<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Babamın Hikayeleri &#187; emirdağ</title>
	<atom:link href="http://www.babaminhikayeleri.com/tag/emirdag/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.babaminhikayeleri.com</link>
	<description>İhsan Kelekçi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Feb 2012 18:38:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Esnaf</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/esnaf/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/esnaf/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 16:13:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[1940]]></category>
		<category><![CDATA[1950]]></category>
		<category><![CDATA[ahi]]></category>
		<category><![CDATA[ahi teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Bolvadin]]></category>
		<category><![CDATA[çarşı]]></category>
		<category><![CDATA[emirdağ]]></category>
		<category><![CDATA[emirdağ pazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[kaplıca]]></category>
		<category><![CDATA[kırlangıç]]></category>
		<category><![CDATA[kıtlık]]></category>
		<category><![CDATA[seyyar esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[yokluk]]></category>
		<category><![CDATA[zabıta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=739</guid>
		<description><![CDATA[Kırlangıc uçarken iniyor çıkıyor yön değiştiriyor  çizgisi belli değil ya ; demişler:  &#8220;Mübarek denk uçamıyorsun, ağır ol kâmil ol, bir istikametin olsun, acele etme panikleme&#8230;&#8221;  Demiş ki: &#8220;Uçmasına denk uçuyorum da bakıyorum karşıdan bela geliyor, ne yapayım iniyorum çıkıyorum  belanın   altından üstünden kaçıyorum  veya börtü böcek önüme kısmetim çıkıyor  peşine düşüyorum.&#8221;   Hâni ortalık süt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/esnaf.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-751" title="esnaf" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/esnaf.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></p>
<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/esnaf.jpg"></a>Kırlangıc uçarken iniyor çıkıyor yön değiştiriyor  çizgisi belli değil ya ; demişler:  &#8220;Mübarek denk uçamıyorsun, ağır ol kâmil ol, bir istikametin olsun, acele etme panikleme&#8230;&#8221;  Demiş ki: &#8220;Uçmasına denk uçuyorum da bakıyorum karşıdan bela geliyor, ne yapayım iniyorum çıkıyorum  belanın   altından üstünden kaçıyorum  veya börtü böcek önüme kısmetim çıkıyor  peşine düşüyorum.&#8221;   Hâni ortalık süt liman olsa o uçacak biz seyredeceğiz.<span id="more-739"></span></p>
<p>1950 yılı öncesinde çarşının  erbabı vardır. Çarşı esnafın ağaların  kafası çalışanlarındır.  Esnaf seviye sahibi, esnaflık hizmet makamı, bunlar görev yüklenmişler vatandaşın hizmetindeler,  ihtiyaçlarını temine uğraşıyorlar.  Sermaye emek bilgi beceri ortaya koymuşlar,  yer edinmişler dükkan sergi açmışlar,  tezgah kurmuşlar.  işyerlerini hizmete açık tutuyorlar ,  oturuyor vaziyet ediyorlar.  Esnaf  Ahi Teşkilatının murisi,   müşteriyi karşılıyor, ihtiyacını öğreniyor, malını gösteriyor hizmetini  görüyor,  parası yoksa veresiye veriyor,   alacağını alamaz ise vazgeçiyor&#8230;  O yıllarda  yokluk kıtlık  da  var,   halkı esnafı zor  duruma sokmuş&#8230;   Esnaf çarşıda gözönünde ya , Devlet  Belediye  üzerine çullanmışlar  &#8220;Sorma  ver.