<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Babamın Hikayeleri &#187; sümerbank</title>
	<atom:link href="http://www.babaminhikayeleri.com/tag/sumerbank/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.babaminhikayeleri.com</link>
	<description>İhsan Kelekçi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Feb 2012 18:38:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kerem</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/kerem/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/kerem/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Dec 2011 18:17:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[direklerarası]]></category>
		<category><![CDATA[hicri takvim]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[kameri aylar]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[recep]]></category>
		<category><![CDATA[şaban]]></category>
		<category><![CDATA[şehzadebaşı]]></category>
		<category><![CDATA[sümerbank]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=1132</guid>
		<description><![CDATA[Lutfun keremin bol bol verildiği yerler anlar  günler vardır.  bazısı hicri takvimle kameri aylarla bilinir.  Kameri ayların  önce gölgesi düşer, sonra nazla eda ile çıkar gelirler de,  ancak arayan bulur.  Muharrem ayı yılın ilk ayı ve onunda  kutlu aşure günü,  Rebiülevvelde Mevlid-i Şerif  sonra üç aylar&#8230; Üçaylar Recep Şaban Ramazan;  kameri ayların sultanı Ramazan Ayı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/kerem/hilal/" rel="attachment wp-att-1139"><img class="alignnone size-full wp-image-1139" title="hilal" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2011/12/hilal.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></p>
<p>Lutfun keremin bol bol verildiği yerler anlar  günler vardır.  bazısı hicri takvimle kameri aylarla bilinir.  Kameri ayların  önce gölgesi düşer, sonra nazla eda ile çıkar gelirler de,  ancak arayan bulur.  Muharrem ayı yılın ilk ayı ve onunda  kutlu aşure günü,  Rebiülevvelde Mevlid-i Şerif  sonra üç aylar&#8230; Üçaylar Recep Şaban Ramazan;  kameri ayların sultanı Ramazan Ayı,  heyecan üç aylar ile  başlar.  Başta bir farklılık ferahlık bir ümit,  gelen bir kısmet bir nimet bir devlet ve tarif edilmez hisler;   kimi bir şekilde, kimi başka şekilde fevkaledeliği ucundan kıyısından teşhise tarife anlatmaya çalışırlar da başaramazlar , bu belki ayların feyzi bereketi ise ne diyecek nasıl söyleyecek; işte bu kutsallığın özelliği&#8230;</p>
<p>Kutsal aylar seveni tarafından beklenir özlenir, yenisinde alışılana göre farklı bir şekilde karşılanması ve faydalanılması tasarlanır, daha etkin yaşanması planlanır da, sonra bir durum ortaya çıkar; bakarsın; &#8221; Efkârlı günlere gelir çatar.&#8221; bunu kimse istemez. Yine de Ramazan Ayına olduğunca hürmet edilir,  Mübarek ay da üzüntüye kedere teselli olur.   Bu ayın kıymetini bilen kendini arıtır istifade eder;   gerekli ilgi alakayı gösteremeyenler lutfu keremi rahmeti  bereketi mağfireti kaçırmışlardır.</p>
