<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Babamın Hikayeleri &#187; Bolavadınlı</title>
	<atom:link href="http://www.babaminhikayeleri.com/tag/bolavadinli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.babaminhikayeleri.com</link>
	<description>İhsan Kelekçi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Feb 2012 18:38:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Efeler</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/efeler/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/efeler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 May 2010 13:45:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[1940]]></category>
		<category><![CDATA[Bolavadınlı]]></category>
		<category><![CDATA[Efeler]]></category>
		<category><![CDATA[Eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[gümüş köstek]]></category>
		<category><![CDATA[Köstekli]]></category>
		<category><![CDATA[köstekli cep saati]]></category>
		<category><![CDATA[külot pantolon]]></category>
		<category><![CDATA[sade gave]]></category>
		<category><![CDATA[sade kahve]]></category>
		<category><![CDATA[süpürge]]></category>
		<category><![CDATA[yokluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=698</guid>
		<description><![CDATA[İsmail Ağayı siz nerden bileceksiniz. onun ağalığı ağabey manasına, aslında efe de  &#8220;Yoklukla yiğitlik olmuyor.&#8221;  Memlekette hali vakti yerinde  olanda var, fakat komşuların çoğu idareden aciz,  İsmail Ağa&#8217;da fıkara  efeliği nasıl yapsın.  Adam  güçlü  kuvvetli dirayetli  oturmasını  kalkmasını bilir  kararlı. Konuşması tutuk , velakin karşısındakine meramını anlatır. Uzatmaz,  kısa keser.  Herkes gibi mütevazi giyinir,  babasından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/efeler.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-716" title="efeler" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/efeler.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a><br />
İsmail Ağayı siz nerden bileceksiniz. onun ağalığı ağabey manasına, aslında efe de  &#8220;Yoklukla yiğitlik olmuyor.&#8221;  Memlekette hali vakti yerinde  olanda var, fakat komşuların çoğu idareden aciz,  İsmail Ağa&#8217;da fıkara  efeliği nasıl yapsın.  Adam  güçlü  kuvvetli dirayetli  oturmasını  kalkmasını bilir  kararlı. Konuşması tutuk , velakin karşısındakine meramını anlatır. Uzatmaz,  kısa keser.  Herkes gibi mütevazi giyinir,  babasından hatıra kalan gümüş köstekli cep saatını takar, ihmal etmez meraklıdır&#8230;<br />
<span id="more-698"></span><br />
Gençliğinde iş alır ağaların koyununu Eskişehir Bilecik Adapazarı İzmit yolu ile  dağlardan sürerek otlatarak İstanbula  paymahalline  götürürmüş.   Cessur&#8230;  1940  larda  artık pazarcılığa başlamış , Eskişehir muhacirlerinden süpürge alır,  haftada birkaç pazar takip eder  satar,   bir de  süpürgeye dolaşırmış.  Yine birgün Eskişehire süpürgeye gitmiş,   bir Osmanlı selamı vermiş  kahveye girmiş.  Selamı almışlar girdiği de belli olmuş,  adamın ömrü kahvelerde geçti ya;  denk giriyor, nasıl girilecekse öyle giriyor.  dikkati  üzerine çekmiş,  herkeste  ona bakıyor; ocağa yönelmiş:</p>
<p>-Bana bir sade kahve yap.</p>