&#8221; diyorlar.  Herkes parayı onların elinde görüyor ya,  para kadar kötü bir şey yok.  Hırsız hâin de görüyor umutlanıyor.  Kime neyi anlatacaksın ,  parayı nasıl yerinde zamanında kullanacaksın&#8230;   Çoluk çocuk var karışır,  hısım akraba var umar,  Fakir fıkara var verilecek verilemez,  akıldaneler var.  bilecenler var,  nefis var,  şeytan var; hepsi bir tarafa çekiyor&#8230; Esnaf şaşkın parayı nasıl doğru dürüst kullanacak,  fesat  nifak  da var.  Esnafın başı belada ,  bela ki  ne bela&#8230;</p>
<p>Adam seyyar esnaf ,  haftada birkaç pazara gidiyor,  anası salı günü ölmüş sizlere ömür, techiz tekfin defin taziye pazarın birine gidememiş:</p>
<p>-Anamın öldüğünü aramam,  Emirdağ pazarını kaçırdım.</p>
<p>Diyor.  Anası öldü  rahmetlinin üzerinde çok ta hakkı vardı. Yani şimdi bu söylenecek şey  mi,   bu söylenmez de  güz pazarıydı, iş oluyordu,  ihtiyacı vardı  nakit umuyordu,  borcu derdi var,  pazara gidecekti gidemedi,  üzüldü  ne yapsın ağzından çıkıverdi&#8230;.  Emirdağının doksan küsur köyü var, köylü iniyor,  esnaf geliyor diye yerli de alışverişini salı günü yapıyor,  hepsi  çarşıda esnafın çevresindeler, dükkanlar dolup taşıyor, sergileri müşteri bastırıyor. paraları avucunda  pazarlık eden  de yok, ağzının ikrarı&#8230;  İş oluyor maksat hasıl oluyor,    Esnaf gitti malı parasız pulsuz aldı geldi açık hesap , ödenmesi  namusun ikmal edilmesi , sözün yerine getirilmesi lazım.  Salı günü gidemedi şimdi ne olacak;   alacak istese  alacakla borç ödenmez.  Müşteri zaten nazlı,  diyeceği de belli:</p>
<p>- Biz borcumuzu biliriz. Efendi kaygısız ol, ağrımaz yerine yat, senin ki seni bulur.</p>
<p>Evde çoluğa çocuğa biraz iktisat edin dese , anaları başta:</p>
<p>-Tamamda , çocuklara üst baş alınacak giyecekleri kalmadı yok , eskidi  bize bezden pazenden biraz alıver de diktirelim.</p>
<p>Diyor,  iktisat umuyorsun ihtiyaç çıkarıyor.</p>
<p>Eş dost şurada burada rastlıyor,  selam kelam,  işi önünde  biliyorlar,  dostlar  bunlar  alışverişte   görüyorlar ya ; Konuşuyor:</p>
<p>-Sadıcım malını ye,  malını yemezsen  yerler.</p>
<p>Ne demek istediği belli değil, esnaf ne yapsın konuyu değiştirir, birşeyler anlatır ağzını tutar ,  iltifat eder ikram eder, havasını alır.</p>
<p>Okula giden oğlu da daralmış,  demekki evde konuşuluyor,  baban alamıyor edemiyor diye&#8230; Duyuyor:</p>
<p>-Baba sen para kazanmasını bilmiyorsun, beşe mi veriyorsun yediye ver. dokuza ver. azcık fazlaya sat zengin olalım.</p>
<p>Diyor , sıkılmışlar demek ki.   Ne yapsın kasaptan her hafta et alınıyor,  ayda iki ayda böyle zamanlarda  eve  tavuk  gönderiliyor,  avlu da kümeste biraz bakılacak sonra usul böyle çocuğun eline bir bıçak  kapıya çıkar,  yoldan geçen birine &#8220;Emmi şunu kesiver.&#8221; denilir, hiç kimse itiraz etmez . Kesip eline verirler.  sonra yolunur ateşte  tüyleri  ütülenir,  o günlerde artık yumurta yapmayan tavuktan  başkası kesilmezdi,  anaç  kesilir eti  iki üç kilo gelir. kuşhane denir tavuğu o tencereye koyarlar kapağı hamurlanır, düdüklü tencere oluyor bu,  ateşin üzerinde üç  dört saat  pişirilir. Akşam sofraya gelir.  Tavuk dediğine değer,  sofra kalabalık yemek lezzetli, derisi de kapışılır  ancak yeter.   Duruma göre çorba pilav takviye edilir,  evdekilerin havaları alınır.  bakın haydi  işte kazanıyoruz  yiyoruz&#8230;</p>