<p>Kameri aylar yirmi dokuz veya otuz gündür.  Aylar gezer konar göçerler, yaza kışa rastlar döner dolaşırlar, her yıl on gün erken gelir de;  gün yine yirmi dört saat, sadece  gecesi gündüzü uzar kısalır; iftarının sahurunun vakti  farkeder. Ramazan ayının  adeti an&#8217;anesi vardır;   ötelere   Hazreti Nuh&#8217;a Hazreti Adem&#8217;e uzanır.   Oruç bizden öncekilerde olduğu gibi bize de farz kılınmıştır;    bizim  oruç ayımız  da Ramazan Ayıdır.  Ramazan ayı üç ayların sonu,  şaban ayı sonunda görülen yeni hilalle Ramazan Ayı başlar, Şevval hilali ile bayrama erer.</p>
<p>Erbabı tarafından üç aylar gelmeden  aranır, üç ayların  iple çekildiği iklimler vardır.   Bağımlılarında  recep ayına bir süre kala bir telaş, köşede bucakta buluşmalar ziyaretler olur ve otuz kadar kişi  teşkil edilir, bunlara üç aylar süresince her gün bir Kur&#8217;an Kerim hatmi yapılacak şekilde cüz dağıtılır ve her gün duası  yapılır.  Bu usulun ,  benzer bir şekilde uygulandığı  pek çok  yer vardır. Hani hatim okunuyor dua ediliyor ya;   işte bu kemal, tatmin ediyor rahatlatıyor, bu  bir moral  ve bu bir ümit&#8230;</p>
<p>Ramazan ayı bir olgu,  geliyor geldiği  yere damgasını vuruyor, müsbet menfi herkes bir şekilde  mübarek ayı hissediyor, bazı yerleşim birimlerinde gündüz Ramazan  Ayı belli olmazsa da, akşam güçlü bir canlılık kendini gösteriyor. Gündüz kahveler lokantalar açık,  saygı yok, caddede meydanda protesto için sigara içiliyor, Akşam iftar vakti çarşı pazar birden tenhalaşıyor herkes evine iftar edeceği yere gidiyor, pencerelerde  çocuklar neşeyle heyecanla  ezan bekliyorlar,  mübarek ayın şahidi oluyorlar.</p>
<p>Rahmet kapısı daima açıktır da; bu aylar da bu kapıya yönelmeler kitle halindedir. Bu ayda ilgisiz kalabalıklara da,  gencine yaşlısına da çağrı ulaşıyor;  tebliğ edilecek olan tebliğ ediliyor, Ramazan Ayı herkes için eşit bir fırsattır da;   değerlendirilmesi istifa edilmesi uyanık olmağa,  kararlı olmağa bağlı;  kimi çevrelerde ortam elverişli olmaz nefsi keyfi hareket edilir kolay tercih edilir,  ancak  Ramazan  Ayı ortamı kişinin sağduyusu ile birlik olur;  nefeslerin sayılı olduğunu, ömürlerin sınırlı, dünyanın fani olduğunu,  bu işin şakasının olmadığını hissettirir. Artık çevrenin menfi tesirine kapılıp bu ayı  gereği gibi değerlendirememek gaflete düşmek ilgisiz kalmak fırsatı kaçırmaktır.  Hasretle hicranla hüsranla bunun farkına varılır da,   gelecek Ramazan Ayını ihya etmeye niyet eder de;  acaba yenisine kavuşabilecek mi.</p>
<p>Ankara da Sümerbank ta beraber çalıştığımız bir kardeşimizin  önemli bir rahatsızlığı vardı, orucu da tutamıyordu,  Ramazan Ayını tutamamak yüreğine ok olmuştu, anlatırdı da;  Oruç tutmanın nasıl bir nimet olduğunu, aslını esasını onun sıkıntısından anlardık… Ramazan Ayında kendisini bir ıssız adada tek başına kalmış gibi hissettiğini söylerdi.  Çevresindeki herkesin  oruçlu olduğunu  kendisi tutamadığından  oruçluların yanına varamadığını, tutmayanlarla beraber  olduğunu ancak onlarla bir arada bulunmaktan rahatsızlık duyduğunu anlatırdı.  Hüzünle bir şekilde Ramazan Ayına temas ederdi.</p>
