<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Babamın Hikayeleri &#187; Tren</title>
	<atom:link href="http://www.babaminhikayeleri.com/tag/tren/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.babaminhikayeleri.com</link>
	<description>İhsan Kelekçi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Feb 2012 18:38:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kaymaklı Kadayıf</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/kaymakli-kadayif/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/kaymakli-kadayif/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Sep 2010 19:09:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[1980]]></category>
		<category><![CDATA[adapazarı]]></category>
		<category><![CDATA[balıkesir]]></category>
		<category><![CDATA[Çay]]></category>
		<category><![CDATA[cuma]]></category>
		<category><![CDATA[eda]]></category>
		<category><![CDATA[erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[eşşoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[gubeyli]]></category>
		<category><![CDATA[hırsız]]></category>
		<category><![CDATA[hısınlı]]></category>
		<category><![CDATA[ictima]]></category>
		<category><![CDATA[istasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kaymaklı kadayıf]]></category>
		<category><![CDATA[kayseri]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[kubeyli]]></category>
		<category><![CDATA[maç]]></category>
		<category><![CDATA[mütevekkil]]></category>
		<category><![CDATA[simit]]></category>
		<category><![CDATA[Tren]]></category>
		<category><![CDATA[tufeyli]]></category>
		<category><![CDATA[vukuat]]></category>
		<category><![CDATA[yedek subay okulu]]></category>
		<category><![CDATA[yokluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=858</guid>
		<description><![CDATA[Kaymaklı kadayıf duyulan dinlenen hatırlanan birkaç hikayeden ibarettir. Sondaki hikaye kadayıfla ilgilidir; &#8230; Antalya&#8230; Adam askeriyeden emekli, arkadaşları ile kurdukları yapı kooperatifinin evinde oturuyor. Ailesi ile birlikte çıktığı kısa bir seyahatten eve döner. Kapıyı açar, her yeri dağınık, karışık bulur. Masa komodin üstleri, duvarlar nereye baksa alınanlar belli;  telefon saat çakmak çerçeve gitmiş. Daha ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/09/kaymakli.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-873" title="kaymakli" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/09/kaymakli.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></p>
<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/09/kaymakli.jpg"></a>Kaymaklı kadayıf duyulan dinlenen hatırlanan birkaç hikayeden ibarettir. Sondaki hikaye kadayıfla ilgilidir;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Antalya&#8230; Adam askeriyeden emekli, arkadaşları ile kurdukları yapı kooperatifinin evinde oturuyor. Ailesi ile birlikte çıktığı kısa bir seyahatten eve döner. Kapıyı açar, her yeri dağınık, karışık bulur. Masa komodin üstleri, duvarlar nereye baksa alınanlar belli;  telefon saat çakmak çerçeve gitmiş. Daha ne gitti ise&#8230; Eve hırsız girmiş.</p>
<p>Hırsızın insafı mı olur? Aklı beylik tabancasında, altınında kuruşunda&#8230;   Sıcağı sıcağına olabildiğince   sağlıklı şahitli mukni tesbit gerekiyor, biraz sonra  polis çağıracaklar, neyin çalındığını soracak.  Evde tabanca falan da var ya;    çalınmışsa  eğer  arkasından uzun bir formalite daha var.<span id="more-858"></span></p>
<p>Ne yapsın hemen yukarıdaki arkadaşına çıkar, durumu anlatır, beraber inerler, kağıt kalem tesbit yapacaklar. Önce beylik tabancasını koyduğu yere gider,  yatağın yorganın içine üst üste istif edildiği gömme dolap, Efendi koyduğu yeri tahmin eder; &#8220;Bismillah&#8221; der, elini sokar. Tabancasını çekip çıkarır, derin bir nefes alır&#8230;</p>
<p>Sonra hanımına altınlarını koyduğu yere bakmasını söyler,  hanımefendi de yine gömme dolaptaki yatak yorgan yükü arasında  koyduğu yere besmele ile  elini sokar&#8230;  Altınlarının içinde bulunduğu çantayı  çıkarır,  içi dolu,  vukuat yok.   Efendiye verir: &#8220;Bunlar için mütevekkil olmuştum.&#8221; der.</p>
<p>Maksat hasıl oldu ya, artık giden gitsin;  telefon saat çakmak gümüş çerçeve daha ne alıp gitti ise &#8220;Bu iş bitmiştir&#8221; der. Arkadaşını misafir odasına buyur eder. Hanımından kendilerine kahve yapmasını ister. Havadan sudan konuşurlar.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Balıkesir&#8230;  Davarlar kesilir, kazanlar kurulur, yemekler kebaplar pilavlar pişirilir,  tatlılar yapılır;   düğün dernek&#8230;  Hatırlılar  da davetli. Adamı da çağırırlar. Tabii gitmek lazım, giyinir kuşanır hazırlanır çıkar.  Çağrılıdır, davete gittiği belli&#8230;</p>
<p>Çağrılı olduğu belli ya, birisi yanına gelir kendisini de beraber götürmesini söyler. Adam &#8220;Olur mu sorarlarsa  ne derim?&#8221; falan derse de  &#8221;Tufeyli&#8221; dersin;   yâni bir çağrılının yanında birini getirmesi doğaldır, bir kişi götürebilirsiniz  beni götürün, bu ayıplanacak bir şey değil demeye getirir, beraberinde gider.</p>
<p>Giderlerken az ilerde bir kişi daha çıkar,  &#8221;Siz çağrılısınız galiba?&#8221;  der. Kendisini de  çağrıya beraber götürmesini  ister.  Adam yine, &#8220;Olur mu sorarlarsa ne  derim?&#8221;  dediyse de;  adam,  &#8221;Kubeyli&#8221; dersin der. Yâni bu kalender, &#8220;yevmin cedid rızkın cedid&#8221;, geçimi  kendisine dar.  Çağrıya bir başkasının yanında gelmenin hata olduğunu biliyor  hatalı kusurlu&#8230;  Fakat  zarurete  binaen  geldi  işte  diye, anlarlar bir şey demezlere getirir. O da peşine düşer&#8230;</p>
<p>Üçü gidiyorlar az ilerde bu defa bir başkası  daha yanaşır,  o da kendini beraber götürmesini rica eder. Adam kızar,  öteki ısrar eder yalvarır,  ne derse cevap verir uzatır&#8230;  &#8221;Olur mu götüremem , üç olduk , sorarlarsa ben  ne derim?&#8221; deyince  sonuncusu;  &#8221;Merak etmeyin onlar beni bilirler.&#8221; der.  Laf söz dinlemez arkalarına takılır.</p>
<p>Davet yerine dört kişi geldiler ya cemiyet sahibinin canı sıkılır.  Adamı karşılar hâl hatır sorar, çevresindekilere bakar. Sağındakini gösterir.  &#8221;Kim?&#8221; olduğunu sorar. Adam:</p>
<p>- &#8220;Tufeyli.&#8221;</p>
<p>der, bir şey demez.  Tamam bir kişi getirebilir.  Buyursun.   Solundakini gösterir. &#8220;Kim?&#8221; olduğunu sorar. Adam:</p>
<p>- &#8220;Kubeyli.&#8221;</p>
<p>der.  Bir şey demez,  zaruret getirmiş  olabilir.  Baş üstüne  der. Arkadaki adamı tanır biraz önce  geldi doyurdular, istedi verdiler, zorla uzaklaştırdılar. Onu gösterir sorar;</p>
<p>- Ya bu eşoğlu kim?</p>
<p>der.  Adam  şaşırır cevap veremez, fakat gösterdiği  pişkin adam, beraberinde geldiği adama döner ve:</p>
<p>- Ben size merak etmeyin onlar beni  bilirler,  demedim mi ?</p>