<p>Bir de kışın soğuklar başladığında bir defaya mahsus hindi faslı vardır.  Hindi para eden eden birşey değil iki tavuk fiyatına, yemeği çorbası arabaşısı yapılır. Muhabbeti de olur, Evin babası da yemekte  temenni  ettiğini dile getirir:</p>
<p>-Borç korkulacak birşey değil karşılığı var da, bana yardıncı olun  borcu bitireyim size gelecek sene iki hindi alayım, sırt sırta   yatıralım.</p>
<p>Derde dediği ile kalır. Borç bitmez seneye yine bir hindi gelir.</p>
<p>Çarşı ve pazarlarda marttan ağustosa işler durgunlaşır, yeni mahsul harman beklenir. Bu dönemde de esnaf dükkanı sergiyi yine bekler  ne yapsın, esnafın ayağı kırık gerek derler  oturur pinekler, gelenlere yakınlık gösterir ilgilenir ikram eder,  dostlar alışverişte görsün ister.  geleni baştacı eder. Gelmesini istemediği kimselerde vardır. Bu defa meşgul görünür, yaramaz kimseleri yanaştırmaz, yüz vermez, ters konuşur, uzaklaştırır.   Bu işlerin kesat olduğu ara dönemde  biraz cemiyetçilik memleket meseleleri , particilik kulis ağır basar.</p>
<p>İşte bizim bir tanıdık esnaf şakacı,  bu ara dönemde memleketine gelirdi görürdük.  Gazeteden radyodan haberleri takip eder,  kulislerle memleket meseleleri ile ilgilenir,  bir  şey ummaksızın  katılırdı. Kendisinin  önce Dikbıyığın arkası çadırlı pazar kamyonu ile çevre pazarlarını takip ettiği  yüklerin üstünde tozlu yollarda gidip gelirken  birilerine takılıp, arkadaşlarını neşelendirdiği anlatılır.  Sonra bakmış bu iş bir yere kadar, oysa bölgeyi pazarları tanıyor birikimli, Akşehir Yunak köylerindeki müşterilerine yönelmiş, müşterisi olan bir hatırlının köyünde bir odaya inmiş, bir ardiye tutmuş, bir de at arabası kiralamış  işini kurmuş. Arabacı götürüyor getiriyor  yardım ediyor, çevre köyleri sıraya koyuyor hizmet veriyorlar.  netice var kargaşa yok.  Bir dönem oralarda alışveriş yapıyor, manifatura tuhafiye ayakkabı.  Yılbaşından sonra işler kesilince  arabacı malı getiriveriyor, memlekette evi yeri var  emniyete alıyor.  Sora seveni çok ne yapsın senin kapı benim kapı geziyor.  Dükkanlarda handa kahvede bir dönem muhabbet sürüyor.</p>
<p>Yine bir sene muhabbet sürerken  ticaret odası seçimlerine raslıyor , esnaf seçimle meşgul  bu efendi böyle şeyleri seviyor,  biri ikisi tutturuyor &#8220;Biz  seni başkan yapacağız.&#8221; Diyorlar,   &#8220;Yahu benden başkan olur mu?&#8221; diyor.   &#8220;Olur.&#8221; diyorlar.  zaten küçük esnaf çoğunlukta  , tüccar onlardan destek alırsa başkan olabiliyor, herkes te başkanlığın tadını almış, başkanlığı ile kalıyor cekici bir tarafı yok, derken bizim şakacı esnaf gercekten Ticaret Odası Başkanı oluyor. Bu defa esnaf arkadaşları tutturuyorlar, &#8220;Başkan oldun böyle olmaz senin elbise yaptırman lazım&#8221;   şundan olsun bundan olsun  rengi şöyle olsun,  fişek gibi giyin  şura git, bura git, kulübe git.   Amiri memuru  dolaş,  ses getir  şeçtiler ya,  şimdi   kumanda ediyorlar. Hasılı velkelam  ne yapsın bir elbise diktiriyor  , idare ile gül gibi geçinip giden adam elbise borcunu ödemekte güçlük çekiyor, borcu ödüyor, bu defa ağır geliyor  yakınıyor&#8230;   İşlerin açılması ile birlikte  başkanlık elbisesini evde askısına asıyor,  doğru köye&#8230; Ticaret Odasının katibi var odacısı var.sorana bekleyin belki gelir  diyorlar.</p>