<p>1950 li yılları çocukluğumun  Ramazanlarını hatırlarım.  evler ona odaklanır, mahalle çarşı belli eder,  okullarda ise  ilkokul orta okulda öğretmene görev verilir, müdahil olurlar, ne desinler; çocuklara oruç tutmamalarını ders çalışmalarını öğütlerlerdi.  Artık Devlet Radyoları kısa bir iftar programı ile  ramazana katılmaya başladı. Ezan, kur’an, bir küçük sohbet olurdu da;  sohbete merkezi otoritenin sahip çıktığı; önce sohbet metninin istendiği  onay alındıktan sonra  ancak yayınlanabildiği anlatılırdı. Yüksek  öğrenimde sol kuruluşlar illaki kantinde koridorlarda sigaralı protestolar yaparlar, tanıdıkları oruçlulara sataşırlardı.</p>
<p>Televizyonla birlikte fazla bir şey değişmedi, ancak kanallar çoğalınca bir şeyler oldu, programlar arttı, kanallardan bir kısmı eski yeni ramazan aylarını işin pratiğini kolayını kaçamağını kullanarak gündeme getiriyorlardı.  Sonrası  hat ebru minyatür; şafak gurup doğa manzaraları ve  renkler desenler ; hac kabe umre canlı yayın ve eski yeni filmler vizyona konulmaya başlandı. 2000 li yıllara doğru, her Ramazan Ayı öncesi başlatılan toplumun bir kesimini yıldırmaya bezdirmeye yönelik programlar arttı.   Proğramlarda  oruc tutan kitleyi hedef alan ve onları aşağılayan görüşlere haberlere  yer veriliyordu.  2000 li yıllarda iftarı sahuru içine alan kapsamlı programlar izlenmeye başladı da; yine  bunlar televizyon idarelerinin klasik müzik eğlence kadrosunun ürünü oldu.</p>
<p>Uygulamada  yapım da hep kolay tercih edildi, bileninden görüş alınmadı ve  bildiğimiz sınırlar ön planda tutuldu ve  nev’i şahsına münhasır sıradan programlar ortaya çıktı.Vazgeçilmez müzik eğlence programları  da yapılan bir iki rötuş ile Ramazan Ayına adapte edildi,  Tasavvuf müziği proğramları sanatçıları artık sahneye sığmıyor oldu; okuyucular  yelekli, yakasız gömlekli kostüm giyiyorlar,  seyircilerden bir meraklı atmış kadar ud tanbur ney bendir  neyse  aygıt  saymış,    uygulama Tekke&#8217;dekinden farklı hale gelmiş, her ekip her televizyon kurumu kendi işlevi paralelinde bilgilendirme söyleşi tartışma programları hazırlıyor,  bunlar ölçüden kontroldan uzak şeyler, Ramazan Ayının özüne önemine katkı sağlayacak cinsten dikkatle hazırlanmış program olamadılar;  hani Ramazan Ayının kanto ile ne alakası var.   Bunlar mübarek günlerde ; mesela  Şehzadebaşını Direklerarasını, alakasız eğlenceleri, eğlencenin bayağısını, sıradanını, sırıtanını öne çıkarıyorlar,  belki bunları bir maksada mebni yapıyorlar,  netice de gerçeklere perde oluyorlar, izleyiciye  müsbet bir şey de veremiyorlar. Toplumun bir kesimine zaten  bu yaptıkları yavan geliyor,  izlemiyor itibar etmiyorlar da; bu proğramların hepsi izleyici buluyor, işin aslını bilmeyenler bir şey zannedip karşısına geçip oturuyor izliyorlar,  cemaat,  namaz,  dua, tesbih, tefekkür, itikaf&#8217;a  vakit ayıramıyorlar;  feyizden bereketten   nasipleri de olmuyor.</p>