<p>Demiş  ocakcıya,  yerine oturmuş,  muhacirler bakmaya devam ediyorlar:</p>
<p>-Ne bakarsınız Eskişehirliler . Ben Bolavadın&#8217;lıyım tabii sade kahve içerim.</p>
<p>Demiş .  Efeler sade kahve içer ya ,  efeyim ben demek istemiş.  Hemen lafa sahip olmuş  muhabbeti başlatmış.  Köprübaşı Yıldızgarajı Porsuk  Kalabaksuyu Muttalip&#8230;  Söz süpürgeye gelince mal belli fiat belli,  kimde var.  Para ise peşin.  Anbar yok  kargo yok  tarifeli sefer yok .  Tren var  simsar var,  veya bir şekilde belediye belediye  eve hana getirecek.  Dükkan yok  han odası var,  kirası uygun.  Pazarcılık bu minval üzere sürüp gidiyor.  Bir idare çıkıyor, dahası yok.</p>
<p>İsmail Ağa ev ile pek ilgilenemiyor, Ev aşağı mahallede,  cephe dar avlu arkada,  çarşıya pazara çeşmeye uzak.  Önemli de değil, çocuk çoluk   yenilip içiliyor, üstbaş kalem defter,  kilim keçe,  peçe perde ihtiyaç , sonra  şu iş  bu iş  te var. ..    Çamaşır da yıkanacak,  haftada ongünde,  kadın kız su taşıyacak çeşmeden, kova ğüğüm bakır kazan yedekler doldurulacak,   sabah erken ocak yakılacak ,  kazan ocağı su ısınacak,  avluda esvaptaşı  taşın üzerine çamaşırlar,  beyaz ayrı renkli sonra,  esvap  usulü ile yığılacak üstten başlayarak  kil ve sabun ile  yıkanıp tokaçla döğülecek, durulanıp sıkılarak serilecek.   Avluda ip var;  kazan yok&#8230;  Kazan yoksa  komşudan alınıyor.  Konu komşu kimin kazanı varsa  üç beş haneyi daha idare ediyor.   Eski zaman kazanları işte  madeni kalın,   Bakırdan,  dışı isli simsiyah , içi  kalaylı,  kalayı  kalmışsa ne durumda ise&#8230;  Ateşe ne dayanabilir , bir  süre sonra deforme oluyor,  arada  delinirse  bedestene  gidiyor,  şu kadar  para.   Olsun  olan zaten aramıyor, bir iş hizmet görülüyor ya.</p>
<p>Kazanı yok İsmail Ağa&#8217;nın , komşudan alınıyor.  Yine bir gün çamaşır yıkanacak ,  komşudan kazanı istiyorlar.   Komşusu veya gelini  kim ise :</p>
<p>-İsmail Ağam  gümüş köstek sallandırıyoru ,  yaha evinize bir kazan alaydı&#8230;</p>
<p>Deyince üstelemiyorlar,  iclerinden &#8220;Kösteği yeni mi görmüş.&#8221; diyorlar,   ağırlarına gidiyor, sus pus oluyorlar, dönüp  geliyorlar,  tenekede güğümde su ısıtıp olduğu kadar çamaşırı yıkayıp  seriyorlar.  Akşam Efendiye de anlatıyorlar.  Efendi  düşünüp taşınıyor, kendi esnaf ,  kazancılar tanıdık,   kazanı alır da parasını nasıl ödeyecek.</p>
<p>-Teneke ile güğümle  siz suyu ısıtın çamaşırınızı yıkayın, bu böyle kalacak değil ya ,  bakarsın kar kazanç oluverir size kazan alırız.</p>
<p>Diyor da.   Tâ  neden sonra alabiliyor . Herkesle beraber İsmail ağa 1950 den sonra kazan sahibi oluyor</p>
<p>1940 lı yıllar &#8220;Ağalık vermekle efelik vurmakla.&#8221; deniliyor ya,  siz Göbeş Efe&#8217;yide bilmezsiniz.  Göbeş Efe nasıl vuracakta efe olacak.  Korkak korkak olmasına da , öğünmek huy olmuş,  tabiat olmuş &#8230;   Millette  alaya almış,   haydi bakalım  adı da  efeye çıkmış.  kendinden menkul. Ben efeyim diyor&#8230;</p>
<p>Göbeş Efe&#8217;lerin evi yukarıda  o da kenar mahallede , ailesi orta halli mütevazi çiftleri çubukları var, hayvan haşarat iş ğüç,  ailede herkes çalışıyor. Nedense Göbeşi nazlı mı büyütmüşler&#8230;   Avare aylak işe güçe gitmiyor.  çıraklık ta sebat etmemiş.   Efe gibi giyiniyor kasılıyor, olur olmaz serteliyor, hamle yapıyor.  İş inada binerse dayağı yiyip oturuyor.  dayağı göze alıyor.  Gittiği yerden netice alamıyor.</p>