<p>der.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Erzurum&#8230; Mahalli tabir öyle Hısınlılar, sert mizaçlı  değer yargıları farklı adamlar,  kendilerine göre değişik kuralları var.  İçlerinde çevrelerinde başkalarını barındırmazlar&#8230; Bu Hısınlıların bir uğraşı da yaz nihayetinde &#8220;değişe çıkmak&#8221;&#8230;  Peynirleri var. Köylerde kasabalarda peynirlerini zahire ile değişir ihtiyacı olan buğdayı arpayı temine çalışırlar.</p>
<p>Hısınlılar yine bir yaz sonu  peynirlerini hazır etmişler, atları katırları üzerine yüklemişler topluca değişe çıkıyorlar.  Ekmeklerini almışlar, peynirleri zaten var. Peynirin bittiği yerden dönecekler.  Bir süre yol alırlar, sonra bir yere gelir konaklarlar. Kendileri hayvanları dinlenecek, karınlarını doyuracaklar.  Herkes ekmeğini peynirini alır bir bucağa çekilir, usulleri öyle karınlarını doyuruyorlar.</p>
<p>Oradan geçmekte olan bir jandarma  bakar bir kalabalık gelmiş,  ayrı oturmuş ayrı yiyor, hepsi peynir ekmek yiyor, buyur eden yok. Buyur etseler yiyecek  değil, işte karakol karşıda,  karakol  tayın çiğden veriliyor, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında&#8230; Kırda arazide yemenin bir  usulü de var. Kim olursa  buyurun denir, bir teklif edilir&#8230;  Tuhafına gider,  tek tek dolaşır nereli olduklarını sorar:</p>
<p>- Hısınlıyız</p>
<p>derler. Bu sefer kızar. &#8220;Hem hepiniz Hısınlısınız, hem ayrı ayrı karın doyuruyorsunuz&#8221; der. Jandarma ya, bunları  bir araya getirir, ekmeklerini peynirlerini toplar ortalarına  koyar; &#8220;İşte şimdi yiyin&#8221; der. Sırtında tüfek, az ileride karakol var ya, seslerini çıkarmazlar, bir şey demezler. Başlarlar ortadan yemeğe&#8230;  Biraz sonra jandarma karakola doğru yönelir,   gidiyor uzaklaşıyor ya;  Hısınlıların birisi:</p>
<p>- Jandarma bir eşşeklük etti; peyniri ekmeği karıştırdı. Peynirin ayrılacağı yok ortadan yiyin;  ekmek belli,  herkes ekmeğini tanısın, başkasının ekmeğini yemesin.</p>
<p>der.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>1980li yıllar.. Adapazarı&#8217;nda  istasyon var ya, nedense İstanbul için önce tren düşünülüyor.  Ailesi İstanbul&#8217;da olan  bir öğretim üyesinin de  bir tren hatırası var.   Her hafta pazar günü son trene  binip geliyor,  bir evi de Adapazarı&#8217;nda &#8230;  Yine bir pazar gecesi Adapazarı&#8217;na gelecek , bindiği tren yavaşlıyor, duruyor, bekliyor. Tarifeye göre saat 12 den önce varması lazım,  saat 12 yi geçtiği hâlde daha yollarda . Zaten tren tenha, istasyonu  gelen iniyor, vagonlarda üçer beşer kişi kalmış, yolcular sıkılmış&#8230; Bu defa tren yaklaşıyor  yol buldu ya, hızlanıyor,  kapı pencere açık aralık, sesler gürültüler arasında rötarını kapatmaya çalışıyor.  Üstüne üslük tahammül  dışı,   can sıkıntısı  baş ağrısı içinde,   hoca  birkaç bardak içerim kendime gelirim; &#8220;Eve varayım, Çay suyu koyayım.&#8221; diye düşünüyor.  b</p>
<p>Bir süre sonra geliyorlar. İniyor evine gidiyor. Düşündüğü gibi çay suyunu ocağa koyuyor. Pijamalarını giyiyor, televizyon kanallarını karıştırıyor, bakıyor tatsız şeyler, kapatıyor. biraz sonra çay suyu kaynayacak, çay demleyecek beklemesi lazım.  Şöyle bir uzanıyor.</p>
<p>Uyuyakalıyor. Gecenin bir vaktinde alışık olmadığı bir koku ile uyanıyor.  Tuhaf  elektrikler yanık, mutfakta ocak üzerine su koymuştu,  gidiyor bakıyor ki; vah vah.  Demliğin suyu bitmiş kızarmış, kıpkırmızı olmuş, üzerinde ki  çaydanlık kararmış, ocak yanmaya devam etmekte . Her an felaket olabilir.  Çaresi yok kendini toplar, yavaşça ocağa yaklaşır, düğmesinden söndürür.  Mutfak pencerelerini açar, daha uğraşmaz. Gider yatağına yatar. Çay içemedi olsun, korktuğu başına gelmedi ya rahat bir uyku çeker.</p>
<p>Sabah kalkar. Gece bir felaket bir kâbus olmadı ya;  koruyan  korudu.  Demlik çaydanlık ocağın üstünde soğumuş, çöpe atılacak. Mutfak havalanmış.  Sabah çayı da içemeyecek,   adam sen de  olsun çay ise  ne olacak her yerde içer. Hazırlanır neşe içinde işine gider.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Kayserili işçi&#8230;  İstanbul&#8217;da inşaatlarda boya badana işinde çalışırken yurt dışına gider. Uzun müddet çalışır. Kesin dönüş yapar, emekli olur, İstanbul&#8217;a yerleşir.  Evi arabası olur. Çocuklarını iş güç sahibi yapar. Kendisi de iş takip eder.  Babası anası memlekette yaz kış bir vesile ile onları ziyaret eder. Bir müddet kalır, bazen uzatır  bir iki ay durduğu olur.</p>
<p>Yıl 2009  yine bir münasebetle Kayseri&#8217;ye gider. Yerleri merkeze yakın. Babasının bahçesi tarlası ahırı kümesi var, onlarla meşgul oluyor. Bu misafir geziyor, dolaşıyor. Arada Kayseri&#8217;ye iniyor;  hacet ihtiyaç ziyaret için geziyor, iki tarafına bakınıyor, vakit geçiriyor, eve dönüyor.</p>
<p>Yine bir Kayseri gezintisinde bir fırın önünde çuvallamış  bayat ekmek koymuşlar satıyorlar;  Fırıncı hesabını yapmış, bayat ekmekleri çuvala doldurmuş, 5 lira etiket koymuş. Parasını veren götürüyor. Bu da Kayseri&#8217;li bir hesap ta bu yapar, köyde hayvan haşarat var, bir şekilde verilebilir, ucuza da gelir der, bir çuval alır gider.</p>
<p>Babası anası,   nimet bayat ekmek çuvalla  geldi ya ;  yokluk yıllarını hatırlar duygulanırlar. Unun buğdayın olmadığı yılları. Şaşırıp kaldıkları yılları. Kıtlık yıllarını&#8230; Neticede arpa kepek yerine hayvanlara ekmek verir yedirirler;   memnun kalırlar. İşe yaradı ya bu da ; Kayseri&#8217;ye indikçe bir çuval getirir, bu minval üzere mala verirler.</p>
<p>Yine bir Kayseri ziyaretinde işlerini görür, eve dönecek. Çuvalla ekmek almaya fırına gelir, bu defa ekmek çuvallarının yanında bir iki simit çuvalı&#8230;  Bir çuval bayat simit, üzerinde fiyat 5 lira&#8230; Bu sefer simit götüreyim der. Bir çuval simit alır götürür. Mala verilecek.</p>
<p>Babası anası  bu defa simidi görünce yine eski yılları hatırlarlar.  yaşadıkları  yılları ,  duyup dinledikleri yılları&#8230; Cennet mekan Abdülhamid Han&#8217;ın askerlerinin aşı yemeği yokmuş  ki. Varsa kuru peksimet. İşte bu; bayat simit&#8230; Çanakkale&#8217;de Balkanlar&#8217;da  kimi zaman peksimet de yokmuş. Seferberlikte ne vardı, asker ne yerdi? Halk çoluk çocuk ne yedi?  bulduklarını yediler&#8230; Tarlalar boş, kim ekecek?    Kim sürecek?  Öküzün boğazına kim bakacak?  Herşey dirlik ile. Dirlik yok. Bahçedeki ağaçta erik kayısı, dağda kırda armut ahlat ne bulunursa ekmek yerine o yeniliyor&#8230; Akıllarından bunlar geçer. Anası der ki;</p>
<p>- Oğul sen biraz bana simit ayır.</p>
<p>Hepsini mala verme birazı kalsın, ben yerim demek istiyor. Oğlu;</p>
<p>- Bunlar bayat simit.  Ana nasıl yersin? Yenecek şey değil ki&#8230; deyince, anası;</p>
<p>- Islatırım  beze sararım, biraz beklerim, yerim. Çoluğa çocuğa konuya komşuya da veririm. der&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Yedek Subay Okulu. Kalabalığı olmayan bir sınıfın yedek subayları eğitiliyor. Yedek subay adaylarının yaşları farkları. Yaş ortalaması yüksek, meslekleri değişik. Uyum da sağlanamıyor. Bir gevşeklik sürüyor.</p>
