Ağayı nereden bileceksiniz. Köy Ağası da şehre göçmüş&#8230; Kendisi canbaz maldan anlar, yanında kınbıçağı taşır. Anlattığına göre kınbıçağı özel olarak çeliği bıçakçıya verilerek yaptırılıyor. Evi de kenar mahallede yeri müsait avlusu var. Etlik için üç beş koyun keçi alırsa ihtiyaç olunca teker keser evde çoluk çocuk bayram eder. Kadir Ağa&#8217;nın bıçağı yanında &#8221; Ben keserim, gelin yüzer. &#8221; diyor.   Gerisine zaten karışan olmaz,  sofra küle satır her şey hazır ve evdekiler eti istedikleri gibi hallederler. ciğerdir mele yeridir ateş üzerinde bağırsaktır;  imalat hemen başlar.</div>
<div>O yıllar da memlekette bir hafta sonu lüksü de var .  Yazın kırda bayırda bağda bahçede , kışın müsait ev yer bulunmazsa çarşı fırınının müşterilere gösterilen mütevazi bir köşesinde fırın eti ziyafeti çekilir. Çağrılılar belli adam başı malzeme hesaplanır et fazlaca alınır,  gecikmeden öğleye akşama yetişecek şekilde fırına teslim edilir.  Fırıncı eti malzemeyi tavaya koyar,  Üzerine tebeşirle isim yazar, fırına sürer.  Arada tavayı kontrol eder,  maşaşı vardır karıştırır suyu eksilmiş ise koyar.  Çağrılılar arasında etin niye çok alındığını soranlara, bu kadar eti kim yiyecek diyenlere &#8221; Sınıveriyor gömgök aç kalkıyoruz. &#8221; denir. Et başka yerde yenilecek ise gurup oraya gider, iki kişi fırından tavayı pideleri üzerine ne yenilecekse kışın kaymak tahin, yaz ise karpuz alır gelirler. Tavanın çevresinde toplanılır, servis tabak kaşık çatal olmaz, pide ile el ile kısa sürede tavanın eti yağı yenir kemiği sıyrılır, arada su maden suyu içilir, kaymak karpuz hazırlanmıştır, sünnetlenir duası edilir. Hâni bir çırpıda da yendi ya; kiminde bir şişkinlik hazımsızlık başlarsa; ilave maden suyu tavsiye edilir,   şikayet devam ederse, rahat etsin diye hatırına &#8221;Uzun eşek. &#8221;,  &#8221;Bu neci dükkanı.&#8221;  gibi hareketli oyunlar oynanır  ve iyi gelir.  Rahatsızlık sürerse her yerde temini mümkündür  &#8221; Bir avuç soda. &#8221;  bulunur içirilir.</div>
<div>Etin tiryakileri de vardır. bunlar pirzola biftek severler, adına bütüm et derler, el kadar el kadar olsun isterler. Yediklerini de yutkunarak anlatırlar tatlandırırlar. Ünleri kulaktan kulağa yayılır. muhabbeti olur konuşulur. Yakın köyden birisi şehirlilerle hemhâl hâli vakti de yerinde, davar keser ziyafet hazırlar. Tiryaki arkadaşlarının da ikisini çağırır, adamlar koşar gelirler, hoşbeş muhabbet sonra sofraya otururlar, köyden başkaları da var. Çorbayı içerler arkasından et gelir pilavın üstünde, adam hakikaten epeyce et koydurmuş, görürler memnun kalırlar da  sofra sahibi:</div>
<div>- Sizin için hususi hazırladım, eti çok koydurdum,  işte bakın böyle yaptım doldurdum yığdım, haydi buyurun.</div>
<div>deyince iş değişir, pirelenirler tiryakilik var, yâni biz iki kişi olsak bu sofra gelse tamam da, köyden beş yedi kişi çağırmış, onlar bizimle yarış ederse diyemezler , yine de itiraz ederler:</div>
<div>- Yo&#8230; Et dediğin tepsinin üstünde öyle yığılacak ki, ben şimdi sofrada arkadaşımla karşı karşıya oturuyorum ya eğer onu göremezsem,  işte o zaman doldurmuşsundur, yığmışsındır.</div>
<div>Der. kendilerine ait et lüksünü tarif ederler.</div>
<div>Bir de rüştünü ispat etmiş olanların lüksü var, çarşıya girmiş, dükkkan açmış, bir yerde çalışıyor, iş sahibi laf sahibi olmuş, hâli vakti yerinde kimi adamlar, muhabbet arasında &#8221; Kötü bir alışkanlığımız yok.&#8221; diye başlıyorlar arkası geliyor &#8221; Tek lükslerinin&#8230;&#8221; kahve veya kulüp veya sinema olduğunu söylüyorlar. Ne yapalım işte alıştık gidiyoruz, müdavimi olduk, arıyoruz aranıyoruz diyorlar.</div>
<div>O yıllarda memlekette adım başı kahve, kahve de oyun ve iskambil ile meşhur, kahveciler uyanık gözüne kestirdiği vatandaşı müşteri edinmek, kahveye bağlamak için kapıdan karşılar , masasını siler, hatırını alır, taze çay açtığında ikram olarak gönderir, oyuna dalsalar takip eder kızıştırır, kallavi fincanla kahve gönderir. Acil ihtiyaclar için tedbirlidir,  ayılan bayılan eksik olmaz  uygun bir yere alır su kolonya, arkasından sade kahve verir adamla ilgilenir.  Müşterinin  lüksüne kaldığı yerden devam etsin ister.</div>
<div>Kulüp ; doktor avukat âmir memur mütegallibe için; şehirde elit tabakadan olanlar ve yadırganmayanlar gelebilir. Kulübte hizmet nisbeten kaliteli, disiplin hakim, protokol geçerlidir. Sonra oyun eğlence içki;  gece yarısından sonra ne zaman isterlerse o zaman kapanır. Hergün benzer şeyler yapılır, aslında gına gelmiştir de müdavimleri yine gelirler istekli isteksiz bir müddet vakit geçirirler, baş tutan olursa oyuna eğlenceye katılırlar. Ancak yılbaşı ihmal edilmez, o gece sabaha kadar özel bir eğlence düzenlenir. 1965 yılı sonunda çevre illerin bir küçük ilçesinin Memurlar Kulübü; tek katlı toprak damlı, tavanda düzgün döşemeler ve  estetik görünsün diye  tavan renkli naylon kaplı. Yılbaşı kutlanacak, nasıl kutlanılacağı belli, üyelerden kimi geceye erken başlar, kış gecesi saat beşte akşam oluyorsa Kulübe yedide gelir,  sonra masaya oturur saat onbuçuk olmadan yılbaşı arar. Arada gözlerini aralar saat sorar, zaten masayı karıştırmıştır, kırmış dökmüştür olağan şeyler ekip var telafi ediyor da üst başta perişan,  kimsede üzerine varamaz.  Adam hatırlı  ruhsatlı tabancası cebinde&#8230;  Saat onikiye doğru işte saat oldu derler; canlanır doğrulur masanın üstüne çıkar , tabancasını çıkarır üç beş el ateş eder ve: &#8221; işte ben şimdi böyle sosyete vaziyette yeni yıla giriyorum&#8221; diyebilir ve olduğu yere yığılır. Kurşunlar tavanın naylonunda hatıra delik açar o kadar, ziyan yok. Kulüb üyesinin lüksü bu idi, lüksünü idrak etti  rahat etti ve sızdı. Gerisi kolay  şimdi  bir şekilde evine gönderilecek.</div>
<div>Yine 1950 li yıllar Sinema lüks ve her yerde sinema yok. Gazeteler sporu nasıl öne çıkarıyorlarsa bir beyaz perde edebiyatı ile sinemayı ihmal etmiyorlar. Filmden konudan oyundan oyuncudan bahis açıyorlar, neler neler yazıyorlar teşvik ediyorlar; kaçırmayın görün mahrum kalmayın diyorlar. İlçe büyük sinema yok, vilayetten arada sinema geliyor; halk evinde şehir gazinosunda paralı parasız film gösteriyorlar. Ya istiklal ya ölüm,  Zoro&#8217;nun kara kamçısı, Lorel Hardi vs. Kimsenin umurunda değil, sinemayı doğru bulmayan çoğunlukta, fakat entel takımı ve bir kısım gençler aralarında konuşacaklar ya bunu konuşuyorlar,  sonra amir memur da istiyor, ihtiyaç oldu diye; kim akıl verdiyse şehir gazinosunun karşındaki uzun bir kahvenin tabanı kotun altına indirilerek  zemin yükseltiliyor sinemaya dönüştürülüyor. kahvenin ocağı perdenin sağındaki köşesinde askıda duruyor ona dokunulmuyor, hatıra kalıyor. Arkaya ahşap bir asma kat , yukarı makine dairesi ve numaralı balkon, aşağı salon. her tarafta ucuz İnegöl sandalyesi dördü beşi bir tahta ile birleştirilip dizilerek sinema açılıyor. Neden sonra ihtiyaca binaen tavan delinerek bir vantilatör konuluyor, sinemanın havası ağırlaşınca çalıştırılıyor, jet motoru gibi çalışan vantilatör sadece psikolojik rahatlık veriyor yeterli olmuyor. Her akşam suare , cumartesi öğrenciye matine&#8230; Gündüz elektrik olmadığı için öğleden sonra birkaç saat elektrik santralı çalıştırılıyor. Bazan unutulur sa öğrenciler karanlıkta beklerken, haber gönderilir, ışıklar gelince ıslıklı tezahürat yapılır, ne için olduğu da belli olmaz. Sinema ön cephesinde afiş, birkaç ampül ve makine dairesinden bir memurun sinemacıdan harçlık alan oğlu proğramdan önce her film için aynı şeyleri istanbul türkçesiyle reklam eder, &#8221; Aşk ihtiras sevgi hasret kin nefret kıskançlık&#8230;&#8221;  ve arkasından filmin adını söyler ve güncel plaklarla müzik yayını yapılır. Sonradan yaz mevsiminde havalandırma sıkıntı verdiğinden parkın bir bölümü ihata duvarı ile çevrilip bir makine dairesi kulübesi ve  karşıya perde konularak, yazlık sinemaya dönüştürülür, makine ve sandalyeler oraya taşınır, bir kaç ay sinema yazlıkta gösterilir, mevsimin başında sonunda bazı geceler serin geçtiğinden, meraklılardan aklı ermeyen kimileri iz bırakan öksürük romatizma edinirler. Bu arada yeni yetmelerden bahşiş alan çıraklardan diksiyon kazananlar olur; her filme birkaç kere gittikleri, Türk ve yabancı filmler aynı ekip tarafından seslendirildiği için sinema kahramanları gibi konuşmağa başlarlar ancak alaya alındıklarından kendilerine bir faydası olmaz.</div>
