<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Babamın Hikayeleri &#187; Esnaf</title>
	<atom:link href="http://www.babaminhikayeleri.com/tag/esnaf/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.babaminhikayeleri.com</link>
	<description>İhsan Kelekçi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Feb 2012 18:38:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Muhasebe</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/muhasebe/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/muhasebe/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 13:43:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[çarşı]]></category>
		<category><![CDATA[cilt]]></category>
		<category><![CDATA[defter]]></category>
		<category><![CDATA[defterdarlık]]></category>
		<category><![CDATA[defteri kebir]]></category>
		<category><![CDATA[ecevit]]></category>
		<category><![CDATA[Esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[hesap]]></category>
		<category><![CDATA[maliye]]></category>
		<category><![CDATA[muhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[muhasebeci]]></category>
		<category><![CDATA[sendika]]></category>
		<category><![CDATA[varak]]></category>
		<category><![CDATA[vergi]]></category>
		<category><![CDATA[yüksek ticaret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=773</guid>
		<description><![CDATA[Akıl terazi göz mizan, muhasebenin aslı esası bu.  ölçü tartı bedel denge onlar  da lazım.   Denge  para birimindendir hesap  denge ile neticelendirilir.  İşlemler dikkatle muhasebeleştirilir.   Muhasebe herkesi ilgilendirir, insanlar dünyanın neresinde olursa olsunlar bir tarafı ile hesabcıdırlar, çevresini gözler değerlendirir sonuç çıkarırlar.  Bir kesimin hesabı menfaata dayalılıdır bir yere kadardır muhasebesini  madde planında  yapar.  Bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/06/muhasebe.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-798" title="muhasebe" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/06/muhasebe.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></p>
<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/06/muhasebe.jpg"></a>Akıl terazi göz mizan, muhasebenin aslı esası bu.  ölçü tartı bedel denge onlar  da lazım.   Denge  para birimindendir hesap  denge ile neticelendirilir.  İşlemler dikkatle muhasebeleştirilir.   Muhasebe herkesi ilgilendirir, insanlar dünyanın neresinde olursa olsunlar bir tarafı ile hesabcıdırlar, çevresini gözler değerlendirir sonuç çıkarırlar.  Bir kesimin hesabı menfaata dayalılıdır bir yere kadardır muhasebesini  madde planında  yapar.  Bir kesim hesabına  ahireti de katarlar.<span id="more-773"></span></p>
<p>Devlet muhasebeyi bilir başka birşey bilmez,  kendi kurallarını koymuştur, herkesin bu kurallara uymasını ister.   Hesapsız iş yapmaktan korkar , önce bütçe hazırlar  sonra bütçesine göre harcama yapar.   Ehem var mühim var, maaş ödeyecek  yatırım yapacak , sosyal devlet  ya her işi   kendisine  görev edinmiş,  gelir lazım.   Gelirin başında vergi  var.    Vergilerin  önemlilerinden biri gelir vergisi.  Devlet vergi alacak ya;  ticari sinai zirai faaliyetleri mercek altında tutuyor  vergilendiriyor,  bu bakımdan kişilerin kurum ve kuruluşların  ticari faaliyetlerinin  muhasebe  ile tesbitini   ister,  kaydı esas  alır.   