<p>Sabah içtiması neden sonra yapılabiliyor. Tekmil, tekmilden sonra spor, sporda dökülüyorlar. Yarıda kesiliyorlar. Pentantlona yanaşan yok, kıyısında geçiyorlar. Ders ise dinleyeni var, dinlemeyeni var. Öğleden sonraki içtima da aynı. Eğitimde görevli kısım kıdemlilerini dinleyen yok, etkin olamıyorlar.</p>
<p>Haftada bir gün gece yürüyüşü,  ışık disiplini, ses disiplini&#8230; Ders ve uygulama;   diğer geceler sinema&#8230; Kantine gelir olsun diye sinema teşvik ediliyor. Sinema olunca yatakhanelerde sükun sessizlik sağlanamıyor. Saatinde ışık lar sönmüyor. Asker yatacak, yatamıyorlar. Sinemadan gelenler de uykuyu dağıtmış olarak geliyorlar,   hadi bakalım  iskambil partisi başlatıyorlar. Artık kim uyuyabiliyorsa uyusun. Bir kesim kendini bırakmış aldırmıyor, bir kesim stres içinde sıkıntılı.</p>
<p>Bölük komutanı, yüzbaşı gayretli, içtimalarda öğüt veriyor, yol gösteriyor, her zaman kendilerine yardımcı olacağını söylüyor. Küçük büyük sorunları olduğunda gelmelerini ısrarla ifade ediyor. Giden gidiyor; yemeği perhizini, şartları tutmayan hafta sonu iznini, kilosunu, koşulardan muaf tutulmasını,  konu ediyor, ne sıkıntısı varsa yüzbaşıya gidiyorlar; ilgileniyor.</p>
<p>Herkesin bir derdi var, değirmencinin derdi de su, su gelirse çark döner buğday un olur. Hak alır  ambar dolar. Bir başkasının sıkıntısı da cuma namazı; yüzbaşı gelin dedi ya gider, zaten öğle tatiline rastladığını, belki bir 15 dakika izin gerekebileceğini anlatır, izin ister. Yüzbaşı; dinler, düşünür, cevap veremez, sıkılır ve bağırır;</p>
<p>- Program çok yüklü, vakit bulamazsın!</p>
<p>der. Bu herhalde gidemezsin anlamındadır. İzin isteyen: &#8220;programın yüklü olduğunu söylüyorsunuz ama görüyorsunuz biz adaylar aylak avare dolaşıyoruz&#8221; diyemez.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Adam başarılı bir idareci, çalışkan bir mühendis, Türkiye&#8217;nin belli başlı projelerinde görev üstlenmiş. Sonra uzun yıllar genel müdürlük yapmış, hala görevde&#8230; Bilgili, hatırnaz, hassas, sohbet ehli, güzel anlatır güzel dinler, vakti de kıymetli, boş geçirmiyor. Temel kitapları, tefsiri, ihyayı tekrar tekrar okuyor, meali tavsiye ediyor. Okuyacakları tekrarlıyacakları sıralı; izleyeceklerini seçiyor. Planlı, hali vakti de yerinde. Ve ehli tarik.</p>
<p>Takım da tutuyor. Futbolla, takımının maçları ile, milli takımla, dünya kupası ile ilgileniyor. Çoğumuzun dikkat etmediği hususları öne çıkarıyor. Kendisi genel müdür ya, genel müdür yardımcısının birisi de aynı takımı tutuyor. Bir araya geldiklerinde konularının  önünde ortasında &#8220;ne olacak şu bizim takımın hâli&#8221; diye dertleşiyorlar. Kızı da yetişkin, o da aynı takımı tutuyor, söz de vermiş kızına  &#8221;Seni maça götüreyim .&#8221;   diye.</p>
<p>Takımının falan takımla maçı var. Önemli bir maç. Yardımcısı ile sözleşirler, maça gidecekler. Kızını da alır, üçü maça giderler. Numaralı tribüne otururlar. Stad kalabalık, coşku tezahürat, maç başlar. Birinci devrenin bilmem kaçıncı dakikasında akşam ezanı okunur. Biraz da geçer. Seccadesi var, abdestli, stad da kıldığı yer belli,  gidiyor akşam namazını köşesinde bucağında kılıp geliyor.</p>
<p>Yardımcısı namazında niyazında da öyle pek merakı yok. &#8220;Ha eda ha kaza&#8221; fark etmiyor. Gece evde yatsının arkasından kaza ederim düşüncesinde, aldırmaz. Efendi de durdurmaz, &#8220;vakit geçiyor&#8221;, &#8220;ne duruyorsun&#8221;, &#8220;eda başka, kaza başka&#8221; demeye başlayınca bakar ki çare yok beraber giderler, lavaboda çarçabuk bir abdest alır, gösterdiği yerde akşam namazını  kılar, kurtulur.</p>
<p>Sıra kızda. Kız da zaten beş vakit namazında da yine üç beş mazeret sıralar; &#8220;işte baba abdestim problem&#8221;, &#8220;ayaklarımı çıkaracağım&#8221;,  &#8221;kot giydim&#8221;, &#8220;tülbentim&#8221; falan dediyse de&#8230; Zaten o onları düşünmüş, planlamış; kolayca bir abdest aldırır, kıble belli, bildiği müsait bir yerde güzelce namaz kıldırır, ikisi de ferahlarlar.</p>
<p>Numaralı tribüne gelir otururlar. Artık rahattırlar. Maçı kaldığı yerden izlemeye devam ederler. Tezahürata, kalabalığa, amigoya uyarlar.  Öndeki  arkadaki koltuklardan yapılan tesbite, yoruma, tahlile kulak kabartırlar. Ufukları açılıyor ya memnun olurlar. Bir de takım galip gelirse işte o zaman &#8220;kaymaklı kadayıf&#8221; olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/kaymakli-kadayif/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pansiyon</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/pansiyon/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/pansiyon/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 May 2010 15:51:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Çile bülbülüm çile]]></category>
		<category><![CDATA[istasyon]]></category>
		<category><![CDATA[lise]]></category>
		<category><![CDATA[mutaala]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[okul]]></category>
		<category><![CDATA[ortaokul]]></category>
		<category><![CDATA[Pansiyon]]></category>
		<category><![CDATA[talebe]]></category>
		<category><![CDATA[teravih]]></category>
		<category><![CDATA[Tren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=753</guid>
		<description><![CDATA[Yaslı gittik şen geldik diye bir marş vardı. İşte pansiyon öyle,  pansiyon gurbetin ilk durağı,  önce sözü edilir neden sonra  hazırlık, okul açılacak gün yaklaşır , evde telaş heyecan gitti gidiyor ve son akşam yemeği ,  bir pazartesi sabahı  bir büyükle birlikte  memleketen  çıkılır,  yol şose , mesafe 60 km.  süre iki buçuk saat  sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/pansiyon1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-853" title="pansiyon" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/pansiyon1.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></p>
<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/pansiyon1.jpg"></a>Yaslı gittik şen geldik diye bir marş vardı. İşte pansiyon öyle,  pansiyon gurbetin ilk durağı,  önce sözü edilir neden sonra  hazırlık, okul açılacak gün yaklaşır , evde telaş heyecan gitti gidiyor ve son akşam yemeği ,  bir pazartesi sabahı  bir büyükle birlikte  memleketen  çıkılır,  yol şose , mesafe 60 km.  süre iki buçuk saat  sonra şehire varılır,  oradan  yaslı endişeli şekilde okula  ulaşılır.  Eşyalar pansiyona teslim edilir. Öğrenci sınıfına gidecek  ya  artık ayrılık zamanıdır;  yâni bu okuma dedikleri çokmu lüzumlu idi diye  düşünülür, okul koridorunda  hüzün içinde ayrılırlar. Baba akşam evde olacak , aile sofranın çevresinde yine toplanacaklar, kendisi olmayacak, keşke ben de onlarla olsam  diye gönlünden geçer.<span id="more-753"></span></p>