<div>O yıllarda taşrada kalabalıkların giyim lüksü yok, giyim amir memur ve bazı gençlerde, şehirde köyde herkes bulduğunu giyiyor. Mal sınırlı Sümerbank mamülleri karne ile satılıyor, yama süvarilik geçerli. Aslında para yok , parası olana kumaş terzi var, ancak güç yetirebilen az. Terzilerin bir kesimi moda takip ediyor memura gençlere çalışanlara esnafa elbise yapıyorlar, terzilerin çoğu mahalli ihtiyaçları karşılıyor sıradan ceket, astarlı paçaları düğmeli pantalon dikiyorlar. Erkekler manifaturacı da ne ucuza satılıyorsa yünlü pamuklu alıp elbise yaptırıyorlar, paltolar uzun dizden aşağı soğukta yağmurda at arabasında soğuktan korunmak için . Kadınlar için  terzi mahallede;  kadınların kimi makine edinmiş dikiveriyor, kadife pazen basma patiska çarşıdan.  1950’den önce düğünlerde geline elbise şip&#8217;ten,  şip diye bir kumaş, hani &#8221;Şip gibi.&#8221; diye  mahalli bir tabir de var, herkesin beğenisini kazanmış, geline şip&#8217;ten bir tek elbise hepsi bu, hiç itiraz edilmiyor.  1950’li yılların ortasından itibaren bir çeşitlilik başlıyor, imalat artıyor kalite geliyor, artık düğünlerde geline alınan bir elbise sekiz kat elbiseye çıkıyor. Gelin giyecek ya hepsi de ipekli kadife kaliteli şeylerden. çamaşır aksesuar da başlıyor, giyimde lüks yaygınlaşıyor. Çoğunluğun lüksü ince kumaş ve iyi bir terzi de; iyi terzilerde herkese elbise dikmiyorlar, kıymetini bilene vucut ölçüsü münasip olana hatırlıya dikiyorlar, giyip dolaşırken ve terzi dükkanın önünden geçerken tarassut ediyorlar, &#8221;Diktik verdik, efendi gibi giyiyor mu.&#8221; diye, bazan çağırıp yakasını omuzunu kemerini cep kapağını düzeltiyorlar, ceplerin dikkatli kullanılmasını istiyorlar,</div>
<div>O yıllarda evlerde mobilya yok  beyaz eşya yok, ev eşyası kilim keçe, yatak yorgan yastık, içleri de yün pamuk, oturmak için sedir divan minder, halı lüks. Elektrik mahallen üretiliyor, şebeke belediyenin gücü de sınırlı, nüfusun çok önemli kısmı köylerde ve köyde elektrik yok. Gazetelerde basma kalıp reklamlar Frijidaire Buzdolabı , buzdolabı belediyenin altındaki eczanede , başka yerde yok, kapısı açılınca ışığı yanıyor,  içinde ilaçlar serinde muhafaza edilecek maddeler ve ortada bir tabak taze incir;  eczacı boğazına düşkün kazanıyor yiyecek&#8230;  Evlerde bodrum kiler sıkıntı yok, buzdolabı akıllarda değil.  Artık çamaşırlarınız leğende yıkanmıyor diye çamaşır makinesi reklamları beyhude,  evlerde esbab taşı, kazan ocağı ve tokaç,  kil yükle sabun torba ile alınıyor ucuz .  Reklama iltifat eden yok. Elektrik süpürgesi reklamlarına da bakan yok,  çarşı pazardan alınan değil de komşu İbrahim Ağa&#8217;nın Çifteler&#8217;de duble elyaf  ile yaptırdığı süpürge tercih ediliyor, aranıyor ihtiyaten bir iki fazla alınıyor;  lüks bunlar.</div>
<div>Yine o eski yıllar. Siz Çavuş&#8217;un evini nereden bileceksiniz, mahalle çeşmesinin yanında, köşe başında iki cepheli avlu dahil 70 metrekare var yok, tek katlı girişte ön cepheye paralel boydan boya ince bir ara, bir tarafta abdeslik diğer tarafta küçük avluya açılan kapı, avluda tuvalet ilerde esbab taşı ve ocak . İçeride cümle kapısının karşısında iki basamakla çıkılan yanyana iki oda kapısı,  kapılar sarı boyalı,  tavanda düzgün döşemeler üzeri toprak dam,  odalar da ocak baca dolap yüklük çiçeklik ve raflar,  yâni işlenmiş;  sokağa bakan odanın duvarları kireç badanalı, tabanda iki balçık kilim, çevre beyazı çekilmiş berde yastık ve köşelerde minderler, kıbleye karşı iki küçük penceresi yüksekte,  perdeleri beyaz kaneviçe işlenmiş ve içeri giren aydınlık gizemli&#8230; İşte zamanının lüks kabul edilen evi bu ev;  sarıya boyalı siline silene parıldamış iki kapı çavuşun evini imrenilen düzeye çıkarıyor, lüks yapıyor. Ev ise Çavus&#8217;un evi.</div>
<div>1950 den sonraki  yılların lüksünün bazıları bunlar. Eskiden beri her devrin lüksü olmuş, toplum sorumluluğunun bilincinde olduğunda lüksleri masum kalmış, nefisten ve kimilerinden ( biz onlara art niyetliler diyoruz.) gelen sorumluluğu unutturma çabası başarılı olduğunda usulün esasın sınırlarını aşılmıştır. 1970 li yıllardan itibaren keyiflerin zevklerin ön plana çıktığı görülmeye başlandı. Önce makul uygulamalar oldu,  mesela evlere şofben alınmaya başlandı isten pastan kurtulduk denildi, sonra mutfaklara tezgah dolap davlumbaz&#8230; Arkasından evler beğenilmedi; kerpiçten ahşaptan evler yerine beton tuğla konut, derken inşaat gelişti; beton asıl oldu. yeni standartlar oluştu apartman dairesi kat mülkiyeti yaygınlaştı,  müstakil ev villaya dönüştü,  sonraları villa da gülünecek hâle geldi; Bahçe dahil mini bir arsaya sığdırılmış iki buçuk kat bodrum balkon teras  sauna jakuzi ve güvenlik uygulamaları; hapishane gibi ve içinde bizde olmayan şeyler, fiyatı da güç yetmez hale geldi. Bildiğimiz müstakil evler tip dışı kaldı .</div>
<div>1970 lerde Kaloriferli evin hâli başka deniliyordu; kömür kaliteli fiyat uygun hava kirleniyor diyen yok ve daire başı hesaplı geliyor, kapıdan girince sıcak yüze vuruyor iyi de; kömür yasaklandı kazan değiştirildi fuel oil pahalı ve kat kaloriferi kombi şimdi de  Avrupa sistemi merkezi ısıtma&#8230; Konutta sürüb giden kaliteli malzeme işçilik estetik söylemleri uygulamaları ve artan fiyatlar , fiyatlara rağmen devam eden satış.  Parası olana bedavaya geliyor ve  alınıyor. Üstüne üslük mutfak banyo aksesuar barbekü balkon teras güvenlik peysaj daha başka şeyler, elektronik destekli akıllı evler sitesi diye takdim edilen yeni nesil konutlarla;  konut mihverinden çıkarılıyor. Artık inşaat firmaları daireleri için asansörlü kaloriferli demiyorlar; &#8221; Uydu TV sistemli güvenlik ile enteğre görüntülü interkom, maksimum ısı ve ses yalıtımı , beklentileri tümüyle karşılayacak teknik donanım, insan odaklı her türlü konfor kullanım rahatlığı&#8221; diye reklam ediyor, satıyorlar. Gelinen noktada güncelliğini yitiren konutlar artıyor, sahiplerinin gözü yeni konutlara çevriliyor. Ekonomiyi, kalabalıkları, işin aslını da düşünen yok.</div>
<div>Mobilya; koltuk kanape masa sandalye bir elin parmakları kadar iken arttıkça arttı, aslı esası da unutuldu, görkemli gösterişli takımlar tercih edildi, evler de daraldı. Beyaz eşya çeşitlendi elektronik gelişmelere paralel olarak yenisi öncekini demode etti;  yeniler hiper süper ultra olarak takdim edildi, reklamı yapıldı ekonomik ömrünü doldurmadan aygıttır cihazdır makinedir tesisattır değiştirilir oldu. Uluslararası firmaların astronomik miktarlara varan üretimine pazar arama çabaları, dayatmalarla, etkin reklamla, basında tanıtım,  piyasa da kampanya,  ödeme de taksit kredi kartı uygulamaları ile desteklendi;  bir şekilde kalabalıklar etkilendi ve ellerinde parası imkânı olanlar ihtiyaçları olmadığı halde  nedense  bu mamullerden edindiler.</div>
<div>Görünen bu,  söz de uzayıp gidiyor. Kanaat etmek yetinmek lazım. Keyfe nefse itibar edilirse netice almak mümkün olmaz,  zira nefis bir ilave şey daha ister, ulaşamadığını ister, daha da ister. İşi tadında bırakmak lazım,  mevcut imkanlar içinde dünya kurmak lazım.  Lükse maddeye düşkün olmak,  bunlara gönül kaptırmak yerine en iyisi fıtrata yakın olmalı, lüksün keyfi harcamaların kimseye bir faydası da olmaz, nefis hayrını şerrini bilmez  sadece  kibir ve azametle yüklü olduğu halde burun doğrusuna gider;  yolu da yol değildir.  Dolayısıyle kendinize  dikkat edin nefse uymayın, hayrınıza olacak şeyleri temine çalışın,  lüks olan ve modası geçeçek olan,   kalıcı faydası olmayan şeylere gözünüzü dikmeyin,  Bu yüzden imkanlarınız elinizden çıkmasın, dört gün sonra hesabı dahi size kalmasın .</div>
<div>Kaplıca diye başlamıştık ya bitirelim. Bizim kaplıca ilçeyi çok uğraştırdı, eski hâli güzeldi de; şimdi olimpik havuzu, bilmem kaç yıldızlı oteli, villaları, evleri, çepeçevre birbiri üstünde devremülkleri, pistleri parkları oyun alanları oldu;  yine de emsallerinin gerisinde kaldı.  Şimdi güç yetmez yatırım istiyor.</div>
<div>Bir de Çavuş&#8217;un evi vardı ya çeşmenin yanında sadece iki oda kapısı boyalı diye lüks kabul ediliyordu. Çavuş Rahmetli o günlerde avlu kapısını da sarıya boyayıverseydi bir güzellik bir kalkınma  daha olurdu ve farkedilirdi.</div>
<div>Fakat kaplıca mesafe katetti modern bir hâle geldi ya; onu emsallerinin seviyesine getirmek lazım da;  şimdi bu tür uygulamalar ancak dış finansman destekli güçlü bir konsorsiyum tarafından yapılabiliyor;   ve onların da noktayı nazarları başka&#8230;</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/luks/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklar</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/cocuklar/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/cocuklar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Jan 2011 20:21:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[1940]]></category>
		<category><![CDATA[1950]]></category>
		<category><![CDATA[1970]]></category>
		<category><![CDATA[adapazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[çarşı]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[hac]]></category>
		<category><![CDATA[kuru]]></category>
		<category><![CDATA[muhacir]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[taskebab]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=912</guid>
		<description><![CDATA[1950 li yıllar,  köklü bir aile, üç kalabalık ev, birkaç dükkân, çucuğun dedesi ailenin büyüğü, babası dedesinin tek oğlu, halası çok hepsi  çocuk çoluk sahibi.  Babasının ikinci çocuğu  bir  de ablası var, doğumu ile  &#8221;Oğlumuz oldu.&#8221; diye bayram edilmiş, Anası tarafından da ilk erkek torun, ilgi alaka yoğun,  seviliyor. Henüz  üç  yaşında kelime hazinesini zenginleştirmeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2011/01/cocuklar.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-941" title="cocuklar" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2011/01/cocuklar.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></p>