Mal ve hizmetlerde  yıllık ciroya  bakar.  Bir seviyenin altında kalanlar götürü  vergi verirler.  İkinci grup bu seviyeyi geçenlerdir işletme defterine tabidirler,  Büyük ölçekli kuruluşlar  bilanço esasına göre defter tutarlar.  Defter tutanlardan   kârları nisbetinde vergi alınır.   Denetim Defderdarlık ve Mal Müdürlükleri tarafından yapılır,  muhasebe kayıtlarının usulüne göre  yapılıp yapılmadığı  Kontrolör  Müfettiş  ve  Hesap Uzmanları tarafından denetlenir.</p>
<p>1950li yıllarda  artık  büyük şehirlerdeki  ticari sınai kuruluşların  tüccarın esnafın  bir muhasebesi veya muhasebecisi vardır.   Yüksek Ticaret.  ticaret lisesi, lise, ortaokul şehirlerde,  şehirde mezunlar  devreye girmişlerdir.  Ayrıca büyük şehirlerde  lüzum hissedilmiş   Muhasebe  kursları açılmış muhasebe elemanı yetiştiriliyor.  İlçelerdeki esnaf bu hususta garib.  Defterlerini  bir bilene havale edebiliyor . o yıllarda  ilçelerde ilkokuldan başkası yok, küçük esnaf  evvela  deftere girmemeye bakıyor da  sınır belli,  Maliye deftere girdin diyor,  deftere giriyor dört işlemi bilen  aklı hesaba erenler var&#8230;   Birilerine tutturuyor.  Defter tutanlar bir süre sonra kendilerini muhasebeci buluyorlar. Tuttukları deftere ceza gelmedi,  işlemleri geçerli oldu.  Sonra bir görevleri de var, Maliyeye gelecek denetciyi olup biteni takip;   onu da yaptılar.   Kayıt nizamı on gün,  ha işte bunlar nasıl her on günde defteri işleyebilsin , esnafın yanına bile sokulamıyorlar, o karını borcunu düşünüyor.  Esnaf  muhasebeci  ise defter tutacaksa tutsun ,   yılsonunda gelsin   Müfettiş  gelecekmiş gelsin,  nihayet defter  tutacak ele ayağa dolaşmasın, diyor&#8230;   Ele ayağa dolaşmadan  defter tutan cantadan yetişme  bu  muhasebecilerin aldıkları ücret,  yıllık küçük bir bedel,  rayiç  öyle  onu veriyorlar fazla vermiyorlar.  Esnafın  kârı ne zaten  verdiği üçbuçuk kuruş,  fakat o da  gözünde büyüyor.</p>
<p>1950den sonra ticaretin  olağanüstü gelişmesi ile ile birlikte ilçelerde  muhasebeci eksikliği hissedildi;  hali vakti yerinde olanlar , işinin  işletmesinin  cirosu  bir seviyeyi  geçenlerin biri ikisi  büyük şehirlerdeki muhasebe kursuna  oğlunu adamını gönderip  muhasebeci ettiler.  Geldi  dükkanlarına oturdular  muhasebeci oldular. Defterlerini tuttular.  İlçe esnafı için de umut oldular.  Bunlar büyükşehir görmüş  hâzâ muhasebeci ya   esnaf çevresini aldı,  bir iki bir şey öğrendiler, kendilerine cesaret geldi.  Çarşı kendi defterini kendi tutmağa başladı.  Muhasebeciden de akıl alıyorlar. bu sefer  Maliye&#8217;yi takip görevi esnafa  düştü, maliye defterleri mi  isteyecek;   sigara paketini - tercihen yenice- yedekleyen  esnaf   gece  müsait bir yerde toplanıyor. çay kahve sigara:</p>
<p>-Yak bakalım, yak bakalım.</p>
<p>Defterler işletme defteri, sıra ile hepsi ikmal ediliyor.  gecenin köründe  &#8220;Teşekkür ederiz, sağol.&#8221;  faslından sonra dağılıyorlar. Yarın Maliye defteri isterse artık  istesin.   Danışman muhasebeciye  ücret verilmez, o da almaz.   Ayıptır bunlar esnaf yüzyüze bakacaklar.</p>
<p>Muhasebe literatürüne   göre  basit işlemlerde  ideal muhasebe  işletme sahibinin kontrolündeki tek kasalı  uygulamadır.  Alınan mal bedeli kasadan ödenir , satış bedeli nakittir kasaya girer,  sermaye bellidir. Kayıt tutulmaz, dönem sonu kasa ve mal sayımı ile kar zarar ortaya çıkar. Kayıt olmadığından  bu tür uygulamaya izin verilmez.</p>