<p>İlk pansiyon akşamı yeni gelenler için  sıkıntılıdır.  Orta okulda beraber oldukları üç beş kişi  de gelmiştir,  birbirleri ile  teselli  olurlar.   Başka yerden gelenlerde aynı durumda.  Büyükler onlarla  &#8220;Ana kuzusu.&#8221; diye alay ederler.  İlk pansiyon haftası buruk geçer.  Bir müddet sonra ümit doğar, Cumhuriyet bayramı tatili,  önce tatil izni çıktı çıkıyor rüzgarı eser,  sonra  izin çıkar. İşte o zaman neşe içinde  eve dönülürdü.  Otobüs muavinleriyle zaten haber ulaştırılmıştır.  Bir hazırlığın üzerine varılır, mutluluk şenlik olurdu.</p>
<p>1940lı yıllar ilçe büyük nüfus  onbeşbin kadar ,  üç ilkokul var  birisi üç sınıflı yetiyor.  1950 li  yıllara doğru ortaokul öğretime başlamış.  İleri gelenler kuvayı milliye ruhu ile  altı sınıflı ortaokul bınası yaptırmışlar. Birde albüm çıkarmışlar.  Şunlar uğraştılar, şöyle oldu, böyle oldu.  Temelden inşaattan fotoğraflar,  sonra ihata duvarları arasında  sıvadan artan kum yığınları ortasında   bir bina fotoğrafı ,  işte bu ortaokul&#8230;  Hemen Ankaraya heyet siyasiler vs.  başarmışlar ki  bir müdür bir iki öğretmen  gelmiş okul açılmış.  ilkokul öğretmenleri ile takviye etmişler. öğrenim başlamış.</p>
<p>İlk başta kaç öğrençi kayıt yaptırmışsa  herkes biliyor , 1950 den sonra Demokrat Parti diye öğrenci sayısı artmış.  1956 yılında üç sınıfta toplam 200 kadar öğrenci,  birinci sınıf iki şube &#8230;   Öğrenci  sayısı artmış  bir ümitle  fakat öğretmenler  oruç tutmayın&#8230;  Cumaya gitmeyin demeye&#8230; devam ediyorlar..</p>
<p>Lise ve dengi okullar   sadece il merkezinde bulunuyordu. Nüfusun çoğunluğu kırsal kesimde  lise il merkezinde&#8230;  İlçeden kırsal kesimden  öğrenci okutmak için  gelenler durumları iyi ise, yer bulabilirlerse ve üç   taksitle yıllık  450 lira verebiliyorlarsa ,  şartlarını da dolabtır pijama havlu terliktir, yerine getirebiliyorlarsa   pansiyonda çocuklarını okutabiliyorlardı. Bu o günler için pek güç yetirilebilecek bir şey değildi&#8230;</p>
<p>1956-59 yılları Pansiyonu ,  lise ve ortaokul için ,  160 öğrenci kapasiteli; pansiyonda öğrencilerin bir kısmı parasız yatılı, leyli meccani denilirdi onlara,  Devlet  Parasız Yatılı İmtihanını kazanmışlar veya  Balkanlardan muhacir olarak gelen göçmenlerin çocukları bunlar&#8230;Elbise gömlek çamaşır ayakkabı çifte çifte  veriliyor giyiyorlar&#8230; Parasız yatılı öğrenciler  de bir eda  bir hava  var da;   aldıran yok,   herkes kendi  kendine  hemşerileri bir arada  başkası ile ilgilenen  yok.   İl merkezinde tek pansiyon,  kapasitesi binanın fiziki kapasite ile ilgili,  ancak bu bina ile  o kadar öğrenciye  hizmet verebiliyorlar. yer bulamayanlar evlere , sanat okulu öğrencileri de evlerde,   kenar mahallelerde  öğrenci ev tutabiliyor,  bir büyük  olacak başlarında,  bu aklı başında ileri sınıf öğrencisi  olabiliyor , daha ucuza geliyor.</p>
<p>Güzün okul açılıyor işte , öğrenci çıkıp geliyor, okula teslim oluyorlar, pansiyon lise binası müştemilatı içinde ,  ortaokula bitiştirilmiş kocaman bir yatakhane beş aks,  akslar arasında yarım duvar, ortada koridor ve koğuşlar; koğuşlar aynı düzende  yatak sayısı eşit.   Kalorifer yok ,  soba da yok. Yatakhane girişinde  bir lavabo  karşışında tuvaletler&#8230; Duş yok,   yıkanması gerekenler  sabah mütalaasına girmez hamama gider,  Koğuşların başında revir, Dolabhane bodrumda kapısı yatakhane kapısı yanında,  birkat aşağıya iniliyor, burada herkesin getirdiği  dolabı var, üstünde valizi. anahtarı cebinde&#8230;  Etüd ve mütalaa sınıfları  orta okul binasının;  yatakhane ile hemzemin,  gündüz  ortaokul sınıflarının ders gördüğü dört sınıftan  ibaret,  üçü lise sınıfları için biri  pansiyondaki  ortaokul öğrencilerine ayrılmış&#8230;  Yemekhane  okul bahçesi seviyesinde  sınıflar arasında bulunan  ve  kötü hava şartlarında merasimlerin yapıldığı salonun altında ,  lise ve ortaokul binası arasında &#8230; Okul bahçesi  öğrenci sayısına göre küçük, bir voleybol sahası, bir kıyıda kooperatif kulubesi, ilerde çamaşırhane ve tuvaletler. Sigara içen öğrenciler o tarafta  yoğunlaşıyorlar, onlara &#8220;Keş&#8221; deniliyor.</p>
<p>Pansiyon proğramına göre öğrenci saat 6  da  kaldırılıyor. Bekçi  var,  son sınıflardan  bir mümessil var, sorumlu belletici var.  Kaldırıyorlar öğrencileri . 6.30 a kadar lavabo temizlik traş giyinme yatak düzenleme ,  dolaphane açıktır girilir çıkılır. Çamaşır günü her koğuşun ayrıdır,  günü ise çamaşır verilir.  Zilden önce mütalaada hazır olunur.  lise müdürü lojmanı bitişik.  Müdür titiz.  Sabah etüdü bir buçuk saat,  sıkılan olmaz herkes bir şeyle meşgul olur. Sekize doğru bir kıpırdanma  zil beklenir.  zille beraber yemekhaneye kahvaltıya inilir.  Sabah kahvaltısında daha çok zeytin veya peynir veya sanayağı reçel verilir, çok seyrek yumurta  çıkar.  masalar sekizer kişilik,  ekmek yeteri kadar,   çay su bardağı ile,  her  masaya büyük bir çaydanlık  demi suyu şekeri içinde &#8230; Kahvaltıdan sonra ders başlar, öğleden önce dört ders yapılır.</p>
<p>Saat 12 civarında öğle yemeği iki porsiyon,  iki karavana ile gelir, sekiz tabak vardır, öğrencinin birisi dağıtıverir,   çorba et ciğer balık sebze börek vs. verilir. Etler Amerikadan  &#8220;Marshal Yardımı&#8221;ndan gelmiş,.   Deponun kapısı yemekhaneye açılıyor,  görüyoruz kocaman sevimsiz butlar,  üzerinde kesildiği tarihin yazılı olduğu, 1948 yılından önce kesildiği söyleniyor.  Taskebab kızartma  çıkar yiyen olmaz dökülür.  Haftada iki gün  öğle yemeğinde  tatlı çıkar,  çarşamba hafif birşey komposto sütlaç,  cumartesi kadayıf tulumba cinsindendir. yokluk yıllarından çıkılmakta olduğundan  kimse daha fazlasını istemez ummaz. öğle yemeğinden çıkınca  bir koşu,  lise arka kapısına yakın bir yerden kalkan  ilçe arabalarının  muavinlerine dolaşılır. Ne var ne yok  öğrenilir. Muavinler de  haber hazırlamışlardır, birşey söylerler oradan camiye öğlen namazına&#8230;</p>
<p>Öğleden sonra iki  ders,  saat   15.30  gibi ders biter, gündüzlü öğrenciler giderler.  Yatılı öğrencilere çıkmamaları bildirilmiştir. işi olanlar öğrenciler dağılırken çıkar kapı kapanmadan dönerler.  kapı kapanmışsa ön kapıya dolaşır kalem defter aldık der girerler.  Okul bahçesinde mütala sınıflarında yukarı salonda  şurda burda   özellikle hemşeri öbekleri  birarada  vakit geçirirler.   16.30 da zil çalar dolaphane açılır. yarınki proğrama göre alınacak alınır, konulacak  konulur  girilir çıkılır.  Mütalaa sınıflarına  girer otururlar.   17 de mütalaa zili.  Ders çalışmaya başlarlar, bu mütalaada birde akşam safası vardır. Eğer akşam saat beşten sonra oluyorsa  sınıf pencerelerinde tül örtü yok &#8230;  Akşamın perde perde indiği grinin  mavinin  morun  tonlarıyle 15 -20 dakika içinde karanlığın bastığı müşahede edilir.  ders yapanlar ara ara camları takip eder   renklere  göz atarlar.  Mütalaa süresi yetmez bile,  etüd sürmekte iken  belletici koridorda vaziyet eder, içeri girmez , gürültü de olmaz , kimse de belleticiye birşey sormaz.</p>