<p>Esnafın  hepsinin böyle müsait dönemi olmuyor, onlar ancak ailesine tatil yaptırabiliyor.  Çoluk çocuk başlarında bir büyükle  kaplıcaya  en fazla bir hafta  gidiyorlar esnaf pazar gün dükkan sergi yok ya,  o gün gidenlere katılabiliyor&#8230;  Kaplıca biri açık üç havuz,  su sıcak gök turna gibi akıp çıkıp gidiyor,  dinlenmeye gelenler 58 derece suda  havuz başında aslan ağzından çıkan çullap gibi suyun içinde  romatizma siyatik dert atıyorlar,   hastalık bağışıklık mı kazanıyor nedir gelecek sene yine tedavi istiyor.  Kalınacak kırk kadar oda, sekizi bir oda mutfak mükellef sayılıyor, hatırlılara&#8230;   girişte büyük bir ahır ve  ortada hamamlar arasında çadır kurulabilecek yerler,  yaz günü çadırlar   yaygıdan  kilimden   ve  çadır direği evden getirilen ağac sırık  vs.   Mescit yok girişte ortada  bir kahve  buzdolabı yok elektrik yok  gece gaz lambası ile aydınlanılıyor,  sabaha kadar kahvenin direğinde lüks yakılıyor. Kaplıcanın simgesi  bu.   Soğuk su  ilerideki çeşmeden geliyor, mesafe iki km.   Her sabah kahveye Sultandağından hayvanla çuval içinde kar geliyor. En fazla sürüm yapan karlı gazoz , şöyle bardağın ağzıyle gelen kardan yarıya kadar kazınıp üzerine 25 cl şişeden gazoz ilave ediliyor.  15 kuruş fakat değiyor.  Kaplıcada adamlar üzerinde pijamaları,  başlarında sekizköşe kasketleri ,  koltuklarının altında bohçaları olduğu halde, önce hamama sonra kahveye gidiyorlar , iskambil domine  oynuyor,  muhabbet ediyor tatil yapıyorlar.</p>
<p>Esnafın birde pazar günü hafta tatili var.  Zaten zabıta dirlik vermiyor.  Dükkanlar kapalı yine açan açıyor oturuyor  yarım kepenk,   çoğunluk pazar günü biraz uyur, geç kalkar saat on&#8217;dan sonra  tatil kıyafetiyle evden çıkar elinde sepet hale kasaba gider, harç görür  eve teslim eder,  sonra kahveye kahveden camiye . Öğle namazını müteakip  vaaz proğramı vardır kalabalık içinde  onu dinler çıkarlar. Hazırlık varsa et pide  fırına veya nerede ise oraya  gider yerler. sonra  kış ise yine kahveye  yaz ise bir tarafa  yürüyüş yapılır, ekin gezmeye  araziye çıkılır.   İkindiden sonra hamama gidilir,  sabah harc görüldü ya  akşam hamamdan yutkunarak eve dönülür&#8230; Tatil  mühürlenir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/esnaf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Koyun</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/koyun/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/koyun/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 19:08:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bolvadin]]></category>
		<category><![CDATA[çiftlik]]></category>
		<category><![CDATA[eber gölü]]></category>
		<category><![CDATA[emirdağ]]></category>
		<category><![CDATA[göl]]></category>