<div id="_mcePaste">1950 li yıllar,  köklü bir aile, üç kalabalık ev, birkaç dükkân, çucuğun dedesi ailenin büyüğü, babası dedesinin tek oğlu, halası çok hepsi  çocuk çoluk sahibi.  Babasının ikinci çocuğu  bir  de ablası var, doğumu ile  &#8221;Oğlumuz oldu.&#8221; diye bayram edilmiş, Anası tarafından da ilk erkek torun, ilgi alaka yoğun,  seviliyor. Henüz  üç  yaşında kelime hazinesini zenginleştirmeye çalışıyor. &#8220;Mantı&#8221; ya mannı  diyor, çocuk mannı dedi diye ailede mantının adı mannı oluyor. Çocuk &#8221;Fıstık&#8221; a  fıssak dedi diye  yine  ailede fıstığın adı fıssak oluyor.</div>
<div><span id="more-912"></span></div>
<div id="_mcePaste">Hâl bu minval üzere sürüp giderken çok geçmeden  kardeşi dünyaya geliyor,  bir erkek kardeşi oluyor. Evde bir ferahlama canlılık , gelenler kalanlar  hediyeler takılar, onun  hatırını soran oluyor da alaka kendisine değil bebeğe, bebekte hiç istemediği şey&#8230;  Hemen gitse kendine gelecek, inşallah gider, şimdi gider, birazdan gider;  fakat gideceği yok. Bakıyor el üstünde tutuluyor, baş köşede yer verilmiş,  gözleniyor. Kendi  işte burada aralarında olduğu halde  tuhaf bir şey herkes bebekle ilgileniyor.  Böyle şey olmazdı  şaşırıyor bir şey anlayamıyor.</div>
<div id="_mcePaste">Birkaç gün sineye çekiyor, değişme yok.  Artık dayanamıyor  anasına  bebeği gösterip: &#8220;Bu ne.&#8221;diye soruyor.  Anası ne desin :  &#8221;Bu bebek, Ebe Hanım getirdi.&#8221;diyebiliyor. Çocuk cevaba bir anlam veremiyor, fakat belliyor.  Kendisine kardeşini soranlara  da  &#8221;Akanım getirdi.&#8221;diyor, bakıyor ki iş başka,  Akanım getirdi götürmedi burada kaldı, bebekten vazgeçen de yok, ne yapsın yavru kabülleniyor.</div>
<div id="_mcePaste">&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">1950 li yıllar  ilçe merkezi kalabalık, şehrin sebzesi meyvesi Antalyadan Bursadan geliyor.  Yine de yerli ürün , köylü ürünü, çevre ürünü prim yapar  tercih edilir. Nüfusun çoğunluğu tarım hayvancılıkla meşgul,  Sultandağının Emirdağının etekleri münbit; suyu da bol, çevreden  köyden  çarşı pazar için ürün yetiştirenler  duruma göre her yıl martta nisanda  olabildiği kadar erken yerini  hazırlar dikim yaparlar, önce  yeşilsoğan  çıkar  sonra arkası gelir. Köy ve uzak yerlerin mahsülü hafta pazarı perşembeyi bekler. Merkezde  yetiştirenler ise  bahçeden hergün satışa elverişli demetler yapar  getirirler.  Satış ikindi vakti Merkez Camii önünde  başlar. Bu işin tiryakileri  de  vardır,  onlar bekler önce alır evlerine gönderirler.  Kalan olursa akşam  evine dönenlere satılır.</div>
<div id="_mcePaste">Bir mayıs akşamı  adam evine dönecek , bakar yeşil soğan satılıyor, turfanda taze de, demetler küçük,  büyüğü de yok. Ne yapsın  bir adet alır eve gelir. Zaten baba bekleniyor ,  hemen sofra kurulur, baba anne en küçüğü dört yaşında  üç oğul  otururlar. Ekmek ev ekmeği dilimlenir, çorba ortaya konulur, arkada bir yemek daha var, Allah ne verdi ise besmele ile yemeğe başlayacaklar; Soğanlarda gelir  soyulmuş yıkanmış körpe, fakat dört adet herkese  soğan verilse eksik var. Babası anası ağabeyleri küçüğün gözüne bakıyorlar, yemese de birer soğan isabet eder  gibisinden;  bir şey de diyen yok. Küçükleri bakışlardan endişelenmiş olacak ki konuşmak mecburiyetinde  kalır:</div>
<div id="_mcePaste">- Baba soğanları bölüştür, herkes hissesini yesin.</div>
<div id="_mcePaste">Der, hakkını ister, yapacak bir şey de yok, çocuklara birer soğan verirler, yemeğe başlarlar, ana baba da kalanı beraber yerler.</div>
<div id="_mcePaste">&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">1950 li yıllar, çocuk ağabeyleri ile  sünnet olacak, sünnet cemiyeti düzenlenmiş, bir ev dolusu çağrılı, yemekler tam takım; çorbası eti dolması bamyası vs&#8230; Yemek yenilmiş, sünnetçi hazır. Büyüklerden işi bilen birisi  sünnet olacaklara biraz dil döker; &#8221;İşte siz Maşaallah kocaman oldunuz, bak minik kardeşiniz de sizinle sünnet olacak, bu sünnet tabii bir şey ağlanacak bir şeyi yok,  ha evet aşağı mahallede bir çoçuk sünnet olurken ağlamış, fakat bakın sizin amcanızın oğlu sünnet oldu hiç ağlamadı,  siz orada idiniz, komşunun oğluda ağlamadı gördünüz.&#8221; der, gönlünü ederler, sünnet başlar.  sünnetçi pratik büyük dişini sıkınca  ortancadan da ses çıkmaz  anarşi yok;  sünnetçi de memnun.  büyüklerin işi bitti,  bir nefes alırlar.</div>
<div id="_mcePaste">Sırada küçükleri var,  nerede ortalarda yok, ararlar aşağı inmiş sokağa çıkmış oynuyor; çağırırlar hadi bakalım:  &#8221;işte  yani şimdi ağabeyler yukarı da, herkes  seni bekliyorlar, sünnet..&#8221; Falan derler;  işin farkın da hemen itiraz eder;  &#8221;Ben daha dolma yemedim ki.&#8221; der ,  dolma istiyor ya memnun kalırlar ,  burası cemiyet yeri dolmadan kolay ne var, aşçıya şöyle bir tabak yiyeceği kadar yaprak sarması koydururlar, üzerine yoğurt  &#8221;Dolmayı getirdik.&#8221;Derler,  sokaktan oyundan geldi,  karnı aç,  iştahla yer, beklerler sarmaları  bitirdiğinde;  &#8221;Dolmayı yedin hadi bakalım.&#8221;derler,yukarı çıkarırlar.  Bozulur da ; dediğini yaptılar artık ne desin, birşey diyemez .</div>
<div id="_mcePaste">Yukarıda sünnet var, ağabeyleri sünnet olmuş stresi atmış, çevresinde çağrılılar,  herâlem memnun, sünnet takkelerinde paralar ile görünce , rahatlar gibi olur, ancak sıkıntılı&#8230;  Çevresindekilerin birisi , sünnetçiye:  &#8221;Emmisi  bir ölçü al yalnız , hiçbir şey etme .&#8221;Der , çocuğu  tutar  vaziyet eder. Bir diğeri:</div>
<div id="_mcePaste">- Tavana bak  tavana bak; tavanda farenin ne işi var,  sizin kediniz yok mu?</div>
<div id="_mcePaste">Diye yukarı baktırınca işi bitirirler. Başlar ağlamaya ; eh biraz ağlayabilir ağlasın,  hemen ağabeylerinin yanına alınır,  çağrılılar karşısında sıraya girerler, armağanlar geliyor, en önemlisi sünnet  bitti, korkutuyorlardı, korkacak birşey de değilmiş&#8230; Niye ağladı ki , o kadar olacak, çocuk  ferahlar&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">1950 li yıllar,  evleri çarşıda,  çarşı sakin değil  çarşıdan ana cadde geçiyor,  eskiden öyle idi  şehirlerde  ana yollar çarşılardan geçerdi, çevre yolu yok, çocuklar bir yere çıkamıyor, canları dışarı çıkmak isterse işte pencere;  aşağısını bir güzel seyredebilirler hepsi o kadar, dahası yok.  Cadde işlek gelen giden arabalar , şehirlerarası otobüsler kamyonlar, Müsait değil&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">Ana baba çocuklarına düşkün, özenle yetiştiriyorlar, mama bal süt meyve vitamin;  ana becerikli işleri görüyor, çocuklarını besliyor büyütüyor,  baba gece evde çocukları ile meşgul,  abla üç yaş büyük,  çocuk ondan çok şey öğreniyor, daha küçük canı da sıkılmıyor, evi  fildişi saray  edinmiş, kendisi için bir dünya kurmuş, evde  sudaki balık kadar rahat.</div>
<div id="_mcePaste">Tâbii anasının onu sağa sola ziyarete götürdüğü oluyor veya anneannesine babaannesine bırakıyor da bir yere gitse evi arıyor, bahçe avlu sokak bulsa, arkadaş olsa oynasa evdeki tadı bulamıyor.Bir oraya bir buraya akrabalara gidiyorlar yine de kaynaşma imkânı olmuyor. Akraba evleri  çoğunlukla mahalle de birbirine yakın,  evler  kalabalık, herkesin ne kadar torunu yeğeni kuzeni varsa sabah akşam evin birinde beraberler biraradalar. Bunlar ne zaman uğrasalar çocuklar oyunlarına çağırıyorlar, büyükler de ilgileniyorlar konuşuyorlar,  hatırını soruyorlar&#8230; Çocuklarla oynuyor, büyüklere cevap veriyor da arkası gelmiyor, orada kalıyor alışmamış arkasını getiremiyor,  rahat değil çekiniyor.</div>
<div id="_mcePaste">Yine bir gün bir vesile ile akrabalarına gidiyorlar, kalabalığa karışıyorlar; büyüklerden birisi ilgileniyor  hep bir şey soruluyor ya;  çocuğa soruyor:</div>
<div id="_mcePaste">-Büyük Dayını mı  Ortanca  Dayını mı Küçük Dayını mı  seversin?</div>
<div id="_mcePaste">Diye  Çocuk cevap veriyor:</div>
<div id="_mcePaste">- Anamı severim.</div>
<div id="_mcePaste">Diyor. çevresindekileri güldürüyor.  Ne desin doğrusunu söylüyor, başka kimi sevsin.</div>
<div id="_mcePaste">&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">Çocuklar her zaman babasının anasının ev halkının yanında olmasını isterler. Yakınlarına düşkündürler. Hep bir aradalar ya  ev halkını ararlar eksikliğini hissederler,  babası anası kardeşi bir yere gitmeyegörsün,  gün sayarlar özlerler.</div>