<p>Akşam yemeği 18.30 da..  Kuru pilav,  nohut makarna,  patates bulgur pilavı sebze vs. iki porsiyon yemekten sonra  19.30 a kadar ara vardır. Her kuş alayı ile uçar derler.  Herkes alayını bulur  oyun sohbet, akşam namazı mutfakta,  kapı arkasında mutfak çalışanlarının namaz kıldığı seccadede kılınır.  Öğrenciye öncelik tanırlar.  Akşam yemek arasında belletici öğrencilerin arasındadır.  bir  gurub çevresini alır konuşurlar.</p>
<p>19.30 &#8211; 21.- İkinci mütalaadır.  Çalışma devam eder,  dersi hafif olan veya ders çalışmak istemeyenler hikaye roman birşey getirmişlerdir. veya  arkadaşlarının  birinden bir kitap eğlence bulur.  çoğunluk etütde gerektiği sekilde çalışır.  Mütalaa bitiminde de  derse devam eden olur. Herkes yattıktan sonra sakin bir şekilde çalışırlar.  İkinci mütalaa çıkışında dolabhane yatakhane açılmıştır, bir trafik başlar oraya oraya  koşarlar, bir de yatsı namazına.  Namaz sıranın üstünde  kıble belli&#8230;  Sonra pijama giyilir, diş fırçalanır kimi akşam traş olur,  21.30 da elektrik söndüğünde çoğu yatağında olur. bir iki geçiken de gelir  yatar , ses kesilir koğuş uykuya dalar.</p>
<p>Çarşamba gün öğleden sonra  ders olmaz, cumartesi günleri öğleden önce dört ders yapılır. çarşamba cumartesi günleri öğle yemeğinden sonra çarşıya çıkılır,    biraz dolaşılır  sonra falan kardeşler müessesesi falan sineması, filan kardeşler müessesi filan sineması   tabelayı böyle  asmışlar ,  biri lisenin yanında biri karşışında&#8230; Başka sinema da yok.   ses düzeni liseye ayarlanmış  aygıtları  güçlü  plakları ne ise koyuyor dinletiyorlar.  öğrenci matinası 14.30,  çarşamba iki film konulursa pansiyon öğrencisi pireleniyor  yoklama  yaparlarsa diye.   Çarşamba 17 de mütelaa başlıyor&#8230;    Cumartesi öğleyin de çarşıya çıkılır.  sonra çoğu sinemaya bir kısmı kahveye ,  akşam yemeği 18.30 da&#8230;   Yatma saatına kadar serbest, çalışan olmaz muhabbet , cız cinsi oyunlar  bir köşede öğrencinin birisi yüzünü buruşturur,  şarkı türkü söyler  başına birikirler.  iki sinemanın müzik yayınları net ulaşır. farkında olmaksızın  yayınlar şuur altına yerleşmiştir&#8230;  Yatakhane açıktır  Pijamasını giyenler yatakhanede vakit geçirirler.  kovalamaca yastık  atma &#8230;   Saatinde elektrik söner. gürültü daha sonra kesilir.</p>
<p>Pazar günü sabah kahvaltısı  yine sekizde , mütalaa yok.  Biraz uzatırlar o kadar,  çay soğur  kahvaltı biter.  Hafta içinde proğram yapılmıştır;  hamam kütüphane, istasyon, öğrenci evi, kale, havaalanı, bölge vs.  Öğle yemeğine kadar  ayrı,  yemekten sonra ayrı program,  ödev yazılı varsa  hemen başlanır. Tren istasyonu öğrenciyi meşgul eder,  Lokomotifler buharlı simsiyah yağlı kirli  görkemli  gürültülü,  duman buhar cabası,  manevra treni  geçen yük yolcu trenlerine  ilgi vardır. İstasyon yakın yokuş aşağı on dakika sürmez,Gar büyük çevre düzenli,  şu bu derken öğle olur. Hava alanına belediye otobüsü vardır. uçağın iniş saatine göre kalkar, öğrenciye indirimli  giden eksik olmaz. küçük bir alan  5 km mesafe  uçak gelir yolcu iner dönülür.  Beden terbiyesi bölge kapalı spor salonunda maç varsa haberi  gelir giden gider.   Kütüphane açık ,  sıcak öğrenciye ilgi alaka var, yer sıkıntısı yok. memur yardımcı olur.  Güzün baharın müsait olduğunda hazırlanılır patika yoldan  kaleye çıkılır, kaleden  şehir seyredilir, tesis yok  sığınak yok, bir bayrak direği, öğrenci yine de üç beş kere çıkar. Pazar günü bir ara hamama gidilir,  saat 17 de mütalaa başlar tatil biter.</p>
<p>Birde pansiyon ramazanı vardır. İftar sahur  toplu  yapılır, teravih birlikte kılınır.Heyecanlı olur, öğle yemeği akşam verilir, akşam yemeği ve sabah kahvaltısı sahurda verilir. Teravih için isim yazdırılır,  ilk yıl teravih mütalaa sınıflarının üst katındaki koridorda battaniyeler üzerinde kılındı. Teravihin ilk kılındığı gün   herkes katıldı, koridor doldu taştı sonra  oruc tutanların sayısından biraz azaldık.  bir  başka ramazanda topluca dışarı çıktık camileri gezdik,  bazı öğrencilerin  teravihe diye çıktığı kahveye gittiği   söylendi, o sene  hergün bir başka camiyi ziyaret ettik.  Her camiyede gidemedik. Kadir gecesi herkesin ilgi duyduğu camilere giderdik, bir defasında keçeciler camisine gittik, çarşıda bir cami,  büyük değil&#8230;  Cami doldu ilaveler doldu,  yukarıda kadınlar  ve aşağıda yukarıda kıyasıya yer kavgası&#8230;  Cami ramazan kadir gecesi dinleyen yok.   Kapı pencere açık duvarlardan ter iniyor.  kısa sürede herşey düzeldi,  teravih kılındı ders başladı. marifet iltifata tabidir deniliyor ya   kadir gecesi  dersleri  etkili olurdu. memnun kalırdık birşeyler alırdık. Kadir gecesi teravihten geldikten sonra  bize tarif edilen namazı kılmak için mütalaa sınıflarının sıralarını kıbleye çevirdik, tahtaya bilmeyenler için kadir suresini yazdık, kadir gecesi namazını kıldık.</p>
<p>Lise  ve ortaokul son sınıflarda o yıllarda  bitirme imtihanı vardı.Okulların kapanması ile birlikte lisede  biray  mezuniyet imtihanı yapılırdı,   son sınıflar ders yılı boyunca imtihana odaklanırlar, sözü açılınca kaygılanırlar,  öğretmenler korkuturlardı.  Haziran ayı sınavla geçerdi.  Diğer  öğrenciler  evlerine gider son sınıf öğrencileri mütalaa sınıflarına yayılır  gönüllerince ders çalışırlardı.  İki günde bir imtihan yapılır,  hazırlık  için  çalışma için müsait olurdu.  Bir de son gün veda gecesi yapılırdı. İdare son akşam yemeğine yemek salata tatlı meyve birşeyler ilave eder,  masalar birleştirilir veda başlar.. Artık lise mezunu oluyorsunuz , birçok imkanlarınız oluyor, askerde yedeksubaysınız,  üniversite size açık&#8230; Pansiyon bir ev aile burada beraber olduk,  yedi içtik kader birliği ettik,  fakat ayrılıyoruz işte&#8230; Birbirimiz unutmayalım..   Bunlar vedalaşırken  akla gelen söylenen  şeyler&#8230;  konuşmalardan sonra okul bahçesine çıkılır enstrüman olmaz ,  koro halinde  şarkı türkü söylenir, katılan katılır katılmayan dinler&#8230;  Terennüm teganni  biter, feryat  taşkınlık  başlar.   Ayrılık  zamanı   gelmiştir ertesi gün son sınav vardır,resim müzik cinsinden de olsa,  yinede sınavdır tadında bırakılır;   ayrılık nağmeleri  dinlediler ya bülbülü keşfetmişlerdir;    saat  yarıma  bir&#8217;ede  gelmiştir gurup  &#8220;Çile  bülbülüm çile&#8221; yi  mırıldanarak yatakhaneye yollanır.   Ertesi gün sınavı biten ayrılır&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/pansiyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kış</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/kis/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/kis/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 07:49:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[arabaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Arafat]]></category>