<p>Tek kasalı diğer bir uygulama Kayseri uygulamasıdır. Siz Kayserili Hayri Ağa&#8217;yı bilmezsiniz. Ben de bilmem, Sümerbank&#8217;ta anlatılır. Hayri Ağa sümerbank iplik dokuma fabrikasında işçilik yapmış, sonra parası imkanı olmuş, az çok bilgisi var gözüne de kestirmiş,  parayı da basmış, fabrika kurmuş. Başına geçmiş işletiyor. Kasası tek kasa veznedarı da yok.  Muhasebeci var kasa kendisinde&#8230;  Şatış bedelini alıyor kasasına koyuyor, hammadde  malzeme ne alındı ise   kasasından ödüyor,  işcilerin maaşlarını kendisi elden veriyor. Cebine paraları dolduruyor Muhasebeden listesini  alıyor,  işçiyi  karşısına  sıraya sokuyor, diziliyorlar. Herkes parasını patrondan  alıyor.  Hayri Ağa her sabah saat yedide fabrika kapısında,  geç gelenleri içeri sokmuyor.  O zaman Çalışma Bakanı Ecevit sendikayı yaygınlaştırmak  için  çalışıyor ya;  zamanında gelmeyen geç kalan işçiye :</p>
<p>-Senin ücretini Ecevit versin .</p>
<p>Diyor geri gönderiyor.</p>
<p>Muhasebenin tadını  ise Valilik Muhasebe-i hususiye  memurları çıkarıyorlar.  Lisede velim orada görevliydi. Genellikle üst katta büyük bir salonda  bulunan  muhasebe memurları defterler üzerinde çalışır dururlardı, kollarında siyah kolluklar  önlerinde beylik hesab makinaları  ile devamlı iş uğraş içinde olurlardı. Mizan tutacak, hesaplar ayrı ayrı mizandaki rakam ile tutturulacak, iş uğraş bu. Bir yerde tutarsızlık tesbit edildiğinde  , hadi bakalım yevmiye defteri taranacak, çıkmazsa evveliyatına inilecek, makbuz dekont ne varsa ;</p>
<p>- Cilt tamam, varak  tamam, hesab tamam,  bedel tamam.</p>
<p>Tek tek çek edilip öteki cilde geçerler. bir kuruşluk farklılık olsa muhasebecinin görevi yekunü tutturmaktır. Peşine düşerler  &#8221;Kuruş avcısıdır.&#8221;  bulur  tuttururlar, soluğu o zaman alırlar.</p>
<p>Muhasebeciler esas İstanbulda . Piyasanın defterlerini onlar tutuyorlar.  Büroları işhanlarının ikinci üçüncü katında, bürolarındaki  kabiliyetli yardımcılarına ve Defderdarlıktaki çevrelerine göre tercih ediliyorlar. İşleri büyük kendileri namlı ,  aralarında meşhurlar var  kulüp başkanları var.    Bunlardan biri de  Salamon,  yahudi tüccarların defterini tutuyor, bürosunda işi bilen uygulamacılar var, Defterdarlıkta tanınıyor, işi de başından aşkın,  musevi tüccarın  musevi esnafın defteri onda,  üstüne üstlük  bizi rahatlatıyor diye  Sultanhamamdaki dükkanlarda tercih ediyorlar.  Sirkecide yedek parçacı hemşerim  o da defteri ona vermiş.  Muhasebeciyiz ya soruyoruz:</p>
<p>- Halit Ağa dünya kadar muhasebeci var bula bula onu mu buldun .</p>
<p>Diyoruz hesabını yapmış:</p>
<p>-Olsun,  siz bana karışmayın,  ben defteri düşünmüyorum.  Çocuklar ne isterse götürüyorlar , defter tutuluyor.</p>
<p>Diyor. memnun.</p>
<p>Bir diğer hemşeri hesabı&#8230;   Adamlar çarşıda esnaf Konya&#8217;da karşılaşıyorlar; birisi kasap kamyoneti ile gelmiş mal teslim etmiş dönecek, Diğeri Doğramacı malzeme almış götürecek. Selam kelam,  dönüyormusun dönüyorum.  Malzemeleri götürüver demiş;   getirmişler.   Kasap &#8220;Kira bedelini ver,&#8221; demiş,   öteki &#8220;Ne vereyim&#8221;   beriki mesela  &#8221;Konya kirası dörtyüz sen üçyüz ver.&#8221; demiş,   öteki &#8220;Sen boş gelecektin  yüz al.&#8221; demiş anlaşamamışlar.  Bir zaman geçmiş kapak kaldıran yok, biri istemiyor diğeri vermiyor. Birgün  bir cenaze ilânı;  borçlu sizlere ömür  öldüğü ilân ediliyor.  Kasap  başkasının  dükkanında ilânatı duyuyor,</p>