<div id="_mcePaste">1950 yılından önce hacca gidilemiyordu, ancak hac için  Hicaza gidecek olanlar kaçak gidebiliyorlar.  Mevsiminden önce çocuğu çoluğu ile  helallaşıp  vakitlice Antep&#8217;e Malatya&#8217;ya gidiliyor, oralarda toplanıyorlar. Fırsatını bulanlar Suriye&#8217;ye Irak&#8217;a geçip  Hicaza gitmeye çalışıyorlar. Bazan çıkılamıyor  mesela gidenlerin  biri ikisi kurban bayramına onbeş gün kala bitkin yorgun meteliksiz geri geliyorlar. Sınırdan geçemediler hırpalandılar geri gönderildiler.  Soranlara ne desinler kem küm ediyorlar. Kimisi durumu kavrar; &#8220;Yazık  sınırdan geçememiş geri döndürülmüş.&#8221;Der,  kendini onun yerine koyar, durumuna acır.  Kimisi  alaya alır; &#8220;Adam hacıya gidiyor  düşündüğü şeye bak, yaprak sarmasının suyunu özlemiş geri dönmüş gelmiş.&#8221; der. Çocukları da şaşkın;  babaları gelmesine geldi geldi de işte sevinsinler mi, üzülsünler mi.</div>
<div id="_mcePaste">Niyet edenlerin çoğu zorlukları da olsa gider gelirler, Hacı olurlar da uzun bir süre de geçer. Allah çocuklarına sabır verir, hediye olarak getirdikleri simli hacı takkesi bir iki tahta oyuncak  çocuklara  kâfi gelir makbule geçer,  sevinirler.</div>
<div id="_mcePaste">1950 den sonra hac serbest, kara deniz hava yolu ile hac yapılabiliyor.  Hacılara bir miktar 200 dolar kadar döviz tahsis ediliyor. bir miktar Türk Lirası da  bir şekilde götürülüyor, gerisi erzak torbasında tarhana</div>
<div id="_mcePaste">kavurma peynir ve birde gazocağı. yemek yapmak çay pişirmek için lazım  olur diye.  Hac organizasyonu Hac ile ilgisi olmayan  Turizm Şirketlerinden;  taşaronların iyisi var,  esnafı var,  usulü ile reklam yapıyorlar aracı koyuyorlar Hacı topluyorlar  komisyon alıyorlar.</div>
<div id="_mcePaste">Hac yolunun  tercih edileni  meşhuru karayolu;  kalabalık eş dost hısım akraba ile hacılar evlerinden alınırlar, dualarla gözyaşları ile uğurlanırlardı. Görürdük çok heyecanlı olurdu.  Otobüsler alır götürür  önce Mevlana Halilülrahman vs. gezdirir sonra işlemler tamamlandığında sınırdan çıkarır giderlerdi. Hacıya hizmet bir seviyede;  her ilin  ilçenin hicaz da Delili var, götürüp Deliline teslim edilir.  Delilin vekâle diye isimlendirilen evlerinde  kalırlar,  Mekke Medine derken bir ay içinde dönülürdü. Firmalar acele ederler,  otobüslerin bagajları dolu,  koltuk araları dolu,  yolda ne kadar hudut  gümrük varsa konuşup anlaşarak gelirler. Hacı&#8217;dan hurma, zemzem, misvak ,koku, öd ağacı,  çay, kadife,  radyo, teyp birde 1960lı yılların modası Şam&#8217;dan Halep&#8217;ten  balya ile  fiatı on adeti kırk lira olan ceket ve paltodan  getirilir, eşe dosta giydirilirdi.  Çocuklara pilli bebek, tabanca, incik, boncuk  getirilir sevindirilirdi.  Uçakla vapurla hac yaygın değildi.</div>
<div id="_mcePaste">1990 lı yıllara kadar Hac gözde büyütülürdü, Türkiye  Dış Ticaret  Hacmi gündeme gelir,  İhracat ne kadarsa  İthalat daha fazla  ve dış ticaret açık veriyor  Üstüne üstlük hac açığı artırıyor diye her yıl  basın ağız birliği eder,  Kolera haberleri yayınlanırdı . Hac tehlikeye girer, sonra  rica minnet açtırılır serbest bırakılır veya o yıl için yasaklanır. daha sonra  sadece hava yolu  ile  hacca izin  verildi,  zaten kontenjan sınırlı,  organizasyon  Diyanet İşleri Başkanlığından,  hacı bir ay içinde gider gelir,  hediyeler artar;  hurma ,zemzem, misvak ağırlığını kaybetmiştir. çeşitlenmiştir, gösterişli hesaplı battaniye getirme  moda;  bir beş değil çuval ile battaniye ,  yatak  örtüsü,  hatırlılara  ezan okuyan saat, gençlere seyko 5  saat,  telefon,  pilli tabancalar,  kalem süs püs,  herkes memnun edilecek te havaalanlarında tartışmalar,  kargo yaygın değil,  servis otobüsü kasab otobüsleri götürelim diyorlar  garanti yok muhatap yok&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">2000 yılı ile birlikte  hac disiplin altında  , her yıl adaylar artıyor  kontenjan sınırlı,  umre serbest,  memuru mes&#8217;ulu Diyanet,  süre kırk günü geçebiliyor. İş adamları çalışanlar  kısa süreli olanını  tercih ediyor,  umreye gidenlerde artış var.  Beş yıldızlı Otel  açık büfe standardı hacca umreye  yerleşiyor;  kargo vs ile hediye meselesi hallediliyor,  herkes ne bulursa alıp  getiriyor, meseleler bu ise işte birer birer çözülüyor.  babası hacıdan gelmiş çocuğa sorarlar :</div>
<div id="_mcePaste">- Baban Hac&#8217;tan sana ne getirdi, söyle bakalım?</div>
<div id="_mcePaste">Diye, cevap verir:</div>
<div id="_mcePaste">-Ne  getirmedi ki, çok hediye getirdi, saymakla bitmez .</div>
<div id="_mcePaste">Der ve saymaya başlar;</div>
<div id="_mcePaste">- Kompütür, Atari, Cep telefonu, Fotoğraf makinesi  , Org, Kalem, Dürbün, Termus, Şemsiye, Şu oyuncak,  Bu oyuncak .</div>
<div id="_mcePaste">Diye başlar  uzatır, bir başka sefer saydırdıklarında belli başlılardan sonra  saymadıklarını sayar, bu defa önce saydıklarını unutur. Beklediler hakkettiler, babası meraklıydı aldı,  giderken yazdırdılar siparişleri alındı, cepten aradılar  bir iki ilave ettiler aldı, gördüğünü aldı,  ucuz buldu aldı,  hediye den artan oldu çocuklarına verdi . Ne desin çocuk:</div>
<div id="_mcePaste">- Ne getirmedi ki, saymakla bitmez.</div>
<div id="_mcePaste">Diyor,  sayamıyor işte&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">1940 lı yıllar ilçede nüfus onbinin üzerinde üç ilkokul var, birisi üçüncü sınıfa kadar, güzün okul açıldığında  öğretmenler mahallelere  kayıda çıkıyor. Okulun nâmı var gelip çocuğunun kaydını yaptıran nadir. Halk &#8220;çocuklara  telkinat yok ,  ehem mühim yok, benim cici köpeğim hav havı öğretiyorlar.&#8221;diyor, okuldan bir şey beklemiyorlar.  Okulun öğretmenlerinin dünyası ayrı , çocukları da yokluyorlar. Bayram yılbaşı birşey vesile ediliyor, eğlence davul trampet  vuruluyor,  yavrukurt  müsamere yerli malı etkinlikleri sürüp gidiyor.</div>
<div id="_mcePaste">Sınıflar kalabalık, sınıflarda ellibeş atmış kişi, kız öğrenci sayısı sınırlı, ancak öğretmenin  ehli maaşın bir de  hatırlı bir kaç ailenin kızı okula devam ediyor. Her sınıfta ön sırada  üç beş öğrenciyi geçmiyor. Okula kızı giden aileler de müteyakkız dikkatli,  her şey duyuluyor ya  anne dertte  aklı çocuğunda.  Hafta da altı gün ders  cumartesi  yarımgün öğleye kadar. Haftanın diğer günleri üç ders öğleden önce ikiders öğleden sonra,  öğrenci sabah öğle iki defa okula gidiyor. öğleyin evde karnını doyurup geri okula dönüyor.  Evden tembihliyorlar  &#8221;Doğru gidin, vaktinde gelin.&#8221;diye, öğrencilerin dönüş zamanında kulakları kapıda,  bir bekleyiş geldi gelecek can kopukluğu&#8230;  Gelen çocuğun da şöyle o değilden ağzı aranıyor. &#8220;Ne oldu, nasıl oldu bugün mektepte&#8230;&#8221;diye ,  kayda değer birşey olursa akşam yemekte konu oluyor baba da ilgileniyor.</div>
<div id="_mcePaste">Hatırlı ailenin birinin kızı okulda&#8230;  Günlerden bir cumartesi günü öğleyin kız okuldan dönecek, anne dikkatli bekliyor, kızı bir an önce gelse, kız gecikiyor,  saati belli,  ortalarda yok.  Tam yoklamaya gideyim diye  yürürken kapı önünde karşılaşıyorlar.  Şimdi geldi de , niye gecikti anlaması lazım. sıkıştırıyor:</div>
<div id="_mcePaste">-Kız kör olmayasıca  niye geç kaldın;  sana söylemiyor muyuz vaktinde eve gel, eğlenme oyalanma  diye tembih etmiyor muyuz  ha.</div>
<div id="_mcePaste">Deyince, kız bakıyor bunun arkasından küçük büyük bir şey gelecek , itip kakacaklar, hırpalanacak,  kendini savunur:</div>
<div id="_mcePaste">-Ey bugün cumartesi ya bayrak münasibi vardı, herkes benimle çıktı, hem onlar  daha yolda ben koştum geldim.</div>
<div id="_mcePaste">Der.  Evden  münasib ne oluyor, nasıl oluyor,  anası büyük çocuklardan sorup anlıyor; bayrak töreni yapıldığı, sınıfların  bayrağın karşısında sıralandığı,  istiklal marşı söylendiği, başöğretmenin konuşma yaptığını öğreniyor.  Mesele  kapanıyor.</div>
<div id="_mcePaste">&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">Balkanlardan gelen göçmenler  Anadoluda Bursa ve Adapazarı&#8217;nı tercih ediyorlar.  Hasbelkader bir başka  tarafa yerleşenler, bir yolunu bulup buralara geliyorlar. Bu iki vilayette  göçmenlerden oluşan semtler beldeler köyler kurulmuş, bir arada örf ve âdetlerini sürdürüyorlar, yardımlaşıyorlar.</div>
<div id="_mcePaste">Salı cumartesi Adapazarı&#8217;nın pazarı. Alışveriş bu günlerde yoğunluk kazanıyor . Ulaşım müsait , çevreden ihtiyaçları için geliyorlar, işlerini alışverişlerini yapıp dönüyorlar. Böyle bir alışveriş günü muhacirin biri  Beldesinden  üç oğlu ile şehre geliyor.  İşlerini görüyorlar, gidecekler;  Çocukların karnı aç, kendisi de alışkın geldiğinde yemek yiyor bir değişiklik oluyor. O  gün dört kişiler  şimdi çarşı da  herhangi  bir yere nasıl girsinler, Bildikleri arada sırada uğradıkları mütevazi  bir yer var. Köşe bucakta , merdiven altında, lakin adam işi biliyor, eti biliyor. kasapları dolaşıyor bakıyor beğeniyor alıyor. Meraklı malzemeyi seçiyor  , usta  ocak başında  emek çekiyor; tamam bu yemek pişti demeden  servisi açmıyor. Kavurması taskebabı ile meşhur.  Sonra  nohut fasulye mevsim yemeği  pilav çorba vs. de var. Müşterisi belli, fiatları mâkul,  becerikli  sanatı geçiyor, yemekleri de bitiyor.</div>
