<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Babamın Hikayeleri &#187; sulfata</title>
	<atom:link href="http://www.babaminhikayeleri.com/tag/sulfata/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.babaminhikayeleri.com</link>
	<description>İhsan Kelekçi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Feb 2012 18:38:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İnhiraf</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/inhiraf/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/inhiraf/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Jul 2010 21:17:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[fırın eti]]></category>
		<category><![CDATA[girinti]]></category>
		<category><![CDATA[inhiraf]]></category>
		<category><![CDATA[Kerpiç]]></category>
		<category><![CDATA[kinin]]></category>
		<category><![CDATA[kira]]></category>
		<category><![CDATA[köstebek eti]]></category>
		<category><![CDATA[modaetlipide]]></category>
		<category><![CDATA[sulfata]]></category>
		<category><![CDATA[tüketim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=801</guid>
		<description><![CDATA[Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa ve  Asya kıtasında  harb   sıkıntı yılları hüküm sürmektedir. İki dünya savaşı ihtilâl karışıklıklar iktisadi kriz aralıklarla asrın ortalarına kadar devam eder.  Savaş istila ideolojik mücadeleler  materyalizm ve komünizm asıldan uzaklaşmayı körüklerler. Sınai ve teknolojik  gelişme ve üretim artışı ile  ticaret hacminin artması, halkları bir kalıba sokmaya başlamıştır.  Sanat faaliyetleri sinema [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/07/inhiraf.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-819" title="inhiraf" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/07/inhiraf.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></p>
<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/07/inhiraf.jpg"></a>Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa ve  Asya kıtasında  harb   sıkıntı yılları hüküm sürmektedir. İki dünya savaşı ihtilâl karışıklıklar iktisadi kriz aralıklarla asrın ortalarına kadar devam eder.  Savaş istila ideolojik mücadeleler  materyalizm ve komünizm asıldan uzaklaşmayı körüklerler. Sınai ve teknolojik  gelişme ve üretim artışı ile  ticaret hacminin artması, halkları bir kalıba sokmaya başlamıştır.  Sanat faaliyetleri sinema müzik  tuz biber olmuş kitlelerde inisiyatif bırakmamış,  önce nefsin sonra  reklam moda  fesat odaklarının dayatması ile  insan hayatı ters yüz edilmiştir.  Artık ekonomiler çıkara dayalı  israf ekonomisidir.  Tüketim keşfedilmiş  ve refahın göstergesi kabul edilmiştir.  şimdi esas olan çok kazanmak çok harcamaktır.  İhtiyaç meşru dairesinden çıkarılmış,  sefahat eğlence içki kumar  da artış olmuş , gösteriş  alayiş numayiş başlamıştır.  Bu gidiş asıldan sapmadır inhiraftır. Ehli kitabın  kilisesi havrası bu gidişi durduramamış aciz kalmışlardır; müntesiplerinde  de  dinsizliğe kaymalar başlamıştır.<span id="more-801"></span></p>