<p>Toplum olur olmaz her şeye itibar ettiğinden midir nedense bir tuhaf hale geldi; artık düşünmüyorlar, sonunun nereye varacağının idraki içinde değiller, oruç hepimize farz orucun aslını öğrenmek farz  da bir yerde takılıp kalıyorlar, bir adım ileri gidip merakta etmiyorlar. Varsa yoksa iş imkan maaş eğlence;  gündüz bir türlü gece başka türlü ramazan ayı geldi de, ne yapmaları gerekirdi, yapabildiler mi, bir tereddüt  bir ağırlık ve bu arada ay gelip geçiyor ramazan da çıkıyor, cami mescid doldu taştı ise bunlar  camiye sohbete gidemiyorlar bir mübarek yüz göremiyorlar, namaz  sohbet hatim  ise geçiyor. Halbuki Ramazan Ayı önemli; oruç ise  kutlu ayın aslı esası ne kadar saf temiz, işte  bu ay bir fırsat, serapa kâr kazanç, dünyaya ahirete yararlı da,  biz öyle bir hale gelmişiz ki; kitaba ilmihale de bakamıyoruz, araştıramıyoruz, vaktimizi ise boşa harcıyoruz, vebali de boynumuzda takılı kalıyor.</p>
<p>Bilgi ne kadar gerekli,  öğrenmek lazım da ne engeller çıkarılıyor, toplumun değer yargılarında belli bir farklılık artık belirgin oldu.  Paralı ekonomi kendi önceliklerini kalabalıklara empoze ediyor. Manevi telkinat  da yok,  yol  gösterilmiyor, dert edinilmiyor.  Haydi bakalım vaktinizi boşa harcamayın diyen yok.  Neticede Ramazan Ayı da menfi  yönlendirmelerden etkileniyor,  hayatta ibadete istikamete  gereği gibi yer verilemiyor dikkat edilemiyor;  ay geliyor geçiyor,  kadir gecesi geçiyor farkında olunmuyor, istifade edilemiyor,  mahrum kalıyorlar,  maneviyattan uzaklaşıyorlar; zararın boyutundan da haberleri olmuyor. Mesela bir kadir gecesi gafletinin  bizi bin aylık ibadet sevabından mahrum ettiğini biliyoruz da; bunun bir ömür ibadete denk olduğunu takdir edemiyoruz, bir küçük gayretle kadir gecesini ihya etmek elimizde iken, bir çabamız olmuyor.</p>
<p>Bir gerçek var, ‘’Size Ramazan ayı geldi, bu ayın  ilk on günü rahmet, ikinci on günü mağfiret ve son on günü günahlardan arınmadır. o bereket ayıdır, o ayda tam hayır vardır, Allah (cc)  sizi rahmeti ile kuşatır, huzur iner, hatalar silinir, dualar kabul olur ve sizin rağbetinize de bakılır. ‘’  bunlar Ramazan ayının vasfı  aslı da şimdi kim  erişirde bağışlanmadan çıkarsa ‘’Burnu sürtsün.’’ Diye bir kayıt da var. Madem ramazana gerekli önemi veremedi tenbellik ettiyse;  fırsatı kaçırdıysa nefsine keyfine aşağılık kimselere uyduysa,  onlara itibar ettiyse, ihmal etti kayıtsız kaldıysa,  şeytana uydu  vaktini önemsiz şeylere  harcadıysa ; kaybı büyük olmuştur, kusur da kendisinindir;  artık  &#8221;Hor hakir olmayı.&#8221; hak etmiştir, ‘’Burnunun sürtülmesine,&#8221;  de  layıktır.</p>
<p>Özetle eski  kandilleri biz  mumlarla,   ramazan ayını   beşli yedili gaz lambası ışığı , mütevazi sofralar,  börekli katmerli hoşaflı sahurlar ve coşkulu birlikteliklerle hatırlıyoruz. şimdiki gencler mübarek geceleri   ilerde  belki kandil simidi ve  ramazan  aylarını  belediye iftarları  namaza ibadete saygılı olmayan  etkinlikler ile hatırlarlar.   o kutlu günler geldi geçti,  nasibi olana yenisi geliyor. şimdi biz  bir hazırlık yapalım usulüne uygun olarak  yaşamak için günlerin gecelerin biraz perdesini aralayalım  içine nüfuz etmeye çalışalım, mutlaka bize verebilecekleri tatmin edici hediyeleri olacaktır;  bu sağduyu olur, nefis tasfiyesi olur, iç huzuru olur, kalb temizliği olur.  Güzellikler kazanırız, bir yere tutunuruz, dayanırız,  sağlam basarız.  İşte şimdi tam olarak bilemediğimiz bu edinimlerden bir şey armağan ederde, bakarsın  bizi dünya ahiret bahtiyarlığına ulaştırır.</p>