<div id="_mcePaste">Muhacir daha nereye gitsin  kesesine de uygun, çoçukları oraya götürüyor. Selâm verip ocağa yöneliyor, ustanın hatırını soruyor , yemeklere bakıyor, taskebab ta mis gibi kokuyor. Geçiyor dört kişi bir masaya oturuyorlar , garson ikram olsun diye suyu  tazeliyor, ekmeği takviye ediyor, yemek sayacak;  babaları inisiyatifi ele alıyor  , garsona çocukları gösteriyor, çocuklar karınları aç yutkunuyorlar, büyüğünün boğazını eli ile  tutuyor;</div>
<div id="_mcePaste">- Buraa bir kuru.</div>
<div id="_mcePaste">diyor, ortancasının boğazını tutuyor;</div>
<div id="_mcePaste">-Buraa bir kuru.</div>
<div id="_mcePaste">Diyor,küçüğünün boğazını tutuyor;</div>
<div id="_mcePaste">-Buraa bir kuru.</div>
<div id="_mcePaste">Diyor , sıra kendisine geldi; bu defa  boğazını eliyle tutuyor ;</div>
<div id="_mcePaste">- Buraa taskebab.</div>
<div id="_mcePaste">Diyor,  yemekleri bol kepçe , kurulara salça istiyor.  Çorba yok, pilav yok, salata yok. onların  hepsi  evde var,  zaten eve gidiyorlar.  evin kıymetini bilsinler, evde yiyecek içeçek bol. ev bereketli,  burada bir değişiklik olsun,  öğrensinler, karınlarını doyursunlar.</div>
<div id="_mcePaste">Hesap dört porsiyon yemek ve ekmek , hepsi üçbuçuk kuruş ödeyiveriyor hep beraber neşe içinde memnun dönüyorlar.</div>
<div id="_mcePaste">&#8230;</div>
<div id="_mcePaste">1970 li yıllar İzmir, İzmirli kalender bir adam, oğlunu evlendirecek. Ne yapsın ihtiyaç var, düğün olacak,  alınacaklar var,  elbise çeyiz &#8230; Ev de liste yapar  hesabını bilmek istiyor. Gücünün yettiğini  alacak.  Düğün eşyası satan yerleri dolaşır,  şöyle bir iskandil eder anlar. Fiyatlarını uygun gördüğü yerlerle konuşur, biri ikisi  bekleriz tenzilat  da yaparız derler. Eh  hesap kitap netice tamam gibi; kız evine anlatırlar, onlarda uygun görürler.  Gün kararlaştırılmış kız evinden üç beş kişi,  kendi taraflarından iki üç kişi bir de çoçuklar. Çocuklar çok, çocuklar hüküm sahibi , anaları ile geliyorlar, bir şey de denilmiyor. Sabahleyin  erkence konuştukları anlaştıkları Konak&#8217;taki mağazaya giderler, düğün eşyasını alırlar, bir iki kalem mağazada bulamadıkları komşu dükkanlardan temin ederler.  Paketler poşetler koltuklarının altında eve dönecekler, durak yakın beldelerinin  arabalarının güzergahına  çıkacaklar, binip gelecekler.</div>
<div id="_mcePaste">Denizi geçtiler,  Mağazadan hesablı aldılar, cebinde biraz parası da kaldı. Bir vasıtaya binecekler gideceklerde;  çocuklarda bir huzursuzluk var. simit çörek istiyorlar, acıktık diyorlar.  Kız evi ne desin  annesi babaannesi çocuklarına simit almak için bakınıyorlar&#8230;  Bu  kaynananın ağırına gidiyor,  kız evi bunlar bu gün bize güvendi geldiler ,  ikram etmek lazım.  Bey&#8217;ine &#8220;Efendi bunlar  bugün bizim misafirimiz çocuğa çoluğa  bir çorba mı içirsek.&#8221; Diyor.  Adam ne  yapsın;  hane halkının  dünürlerin hepsi sırtında , karısı da çorba mı içirsek diyor.  Yapacak başka bir şey yok. &#8220;Eh bir yere girelim bâri.&#8221;diye geveliyor.  Biraz bir şey arttı cebinde para var da  neticesi olur. Ondan emin değil. Yakınlarında  bir lokanta  var da  nasıldır baksak filan derken  birisi &#8220;Şuraya girelim .&#8221;demesin mi;  giriyorlar, çocuklar hurra koşup görkemli bir masaya yerleşiyorlar.</div>
<div id="_mcePaste">Dışarıdan pek bir şey anlaşılmıyor da içerisi debdebe saltanat , tarihi bir kebabçı, İstanbul&#8217;un  &#8221;Konyalı Lokantası &#8221; gibi anlı şanlı bir yer galiba .  Pişman oluyorlar fakat girmiş bulundular, adam artık kendi vahdetinde değil  çıkamıyor. Garsonlar koşuyorlar karşılıyorlar  koltuk sandalye getirip masaları birleştiriyorlar kadınları çocukları oturtuyorlar, masayı  da donatıyorlar.  Adam sıkıntılı garsona gidiyor, &#8220;biz bu  getirip  masaya koyduklarınızı  istemedik ki. Biz çorba içeçeğiz .&#8221;diyorsa da: garson; &#8221;Beyefendi onlar Müessemizin ikramıdır.&#8221;Diye cevap  veriyor. Adam  bu  &#8221;Müessesemizin ikramıdır&#8217; &#8216; sözünü duyunca pireleniyor,  bizden bunu fazlası ile çıkarırlar  diye endişesi artıyor .</div>
<div id="_mcePaste">Garson  karşılarında çorba sorar; &#8220;Size çorba olarak  ne getireyim.&#8221; herkes birbirinin yüzüne bakar.  Cevab yok;  &#8221;Size  en iyisi  sipesiyal çorba alayım.&#8221; der.  oturanları sayar şu kadar çorba sipariş eder.  Çorbalar gelir herkesin önüne konulur,  Çocuklar bir iki kaşık alır  karınları doyar  bu sefer başka şey isterler.  Kız tarafından çorbasını bitirenlere ; yarım ağız  Buyurun bir şey yiyin  çekinmeyin demek  zorunda kalınır.  Onlarda anlıyorlar da yine de bir şey daha istemek zorunda kalırlar.  Garson da onlara günün yemeğini tavsiye eder.  Dünürlerden bir iki kişiye  kaynanaya da  sipariş edilir.  Yemek gelir önlerine konur günün yemeği kenarına garnütür patates pilav sivri biber domates dilimleri  konmuş,  çok süslü,  görünümü şahane&#8230; Eh bir kaç kişiye daha isterler. çocuklarda ister. Neyse dünürlerden birisi  &#8221;Siz annenizin yemeğinden yiyin bakayım.&#8221;Der  sert çıkar, bu sefer tatlı  isterler, ipin ucu kaçtı  çocuklara bir iki tatlı gelir.  Kadınlara size  de tatlı alalım falan denir, bir iki tatlı daha gelir . Hesap yükünü tuttu, Efendi kayınvalide dertte  neden sonra kendilerine  gelip  hesabı istiyebiliyorlar.</div>
<div id="_mcePaste">Çorba sipesiyal  şu kadar adet dışarıdaki kebabtan pahalı,  günün yemeği şu kadar adet  çorbadan pahalı,  tatlı şu kadar,  sonra servis  KDV ilave  hesap  ortaya çıkar;  &#8221;Şu  kadar.&#8221;derler. Hesap kabarık  Adamın cebindeki paranın iki üç misli,  Kız evi çevresinde adam ne desin ,  karısına  işaret eder,  beraber  hesap için kasaya giderler, Kadına çaktırmadan :</div>
<div id="_mcePaste">-  Hanım  hesap şu kadar dediler biliyorsun, cebimde şu kadar var, sen farkettirme kolundaki bilezikleri sıyır şimdi bana ver, bakalım sonra ne ederiz.</div>
<div id="_mcePaste">Der, kadın kolundaki bilezikleri çıkarıp verir. Kasada anlatırlar, kasadaki adam &#8220;Tabii hay hay. &#8220;der; garsonun biri ile adamı  yakın bir sarrafa gönderirler  bilezikleri satar gelirler,  hesabı öderler.</div>
<div id="_mcePaste">Rahatlarda bu sefer aklında dünürler. İnşallah anlamamışlardır, karısına fısıldar:</div>
<div id="_mcePaste">- Bilezikler gitti de inşallah dünürler farketmemiştir.</div>
<div id="_mcePaste">Der. Evdeki hesap  çarşıya uyacaktı, bir adım ileri gidemediler, çocuklar acıktıklarını hissettiler simit istediler  bir arıza  çıktı, pahalıya mal oldu hepsi bu. Eve gelirler, kız tarafını evlerine uğurlarlar,  oturur bu sefer daha dikkatli hesap yaparlar,  tedbir alırlar  neticede düğünde gününde zamanında kazasız yapılır.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/cocuklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Esnaf</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/esnaf/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/esnaf/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 16:13:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[1940]]></category>
		<category><![CDATA[1950]]></category>
		<category><![CDATA[ahi]]></category>
		<category><![CDATA[ahi teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Bolvadin]]></category>
		<category><![CDATA[çarşı]]></category>
		<category><![CDATA[emirdağ]]></category>
		<category><![CDATA[emirdağ pazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[kaplıca]]></category>
		<category><![CDATA[kırlangıç]]></category>
		<category><![CDATA[kıtlık]]></category>
		<category><![CDATA[seyyar esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[yokluk]]></category>
		<category><![CDATA[zabıta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=739</guid>
		<description><![CDATA[Kırlangıc uçarken iniyor çıkıyor yön değiştiriyor  çizgisi belli değil ya ; demişler:  &#8220;Mübarek denk uçamıyorsun, ağır ol kâmil ol, bir istikametin olsun, acele etme panikleme&#8230;&#8221;  Demiş ki: &#8220;Uçmasına denk uçuyorum da bakıyorum karşıdan bela geliyor, ne yapayım iniyorum çıkıyorum  belanın   altından üstünden kaçıyorum  veya börtü böcek önüme kısmetim çıkıyor  peşine düşüyorum.&#8221;   Hâni ortalık süt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/esnaf.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-751" title="esnaf" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/esnaf.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></p>
<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/esnaf.jpg"></a>Kırlangıc uçarken iniyor çıkıyor yön değiştiriyor  çizgisi belli değil ya ; demişler:  &#8220;Mübarek denk uçamıyorsun, ağır ol kâmil ol, bir istikametin olsun, acele etme panikleme&#8230;&#8221;  Demiş ki: &#8220;Uçmasına denk uçuyorum da bakıyorum karşıdan bela geliyor, ne yapayım iniyorum çıkıyorum  belanın   altından üstünden kaçıyorum  veya börtü böcek önüme kısmetim çıkıyor  peşine düşüyorum.&#8221;   Hâni ortalık süt liman olsa o uçacak biz seyredeceğiz.<span id="more-739"></span></p>