		<category><![CDATA[Aşirefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Bolvadin delili]]></category>
		<category><![CDATA[Çakmakçılar]]></category>
		<category><![CDATA[Delillerin evleri]]></category>
		<category><![CDATA[ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[fırıneti]]></category>
		<category><![CDATA[Gülhane parkı]]></category>
		<category><![CDATA[hindi]]></category>
		<category><![CDATA[Kabe-i Muazzama]]></category>
		<category><![CDATA[kale]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[Konyalı]]></category>
		<category><![CDATA[külbastı]]></category>
		<category><![CDATA[Malatyalı tüccarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Medine-İ Münevvere]]></category>
		<category><![CDATA[mercan piyasası]]></category>
		<category><![CDATA[Mine]]></category>
		<category><![CDATA[Müzdelife]]></category>
		<category><![CDATA[Ravda-i Mutahhara]]></category>
		<category><![CDATA[Rum]]></category>
		<category><![CDATA[Sirkeci otelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sultanhamam]]></category>
		<category><![CDATA[tenezzüh]]></category>
		<category><![CDATA[tranvay]]></category>
		<category><![CDATA[Tren]]></category>
		<category><![CDATA[vapur]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi toptancılar]]></category>
		<category><![CDATA[yankesiciler. Mekke-i Mükerreme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=593</guid>
		<description><![CDATA[1950li yıllar&#8230; Bolvadin, İç batı Anadolu eşiği, Ege bölgesinin doğusu, denizden yükseklik 1050 m. , elli kadar köy,  canlı ticaret merkezi, kara iklimi, elektrik akşamdan gece yarısına kadar, su şebekesi yok. telefon santralı küçüçük, telefonlar manyotalı. İş sabahın  kışın  sabah ezan okunurken kalkılır. Evde soba erkenden yakılır, karaklıkta odun sobasının önündeki hava kapağından  ateşin alevi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/03/kis1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-623" title="kis" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/03/kis1.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/03/kis.jpg"><br />
</a>1950li yıllar&#8230; Bolvadin, İç batı Anadolu eşiği, Ege bölgesinin doğusu, denizden yükseklik 1050 m. , elli kadar köy,  canlı ticaret merkezi, kara iklimi, elektrik akşamdan gece yarısına kadar, su şebekesi yok. telefon santralı küçüçük, telefonlar manyotalı.</p>
<p>İş sabahın  kışın  sabah ezan okunurken kalkılır. Evde soba erkenden yakılır, karaklıkta odun sobasının önündeki hava kapağından  ateşin alevi beyaz badanalı duvara, tavana akseder oda hareketli bir aydınlık içine girer ısınır. Oturma odasına   serilmiş  birkaç yatak, yataktakilere kalkın uyarısı yapılır, sonra soba kızarınca kalkar giyinirdik. gömlek pantalon evde örülmüş yün kazak ceket  yün çorab birde mes.   Hemen mahalle mescidine hocaya ders okumaya  gider gelirdik. Geldiğimizde yataklar kaldırılmış, ev süpürülmüş, minderler köşelere konulmuş oda gündüz konumuna getirilmiş olurdu&#8230; Sobada odunlar kor haline geldiğinde ateş mangala alınır, Mangal sobanın yanında, saçtan mamul ,dörtköşe ayaklı, altında kedi, üstünde kül ve üzerinde kor halinde ateş, mangalın üstünde boyuna  enine demir çubuklar ;  pratik olarak ekmek kızartılabiliyor, çay ve yemek pişirilebiliyor, kahve yapmak için cezve   sürülüyor. Mangalın küllenmiş ateşi açılıp örtülerek odanın sıcaklığı muhafaza ediliyor.<span id="more-593"></span></p>
<p>Evler kerpiç muhafazalı , duvarlar kalın  oda çok ta  kışın sadece bir iki  odada soba yanıyor, evler daralıyor. odaların çoğunda kapısının arkasında perdeli üçgen raflar,(Kapı arkası)  duvarın biri boydanboya  ahşap yüklük dolap vs. diğer duvarda  ocak, ocak  üstünde uzun bardak rafı,  peçe , soba borusu bacası, başka duvarda çiçeklik; çiçeklik nevi sahsına münhasır gömme gösterişli  nitelikli eşyanın konulacağı özel raflar ve  çiçeklikte evin salonuna bakan küçük bir pencere..bir diğer duvarda avluya bakan  iki pencere ve her pencerede sekiz tabaka küçük cam. Taban tahta  önce hasır ve üstünde kilim serili, kenarlarda  çepeçevre berde yastıkları , köşeler  de minder ,başköşede ayrıca koltuk yastığı ve topan yastık&#8230;</p>
<p>Babam  sabah namazından sonra simitle gelirdi, simit gevrek, simit beş kuruş. Kahvaltı kızarmış ekmek tereyağ  peynir zeytin ve çay&#8230; Sonra paltosunu giyen dükkana okula   giderlerdi, evlerdekiler de işlerine devam ederlerdi&#8230; Sabah okula,  evdeki ineğini mandasını mahallenin sürüsüne katan komşularla birlikte giderdik, okulun biraz ilerisinde büyükbaş hayvanlar toplanır, ana yoldan kıra çıkarlar. Okul sabah üç ders, öğleden sonra iki ders ve paydos , öğrencilerde evlerine dönerler. Dönerken mahalleler arası kavga çıktığı olurdu.  Okulda üç sömestr uygulanırdı, üç kanaat notu verirlerdi, kışın birer haftalık iki ayrı tatil yapardık.</p>
<p>Okul açıldığında havalar soğumaya başlar. Eylülün son haftasında tetbirli aileler  &#8220;Sen şöyle dikil bakalım.&#8221; diye sobayı kurarlar; sabah akşam gerektiğinde çalı çırpı yakıp ısınırlardı. Ekim ayında herkes on kilo kireç ve bir kuzu derisi  topu topu ikibuçuk lira masraf ile  evi  dip köşe bırakmaz sıvar  badana ederler,  her taraf mis gibi kireç kokar. sobasını da kurmuş olurdu. Yakacak odun kemre tezek daha önce temin edilmeye çalışılırdı. sabahları sis, sonra kırağı derken kış güzden karşılanırdı. Okul girişinde öğleyin tane ile yeşil tüylü ekmek ayvası, teneffüslerde ölçekle alıç, gılik, döngel satılmaya başlanır, Sonra ıslak çuvalla  terbiye getirilir satılırdı.  Kışla ilgili hayat bilgisi konuları çocukları dolaylı bir şekilde kışa  hazırlamış olduğundan soğuklar geldiğinde öğrenciler dilediği şekilde uygulama yapardı. O zaman kanalizasyon  yok,  mahallelerde çeşme suları yolun bir kıyısından akıp giderken donar. Buzu çoçuklar kaya kaya alıştırır,  uzun bir pist yaparlar , yarışırlar , yaralananlar da olurdu. Birinin burnu dişi kanadığında  ; oradan geçen biri &#8220;Tükürde ineğiniz buzalasın.&#8221; der ilgilenir, sakinleştirirdi.</p>
<p>Alışkın öğrencilerin  ayağında kış geliyor diye mes  lastik olurdu.Kış aylarında herkesin  üzerinde    palto ceket yelek ve deforme olmuş evde yerli yünden örülmüş yün tiftik kazak bulunurdu.  İççamaşırı uzun don ve dize kadar göynek , başlarında   evde örülmüş  kar başlığı&#8230;  Kış geldi diye kalın  giyinilirdi. Kar yağarsa  okul bahçesi hareketlenir; kıra doğru taşarlardı. Kar ayaz herkese şenlik olur. çocuklar Islanmalarına üşümelerine aldırmazlardı.</p>