<p>İki tarafımızı görürüz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/kerem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İhtiyaç</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/ihtiyac/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/ihtiyac/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jan 2010 19:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Abdil Ağa]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan Barı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateş Böcekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Çayderesi]]></category>
		<category><![CDATA[Devre toplantısı]]></category>
		<category><![CDATA[Fen Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç]]></category>
		<category><![CDATA[politikanın dibaçesi]]></category>
		<category><![CDATA[Şakşuka]]></category>
		<category><![CDATA[Şehremini]]></category>
		<category><![CDATA[sümerbank]]></category>
		<category><![CDATA[Tercüman gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=589</guid>
		<description><![CDATA[İktisad ilminde ihtiyaç &#8220;Tatmin edilmediğinde ızdırab ve acı veren tatmin edildiğinde haz veren bir his.&#8221; olarak tarif edilmektedir. İhtiyaç iktisadın konusudur. Taleb ihtiyaçtan doğar. İhtiyaç mal ve hizmetle giderilir. Mal hizmet talep ekonominin önemli unsurlarındandır. Babam rahmetli ihtiyaç ile ilgili olarak &#8220;Lazım şol bir şeydir ki olmayınca olmaz.&#8221; derdi. çoçukluğunu anlatırdı: 1923 yılı sonrasını, Anadolu&#8217;nun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/01/ihtiyac1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-626" title="ihtiyac" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/01/ihtiyac1.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/01/ihtiyac.jpg"><br />
</a>İktisad ilminde ihtiyaç &#8220;Tatmin edilmediğinde ızdırab ve acı veren tatmin edildiğinde haz veren bir his.&#8221; olarak tarif edilmektedir. İhtiyaç iktisadın konusudur. Taleb ihtiyaçtan doğar. İhtiyaç mal ve hizmetle giderilir. Mal hizmet talep ekonominin önemli unsurlarındandır.</p>
<p>Babam rahmetli ihtiyaç ile ilgili olarak &#8220;Lazım şol bir şeydir ki olmayınca olmaz.&#8221; derdi. çoçukluğunu anlatırdı:<br />
1923 yılı sonrasını, Anadolu&#8217;nun yokluk yıllarını, para yok, un buğday yok, yiyecek giyecek yok. Karahisar&#8217;da millet zaruret içinde&#8230; Araziden ekilen dikilen mahdut, üretim işte o kadar. Bulamayan kırlara dağlara çıkıyor.Ne bulursa topluyor getiriyor, onunla gününü gün etmeye çalışıyor. Halk yardımlaşarak ayakta durabiliyor&#8230; İşte o yıllarda yazın ekinler biçilmiş, harman yerine getirilmiş, tarlalar anız&#8230; herkes &#8220;Başak toplamaya.&#8221; gidiyor; tarlanın kıyısında köşesinde kalan dökülen başakları toplayıp getiriyorlar&#8230; Bizde bir kaç kişi gittik, tarlarda bulduğumuz başakları torbamıza doldurduk,sırtladık getirdik. evde uğraştılar, samanını ayırdılar; bir çuval kadar arpa oldu. Öğütülecek, değirmen Çayderesinde, üç saatlik yol. Komşulardan hayvanı olan birinden hayvan buldular. Arpayı götürdüm değirmende öğüttüm geldim. Ekmek yaptılar. Arpa ekmeği mis gibi kokuyor. Karnımız doydu, evde ferahlık oldu,  konu komşuya ikram edildi. Arpa ekmeği ile herkes bayram etti.<span id="more-589"></span></p>