<p>1950 yılı öncesinde çarşının  erbabı vardır. Çarşı esnafın ağaların  kafası çalışanlarındır.  Esnaf seviye sahibi, esnaflık hizmet makamı, bunlar görev yüklenmişler vatandaşın hizmetindeler,  ihtiyaçlarını temine uğraşıyorlar.  Sermaye emek bilgi beceri ortaya koymuşlar,  yer edinmişler dükkan sergi açmışlar,  tezgah kurmuşlar.  işyerlerini hizmete açık tutuyorlar ,  oturuyor vaziyet ediyorlar.  Esnaf  Ahi Teşkilatının murisi,   müşteriyi karşılıyor, ihtiyacını öğreniyor, malını gösteriyor hizmetini  görüyor,  parası yoksa veresiye veriyor,   alacağını alamaz ise vazgeçiyor&#8230;  O yıllarda  yokluk kıtlık  da  var,   halkı esnafı zor  duruma sokmuş&#8230;   Esnaf çarşıda gözönünde ya , Devlet  Belediye  üzerine çullanmışlar  &#8220;Sorma  ver.&#8221; diyorlar.  Herkes parayı onların elinde görüyor ya,  para kadar kötü bir şey yok.  Hırsız hâin de görüyor umutlanıyor.  Kime neyi anlatacaksın ,  parayı nasıl yerinde zamanında kullanacaksın&#8230;   Çoluk çocuk var karışır,  hısım akraba var umar,  Fakir fıkara var verilecek verilemez,  akıldaneler var.  bilecenler var,  nefis var,  şeytan var; hepsi bir tarafa çekiyor&#8230; Esnaf şaşkın parayı nasıl doğru dürüst kullanacak,  fesat  nifak  da var.  Esnafın başı belada ,  bela ki  ne bela&#8230;</p>
<p>Adam seyyar esnaf ,  haftada birkaç pazara gidiyor,  anası salı günü ölmüş sizlere ömür, techiz tekfin defin taziye pazarın birine gidememiş:</p>
<p>-Anamın öldüğünü aramam,  Emirdağ pazarını kaçırdım.</p>
<p>Diyor.  Anası öldü  rahmetlinin üzerinde çok ta hakkı vardı. Yani şimdi bu söylenecek şey  mi,   bu söylenmez de  güz pazarıydı, iş oluyordu,  ihtiyacı vardı  nakit umuyordu,  borcu derdi var,  pazara gidecekti gidemedi,  üzüldü  ne yapsın ağzından çıkıverdi&#8230;.  Emirdağının doksan küsur köyü var, köylü iniyor,  esnaf geliyor diye yerli de alışverişini salı günü yapıyor,  hepsi  çarşıda esnafın çevresindeler, dükkanlar dolup taşıyor, sergileri müşteri bastırıyor. paraları avucunda  pazarlık eden  de yok, ağzının ikrarı&#8230;  İş oluyor maksat hasıl oluyor,    Esnaf gitti malı parasız pulsuz aldı geldi açık hesap , ödenmesi  namusun ikmal edilmesi , sözün yerine getirilmesi lazım.  Salı günü gidemedi şimdi ne olacak;   alacak istese  alacakla borç ödenmez.  Müşteri zaten nazlı,  diyeceği de belli:</p>
<p>- Biz borcumuzu biliriz. Efendi kaygısız ol, ağrımaz yerine yat, senin ki seni bulur.</p>
<p>Evde çoluğa çocuğa biraz iktisat edin dese , anaları başta:</p>
<p>-Tamamda , çocuklara üst baş alınacak giyecekleri kalmadı yok , eskidi  bize bezden pazenden biraz alıver de diktirelim.</p>
<p>Diyor,  iktisat umuyorsun ihtiyaç çıkarıyor.</p>
<p>Eş dost şurada burada rastlıyor,  selam kelam,  işi önünde  biliyorlar,  dostlar  bunlar  alışverişte   görüyorlar ya ; Konuşuyor:</p>
<p>-Sadıcım malını ye,  malını yemezsen  yerler.</p>
<p>Ne demek istediği belli değil, esnaf ne yapsın konuyu değiştirir, birşeyler anlatır ağzını tutar ,  iltifat eder ikram eder, havasını alır.</p>
<p>Okula giden oğlu da daralmış,  demekki evde konuşuluyor,  baban alamıyor edemiyor diye&#8230; Duyuyor:</p>
<p>-Baba sen para kazanmasını bilmiyorsun, beşe mi veriyorsun yediye ver. dokuza ver. azcık fazlaya sat zengin olalım.</p>
<p>Diyor , sıkılmışlar demek ki.   Ne yapsın kasaptan her hafta et alınıyor,  ayda iki ayda böyle zamanlarda  eve  tavuk  gönderiliyor,  avlu da kümeste biraz bakılacak sonra usul böyle çocuğun eline bir bıçak  kapıya çıkar,  yoldan geçen birine &#8220;Emmi şunu kesiver.&#8221; denilir, hiç kimse itiraz etmez . Kesip eline verirler.  sonra yolunur ateşte  tüyleri  ütülenir,  o günlerde artık yumurta yapmayan tavuktan  başkası kesilmezdi,  anaç  kesilir eti  iki üç kilo gelir. kuşhane denir tavuğu o tencereye koyarlar kapağı hamurlanır, düdüklü tencere oluyor bu,  ateşin üzerinde üç  dört saat  pişirilir. Akşam sofraya gelir.  Tavuk dediğine değer,  sofra kalabalık yemek lezzetli, derisi de kapışılır  ancak yeter.   Duruma göre çorba pilav takviye edilir,  evdekilerin havaları alınır.  bakın haydi  işte kazanıyoruz  yiyoruz&#8230;</p>
<p>Bir de kışın soğuklar başladığında bir defaya mahsus hindi faslı vardır.  Hindi para eden eden birşey değil iki tavuk fiyatına, yemeği çorbası arabaşısı yapılır. Muhabbeti de olur, Evin babası da yemekte  temenni  ettiğini dile getirir:</p>
<p>-Borç korkulacak birşey değil karşılığı var da, bana yardıncı olun  borcu bitireyim size gelecek sene iki hindi alayım, sırt sırta   yatıralım.</p>
<p>Derde dediği ile kalır. Borç bitmez seneye yine bir hindi gelir.</p>
<p>Çarşı ve pazarlarda marttan ağustosa işler durgunlaşır, yeni mahsul harman beklenir. Bu dönemde de esnaf dükkanı sergiyi yine bekler  ne yapsın, esnafın ayağı kırık gerek derler  oturur pinekler, gelenlere yakınlık gösterir ilgilenir ikram eder,  dostlar alışverişte görsün ister.  geleni baştacı eder. Gelmesini istemediği kimselerde vardır. Bu defa meşgul görünür, yaramaz kimseleri yanaştırmaz, yüz vermez, ters konuşur, uzaklaştırır.   Bu işlerin kesat olduğu ara dönemde  biraz cemiyetçilik memleket meseleleri , particilik kulis ağır basar.</p>
<p>İşte bizim bir tanıdık esnaf şakacı,  bu ara dönemde memleketine gelirdi görürdük.  Gazeteden radyodan haberleri takip eder,  kulislerle memleket meseleleri ile ilgilenir,  bir  şey ummaksızın  katılırdı. Kendisinin  önce Dikbıyığın arkası çadırlı pazar kamyonu ile çevre pazarlarını takip ettiği  yüklerin üstünde tozlu yollarda gidip gelirken  birilerine takılıp, arkadaşlarını neşelendirdiği anlatılır.  Sonra bakmış bu iş bir yere kadar, oysa bölgeyi pazarları tanıyor birikimli, Akşehir Yunak köylerindeki müşterilerine yönelmiş, müşterisi olan bir hatırlının köyünde bir odaya inmiş, bir ardiye tutmuş, bir de at arabası kiralamış  işini kurmuş. Arabacı götürüyor getiriyor  yardım ediyor, çevre köyleri sıraya koyuyor hizmet veriyorlar.  netice var kargaşa yok.  Bir dönem oralarda alışveriş yapıyor, manifatura tuhafiye ayakkabı.  Yılbaşından sonra işler kesilince  arabacı malı getiriveriyor, memlekette evi yeri var  emniyete alıyor.  Sora seveni çok ne yapsın senin kapı benim kapı geziyor.  Dükkanlarda handa kahvede bir dönem muhabbet sürüyor.</p>
<p>Yine bir sene muhabbet sürerken  ticaret odası seçimlerine raslıyor , esnaf seçimle meşgul  bu efendi böyle şeyleri seviyor,  biri ikisi tutturuyor &#8220;Biz  seni başkan yapacağız.&#8221; Diyorlar,   &#8220;Yahu benden başkan olur mu?&#8221; diyor.   &#8220;Olur.&#8221; diyorlar.  zaten küçük esnaf çoğunlukta  , tüccar onlardan destek alırsa başkan olabiliyor, herkes te başkanlığın tadını almış, başkanlığı ile kalıyor cekici bir tarafı yok, derken bizim şakacı esnaf gercekten Ticaret Odası Başkanı oluyor. Bu defa esnaf arkadaşları tutturuyorlar, &#8220;Başkan oldun böyle olmaz senin elbise yaptırman lazım&#8221;   şundan olsun bundan olsun  rengi şöyle olsun,  fişek gibi giyin  şura git, bura git, kulübe git.   Amiri memuru  dolaş,  ses getir  şeçtiler ya,  şimdi   kumanda ediyorlar. Hasılı velkelam  ne yapsın bir elbise diktiriyor  , idare ile gül gibi geçinip giden adam elbise borcunu ödemekte güçlük çekiyor, borcu ödüyor, bu defa ağır geliyor  yakınıyor&#8230;   İşlerin açılması ile birlikte  başkanlık elbisesini evde askısına asıyor,  doğru köye&#8230; Ticaret Odasının katibi var odacısı var.sorana bekleyin belki gelir  diyorlar.</p>
<p>Esnafın  hepsinin böyle müsait dönemi olmuyor, onlar ancak ailesine tatil yaptırabiliyor.  Çoluk çocuk başlarında bir büyükle  kaplıcaya  en fazla bir hafta  gidiyorlar esnaf pazar gün dükkan sergi yok ya,  o gün gidenlere katılabiliyor&#8230;  Kaplıca biri açık üç havuz,  su sıcak gök turna gibi akıp çıkıp gidiyor,  dinlenmeye gelenler 58 derece suda  havuz başında aslan ağzından çıkan çullap gibi suyun içinde  romatizma siyatik dert atıyorlar,   hastalık bağışıklık mı kazanıyor nedir gelecek sene yine tedavi istiyor.  Kalınacak kırk kadar oda, sekizi bir oda mutfak mükellef sayılıyor, hatırlılara&#8230;   girişte büyük bir ahır ve  ortada hamamlar arasında çadır kurulabilecek yerler,  yaz günü çadırlar   yaygıdan  kilimden   ve  çadır direği evden getirilen ağac sırık  vs.   Mescit yok girişte ortada  bir kahve  buzdolabı yok elektrik yok  gece gaz lambası ile aydınlanılıyor,  sabaha kadar kahvenin direğinde lüks yakılıyor. Kaplıcanın simgesi  bu.   Soğuk su  ilerideki çeşmeden geliyor, mesafe iki km.   Her sabah kahveye Sultandağından hayvanla çuval içinde kar geliyor. En fazla sürüm yapan karlı gazoz , şöyle bardağın ağzıyle gelen kardan yarıya kadar kazınıp üzerine 25 cl şişeden gazoz ilave ediliyor.  15 kuruş fakat değiyor.  Kaplıcada adamlar üzerinde pijamaları,  başlarında sekizköşe kasketleri ,  koltuklarının altında bohçaları olduğu halde, önce hamama sonra kahveye gidiyorlar , iskambil domine  oynuyor,  muhabbet ediyor tatil yapıyorlar.</p>