<p>- Benim para da gitti.</p>
<p>Diyor. çevresindekilere anlatıyor,  dinliyenlerden birisi:</p>
<p>- Senin para gitmez sadıç . Bu adamı  sıkıntılı bir yere alırlar, seni bekler ne zaman varır anlaşırsın , o zaman selamete çıkar.</p>
<p>Ben böyle duydum.   Dedi ya , varacak bulacak anlaşacak  iş uzayacak, çekinmiş:</p>
<p>-Ne diye beni bekleyecek  &#8220;Bir at  ile bir devemi.&#8221; benden yana helal olsun demiş,  kapatmış.</p>
<p>Bir de fi tarihinin muhasebesi var.     Satıcının biri, namlı ve  müşterisi kalabalık bir güz panayırına   küplerle pekmez getirmiş,  Çevre halkı toplanmış  ceplerinde paraları  ihtiyaçlarını satın alacaklar, açılış yapılıyor konuşmalar dua&#8230;  Sonra sıra alışverişe geliyor,  müşteriler satıcıların çevresini alıyorlar, pekmez getirmiş ya  en fazla rağbet  pekmeze, küpler sıra sıra dizilmiş,  herkes acele ediyor.   ellerinde kapları 5 kilo 8 kilo  istiyorlar.  Satıcı küpün birisini açmış müşterinin kabını almış dolduracak, kepçesini küpe daldırmış tam müşterinin kabına boşaltacak birisi &#8221;Pekmezinde ki nedir bir yumak  katı birşey görüyorum.&#8221;  demiş,  satıcı şöyle bir bakmış gözucu ile fare ölüsü,  pekmezin içinde ölmüş ve şişmiş.  Kritik durum, müşteri daha farkında değil, hemen bir hesap mizan  tamam;  karar veriyor.   Fareyi kepçeden farkettirmeden alıyor,   kuyruğunu avucunda gizleyib herkese gösterip ağzına götürüyor  curk yutuyor.   Bozuntuya vermiyor, diyor ki:</p>
<p>- Buna kudret balı derler, kırk  küpte bir çıkar, herkese de nasip olmaz.</p>
<p>İşine bakıyor müşterinin kabını dolduruyor. öteki kabı istiyor, kısa sürede pekmezi bitiriyor.</p>
<p>Satıcı yıldırım gibi hesap yaptı.   Asrımızda da  iş işlem hesap  hızlandı. 1962 yılında Akademi 3. sınıfı olarak Merkez Bankasının  Karaköy Bankalar caddesindeki  Bilgi İşlemli Muhasebe Birimine gittik.  Alt katta  bir salon delgi makinalarını dizmişler her masada memure, ana bellek başka bölümde hem büyük hem korunuyor.  o günün  bilgi işlem teknolojisi para ile satılmıyor kira ile tutuluyor.  bilgiler kartlara delinerek giriliyor,  bize de birer delinmiş kart verdiler, hatıra olsun diye  bakıyoruz.  Sorduk  &#8220;Yani bu delikler şimdi  tarihi numarayı,  hesab adını borç tutarını alacak tutarını mı gösteriyor.&#8221; dedik.    &#8220;Hayır hoşgeldiniz yazılı .&#8221; dediler.  Karşı duvara  da &#8220;Düşün&#8221; diye büyük bir levha asılmış.  Bu nedir dedik, &#8220;Ne düşünürseniz biz onu sizinle konuşarak uygulamaya alırız. Boyutlarına bakmayız, bir proğram yaparız  işleme alırız,  bir  katkı da sağlarız .&#8221; dediler  Biz muhasebeye aşinayız ya olabilir  dedik,  hak verdik.</p>
<p>Hesab mizan muhasebe bunlar  kayıt tesbitle mümkün.  Hesablaşma günümüzde yeni boyutlar da kazandı. Ses kayıt cihazı  yirminci asrın ortalarında piyasaya çıktı.  Almanyadan  gelen grundıg marka büyük makaralı teypler  yıl yıl küçüle  küçüle bilgisayara telefona girdi kayboldu. Cep telefonu yirminci asrın sonunda yaygınlaştı, yeni özellikler kazandı  konferans görüntü kamera  ilave edildi. Televizyonda yayın şu kadar kanala çıktı  yerli yabancı   keşmekeş başladı ,  evde kaç kişi varsa  herkesin  izlediği  ayrı,   ne yapsınlar  artık  herkesin  iyi kötü birer  televizyonları oldu. İnternet cadı kazanı  herşey iyi kötü elinin altında &#8230;</p>