<p>1960 yılı yazı İstanbul Şehremini, öğrenci yurdu yemekhanesi&#8230; Okullar tatil yemek çıkmıyor. Yemekyapan kendi yapıyor&#8230; Fen Fakültesi öğrencisi bir ağabey falan yerde iş&#8217;te çalışıyor. memlekete gitmiyor&#8230;Akşam işten dönmüş mutadı vechile karşıdaki bakkaldan yumurta domates ekmek almış; ispirto ocağı var.&#8221;Şakşuka&#8221; yapmış yemiş. Tiryaki, fakat sigarası çoğu zaman olmaz. İstemeden birisi sigara vermiş, içiyor. Halinden pek memnun kaldığı anlaşılıyor.  &#8220;Makbule geçtiğini&#8221; izhar etmek için &#8220;işte bu keyf bir buçuk milyon liraya değer.&#8221; diyor. Yüzelli lira ile bir ay rahat rahat geçinen öğrenci sigaraya alışmış, kendisine ihtiyacı olmuş, arkadaşından bir sigara bulmuş keyf çatıyor, kendisine göre keyf bir buçuk milyon lira&#8230;</p>
<p>Bizim kuşağın yıllarında hali vakti yerinde köklü bir aile bir münasebetle cemiyet tertipler.Evin hacıannesi konu komşusuna yakın çevresine mükellef bir yemek verir.Çorbalar kebaplar yemekler tatlılar hazırlanır, özenilir,sofra donatılır.Sofrada eksik bir şey bırakılmaz&#8230;Çağrılılar gelirler, besmeleyle başlarlar, ev sahibesi aralarında döner durur &#8220;Buyrun çekinmeyin, sünnetleyin.&#8221;der, yedirir.   Konuklarda yerler içerler sünnetlerler,sofradan çekilecekler, dua edilecek; ağzı yakışan biri uzunca güzel bir dua eder:<br />
-Sahibi cemiyet cennete yedi kapısından da girsin, melekler karşılasın, huriler divan dursun, cennet kuşları başının üzerinde dönsün.<br />
diye ilave eder.Herkes amin der.Hacıanne de memnun kalır.Sofradan kalkarlar, birer ikişer ellerini yıkayıp oturup konuşuyorlar.Birisi fesat çıkarır:<br />
-Hacıanne cennetin sekiz kapısı var, siz yedi kapıdan girdiniz. Peki sekizinci kapı ne olacak?<br />
der.Hacıanne telaşlanır.Sekizinci kapıdan da girsin denilmedi ya dua edene döner;<br />
-Yani ben şimdi sekizinci kapıdan giremeyecek miyim?<br />
diye sitem eder.Adam:<br />
-Evet cennetin sekiz kapısı var. Sekizinci kapı için dua edeceğiz.Yalnız çaydan sonra&#8230;<br />
diye cevap verir.Hacıanne çayın hazırlanmakta olduğunu zaten verileceğini bildirince, adam:<br />
-Hepimizin işi gücü var, içmeden gitmeyelim, nerde getirin çayları, yudumlayalım duayı ikmal edelim.<br />
diye cevap verir.</p>
<p>Çay demleniyor zaten de bekleyecek durumda değiller.Zamanı geçmeden acele istiyorlar; ellerine bir çay tutuşturulsa rahatlayacaklar sıkıntıdalar&#8230;Tabi yemek mükellef,  konuklar ikram edileni afiyetle yediler,  hararet bastı,  akıllarında çay yoktu, çay da ihtiyaç oldu&#8230;</p>
<p>Diğer taraftan fırsat ve kaynak bulunursa ihtiyaçlar duruma göre çeşitlenip artabiliyor.  Boyut kazanıyorlar.  1970&#8242;li yıllar;   bir siyasi partinin kuruluş yıldönümü kutlaması yapılıyor.haberi Tercüman gazetesinden okuyoruz:</p>