<p>Esnafın birde pazar günü hafta tatili var.  Zaten zabıta dirlik vermiyor.  Dükkanlar kapalı yine açan açıyor oturuyor  yarım kepenk,   çoğunluk pazar günü biraz uyur, geç kalkar saat on&#8217;dan sonra  tatil kıyafetiyle evden çıkar elinde sepet hale kasaba gider, harç görür  eve teslim eder,  sonra kahveye kahveden camiye . Öğle namazını müteakip  vaaz proğramı vardır kalabalık içinde  onu dinler çıkarlar. Hazırlık varsa et pide  fırına veya nerede ise oraya  gider yerler. sonra  kış ise yine kahveye  yaz ise bir tarafa  yürüyüş yapılır, ekin gezmeye  araziye çıkılır.   İkindiden sonra hamama gidilir,  sabah harc görüldü ya  akşam hamamdan yutkunarak eve dönülür&#8230; Tatil  mühürlenir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/esnaf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Önemli Çay</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/onemli-cay/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/onemli-cay/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 11:58:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[1950]]></category>
		<category><![CDATA[Ali ağa]]></category>
		<category><![CDATA[deresenek]]></category>
		<category><![CDATA[dord]]></category>
		<category><![CDATA[eber]]></category>
		<category><![CDATA[ege]]></category>
		<category><![CDATA[hisarlı hulusi]]></category>
		<category><![CDATA[kasaba]]></category>
		<category><![CDATA[kulüp]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[mandıra]]></category>
		<category><![CDATA[Önemli çay]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun]]></category>
		<category><![CDATA[reklam]]></category>
		<category><![CDATA[yakasenek]]></category>
		<category><![CDATA[Yemeni]]></category>
		<category><![CDATA[yemenici]]></category>
		<category><![CDATA[yenice gölü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=529</guid>
		<description><![CDATA[1950&#8242;li yıllar iç batı anadolu eşiği, ege&#8217;de büyük bir kaza; köyü çok, ticareti canlı. Bu yıllarda yemenicilik mesleği de geçerli. Yemenici esnafı sanatkar. Ayakkabı imal ediyor. Kitleler bu ayakkabıları giyiyorlar. Yemenici Ali Ağa iyi bir esnaf; usta yemenici&#8230; Kalfası, çırağı var&#8230;Evi yukarı mahallede, dükkanı çarşıda&#8230; Her akşam çarşıdaki herkesin yaptığı gibi ezan okunmadan dükkanı kapatmakta, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2009/10/cay.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-677" title="cay" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2009/10/cay.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a><br />
1950&#8242;li yıllar iç batı anadolu eşiği, ege&#8217;de büyük bir kaza; köyü çok, ticareti canlı. Bu yıllarda yemenicilik mesleği de geçerli. Yemenici esnafı sanatkar. Ayakkabı imal ediyor. Kitleler bu ayakkabıları giyiyorlar. Yemenici Ali Ağa iyi bir esnaf; usta yemenici&#8230; Kalfası, çırağı var&#8230;Evi yukarı mahallede, dükkanı çarşıda&#8230;</p>
<p><span id="more-529"></span>Her akşam çarşıdaki herkesin yaptığı gibi ezan okunmadan dükkanı kapatmakta, evine dönmektedir. Akşam alacakaranlıkta evlere gelinir. Bu vakit kaşık çalımı vaktidir. Evlerde sofralar kurulmuştur. Ailede sayım yapılır. Hemen yemeğe geçilir. Yemek sofrası kalabalıktır. Herkes yemeği kaşıklamaktadır.</p>
<p>Ali Ağa ailesi ile akşam yemeğini yemiş, kahvesini içmiş, her akşam olduğu gibi yine kahveye gidecek, kapıya yöneliyor,kapının üstünde perde var; gündüz kapı açık içeri görülmesin perdesi&#8230; Perdeyi aralıyor, ayakkabısını giyecek&#8230; Efendi kahveye gidiyor, bekçinin kahveleri kapattığı zamanda gelecek. Hanım uğurluyor; fakat aklı anlatılanlarda&#8230; Mahallede şurada burada konuşuluyor. Çok şükür Ali Ağa için bir şey diyen yok. Küçük muhit işte duyuluyor. Kahveye gidenlerden kimine &#8220;sebayi dü&#8221;; kimine &#8220;maça beyi&#8221; kimine &#8220;bilmem ne&#8221; isimleri takmışlar. Çok oyun oynamalarından dolayı&#8230; &#8220;Şöyle olmuş, böyle olmuş, falan adamı kulüpte, parkta ütmüşler&#8221; diyorlar ya korkuyor. Gitmese içi rahat edecek. Bunları her defasında sorduğunda aldığı cevap; &#8221;Biz kumar oynamıyoruz, vakit geçirmek için oyun oynuyoruz.&#8221; oluyor. Oyun da oynamasa ah&#8230; Bu defa yine:</p>
<p>- Efendi gitmesen olmaz mı? Her akşam kahveye gidiyorsun. Otursak konuşsak. Bize anlatsan, dinlesek. Ben çay yaparım, çocuklarla içeriz..</p>
<p>demiş. Ali Ağa geri dönmüş, minderine oturmuş. Onu hanımı takip ediyor&#8230; Demiş:</p>
<p>- Peki ben kahveye gitmeyeyim beraber konuşalım. Sen Eber&#8217;i Mandıra&#8217;yı bilir misin?</p>
<p>Kazanın yakın nahiyesinin iki köyü bunlar&#8230;</p>
<p>Hanım:</p>
<p>- Bilmem.</p>
<p>Demiş. Ali Ağa diğer nahiyenin köylerini sormuş:</p>
<p>- Yakaseneği, Dereseneği, Dord&#8217;u bilir misin?</p>
<p>Hanım ne bilsin.</p>
<p>- Bilmem.</p>
<p>Demiş. Bu defa:</p>
<p>- Hisarlı Hulusi&#8217;nin falan adamla Yenice gölünde güzel güzel kavga ederken aklına kuşağındaki bıçağının geldiğini bilir misin?</p>
<p>Zor bir soru. Karısı buna da &#8220;Bilmem.&#8221; deyince Ali Ağa bir soru daha sormuş:</p>
<p>- Tek arabacı falan adamın ahırını badılcandan badılcana kiraya verdiğini bilir misin?</p>
<p>Demiş. Karısı yine &#8220;bilmem&#8221; deyince; Ali Ağa:</p>
<p>- Biz kahvede bunları konuşuyoruz. Sen bilmiyorsun. Ben seninle ne konuşayım. Çevir pabuçlarımı, kahveye gidiyorum ben. Sen çocuklara çay pişir&#8230;</p>
<p>Demiş ve çıkmış. Esnaf kahvesine gidecek. Müdavimler toplanıncaya kadar günün kritiği yapılacak. Yatsıdan önce veya sonra iskambile başlayacaklar. Kasası beş kuruş, on kuruş, hafta sonu pazar gün yirmibeş kuruş, arada esnaf işi siyaset, ticaret, idare, dubara&#8230; Sona doğru bir heyecan bir heyecan vakit geçip gidecek. Gece kahveler dağılırken herkes ayakta. Havada iyi ise gezinti; oyunu konuşalım filan derken eve kaçta gelecek&#8230; Hanımı korkmasında haklı&#8230;</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;..</p>
<p>Esnaf kahvesinin yakınında mükelleflerin çıktığı kahve. Halil ağa&#8217;nın kahvesi, yeri güzel. Meydanın merkez camiye giden yolunun başında.. Dört metre cephe, altı metre derinlik, ortada kapı, yanda iki küçük pencere. Bina iki katlı, ocak arkada, kahve olan yerde dört masa, ondört sandalye, ikinci kata ahşap dar bir merdivenle çıkılıyor. İşlenmiş değil. Kahveci kömür koyuyor. Ardiye&#8230;</p>
<p>Ocak kahvenin odağı. Halil Ağa kendine göre düzenlemiş. Geceden bir gün sonrası için hazırlık yapılır. Terkos yok. Su; içme suyu, kullanma suyu sıra çeşmeden taşınır. İkmal yapılır. Ocakta su dokuzlu sessiz gaz ocağı ile kaynatılır. Çaydanlık, demlik, cezve, fincan, bardak, tabak, sıralı. Sabah çay çıkıp servis açılınca Halil ağa kahvedekilere vereceğini verir. Dükkanların siparişleri de gelmeye başlamıştır. Onları yetiştirir. Yardım edeni nasıl olsun. Çay onbeş kuruş, dükkanlara ikramlı; tebeşir var. Ancak bir idare çıkıyor. Para birikmiyor. Paranın adı var kendi yok&#8230; Adam çalıştırıp gece üç beş lira yevmiye verecek durum yok. Kendi koşar çalışır.</p>
<p>Müşteriler hatırlı. Merkez camii hocası ve kentin seçkinleri&#8230; Sabahın erken saatlerinden itibaren yerli yabancı yolcu bakar. Eğer içerisi müsaitse uğrar çay kahve içerler. Halil Ağa gelenlere yardımcı olur. Teşrifatçılık yapar. Müşterilerin bazılarını , nazı geçeceklerini kaş göz işaretiyle kaldırır, hizmet ettirir, suya gönderir, merdivene oturtur, gelene yer açar. Onları da bir şekilde memnun eder. Oyun yoktur. Saati gelince ajans dinlenir. Masada yeni sabah gazetesi bazen birine sesli okutulur. Tiryakiler çoğunlukta. Kahvede kesif sigara dumanı olur. Neyse ki merdivenden yukarı kata yükselir. Yazın kapı, pencere açık, kışın da giren çıkan eksik olmadığından kimse şikayetçi olmaz.</p>
<p>Kahvede hece mesaisi sürer gider. Halil Ağa&#8217;nın bir işi de ortadaki muhabbeti yönetmek, aşırılıklara mani olmak, ses tonunu düşürmek, her kafadan ses çıkmasını önlemek; Eğer suskunluk olursa konu açmaktır.. Hazirunu takibe alır, pekte becerir. Gün boyu müşteri girer çıkar. Beş vakit müşteriler sandalyeleri gıcırdatarak kalkar giderler. Fırsat bu fırsat yenileri gelir otururlar. Arkadan taze çaylar..</p>
<p>Yatsıdan sonra hoca efendi&#8217;nin konuştuğu olur, anlatır. Bazen müşteriler ayrıntılı haber verirler; mesela yarım saat önce mahallede çıkan komşu kavgasını anlatırlar. Bazen de bir esnaf konuşur; çarşıdan müşterilerden, maldan, fiyattan bahis açar, günler geceler gelir geçer&#8230;</p>
<p>Halil Ağa reklam da yapar. 1950&#8242;li yıllarda reklam bilinirdi de yaygın değildi. Reklamın alası belediye hoparlörü:</p>
<p>- Dikkat! Manav falanın sergisinde kurutmalık Bursa Patlıcanı 15 kuruşa satılmaktadır. Uğramanız menfaatiniz icabıdır.</p>
<p>Büyük dükkanlar da bir yaprak çıkan mahalli gazeteye reklam verirler, çünkü vermese hain ilân edilecek&#8230; Maldan hizmetten bahsedilir, altına da &#8220;Bir defa uğramanız menfaat icabıdır&#8221; diye yazılır, adres ve telefon eklenir: İstasyon Caddesi no 87, telefon 14 &#8230; Halil Ağa&#8217;nın reklamı demlediği çay. Çayın çıkmasına ve dağıtılmasına başlanmasına kısa bir süre kala hemen dükkanlara çıkar, boş bardakları toplar, boş aldığı dükkana içerde &#8220;önemli çay&#8221; sinyali verir. Diğer dükkanlara kapıdan camdan &#8220;önemli çay&#8221;ı işaret eder. Reklam yapar, sipariş toplar. Böylece demlenen çay ziyan olmadan yerini bulur. Maksat hasıl olur. Diğer demlik devreye sokulur. Dükkanlardan önemli çay olup olmadığı sorulduğunda cevap hep olumludur. &#8220;Önemli çay var&#8221; der. Hemen veya az sonra da ulaştırır..</p>