		<category><![CDATA[hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[kırkgöz]]></category>
		<category><![CDATA[koyun]]></category>
		<category><![CDATA[sultan dağları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=630</guid>
		<description><![CDATA[1950 li yıllar, Eber Gölü Havzası, Sultandağı Emirdağı Paşadağının çevrelediği göl; dağlar gurbettekilerimizin &#8220;Nerde benim mor sümbüllü çiçek kokan dağlarım.&#8221; dediği dağlar&#8230; Dağların ortak özelliği sükunet ve şurasında burasında koyun sürüleri&#8230; Aşağıda göle doğru ova, ovada yerleşim birimleri, çevreleri bağ bahçe, sonra tarlalar, sonra geniş mera ve göl&#8230;  Tarlalar karasabanla pullukla sürülüyor, ürün harman yerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/03/kirkgoz.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-644" title="kirkgoz" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/03/kirkgoz.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></p>
<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/03/kirkgoz.jpg"></a>1950 li yıllar, Eber Gölü Havzası, Sultandağı Emirdağı Paşadağının çevrelediği göl; dağlar gurbettekilerimizin &#8220;Nerde benim mor sümbüllü çiçek kokan dağlarım.&#8221; dediği dağlar&#8230; Dağların ortak özelliği sükunet ve şurasında burasında koyun sürüleri&#8230; Aşağıda göle doğru ova, ovada yerleşim birimleri, çevreleri bağ bahçe, sonra tarlalar, sonra geniş mera ve göl&#8230;  Tarlalar karasabanla pullukla sürülüyor, ürün harman yerinde bir uzun uğraştan sonra alınıyor. Herkes seferber kadına çocuğa iş düşüyor&#8230; Traktör biçerdöğer yaygın değil, henüz otlak mera traktörün tecavüzüne uğramamış,  meralarda koyun çiftlikleri, çiftlik evleri dam çardak  ağıl otluk&#8230;Koyun bu coğrafyada iş uğraş bereket. Büyükbaş hayvan ise ev ekonomisi ile sınırlı, ineğe mandaya evde bakılıyor, çiftliği yok, yerel ihtiyaç için sütü kaymağı tereyağı için besleniyor.<span id="more-630"></span></p>
<p>Eber Gölü 100 km2 büyüklüğünde yurdumuzun 12. büyük gölü, Derinliği ortalama 4 m. göl kamış kındıra saz adacıkları ile kaplı, aralarında altı düz kayıklarla gezilebiliyor, kuşlar ve av hayvanları için barınak, avcıların uğrağı ,  nevi şahsına münhasır gizemli bir göl&#8230;  İnce uzun adacıkları kanal görünümü veriyor, labirent halinde , bir yerinde su girdap şeklinde kıvrılarak dibe gidiyor, gölcüler bük diyorlar ,  göl tehlikeli   gölü bilenler ancak emniyetli olarak giriyor  saz kamış  getiriyorlar. Gölün bahar ve kış yağışlarıyla suları yükselir, taşar çevresini sular altında bırakır. Her yıl göl  yakın yerleşim birimlerine köylere doğru  az veya çok yaklaşır, sonra çekilir gider. Arkasından yemyeşil otunu bitirir, dizboyu ipek gibi incecik ot&#8230; Tarlalardan önce ilk çıkan amele vişnesi vaktinde  göl çevresindeki araziye girilir, Kalabalık bir orakçı gurubu  otu biçer. yığınlar kurutulur, otluklara yığılır&#8230; İşte gölün  otu  ve harman yerlerinin  samanı arpası koyunculuğun sigortasıdır&#8230;</p>