<p>Okulda sınıflar kalabalık içeride bir kömür sobası ; kömür okulun bodrumunda , sabah sobayı yanıyor bulurduk. Soğuk günlerde derslerde kalfa girer çıkar elinde kova, kömür atardı. Öğretmenler yazı hesap resim müzik öğretmeye çalışırlar.  Öğretmenler birlikte hareket eder, kendi kendilerine gider gelirler, kulübe çıkar , yerlilere karışmazlardı. Çocuklara  okuyun adam olun, bizi örnek alın,cahil kalmayın, diye başlayan çok çeşitli tavsiyeleri olurdu. evlerde okulla ilgili bilgiler verilir, okulda söylenenlere şahit olurduk.  Öğretmenlerin bu tür çabaları veliler tarafından endişe ile karşılandığından evlerde öğrencilere örneğin &#8220;Hangi partidensiniz .&#8221; diye sorulduğunda  aman ha &#8220;Ekmek partisinden &#8221; deyin diye tembih edilirdi. Okul Aile Birliği toplantısı yaygın değildi. okula veli ilgisi yoktu.</p>
<p>Kış aylarında kar eksik olmazdı. Sultandağını Emirdağını karla kaplı görürdük. Çocuklar kış günlerine rastlayan ayrı ayrı iki haftalık sömestr tatilinde evlerde mahallede kışın tadını çıkarırlardı. Kışın mahalle odaları canlı olurdu, müdavimleri mahallenin ihtiyarları ile çift çubuk işleri biten komşulardı. Çocuklar girer çıkar kimse onları yadırgamaz, dinlerler kulakları dolardı.  İlçede yirmi mahallede yirmiden fazla oda vardı. Mahallenin ihtiyacı cemiyeti için&#8230; Bizim mahallenin odası mescid çeşme ile bir arada , o yıllarda tek katlı duvarları kerpiç damı toprak  köşede  mütevazi sade muhafazalı bir oda&#8230; Ramazan ayında mukabele okumaya gelen hafızlar kalır, oda ilgi merkezi olurdu. Çevrelerinde bir halka oluşur , oda için hergün bir iki sofra iftar yemeği hazırlanır, sahur için yemek gönderilirdi. teravihten önce ve sonra mahalleliler oda da otururlardı.</p>
<p>Kışın mescide erken gelen odaya girer namazdan sonra oturuma devam ederler, soba yanar  da pek bakan olmaz. Mevsime göre kalın giyinilmiştir aranmaz. Kahve çay şeker gazocağı  bulunur; içeride elinden gelen bulunursa  kahve yap çay yap denilirdi. Sobanın üstünde ibrik sıcaksu hazır olurdu.Ezan okunmadan abdest alacak olana leğen götürülür çocuklar su dökerlerdi.  Su dökmesini bilmeyenlere usulünü öğretirler. &#8220;Dizinin birini yık.&#8221;  &#8220;Azdök, çok dök.&#8221; &#8220;Abdest alana bak.&#8221; denirdi. Komşulardan kimi legen sırası beklemez, çeşme karşıda &#8220;En iyisi çeşmeye gideyim zengin çocuklarının para harcadığı gibibol su ile abdest alayım &#8220;  der, çeşmeye çıkardı. Fakat çeşmenin başı kalabalık , kadınlar tanıdık; birisi &#8221; Ayşe Fatma Kadıomar Emminiz abdest alıversin&#8221; der, kadınlar çekilir çeşmenin kurnalarını boşaltırlardı.gece odaya kahveye gitmeyen esnafta gelir konuşurlar, saat alaturka  akşam tam onikide okunur , saat yarımda gelmeye başlarlar, yatsı  birbuçukta  namaza gider gelir  saat üçe üçbuçuğa kadar otururlar. Muhabbet işte , herkesin uzmanlık konusu var, sırası geldiğinde konuşur, çoğunluk dinlemeyi sever. Ağzı laf yapan görmüş geçirmiş ihtiyarlar; kendileri dinlendiği müddetçe  edepten ahlaktan anlatırlardı.Başta bir giriş yapılır, sonra iş güç çarşı pazar, sayılı kış zemheri  hamsin satılmış kışı,  daha sonra söz bir yerden açılır. Yörükzade Yunuszade, seferberlik askerlik&#8230; Bakarlar iş uzayacak, saati olan cebinden bir cep saati çıkarır bakar ; &#8221; ooo vakit olmuş.&#8221; der; fazla kalmazlar kalkarlar. Sokaklar buzludur, birbirlerine dikkatli olmayı söyler dağılırlar.</p>
<p>Çarşı odaları sahibli, oda  sahibinin veya sülalenin  misafiri için , eşin dostun hizmeti için.  Birde kış geceleri ve pazar günleri oturmak için&#8230;biz amcamın odasının çocuk müdavimlerindendik.  Bir tarafa ilişirdik. Yeri çarşıda köşede kiraya verdiği terzi dükkanının üst katı idi . Demircilere giden sokaktan  dar bir merdivenle çıkılır, yukarıda lavabo , yüklük,  küçük bir ara ve boyalı, tavanı süslü, ferah ahşap bir oda , iki tarafında cumbalı pencereler, bi tarafta yüksek oturma yeri &#8220;maket&#8221;, kapı yanında odun sobası, yanında mangal, merdivene bakan küçük bir penceresi olan çiçeklik, çiçeklikte bardak fincan  cezve çaydanlık   nargile  ve radyo&#8230; Radyodan saat ayarlanır.  haber ve hava raporu dinlenir, yorum yapılır türkü şarkı başlayınca birisi: &#8220;Bizim boz eşşekte harman yerinde işte böyle bağıra bağıra telef oldu.&#8221; der. kapatırlardı.</p>
<p>Kış gecesi her akşam program. Yemeğini yiyen gelir, gençler hizmet için erken gelirler,  musluğun suyunu içme suyunu doldururlar, havalandırır süpürür, temizler, sobayı yakarlardı. Müdavimler malum, gelmeyen beklenir, mazereti olmayanlar bilahare cezaya çarptırılır.  ağır ceza  bir koyun parası doksan lira , koyunculara isabet ettirilir, onlarda itiraz ederler. bizim doksan lira üç aylık kahve harçlığımız derlerdi. Konuşmalardan önce gündem dışı konular neticelendirilir. sonra  birisi konu açardı. Sigarayı birkaç büyük içerse içer, nargile içen olursa daha önce hizmet içi eğitim verilmiş gençler tarafından özenle hazırlanır, tömbeki ve istanbuldan temin edilmiş kendiliğinden tutuşan özel kömürle hemen kurulur; tokurtu başlardı.Uzun kış geceleri kahve çaydan sonra kestane çerez meyve aranır, Hafta sonu için fırıneti külbastı, hindi arabaşı programları düzenlenir, birileri  kaş göz işaretiyle işi bitirirler masrafı birine yüklerlerdi.  kestane mebzul, meyve çerez benden diyen olur.  sonrasında eski yeni konuşulurdu.Daha çok:</p>
<p>Yaygın besicilik, dışarıya borsaya kurban pazarına gönderilen koyun, koyunların para edip etmediği yıllar, İstanbul sütlüce canlı hayvan borsası, arnavut komisyoncular, Satılan koyun paralarının erken geç gönderenler, Haydarpaşadaki mavanalarla ilgili sorun, Borsa&#8217;nın  Kurban Pazarı&#8217;nın arpa ile beslenen parmak başı gibi etli mal  talebettiği&#8230;</p>
<p>Karın kalın olduğu, uzun süre kalkmadığı , kırda köyde koyunların damlarında kapanıp kaldığı ,dışarıya çıkamadığı, yem temininde naklinde sıkıntı çekilen yıllar. Koyunu çok olan falan Ağanın;  &#8220;Ot arpa saman hatıl  Halit.&#8221; diye sayıkladığı sene, Halit ağa kahya orada ise. Ek bilgi verir 1948 kışıydı şu kadar mal telef oldu; derilerini koyacak yer bulamadık. der, anlatır.</p>
<p>Sonra İstanbul faslı; Sultanhamam Aşirefendi, Çakmakçılar , mercan piyasası,Sirkeci otelleri ,Gülhane parkı, Konyalı Malatyalı tüccarlar,  Rum ermeni yahudi toptancılar, vapur tren tranvayda ve  piyasadaki yankesiciler.  Yeri geldiğinde Mekke-i Mükerreme, Medine-İ Münevvere,  Kabe-i Muazzama,  Ravda-i Mutahhara Arafat, Mine, Müzdelife, Delillerin evleri vekale&#8230; Bolvadin delili, Delilin bir defasıda kışın  iş ziyaretine geldiği üşüdüğü..</p>
<p>Falan zenginin konu komşuya fakirlere yemek vermesi onlarla oturup  yedirmesi, Tabakları  kendisinin sünnetlemesi, ekmek ufağını birbir toplaması anlatılır. Dalar giderler. Vakit geçer, kollarındaki saatlar alafranga, saat ona gelip bekçi düdükleri ötmeye başlayınca bir iki giden olur. Sonra kalkarlar.</p>