<p>İl Teşkilatının Balosunda büfelerde yetmiş yedi çeşit yiyeceği ondört dakikada kendi kendilerine harıl harıl yerlerken, sahneye çıkan &#8220;Ateş Böcekleri&#8221; taklit yapmaya başlayınca çatallar bıçaklar bırakılarak alkış tutulmuştur. Başta Başkan olmak üzere bütün partililer kahkaha atmaktan kendini alamamışlardır.Saat başı renk değiştiren havuzun kenarında ve mum ışığında düzenlenen kuruluş balosunun programını falan sanatçı açmıştır.&#8221;<br />
Fırsat buldular mesafe katetdiler, yetmiş yedi çeşit yiyecek ondört dakikada tüketildi. Partili iştirak etti,  görevini yaptı, herkes iştahlı, gönüllerince yiyorlar, içiyorlar, eğleniyorlar;   kah kah kih kih gülüyorlar&#8230;Yahu bu nedir ne oluyor diye sorulursa eğer; cevap hazır:<br />
-Bu politikanın dibaçesi ana ilkelerindendir&#8230;</p>
<p>kiminin bunu kabul etmek kolayına gidiyor. Kaynak buldular, çeşidi artırdılar, biz böyle gördük , adettir ananedir&#8230;   Diyorlar, cevap veriyorlar&#8230;</p>
<p>1971 yılı mayıs ayı,  Kayseri Sümerbank Pamuklu Sanayi Müessesesi&#8230; Devre toplantısı yapılıyor, yurt  çapındaki Sümerbank yetkilileri toplanıyorlar birimlerinin üretim satışı  stokları inceleniyor, tesbitler yapılıyor.İki gün olarak sabah öğle çalışma yapılıyor, gece program düzenleniyor,temsilciler bilgilendiriliyor.Kayserinin sınai kuruluşlarından bir meşrubat firmasına teknik bir gezi düzenlenmiş; gece gidiliyor, meyveden mamule işletme geziliyor. Sonra sosyal tesisleri gösteriliyor. Burası yemekhane, burası duşlar, şurası spor alanı vesaire. Bir de bir salonda köşeye çaprazlama raflı bir pano koymuşlar, şişeleri yerleştirmişler; burası &#8220;İşçi Amerikan Barı&#8221; dediler. Baktık eğreti duruyor, şöyle hiç kullanılmamış gibi bir bilgi çıkarttık, sevindik. Herhalde göstermelik diye düşündük. Gösterdiler rahat ettiler.</p>
<p>Artık hangi akla hizmet etmek istiyorlar, kendi işçisini nereye yönlendiriyorlar.Kim böyle bir şeyi yapın demiş belli değil, inanç ahlak örf nazara alınmadan ihtiyaç gösteriyorlar, vurgu yapıyorlar&#8230;</p>
<p>Nihayet günümüz  Amerikası, Muasır medeniyet.. Amerika&#8217;daki kurum ve kuruluşlarda çalışma ortamında aperatif masaları bulunduğu anlatılıyor.  Herkes canları istediğinde öğün beklemeden bir vesileyle gelip geçerken atıştırabiliyorlar.  Masalarda hafif sayılan, kalorisi düşük yiyecek içecekler iştah açıcılar hazım kolaylaştırıcılar v.s var.  Sonra öğün yemekleri baki&#8230; hani dünya piyasalarının ucu oraya varıyor, her yerden nasipleri var ya, bir taraftan yiyorlar işte..  Bu birazda bizim karahisarlı Abdil Ağa&#8217;nı işine benziyor. Abdil Ağa bakkal; dükkanı evinin önü sabah akşam dükkanda,  önemli olan Abdil Ağa&#8217;nın yemekleri,  yemekleri yalnız yemesi. Çocukları torunları yemek yerken bakıyorlar, &#8220;Buyrun &#8221; demiyor, açık sözlü de &#8220;Ben kazandım ben yiyeceğim, siz sonra yersiniz&#8221; diyor &#8230;</p>