<p>50 li yıllar nüfusun teşvik edildiği yıllardır. Her yerde olduğu gibi buralarda da aileler kalabalık. şu kadar oğlu, şu kadar kızı, torunu ,  gelini var;   herkes çiftçi veya ortakçı; bahçesi  tarlası  malı  çifti  çubuğu hayvanı  için  herkes devreye giriyor. Çoban koyunu çok olan çiftliklerde , çobana hak verilecek ya. herkes gücüne göre koyun tutuyor&#8230; Koyun mübarek,  koyun sevilir, koyun kibar seçer yer ayağının değdiğini yemez, koyunun yağmur duasında kuzusu bir tarafa ayrılır ,  koyun kuzu  karşılıklı meleşirler , süre biraz uzayınca meleşmeleri derinlik kazanır , cemaat dolar hislenir ,yağmur duası göz yaşı ile başlar, Baharın kuzusu ile meleşiyor olması ise göz aydınlığıdır .  Koyunun eti sütü yünü derisi kuzusu ihya eder. Koyuncular  da teşkilatlıdır. Yer yurt  çiftlik otlak mera yaylalar  at araba  sözüm ona eşek köpek&#8230;  baharın kuzular doğmaya başladımı teyakkuza geçilir, merada doğan kuzu eşek sırtında heybe içinde gelir. kuzular tamamlandığında ayrı bakılır, kuzulu koyuna özen gösterilir.Sonra süt sağımı başlar, yaylada devam eder. Ekinler biçildikten sonra yayladan inilir&#8230;</p>
<p>Damızlık koyunun yanında birde yoz koyun vardır. Bunlar sonra değerlendirilecek koyunlardır. kıra gider gelirler. Kuzular büyüyünce  dişisine damızlık koyuna takviye için iki yaşına kadar bakılır, erkeği satış için yetiştirilir ayrıca sürü yapılır.. birde koca koyun vardır, dört beş yaşındaki koyunlardan dişleri dökülenler merada yayılıp kendini doyuramaz besiye çekilirler, pancar ot saman arpa ile üç beş ay kadar bakılır etlendirilir, satılırlar.</p>
<p>Koyun etkin. Sekinet koyun sahiplerinde, kibir azamet mal mülk sahiplerinde çiftçilerde olur. Koyun çevresindekilere huzur tevekkül telkin eder.Koyun çiftliğinde iş başında ailenin büyüğü baba veya büyük oğul  biri baş tutar,  diğerleri çalışırlar. zaten çekirdekten yetişmişlerdir. Aralarında işbölümü yapılmıştır.Herkese çiftlik işi yanında çarşı pazar, çift çubuk, inşaat kemre gibi ek işler verilmiştir.  Koyun için luzumlu ilaç hap katran asefinik (asitfenik) bulundurulur. Bunlar mal sahibi ya, gece gündüz çalışır, gerekirse koyunla yatar kalkarlar, koyunlarını kuzularını tanırlar. Akşam koyunlar meradan geldiğinde  çiftlikteki  kuzular analarına kavuşurlar  meleşirler mahşer kurulur&#8230; Küçük kuzular analarını bulamaz Çobanlar bilir bulur anasına götürür  önüne atarlar.</p>
<p>Eber Gölü çevresindeki çiftlikler bir bakıma aynı özellikleri taşırlar, mesela Kırkgöz Köprüsüne yakın olan ; bir çiftlik çiftlikevi  odalar ve önde açıklık , odalar kireç badanalı döşeli biri mutfak ,  sonra koyunlar için ağıl çardak gölgelik çit  at ve  büyükbaş hayvanlar için ahır birarada  ayrı yerde otluk&#8230; Her bahar usta amele gelir, kıştan çıkınca bir dam bir çardak yapılır, tadilat tamirat olur. Ön tarafta bir çeşme, suyunun tadı değişik, hayvanların sulanması için  bir kaç yalak, az ilerde yürüme mesafesinde  Akarçay&#8230; Kırkgözün altından göle gidiyor; adı  Akarçay aktığı belli değil eğim  bir var bir yok. Kırkgöz Köprüsü Osmanlı Padişahları tarafından yapılmış 58 gözlü uzun bir köprü, Bugün bir kaç gözü toprak altında , halen ihtişamını kaybetmiş değil, kuşlara yuva ,çevresi yeşil, sakin,  otları arı çiçeği kekik rüzgarda dalgalanır.</p>