<p>Bir zamanlar Fransız Kültür Merkezinde  gösterilen bir belgesel de;  1903 yılında Fransada sahilde denize  giren ailelerin,   kıyıdan  denize sokulabilen  iki tekerlekli kapalı  araba içinde başı ve bütün vücudu örtülü olduğu halde  kocasının  yardımıyla  ancak  kadının denize tek başına girebilmekte  olduğu   gösterilmesine ; Yahudi cemaatını bir kısmında tesettür ,   sünnet  vs  hususların sürmesine rağmen;  yirminci asrın  ilk çeyreğinden sonra  inhirafla birlikte  sefahat ve eğlencenin ön plana çıkmasıyla,  artık  olan olmuş Avrupa da klasik plajlar  oluşmaya başlamış, zamanla  Avrupayı kaplamış  sonra ortadoğuya  Beyruta  İstanbula gelmiştir. Müslüman kesim  sefahatı plajı kabul etmemiş, tepkisini ifade etmiştir.  Ancak siyasi otoritenin sahip çıkması  ağırlığını koyması  teşvik ve organize etmesiyle,  sefahat plaj çok kişinin hayatına girmiştir.</p>
<p>Yirminci asrın ortalarında  Avrupada ve  Asyada bu değişimler  görülmekte iken Türkiyede bu yaşayışın öteden beri meraklıları  ile az çok idaresinin hakkından gelebilen  bir azınlık  bu sefahatle ilgilenmişler, gazetelerin magazin sahifelerinden tatili eğlenceyi takip ettiklerinden,  yazını kışını gelişmelere göre şurada burada geçirmişlerdir.  Orta direk dediğimiz büyük kitle  şehirde köyde yoklukla yoksullukla  mücadele etmektedir.  Heryerde  vatandaş  sıkıntı içindedir,  gelir seviyesi birbirine yakındır, beslenmesi ev ekonomisine,  giyimi  kaba kumaş  basma pazene dayalıdır.  Adet ananelerinde fazla bir farklılık görülmemektedir.. Su elekrik gaz  telefon şebekesi yok ya ..  Çeşmeden su taşınacak,  gece lamba yakılacak,  Mutfakta ocak islim,  kışın soba&#8230; İs pas  ağır hayat şartları altında  uğraş veren  ahalinin   iki tarafını görecek durumu  bulunmamaktadır ,  herkes aynı kaderi paylaşıyorlar ya  birbiri ile teselli olup rahatlıyorlar.</p>
<p>Ağır hayat şartları  uzun yıllar  devam etti, kimsenin  dışarı ile ilgisi yok,   derdi ile meşğul.  Kimse hasta olduğunu bilmez, nasılsın dersin , iyiyim der, geçer.  1940lı 1950li yıllarda  hastane il merkezlerinde , ilçede kasabada hastane yok. cankurtaranın sesi  duyulursa herkes heyecanlanır kalkar dışarı çıkar soruşturur. Şehre hasta gidiyor da kim gidiyor. Acaba neyi varmış&#8230;   İlçelerde  Hükümet tabibi , elinde çanta bir omuzu düşük  pratisyen doktorlar, çarşıda mahallede yanında hasta yakını dolaşır dururlar.  evlerde hastaya  bakar . Eczane ancak belediyenin gayretiyle vardır. Başkan gidecek  eczacı bulacak,  ikna edebilirse eczane açılacak  vatandaşın genci yaşlısı rahatsız&#8230;  Adamlar işte çarşıda kırda bayırda,   kadınlar evde avluda dikkat edemiyorlar . Zaten kış soğuk yaz sıcak  burası   Anadolu kuşağı , Halk ilaç bağımlısı , ilaçları gripin derman nevrozin tek dozlu güllaç hapları , bunları bakkal satıyor herkez on kuruş onbeş kuruş verip alıyor.</p>
<p>Bir kısım hastalıkların ekzama bezeme sarılık vs.  bunların  ocağı var da gidiveriyorlar.. Mahallelerde ocağın sahibi kadın erkek tutar  usulüne göre hastaya bakar  perhiz verir tavsiyeleri olur.  köslü  bir nevi batıp çıkan çıbanın ocağı köyde , hasta köye götürülür,   karşılanır,  bakılır  evlerinde vardır;  bir parça köstebek eti yedirilir, köyden dönerken  nekahat başlar. Ateşli hastalıkların hepsinin adı sıtmadır. ilacı da sulfata ( kinin).. Çocuklar Allah&#8217;a cc. emanet hastalandıkların da huysuzluk etmeye başladıklarında  önce geyreğine bakılır.  sağ eli ile sol ayağı, sol eli ile sağ ayağı birleştirilir&#8230;  şikayet devam ediyorsa nazar mı acaba diye  yakınlarda bir kurşun döken vardır.  Kurşun döktürülür, kurşun döken anasının   kucağındaki çocuğa eritilmiş kurşunu  hazırlanmış su içine döker,  aldığı şekli inceler yorum yapar.  vazgeçilemediğine göre  rahatlatıyor olmalı&#8230; Çocuğun sıkıntısı devam ederse,  herhalde konudan komşudan görmüş geçirmiş bir yaşlı kadın vardır.  ondan bilgi alınır.  Çocuk doktoru yok ilçede,  doktor pratisyen&#8230;    Çare bulunmadığında iki buçuk beş lira lira   çocuk doktora götürülür.</p>