<p>Amerika&#8217;da şişmanlık had safhada giyim ve ayakkabı imalatında kalıplar değişmiş.  Artık Amerikalı  aklına geleni  ihtiyaç sayıyor..Amerikalıda bir tuhaf olmuş sonuçlarına da  katlanıyor&#8230;Özetle kişinin dolayısıyla toplumun ihtiyacı sonsuz. Bir seviyeden sonra ihtiyaçların karşılanması sorun olmaktadır.Günümüzde ihtiyaç abartılmış, eskilerin tarif ettiği  gibi &#8220;Olmayınca olmaz&#8221; esası  ile alakası kalmamış&#8230;Gösteriş keyf ve teferruat üzerine bina edilmiş &#8230;  Ekonomilerde kişi başına tüketim  esas alınmış, bu tüketimleri standartı oluşmuş ve bir çıkmaza girilmiştir.</p>
<p>Şimdi artık İhtiyaçlar tatmin edilmeye çalışılırken bu defa üstesinden gelinemiyecek  kişisel ve toplumsal problemler ortaya çıkmaktadır. Herkes bu problemlerle uğraşmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/ihtiyac/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sümerbank</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/babamin-hikayeleri-sumerbank/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/babamin-hikayeleri-sumerbank/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2009 09:17:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[basma]]></category>
		<category><![CDATA[pazen]]></category>
		<category><![CDATA[sümerbank]]></category>
		<category><![CDATA[yama]]></category>
		<category><![CDATA[yamalık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.eminkelekci.com/blog/?p=349</guid>
		<description><![CDATA[1940&#8242;lı yıllar. Nüfusun yüzde seksen beşi köylerde yaşıyor. Para yok, ziraat iş gücüne dayalı, ticaret sınırlı, ışık yok, od yok. Harp var. Askeriye yiyecek giyecek stoku yapıyor. Vatandaş yokluk içinde. Bez basma çul çaput karneye bağlı. Sümerbank malları bilmem kaç numaralı vesikaya hane başı basma, pazen neyse kura ile sadece iki metre olarak verilebiliyor. Bedeli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-352" title="sumerbank" src="http://www.eminkelekci.com/blog/wp-content/uploads/2009/06/sumerbank.jpg" alt="sumerbank" width="444" height="169" /></p>
<p>1940&#8242;lı yıllar. Nüfusun yüzde seksen beşi köylerde yaşıyor. Para yok, ziraat iş gücüne dayalı, ticaret sınırlı, ışık yok, od yok. Harp var. Askeriye yiyecek giyecek stoku yapıyor.</p>
<p>Vatandaş yokluk içinde. Bez basma çul çaput karneye bağlı. Sümerbank malları bilmem kaç numaralı vesikaya hane başı basma, pazen neyse kura ile sadece iki metre olarak verilebiliyor. Bedeli mukabili&#8230;</p>
<p>Herkes ne yapsın bulduğunu giyiyor. Eskiyen giyecekleri eli yakışanlar tamir edip yamayıveriyorlar, yenileniyor. İşte Kütahyalı köylü kızının da şalvarını anası gece yamamış. Hem de allı dallı basma parçasıyle&#8230; Kız da beğenmiş yamayı hani&#8230; Sabahı zor etmiş. Sabahleyin giydiği gibi soluğu çeşmede almış. Su dolduracak, yamalığı gösterecek. İstediği gibi bakmış komşunun oğlu köpeği ile çeşmeye geliyor.</p>
<p>- Oğlan oğlan köpeğine sahip ol. demiş. Oğlan;</p>
<p>- Ne olmuş köpeğime bilirsin mazlım köpektir. Bir şey yapmaz ki demiş. Kız;</p>
<p>- Ya köpeğin mazlım ama. Şalvar yamalı bak. Gelir gelir de anamın yeni yamadığı şu şalvarı ısırırsa demiş. Yamalığı göstermiş. Rahat etmiş&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/babamin-hikayeleri-sumerbank/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