<p>Çiftlikte kadınların  başlarında büyükleri olur. Süt sağar, yoğurt peynir tereyağı yaparlar, Ekmek börek mahalledeki evde yapılır gönderilir, yaşlı kadınlar koyunun yapağısını yıkarlar, keçeci esnafına beş on kuruş verir attırırlar, boş durmaz ellerinde kirman yün eğirirler;eli boşalan çorap kazak örer, ihtiyacı olana giydirirler.  herkese gün boyu uğraş vardır.At arabası da hizmet için hazırdır, gelir gider durur.  iki yolu vardır,  biri anayoldan ki burada  kamyon  otobüs yanında öküz arabaları da geçer, birde kırlardan demir tekerlekli arabaların tarlalar arasındaki  kır yolundan gidilir gelinir. kadınlar kır yolunu tercih ederler. &#8220;Bizi İstanbuldan götürmeyin.&#8221; derler. Bu iş güç arasında  Hıdırellezde yakınlarının kadınlarını çocuklarını ağırlamak da onlara düşer. Çiftlik bir bakıma emniyetli , hava soğuk yağışlı olursa ev var ocak var, teşkilat var, hayvanlar çocuklar için önemli,  ova yeşil, Akarçay cam gibi berak temiz, Kırkgöz Köprüsü&#8230;   katmer, ocak bükmesi, yoğurt peynir tereyağ , yiyecek içecek bol, Hıdırellez ise işte bu&#8230; İşte ibrik, işte  leğen, işte peşkir iptedir&#8230; Konuklar akşam vakti tatlı bir yorgunluk içinde evlerine dönerler.</p>
<p>İşler mayısla birlikte artar. Koyun yaylaya gidecektir, eleman sıkıntısı çekilir, haziranla birlikte çiftliğin bir tarafına harmanyeri kurulur, tarladan sap getirilir, harman başlar, önce arpa sonra buğday biçilir gelir, sap düğen harman derken çeç çıkar . Eylülde gelir. Yazın koyun ağıllarından kemre kaldırılır kurutulur, istif edilir. Kemrenin özel sobası vardır  ördek soba çarşıda sobacı esnafı satar. devamlı ve ağır ağır yanar ısıtır.kış için bir devlet, koyuncuların yakacak sıkıntısı yok. Hayvancılık bu,yün süt yoğurt peynir tereyağı iyi de  adama ihtiyaç çok, devam istikrar gerektiriyor, durmak yok, eğer koyuncunun düğünü cemiyeti varsa şıkışır, uzak yakın ölüsü olursa ağlayamaz, koyunculuk  adamı ölüsüne  ağlatmaz&#8230;</p>
<p>Çoban şart, aileden olur, elden olur. Bir deynek dikiliverecek, yardımcıları da  contu, çoramık, cona, çotak&#8230; Elden olan çoban hak alır.Kasımdan hıdırelleze, hıdırellezden kasıma altı ay için çoban tutulur.Rayiç bellidir, bazı namlı çobanlar hakkı bir miktar artırırlar. Çoğu zaman koyuncular çobanlarını yeniden tutarlar. Ücretten  ayrı elbise içlik, kaput bezinden göynek  çamaşır ve çarık&#8230;1950 yılların son dönemlerinde artık çarıkların tabanı kamyon lastiklerinden yapılmaktadır. kırda dağda giyilir. Çobana  demirbaş kepenek verilir, çobanın paltosu yatağı yorganıdır, gece yatısında  koyun güderken hayvanlar doyduğunda  sürüde  başı çeken  elkoyun vardır, elkoyuna bağ  atar bir ucunu kendisine bağlar;  çoban  şapkasını yüzüne indirir kepeneğe girer uyur.  Yazın kepenek eşeğin üzerindedir. Çoban köpekleri telaşlıdırlar,önce koşar uyarı yaparlar ,  çobandan ses çıkmazsa kendilerini gösterirler. Çobana sürüyü götürürken azığı verilir. Çiftlikte karnı doyurulur. Kışın bulgur bulamaç yemeğini kendi yapar her hafta evden ekmek gönderilir.  zemheride hamsinde havanın durumuna göre  eğer müsait ise koyun çıkarılır.  çiftlikten fazla uzaklaşmaz.  karlı günlerde ağılda koyunlara  ot arpa verilir. Çobanlara fazladan efsane isim takılması adettir. Tokuroğlu, Kotanoğlu, kont, Maraşal  birşey denilir çoban adını unutur. Arada ailesine köyüne gitmesine izin verilir.</p>