<p>Evler kerpiçten tek kat dolma, çoğunun altında bodrum yok.  Buralar da kaza da kasaba da henüz su elektrik şebekesi yok ya,   proje ruhsat ta öylesine .. Kalabalıklaşan aile çocuğunu evlendirecekse  avluya bahçeye  bir göz ev için temel atıverir, dört duvar  bir pencere  bir kapı  duvar yükselince  döşemeler dizilir,  üstüne kamış toprak çorak  atılır.   içi dışı çamurla sıvanır,  kurur içerisi kireçle badana  edilir. yüklük dolap  vs. bırde  demirciden zemberekli bir kilit ve kapının arkasına kol demiri alınır.   Pratik ve tercih edilen konut bu.  Amir memur dışında bir yerlinin kira ile  ev  tutması yadırganır.  Kira ile ev tutanlara girinti denilir,  üç beş gününü feda edememiş, borç harç kendisine bir kümelti  yapamamış diye kınanır&#8230;    Ha  adam meraklı ise parası varsa  o da İstanbul da evler köşkler nasıl yapılırsa  öyle yapar ustası vardır bulur  malzemesini de temin eder. Kaza da kasaba da kaç hane varsa  iki bin , üç bin  ev içinde  üç beş köşk kaşane otel bulunur. Onların kuyusu tulumbası, pervanesi de vardır. gece elektrik lambası da yanar.</p>
<p>Yokluk kıtlık yıllarının uygulamaları  pratiktir,  onların dışarıdan haberi yok,  duyarlarsa şaşırıyorlar,  evlilik yaşı 17 -18  nüfus teşvik ediliyor. Bir evlilik mi  konu oluyor. Olmazsa olmazı geline elbise, bir elbise ikincisi yok,  kimse de istemiyor. Şip denilen dokumadan,  şip zamanında herkesin beğenini kazanmış basma ,   kadın terzi vardır dikiverir.  gerisi kız  tarafının hazırladığı  incik boncuk ceyiz, kız babası çoğunlukla  karşı taraftan düğün için külfete girilmemesini ister. borca girerlerse  ödenmesi kolay olmuyor, dirlikleri bozulursa kızında huzuru olmaz.  Zaten bir mütevazi yer  bahçede avluda evin bir tarafında hazırlanacaktır.  Düzen kurulu tencere kaynıyor. yemek pişiyor, yeni evlilerin çok şeye ihtiyacı yok.  Yetim dul bekar içinde öyle.  yakınlar külfet kabul edilmezler,  sofra kuruluyor ya  ayşenev  (mutfak, aşevi. )müsait, tencere ortaya konuyor,   birer  kaşıkta onlara verilir,  bereket umulur geçinir giderler.</p>
<p>Genellikle aileyi teşkil eden büyüğün küçüğün  ihtiyacının tam olarak karşılanmasıdır da  mümkün olmaz.  Fakat büyükler küçükleri düşünür herkes bulduğunu giyer, önüne konulanı yer. Evin babası anasına hanımına bir şey almak istese :</p>
<p>- Aman sandalye ye mi oturacağız.</p>
<p>dedikleri olur,  anasının karısının.  Yani gelin mi olacağız diyorlar, düğünlerde gelin ve tefci sandalyeye, herkes yere oturur, sandalyeye oturan  gözönündedir  süslenir, süslü olmaları gerekir.  Yokluk görmüşler bizim bir şeye ihtiyacımız yok ki diyorlar.  çocukların yetimlerin ihtiyacının alınmasını öneriyorlar.  Mesele hallediyor, kendilerine başkalarını tercih ediyorlar;  mahalle  de  birbiri ile yardımlaşıyor.  bu  aile ekonomisine bir rahatlık getiriyor.  Aile reislerinin kafaları salim oluyor,  önünü arkasını görebiliyorlar.  komşuşu ile ilgileniyorlar,  akrabası ile yakını ile alakayı sürdürüyorlar.  israf olmayınca olabildiğince samimiyet  ilgi ,  aradaki ailevi bağları canlı tutar. kınanacak gücenecek bir durum da olmaz.  bir idare işte geçinip giderler.  birbirine tavsiyeleri:</p>