<p>Aklı fikri efelikte ,  efelik muhabbetinde,&#8230;  elinden iş gelmiyor, eli boş&#8230; Çarşı pazar dolaşıyor  arkadaşları da öyle,   Göbeşi&#8217;de başcılı edinmişler.  Başka türlü de efe olunacağı yok tabii.  Kulak kabartıyorlar   çevre küçük vukuat duyuluyor.  Kavga  döğüş haberi  aldıklarında Efe pireleniyor, kaşınmaya başlıyor.  Adamları da var ya , buluyor ellerine  yüzerpara  (İki buçuk kuruş.)   veriyor, tenbih ediyor:</p>
<p>-Gidin  çarşıda pazarda kahvede kavga da Göbeş Efe de varmış.</p>
<p>deyin diyor. Efe kalender, parası olsa haber yayana  fazlasını verecek te yüzpara verebiliyor.  Haber yayılıp  tevatür haline gelince  karakoldan bekçiyi gönderip , evden kahveden Göbeş  alınır  götürülür. İşte burası Efe&#8217;yi mutlu eden safha.  Bekçi nin kolunda kasılarak  gider,  esnaf dükkanlarının önüne çıkar, gülerlermiş. Bilmeyen yok .. Karakol da ifade işlem vs. bazan soluğu hapishanede aldığı olur, birkaç gün yatar, sonra şahit ispat olayda bulunmadığı anlaşılır salıverirlermiş.   o yine hava atmaya devam edermiş&#8230;</p>
<p>1940 lı yıllar Bir efe daha!   Efe Dursun,  adı batsın&#8230; Hapiste kimse yok   kim olsun Dursun var.  Birkaç demirbaş cehalet kurbanı ile&#8230;  Dursunu hayırla anan yok, Fakat avanesi efe diyor.  İçerde dışarda  farketmiyor.   Dışarıda  kahve pazar eliboş,  içerde aynı, heryerde  kuyruk kulak dik  alışmış,  hapistekilerin  yemekleri evlerinden geliyor  veya orada çorba pilav yapıveriyorlar.  Hapishanede akşama doğru trafik oluyor, giden gelen  evden yemek getirenler,  kadro eratı gibiler onları yadırgayan yok.  Ertesi gün yine gelecekler ya,  içeridekiler hacetlerini onlardan istiyorlar.  Dursun edepsizi  de  illâki onlara bir iş bir hizmet havale ediyor; birgün:</p>
<p>-Gümüş savaklı ağızlığımı evden getiriverin.</p>
<p>Derse, ertesi gün:</p>
<p>-Sedef kakmalı tabakamı alıngelin , yüklükten tütün doldursunlar.</p>
<p>Başka bir gün:</p>
<p>-Falan terziye diktirdiğim hâki ingiliz külotu pantalonumu getirin. Onlar bilir verirler.</p>
<p>Diyor, herkese birşey  buyuruyor,  hizmet yüklüyor.  Derdi tütün bir yerlerden temine uğraşıyor.  çubuğunu yakıp öğünüyor.  Şöyle ettim. Böyle ettim&#8230;    Muhabetya  laf dönüp dolaşıp  &#8221;Efe nasıl düştün buraya.&#8221;  demeye   geldiğinde;   sirkat sahtecilik demiyor. Diyor ki:</p>
<p>-Yahu  söylemesi ayıp kasaptan eve et yolladım. Kahvede köşede akşamı ettim. eve vardım. Sofrayı kurdular.  Et gelecek ya,  elinin artığı  köfte kebab bekliyorum . İşte sofraya göce yuvalağı gelince;   karıya  &#8220;Bu ne.&#8221;   dedim.   Kızdığımı anladı.   &#8220;Herif yuvalamıştım pişiriverdim,  senin et tel dolavda .&#8221; deyince;  ben birşey bilmiyorum.   Öfke ile göce yuvalağı tenceresini karının başına geçirivermişim.  Kendimi burada buldum.</p>
<p>Diyor. Başka birşey demiyor. Daha birşey sorarlarsa eğer,    laf karıştırıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/efeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