<p>İnsan yine bildiğimiz insan,  karşılaştığı  çok şey  var,  bildiği var bilmediği var.   Olmazsa olmazları  bildiği halde  içinde  yapamadıkları var,  gönlü gözü kulağı meşğul,  kapılmış gidiyor , kendine gelmesi lazım.  Şimdi artık her zamandan çok  hesap mizan gerekiyor.</p>
<p>İnanışımıza göre:  Dünya kurulduğundan beri   herkese  sağına soluna  gözcü tahsis edilmiş.  Yaptığını tesbit edip kayda alıyorlar. Herkesin defteri tutuluyor.  Bu defter ahiret gününde  sahibini yayınlanmış olarak karşılayacak.  İşte bu bilgi işlem ise,  bu ses kaydı, görüntü kaydı ise,  yeni değil  ki   Adem  Aleyhisselamdan  beri var.  Kainat böyle bir kabiliyete sahip.   Tesbit  edilen bilgiyi  otomatik  olarak yerlerine taşıyor , kaybetmiyor.</p>
<p>Hal böyle iken, zaman  elimizden uçup gitmekte iken,  biz   karşılaştığımız bir çok meseleyi  aklı selimle değil alışkanlıklarımızla  halletmeye çalışırken, biz galiba  biraz  kayıtsız  davranıyoruz.   Düşünmüyoruz&#8230;</p>
<p>Halbuki aklın görevi ihtimalleri hesaplamaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/muhasebe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Esnaf</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/esnaf/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/esnaf/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 16:13:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[1940]]></category>
		<category><![CDATA[1950]]></category>
		<category><![CDATA[ahi]]></category>
		<category><![CDATA[ahi teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Bolvadin]]></category>
		<category><![CDATA[çarşı]]></category>
		<category><![CDATA[emirdağ]]></category>
		<category><![CDATA[emirdağ pazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[kaplıca]]></category>
		<category><![CDATA[kırlangıç]]></category>
		<category><![CDATA[kıtlık]]></category>
		<category><![CDATA[seyyar esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[yokluk]]></category>
		<category><![CDATA[zabıta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=739</guid>
		<description><![CDATA[Kırlangıc uçarken iniyor çıkıyor yön değiştiriyor  çizgisi belli değil ya ; demişler:  &#8220;Mübarek denk uçamıyorsun, ağır ol kâmil ol, bir istikametin olsun, acele etme panikleme&#8230;&#8221;  Demiş ki: &#8220;Uçmasına denk uçuyorum da bakıyorum karşıdan bela geliyor, ne yapayım iniyorum çıkıyorum  belanın   altından üstünden kaçıyorum  veya börtü böcek önüme kısmetim çıkıyor  peşine düşüyorum.&#8221;   Hâni ortalık süt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/esnaf.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-751" title="esnaf" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/esnaf.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></p>
<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/esnaf.jpg"></a>Kırlangıc uçarken iniyor çıkıyor yön değiştiriyor  çizgisi belli değil ya ; demişler:  &#8220;Mübarek denk uçamıyorsun, ağır ol kâmil ol, bir istikametin olsun, acele etme panikleme&#8230;&#8221;  Demiş ki: &#8220;Uçmasına denk uçuyorum da bakıyorum karşıdan bela geliyor, ne yapayım iniyorum çıkıyorum  belanın   altından üstünden kaçıyorum  veya börtü böcek önüme kısmetim çıkıyor  peşine düşüyorum.&#8221;   Hâni ortalık süt liman olsa o uçacak biz seyredeceğiz.<span id="more-739"></span></p>