<p>- Karnın aç ise katığa  ihtiyacın olmaz, Uykun varsa  yastığa ihtiyacın olmaz,  aman keyfinize uymayın, namerde  de muhtaç olmayın.</p>
<p>kimin karnın aç ise  kebab tatlı çeşni istemez  ekmek su ister,   kimin uykusu varsa  uyuyabiliyorsa   yatak yorgan konfor istemez.  İşte bu  kebab ve konfor bir yere kadar;  sonra  namerde muhtaç  etmektedir.   Aile bütçesine ve ekonomiye  maliyeti  de ağır olmaktadır.   lezzet, damak zevki, kalite, tarife şu bu tiryaki tekerlemeleri,  etli pide,  fırın eti , göveç derken  farkına varmadan bunlar ihtiyaç olup çıkıyor,   külfeti kalıyor lezzeti zevki de kalmıyor.</p>
<p>O devir öyle geçti gittiler&#8230;  Şimdi günümüzde ne oldu da nasıl oldu da böyle oldu o da belli değil, pizza hamburger döner ve bu kabil bir sürü aranan istenen yiyecekler,  çarşı pazar bu tür yiyecek satan yerlerle dolu,   piyasa zincir oluşturmuş,  biri düzenliyor eğitimini veriyor, diğeri dağıtıyor  çarşıdaki sunuyor satıyor;  bu sektörde kazanç görüyorlar.  Cazip mekanlar  tezgahlar  masalar ve fabrikasyon mamuller  ister  parasını öde otur  ye. ister telefon et   sıcak sıcak getirsinler parasını kapıda öde. Zaten  soğursa kim nasıl yiyecek , Tarifleri  de var  kitaplarda , internette köşeler&#8230;   bu hale getirmişler ,kasaptan marketten malzeme alın  iş&#8217;te evde  kısa sürede hazırlayın diye&#8230;  Eh çocuk çoluk ta istiyorlar ya  bağımlı da olduk,  artık tadı lezzetide yok, çünkü adam reklam ediyor abartıyor.  Külfeti de ağır oluyor.</p>
<p>Bir de ev derdi var şöyle  mütevazi bir daire  sitede olsun , yeşil saha oyun alanları  alışveriş mekanları  güvenlik, üç oda salon &#8230; Konut aktüalitesi takip ediliyorsa her on senede  arabasını yenilediği gibi evini yenilemesi gerekiyor, çünkü heryıl yenisi akıllısı donanımlısı çıkıyor reklam ediliyor,     tabi şimdi adam almasa aşağılık duygusuna kapılacak .  bir dünya maliyeti  de var olsun  yatırım olur&#8230;  Sonra  konfor hakimiyetini kurmuş vaziyette  kimsenin konfordan kaçması mümkün değil  evler de önce buz dolabı çamaşır makinesi fırın  varken,  şimdi makinenin aygıtın  üçü bir tarafta beşi bir tarafta  kimi çalışır kimi bozuk  servis bekler, kimi modası geçmiş yenisi alınacak  kampanyası takib ediliyor , periyodik iç cephe dış cephe boya tecrit  tesisat bakım,   ilave banyo mutfakta gerekli  düzenlemeler biz artık  namerde muhtacız&#8230;  Yok namerde muhtac değiliz,   paramız itibarımız kredimiz ,  kredi kartımız  var denilirse  de  bunun çetelesi tutuluyor sonucu açıklanıyor, protesto haciz ödenmeyen borç  ülke düzeyinde artma gösteriyor.</p>
<p>Ne oluyor da böyle oluyor, galiba saflığımızı  zedeliyoruz,  para harcayıp mutlu olacağımızı zannediyoruz,  keyfe zevke modaya  reklama bakıyoruz.  kaynak israfına sebebiyet veriyoruz.  Ekonomiye katkımız  tüketimle oluyor,  tasarrufa kaynak ayıramıyoruz,  yatırıma sermaye birikimine katkımız olmuyor. toplumun ortak ihtiyaçları var,  sonra işsiz yetim dul var,  bunlar için yatırım gerekli&#8230; Biz tüketime harcadık kaynak kalmadı  da&#8230;</p>
<p>Sorumluluğu ve vebalı kaldı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/inhiraf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