<p>Halil Ağa&#8217;nın esnaftan ricası da olur.</p>
<p>&#8220;- Aman amire memura hatırlıya çay kahve ikram edeceğinizde bildirin, tedbir alayım, özeneyim, düzenliyeyim. Ocakta önlüğüm var, giyip geleyim, kasketim bazen eğri duruyor, düzelteyim&#8221; der.</p>
<p>Müdavimler önemli çay istemezler. Halil Ağa&#8217;nın hassas olduğunu bilirler. O müşterisine ikram eder, çayına kahvesine itina eder, kahvesinde ulu orta konuşturmaz. Kimseyi de kırmaz. Farkında olmadan müşteriler Halil Ağa&#8217;dan bir şeyler alırlar, yetişirler.. Belli de olur..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/onemli-cay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmtihan</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/imtihan/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/imtihan/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2009 18:30:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[1950]]></category>
		<category><![CDATA[asri]]></category>
		<category><![CDATA[imtihan]]></category>
		<category><![CDATA[nahiv]]></category>
		<category><![CDATA[sarf]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://babaminhikayeleri.wordpress.com/2009/10/06/imtihan/</guid>
		<description><![CDATA[1950li yıllar. Efendi vilayetinin bir ilçesinde tahrirat katibi; ilçesinde onunla iftihar ediliyor. Okumuş adam olmuşlar listesinde; görevli bulunduğu yerde seviliyor; hizmetse benimsemiş, gönüllü, koşuyor&#8230; Çocuklarını da ihmal etmemiş; onlar da başarılı&#8230; Birisi İstanbul&#8217;da tıp okuyor, diğeri nebilennerde devlet okulunda okulunda leyli mecanni (parasız yatılı), küçüğü yanında ilkokul öğrencisi sınıf birincisi&#8230; Üçünün masrafları da ona göre, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-517" title="berber2" src="http://babaminhikayeleri.files.wordpress.com/2009/10/berber2.jpg" alt="berber2" width="426" height="161" /></p>
<p>1950li yıllar. Efendi vilayetinin bir ilçesinde tahrirat katibi; ilçesinde onunla iftihar ediliyor. Okumuş adam olmuşlar listesinde; görevli bulunduğu yerde seviliyor; hizmetse benimsemiş, gönüllü, koşuyor&#8230; Çocuklarını da ihmal etmemiş; onlar da başarılı&#8230; Birisi İstanbul&#8217;da tıp okuyor, diğeri nebilennerde devlet okulunda okulunda leyli mecanni (parasız yatılı), küçüğü yanında ilkokul öğrencisi sınıf birincisi&#8230; Üçünün masrafları da ona göre, nihayet bir devlet memuru; bir maaşa bakıyorlar. Eh emekliliği de gelmiş, düşünüyor emekli olmayı, bir iş yapmayı, memleketinde arsası var evi yok; mali durumun bir müddet takviye edilmesi gerekli. Bacanağı, kayın biraderi devreye sokuyor, ev yer arıyorlar&#8230;</p>
<p><span id="more-514"></span>Kiralık ev buluyorlar; Ağa konak geniş, tek kat dolma, tavan taban ahşap işlentili, yüklük dolap çiçeklik masif; ocak peçe eksiği yok. Kayın valideye teyzelere yakın. Dört oda salon. Odaları tamamen kilim döşüyor. Çepeçevre berde yastığı kamış yaprağından yerli imalat, üzerine beyazı çekilmiş, misafir odasının beyazı dantel işlemeli, köşelerde minder, koltuk yastığı topan yastık üçlüsü standard bu&#8230; Sobalı odada bir yerli imalat masa, iki adet altı liralık sandalye öğrencilerin çalışması için&#8230; Bir de yukarıda rafta bir radyo&#8230; Efendi emekli oluyor geliyor eve yerleşiyor. Kirası ucuz.</p>
<p>Yer de lazım. Adam kahveye gidemez. Ey kulübe gitsin; gider de şimdi kulüp bölünmez bütün, gerektiğinde kıvırması lazım, niye gitsin. Neyse yer de bulunuyor. İlçenin gazete bayii Dedebekir yaşlanmış usanmış ilgilenmiyor. Kendi şikayetçi, müşteri şikayetçi; devredecek adam aranıyor. Yakıştırıveriyorlar. Merkezi yerde beş metrekare dükkan tutuyorlar hesaplı.</p>
<p>Dükkana oturuyor gazete bayiliğini devralıyor. Yirmi bin nüfus, gazete bir gün sonra geliyor. Her gün posta treninden öğleye doğru saat 11&#8242;de istasyondan getiriveriyorlar. Aboneli gazete, açık gazete, dergi, mecmua, zarf, kağıt, damga pulu&#8230; Oh keka. Efendi kasabasına geldi ya, herkes gibi sekiz köşe kasketi başına geçiriyor. Memuriyetteki mutadı veçhile, bu defa kaymakam gibi saat 10&#8242;da evinden dükkana geliyor ya, çarşıdan geçerken kahvedekiler efendiyi birbirine gösterip &#8220;işte yeni emekli olmuş falan yerde memurdu, her gün yastığının altında nal gibi on lira var. Gazete karı da çabası&#8221; diyorlar. Hafta tatiline de alışmış. Tatilde eş dost veya oğlu akrabası bakıveriyor. Efendi tatilini yapıyor.</p>
<p>Küçük oğlu okuldan arkadaş, evler yakın. Çevre dar. Evlerine umumiyetle pazar günü girip çıkıyoruz. Efendiyi de görüyoruz. Evde öğleye kadar pijama ile dolaşıyor. İlgimizi çeken kendi kendine tıraş olması. Tuhaf karşılıyoruz. Kasabada herkes berbere gider, berberde tıraş olur; sık sık da tıraş olunmaz biliyoruz. Efendi küçük aynasını berde yastığın üzerine koyuyor. Karşısına bağdaş kurup oturuyor. Yüzünü köpürtüyor, tıraş oluyor. Bir yandan da çevresindekilere bir şeyler anlatıyor. Emek çekiyor, dikkatle dinliyoruz. Bazen hikayesinden öz geçmişinden bahsediyor. Mesela kendisinden üç beş kere dinlediğimiz memuriyet hikayesi şöyle;</p>
<p>Cumhuriyetin ilk yılları, harpten çıkılmış, güçlük yokluk yılları&#8230; İş sahası sınırlı, ziraat kağnı saban bilek gücü ile yapılıyor. Hayvancılıkta sorunlar var. Herkes önce yağını buğdayını hayvanını otunu samanını arpasını düşünüyor. Ticaret bir seviyede, inşaat döşeme dikme kerpiç çamur çoraktan ibaret&#8230; Kasabalar köyler dayanışma ile bir geçim için çalışıyorlar. Eğitim iptidai mektep, ilçelerde Rüştiye&#8230;</p>
<p>Durum bu iken Valilik bir tahrirat katibi kadrosu için ilana çıkmış. Mahalli gazetede usulen ilan, gören okuyan yokta. Vilayetteki memurlar biliyorlar yakınlarını haber veriyorlar.. Şartları neyse Rüştiye mezunu olacak bir de&#8230; Kulaktan kulağa dalga dalga haber yayılıyor. Pek çok kişi ilana uygun olarak kaymakamlıklara dilekçe veriyorlar. Bizim efendi de Rüştiye mezunu, kardeşi de kaymakamlıkta memur. O da dilekçe veriyor. Talepler toplanıyor, Valilik taliplilere tebligat yapıyor, vilayetteki yarışma imtihanına çağırıyorlar.</p>
<p>Vilayet ilçeye 65 kilometre. Otobüs, otomobil yok, tarifeli sefer yok. Tren var. Ara treni, trenle gidilecek istasyon 7 kilometre&#8230; Efendiyi bir gün önce hısımlardan gün görmüş, umur görmüş, harpte bulunmuş, esaret çekmiş birinin yanına katıyorlar. At arabası ile istasyona; oradan trenle vilayete gidiyorlar. Şehre çıkıyorlar, otel yok, otel olsa otele inecekler. Yanlarında sarı öküz parası var. Uzun çarşının başındaki Köle Hanı diye meşhur hana iniyorlar.</p>
<p>Uzun çarşı hareketli, imtihana girecekler dolaşıyor. Dışarıdan gelenler hanlara inmiş. Kimisi tanıdığına misafir, cepkenli mintanlı poturlu gençler caddeleri doldurmuşlar. Yolda, handa, aşçı dükkanında konu imtihan; herkes eda, seda, imla, inşa, bina, bab, kalıp müzakere ediyor, kendisine güveniyor.<br />
Bizimkisi kaç yaşında ise gençliğinin baharında sempatik, beraberindeki lafını sözünü bilen kişi; akşam handa bir köşeye çekiliyorlar. Biri notlarına bakıyor çalışıyor, diğeri hancı ile sohbet ediyor. Hancı durumdan haberdar. Çok talipli olduğunu, hanların memur adayları ile dolduğunu, vilayet merkezinden de pek çok gencin imtihana katılacağını, sadece bir tahrirat katibi alınacağını söylüyor ve bir teklif yapıyor:</p>
<p>&#8220;Memur adayı için asri kıyafet ceket pantolon gömlek kravat satın alın, veya kiralayın. Size yardımcı olayım, elbisecinin evine haber göndereyim, açsın bakalım&#8221; diyor. Kabul ediyorlar. Dükkanı açtırıyor. Hancının tavsiyesine uygun bir elbise beğeniliyor. Uyduruluyor 7,5 liraya kiralanıyor. Sabahleyin aday giyinip vilayet konağına gidiyor.</p>
<p>Dilekçe verenler toplamışlar. Kalabalık bir grup hepsi vilayet konağının önünde. İsimleri alınıyor. İmtihana girecekler bekliyorlar. Neden sonra imtihan heyetinden olduğunu bildiren bir maiyet memuru kalabalığı topluyor. Karşılarına geçiyor, ilanat yapıyor. haydi bakalım:</p>
<p>- Efendiler heyetimiz imtihanı neticelendirmiştir. Vilayetimizde açık bulunan bir tahrirat katibi kadrosuna dilekçe veren ve hazır olan adaylardan falan kişinin tayini uygun görülmüştür.</p>
<p>Diyor ve asri giyimli tek adayı içeri buyur ediyor. Diğerlerinin dağılmasını söylüyor. Kiralık elbiseler içinde içeri giren bizimkisinin işlemlerine başlanıyor, neticede tayini yapılıyor.</p>
<p>Vilayetin önündeki kalabalık aday grubundan ilan edilen neticeye itirazlar oluyorsa da, aklı erenler &#8220;Bak adam açıkça dağılmanızı söyledi. Yani &#8216;ortalıkta dolaşırsanız eğer, ayaklarınızı kırarım&#8217; demeye getirdi, bize kalırsa hiç itiraz etmeyin&#8221; dediler. Onlar da hak verdiler&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/imtihan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