<p>Çobanlar kendilerine ne sorulacağını ve ne cevap verileceğini bilirler, Şapkası deforme olmuş üzeri ustura kayışı gibi kirlenmiş bir çoban; yeni bir şapka almasını tavsiye eden birine:-</p>
<p>-Biz gece şapkayı çıkarıp çiviye asmıyoruz, burnumuza indirip yatıyoruz.</p>
<p>der.  Çobanlar alıngan da olurlar. Huyu bilinirse idare edilir.  Kütahyada bir çoban  kızmış  küsmüş, daha dört ayı var bırakır giderse, fakat bakmışlar işine devam ediyor, koyunu güdüyor, inadını da sürdürüyor.  &#8220;Aman kışın bizi çobansız bırakma&#8221;  demişler.</p>
<p>-Gününe kadar koyununuzu güderim, Hıdırellezde hakkı almam, birdaha size çoban durmam.</p>
<p>demiş.Rahatlamışlar süre var ya  belki damarı bulunur. Gönlünü eder parasını veririz diye düşünmüşler.</p>
<p>Ağanın biri çoban ararmış, çobanın biri yer arıyor. Ağaya söylemişler çağırmış görüşmüş. Adam dilli anlatıyor.</p>
<p>-Hıdırellezde  Karayokuşta falana çoban durdum. Koyununu güttüm. emirdağ yaylaların da işte&#8230; Akşam  sırtımda mavzer, ardımda kaz kanadı ikiyüz koyun, çanlar çingir çingir, , Gürleğe doğru çıkıyorum, kepenek eşeğin üzerinde, köpekler iki yandan geliyorlar, çontu arkada,  he he hey.</p>
<p>demiş ,  sanki &#8220;Meşeler Güvermiş&#8221; i söylüyor kendinden geçmiş..Ağa tutmamış.. &#8220;Niye tutmadın.&#8221; demişler.</p>
<p>-Adam çobanlık yapmamış  sadece çobanları dinlemiş. çontu kalmış  saltanat istiyor.   demiş&#8230;</p>
<p>Amcaoğlu Rahmetliği siz nerden bileceksiniz. Koyuncu ovada çiftliği, çarşıda dükkanı var. Oğulları sarraf yapağı tiftik  alırlar. Bir vakit bir çobanı varmış. Çoban sürüyü götürüyor iyi de  arada eşeğinen kesilmiş koyun getiriyor. . &#8221; Hayrola ne oldu.&#8221; soruyorlar.</p>
<p>_Ağrıdı, ağılı ot aldı, kayadan düştü ,   iyiki   bıçak  yetiştirdim.</p>
<p>Diyor. sonra çiftlikte yeniliyor. Herkese pay düşüyor. Üçbeş olmuş, Ağa anlamış bir iş var bunda&#8230; Çobana:</p>
<p>-Bak ben  anlarım, bıçak yetiştirilecek koyunu bilirim,  çiftlikteyim işte bir şey olursa dönün gelin bakayım kesilecekse keserim.</p>
<p>demiş. Onbeş gün bir ay olay çıkmamış sonra çoban bu defa çiftliğin uzağından bir ışlık , bağırmış:</p>
<p>-Ağa yetiş koyuna hal oldu.</p>
<p>Demişti ya, gidip bakacak kesilecekse kesecek ,  koşuyor kan ter içinde vardığında,mundar ölmüş koyun buluyor. derisini yüzüp köpeklere veriyorlar. Sonra yine çiftliğin uzağından  bir ıslık bir bağrış:</p>
<p>_Ağa yetiş koyuna hal oldu.</p>
<p>Dediklerinde ; rahmetli olacakları biliyor  ya elinde bıçak koştuğu yerde çobana bağırırmış :</p>
<p>- Keslen köpoğlu köpek, keslen köpoğlu köpek.</p>
<p>Çobanda koyunu keser,  birşeyler geveler,   Ağa anlar ne   de sin, çaresiz çiftliğe getirir  çobanlarla yerlermiş.</p>
<p>Hülasa   Karagözlü koyun ağzı dili var. Meleyebiliyor da &#8230; Ağa para derdinde, Çobana hak yetmiyor boğaz derdinde, kasap et derdinde, kurt nasip derdinde koyunun bunlardan haberi yok,    meleyebiliyor  ya&#8230;  o onun   tesbihi,   melemesi ona yetiyor,  içi rahat&#8230; vesselam.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/koyun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