<p>1950 yılı öncesinde çarşının  erbabı vardır. Çarşı esnafın ağaların  kafası çalışanlarındır.  Esnaf seviye sahibi, esnaflık hizmet makamı, bunlar görev yüklenmişler vatandaşın hizmetindeler,  ihtiyaçlarını temine uğraşıyorlar.  Sermaye emek bilgi beceri ortaya koymuşlar,  yer edinmişler dükkan sergi açmışlar,  tezgah kurmuşlar.  işyerlerini hizmete açık tutuyorlar ,  oturuyor vaziyet ediyorlar.  Esnaf  Ahi Teşkilatının murisi,   müşteriyi karşılıyor, ihtiyacını öğreniyor, malını gösteriyor hizmetini  görüyor,  parası yoksa veresiye veriyor,   alacağını alamaz ise vazgeçiyor&#8230;  O yıllarda  yokluk kıtlık  da  var,   halkı esnafı zor  duruma sokmuş&#8230;   Esnaf çarşıda gözönünde ya , Devlet  Belediye  üzerine çullanmışlar  &#8220;Sorma  ver.&#8221; diyorlar.  Herkes parayı onların elinde görüyor ya,  para kadar kötü bir şey yok.  Hırsız hâin de görüyor umutlanıyor.  Kime neyi anlatacaksın ,  parayı nasıl yerinde zamanında kullanacaksın&#8230;   Çoluk çocuk var karışır,  hısım akraba var umar,  Fakir fıkara var verilecek verilemez,  akıldaneler var.  bilecenler var,  nefis var,  şeytan var; hepsi bir tarafa çekiyor&#8230; Esnaf şaşkın parayı nasıl doğru dürüst kullanacak,  fesat  nifak  da var.  Esnafın başı belada ,  bela ki  ne bela&#8230;</p>
<p>Adam seyyar esnaf ,  haftada birkaç pazara gidiyor,  anası salı günü ölmüş sizlere ömür, techiz tekfin defin taziye pazarın birine gidememiş:</p>
<p>-Anamın öldüğünü aramam,  Emirdağ pazarını kaçırdım.</p>
<p>Diyor.  Anası öldü  rahmetlinin üzerinde çok ta hakkı vardı. Yani şimdi bu söylenecek şey  mi,   bu söylenmez de  güz pazarıydı, iş oluyordu,  ihtiyacı vardı  nakit umuyordu,  borcu derdi var,  pazara gidecekti gidemedi,  üzüldü  ne yapsın ağzından çıkıverdi&#8230;.  Emirdağının doksan küsur köyü var, köylü iniyor,  esnaf geliyor diye yerli de alışverişini salı günü yapıyor,  hepsi  çarşıda esnafın çevresindeler, dükkanlar dolup taşıyor, sergileri müşteri bastırıyor. paraları avucunda  pazarlık eden  de yok, ağzının ikrarı&#8230;  İş oluyor maksat hasıl oluyor,    Esnaf gitti malı parasız pulsuz aldı geldi açık hesap , ödenmesi  namusun ikmal edilmesi , sözün yerine getirilmesi lazım.  Salı günü gidemedi şimdi ne olacak;   alacak istese  alacakla borç ödenmez.  Müşteri zaten nazlı,  diyeceği de belli:</p>
<p>- Biz borcumuzu biliriz. Efendi kaygısız ol, ağrımaz yerine yat, senin ki seni bulur.</p>
<p>Evde çoluğa çocuğa biraz iktisat edin dese , anaları başta:</p>
<p>-Tamamda , çocuklara üst baş alınacak giyecekleri kalmadı yok , eskidi  bize bezden pazenden biraz alıver de diktirelim.</p>
<p>Diyor,  iktisat umuyorsun ihtiyaç çıkarıyor.</p>
<p>Eş dost şurada burada rastlıyor,  selam kelam,  işi önünde  biliyorlar,  dostlar  bunlar  alışverişte   görüyorlar ya ; Konuşuyor:</p>
<p>-Sadıcım malını ye,  malını yemezsen  yerler.</p>
<p>Ne demek istediği belli değil, esnaf ne yapsın konuyu değiştirir, birşeyler anlatır ağzını tutar ,  iltifat eder ikram eder, havasını alır.</p>
<p>Okula giden oğlu da daralmış,  demekki evde konuşuluyor,  baban alamıyor edemiyor diye&#8230; Duyuyor:</p>
<p>-Baba sen para kazanmasını bilmiyorsun, beşe mi veriyorsun yediye ver. dokuza ver. azcık fazlaya sat zengin olalım.</p>
<p>Diyor , sıkılmışlar demek ki.   Ne yapsın kasaptan her hafta et alınıyor,  ayda iki ayda böyle zamanlarda  eve  tavuk  gönderiliyor,  avlu da kümeste biraz bakılacak sonra usul böyle çocuğun eline bir bıçak  kapıya çıkar,  yoldan geçen birine &#8220;Emmi şunu kesiver.&#8221; denilir, hiç kimse itiraz etmez . Kesip eline verirler.  sonra yolunur ateşte  tüyleri  ütülenir,  o günlerde artık yumurta yapmayan tavuktan  başkası kesilmezdi,  anaç  kesilir eti  iki üç kilo gelir. kuşhane denir tavuğu o tencereye koyarlar kapağı hamurlanır, düdüklü tencere oluyor bu,  ateşin üzerinde üç  dört saat  pişirilir. Akşam sofraya gelir.  Tavuk dediğine değer,  sofra kalabalık yemek lezzetli, derisi de kapışılır  ancak yeter.   Duruma göre çorba pilav takviye edilir,  evdekilerin havaları alınır.  bakın haydi  işte kazanıyoruz  yiyoruz&#8230;</p>
<p>Bir de kışın soğuklar başladığında bir defaya mahsus hindi faslı vardır.  Hindi para eden eden birşey değil iki tavuk fiyatına, yemeği çorbası arabaşısı yapılır. Muhabbeti de olur, Evin babası da yemekte  temenni  ettiğini dile getirir:</p>
<p>-Borç korkulacak birşey değil karşılığı var da, bana yardıncı olun  borcu bitireyim size gelecek sene iki hindi alayım, sırt sırta   yatıralım.</p>
<p>Derde dediği ile kalır. Borç bitmez seneye yine bir hindi gelir.</p>
<p>Çarşı ve pazarlarda marttan ağustosa işler durgunlaşır, yeni mahsul harman beklenir. Bu dönemde de esnaf dükkanı sergiyi yine bekler  ne yapsın, esnafın ayağı kırık gerek derler  oturur pinekler, gelenlere yakınlık gösterir ilgilenir ikram eder,  dostlar alışverişte görsün ister.  geleni baştacı eder. Gelmesini istemediği kimselerde vardır. Bu defa meşgul görünür, yaramaz kimseleri yanaştırmaz, yüz vermez, ters konuşur, uzaklaştırır.   Bu işlerin kesat olduğu ara dönemde  biraz cemiyetçilik memleket meseleleri , particilik kulis ağır basar.</p>
<p>İşte bizim bir tanıdık esnaf şakacı,  bu ara dönemde memleketine gelirdi görürdük.  Gazeteden radyodan haberleri takip eder,  kulislerle memleket meseleleri ile ilgilenir,  bir  şey ummaksızın  katılırdı. Kendisinin  önce Dikbıyığın arkası çadırlı pazar kamyonu ile çevre pazarlarını takip ettiği  yüklerin üstünde tozlu yollarda gidip gelirken  birilerine takılıp, arkadaşlarını neşelendirdiği anlatılır.  Sonra bakmış bu iş bir yere kadar, oysa bölgeyi pazarları tanıyor birikimli, Akşehir Yunak köylerindeki müşterilerine yönelmiş, müşterisi olan bir hatırlının köyünde bir odaya inmiş, bir ardiye tutmuş, bir de at arabası kiralamış  işini kurmuş. Arabacı götürüyor getiriyor  yardım ediyor, çevre köyleri sıraya koyuyor hizmet veriyorlar.  netice var kargaşa yok.  Bir dönem oralarda alışveriş yapıyor, manifatura tuhafiye ayakkabı.  Yılbaşından sonra işler kesilince  arabacı malı getiriveriyor, memlekette evi yeri var  emniyete alıyor.  Sora seveni çok ne yapsın senin kapı benim kapı geziyor.  Dükkanlarda handa kahvede bir dönem muhabbet sürüyor.</p>
<p>Yine bir sene muhabbet sürerken  ticaret odası seçimlerine raslıyor , esnaf seçimle meşgul  bu efendi böyle şeyleri seviyor,  biri ikisi tutturuyor &#8220;Biz  seni başkan yapacağız.&#8221; Diyorlar,   &#8220;Yahu benden başkan olur mu?&#8221; diyor.   &#8220;Olur.&#8221; diyorlar.  zaten küçük esnaf çoğunlukta  , tüccar onlardan destek alırsa başkan olabiliyor, herkes te başkanlığın tadını almış, başkanlığı ile kalıyor cekici bir tarafı yok, derken bizim şakacı esnaf gercekten Ticaret Odası Başkanı oluyor. Bu defa esnaf arkadaşları tutturuyorlar, &#8220;Başkan oldun böyle olmaz senin elbise yaptırman lazım&#8221;   şundan olsun bundan olsun  rengi şöyle olsun,  fişek gibi giyin  şura git, bura git, kulübe git.   Amiri memuru  dolaş,  ses getir  şeçtiler ya,  şimdi   kumanda ediyorlar. Hasılı velkelam  ne yapsın bir elbise diktiriyor  , idare ile gül gibi geçinip giden adam elbise borcunu ödemekte güçlük çekiyor, borcu ödüyor, bu defa ağır geliyor  yakınıyor&#8230;   İşlerin açılması ile birlikte  başkanlık elbisesini evde askısına asıyor,  doğru köye&#8230; Ticaret Odasının katibi var odacısı var.sorana bekleyin belki gelir  diyorlar.</p>
<p>Esnafın  hepsinin böyle müsait dönemi olmuyor, onlar ancak ailesine tatil yaptırabiliyor.  Çoluk çocuk başlarında bir büyükle  kaplıcaya  en fazla bir hafta  gidiyorlar esnaf pazar gün dükkan sergi yok ya,  o gün gidenlere katılabiliyor&#8230;  Kaplıca biri açık üç havuz,  su sıcak gök turna gibi akıp çıkıp gidiyor,  dinlenmeye gelenler 58 derece suda  havuz başında aslan ağzından çıkan çullap gibi suyun içinde  romatizma siyatik dert atıyorlar,   hastalık bağışıklık mı kazanıyor nedir gelecek sene yine tedavi istiyor.  Kalınacak kırk kadar oda, sekizi bir oda mutfak mükellef sayılıyor, hatırlılara&#8230;   girişte büyük bir ahır ve  ortada hamamlar arasında çadır kurulabilecek yerler,  yaz günü çadırlar   yaygıdan  kilimden   ve  çadır direği evden getirilen ağac sırık  vs.   Mescit yok girişte ortada  bir kahve  buzdolabı yok elektrik yok  gece gaz lambası ile aydınlanılıyor,  sabaha kadar kahvenin direğinde lüks yakılıyor. Kaplıcanın simgesi  bu.   Soğuk su  ilerideki çeşmeden geliyor, mesafe iki km.   Her sabah kahveye Sultandağından hayvanla çuval içinde kar geliyor. En fazla sürüm yapan karlı gazoz , şöyle bardağın ağzıyle gelen kardan yarıya kadar kazınıp üzerine 25 cl şişeden gazoz ilave ediliyor.  15 kuruş fakat değiyor.  Kaplıcada adamlar üzerinde pijamaları,  başlarında sekizköşe kasketleri ,  koltuklarının altında bohçaları olduğu halde, önce hamama sonra kahveye gidiyorlar , iskambil domine  oynuyor,  muhabbet ediyor tatil yapıyorlar.</p>
<p>Esnafın birde pazar günü hafta tatili var.  Zaten zabıta dirlik vermiyor.  Dükkanlar kapalı yine açan açıyor oturuyor  yarım kepenk,   çoğunluk pazar günü biraz uyur, geç kalkar saat on&#8217;dan sonra  tatil kıyafetiyle evden çıkar elinde sepet hale kasaba gider, harç görür  eve teslim eder,  sonra kahveye kahveden camiye . Öğle namazını müteakip  vaaz proğramı vardır kalabalık içinde  onu dinler çıkarlar. Hazırlık varsa et pide  fırına veya nerede ise oraya  gider yerler. sonra  kış ise yine kahveye  yaz ise bir tarafa  yürüyüş yapılır, ekin gezmeye  araziye çıkılır.   İkindiden sonra hamama gidilir,  sabah harc görüldü ya  akşam hamamdan yutkunarak eve dönülür&#8230; Tatil  mühürlenir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/esnaf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