<p>Çarşı Belediyenin esnafın gayretiyle kışın ıslah edilmiş durumda sokaklar öyle değil, evler bitişik nizam damların çoğu toprak, Kar az olsun çok olsun yağıp yerleri kapladığında ; damların ilk fırsatta kürünmesi gerekli olur, damındaki  karı herkes çıkar veya adam tutar  indirirdi.damlardan inen karlar sokakta tepecikler oluştururdu  ahali zor geçer arabalar giremezdi.  Motorlu taşıt araçları sayısı 1950li yılların başında bir elin parmakları kadar. Pilakayı belediye verirdi ilgilenirdik. sayısını bilirdik. Kamyona otobüse makine, otomobile tenezzüh denirdi.  kar yağınca ve damlardan indirilip tepeler oluşturunca  sokaklara  araba  giremezdi.  kabayel esmezse eriyen karın aslı olmaz, Belediye halk birşey yapamazdı. Rüzgar eserse kısa sürede eritir;  şırıl şırıl akar gider yerini de kuruturdu. Sokaklarda kar dışında damlardan inen çorak toprak sebebiyle kaldırım üzerinde çamur oluşur,  kar yoksa bile kış sert geçtiğinden yerler buz tutar donardı. her mahallede  akar çeşme,  çeşme suyu arkı sokağın bir tarafında gidemez donar kalırdı.</p>
<p>Kışın ahali kalın giyinir kumaş astar tela manifaturacıdan, terziler ölçü alır dikerler. Konfeksiyon  triko  yok, kazak fanila evde örülür. Daha çok ihtiyarlar eski usul elifi biçim geniş pantalon palto giyerler, çiftçi rençber elbisesini habadan kalın kumaştan, pantalonları astarlı paça düğmeli yaptırır. saat çakmak köstek bozuk para için yelekten vazgeçmez.  kazagın üstüne giyerlerdi.  Esnaf ve gençler ince kumaşı  tercih ederler, pantalonlarını bolpaça duble yaptırır,  kumaşı harcı çarşıdan alır, dükkanlarında moda mecmuası olan terzilere diktirirlerdi. kazakları yine elde örülmüştü fakat gösterişli  olurdu. kasket giyerlerdi, kasket istanbuldan gelirdi, şapka diken esnaf yoktu, elbiselerine uygun şapka bulmakta güçlük çekerlerdi.</p>
<p>Esnafa gelince esnaf kışın farkına varmaz, kar ayaz köylü inemiyor, senet ödenecek ,hesap kapatılacak, çeşit eksildi takviye edilecek, düğüncü gelecek , vergi,maliye, belediye başka masraflar  düşündürür durur, Dükkanlarında sobanın mangalın yanına oturur Pancar parası, kredi, avans hesabı yaparlardı.  Bellibaşlı esnafın üçü beşi bir yerde biraraya geldiklerinde; kendilerinin İstanbul Bursa tüccarı ve yerli köylü müşterilere hizmet ettiklerinden ve aralarında ezilmekte olduklarından yakınırlardı. Esnafın çoğunluğu kahveci, yiğidin son kârı kahvecilik, kahve çok, kışın yükünü kahveler çekiyor. Kahveci tekbaşına, kimsesi yok herşey onda bitiyor, hava soğuk evlerde dirlik yok, kahveler dolu, vatandaş adet edinmiş. Kahvenin kapısı herkese  açık , herkes iyi ise kötü ise tanınıyor, kahveye girip çıkıyor. kahveci ne desin&#8230;  Sigara tane ile satılıyor, bir paket ikinci sigarası 20  kuruş, 5 sigara 5 kuruş; bakkaldan 5 sigara alan geliyor, kahveler tilki dumanı,dostlar alışverişte görüyor da  Çay kahve şeker odun yekun tutuyor, bedava gibi yazdırılıp alınıyor da ödeyebilirsen öde; zaten kahvehanenin kırılmış düşmemiş camları kağıtla  yamalı, tüten soba boruları hamurlanmış.  Kahvecinin ki bir idare işte&#8230;</p>
<p>Söz dönüp dolaşıp kışa geliyor, ortak konu kış. Sayılı doksan gün, kırk gün zemheri elli gün hamsin, kara kış bu 21 aralıkta başlıyor, 20 martta çıkıyor.Hesaba göre zemherinin birinci günü yaz anasının karnından doğuyor, ümit oluyor  ve zemherinin 27 sinde bir kalbur yaz giriyor. yaz daha bir ünite  kış hükmediyor, herkes eski yeni giyiniyor tedbir alıyor;  sonra hamsin  daha sert , Hamsinde işte şubatın sonlarına doğru  Leyleklerin gelme zamanı, takvimde okuyoruz leylek yok. Adana&#8217;ya gelirmiş, cemrelerden sonra sayılı çıkıyor,  mart 21 kış bitiyor. Birkaç gün sonra nisan &#8230; Bahar ayı işte, hatıralarımızda üşüdüğümüz 23 nisan ve 19 mayıslar olsa da herkes bahara adapte olmuştur.  Ensonunda haşhaşlar iki kulak oldu da çapa başladı mı  işler çıkmış demektir. kimse yağış soğuk dinlemez&#8230; Artık  uzun bir yaz umulur da, nedense yine de baharı görmeden  yaz gelir geçer.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/kis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tren</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/tren/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/tren/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2009 09:56:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Bolvadin]]></category>
		<category><![CDATA[Çay]]></category>
		<category><![CDATA[gar]]></category>
		<category><![CDATA[haydarpaşa]]></category>
		<category><![CDATA[istasyon]]></category>
		<category><![CDATA[mamurat-ül Aziz]]></category>
		<category><![CDATA[Mamuratulaziz]]></category>
		<category><![CDATA[mavna]]></category>
		<category><![CDATA[mototren]]></category>
		<category><![CDATA[Tellioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Tren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=555</guid>
		<description><![CDATA[1923’den sonraki yıllar. Ülke nüfusu kırsal kesimde, ulaşım yöresel. Motorlu kara taşıt vasıtaları henüz yok. Osmanlı’dan devralınan Demiryollarına ilave ve rötuşlar var. Tren seferleri aralı, asker dışında öğrenci sivil trafiği sınırlı, turizmin varlığı yokluğu belirsiz. Trenle yapılan yolcu yük trafiği yanında, kervanlarla taşradan ticari merkezlere hububat, ilk madde, tuz vs getiriliyor; merkezlerden taşraya ticari eşya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-560" title="tren" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2009/11/tren.jpg" alt="tren" width="505" height="161" /></p>
<p>1923’den sonraki yıllar. Ülke nüfusu kırsal kesimde, ulaşım yöresel. Motorlu kara taşıt vasıtaları henüz yok. Osmanlı’dan devralınan Demiryollarına ilave ve rötuşlar var. Tren seferleri aralı, asker dışında öğrenci sivil trafiği sınırlı, turizmin varlığı yokluğu belirsiz.</p>
<p>Trenle yapılan yolcu yük trafiği yanında, kervanlarla taşradan ticari merkezlere hububat, ilk madde, tuz vs getiriliyor; merkezlerden taşraya ticari eşya götürülüyor. Canlı hayvan merkezlere sürüler halinde otlata otlata uzun bir sürede ulaştırılabiliyor.<span id="more-555"></span></p>
<p>…</p>
<p>İlk yıllar çalkantılı, harp sonrası düzenlemeleri, tahrip olmuş demiryolları ve demiryolları araçları ile ulaşım yapılmaya çalışılıyor. Trenlerin odak noktası Ankara, Ankara’ya giriş çıkışlar kontrollü, kontrol trenle sağlanıyor. Anlatıyorlar o yıllarda sivil asker dolu bir tren Ankara’ya gidiyor. Polatlıya gelmeden yakıtı bitiyor ve duruyor. Yolcular insin odun tezek toplasınlar deniliyor. Kazanı kaynatalım, istim gelsin tren yürüsün. İnmişler. Toplamışlar toplayabildiklerini, kazanı kaynatmışlar, tren yürümüş. Ankara’ya 35 km mesafede tren durmuş, kontrol yapılmış kim geliyor? Niçin geliyor? Sonra Ankara…</p>
<p>…</p>
<p>1940’lı yıllarda Afyonkarahisar; ulaşım ülke paralelinde, köylü nüfus kalabalık, kentlere kendi imkânlarıyla, hayvanla at arabası ile geliyorlar. Köyü uzak olanlar şehirde bir gün konaklıyor, ertesi gün dönüyorlar. Vilayet merkezinde tren yolu ana hatları birleşiyor. Önemli aktarma merkezi. Büyük bir gar binası, işletme, cer atölyesi; kalabalık işçi, bürokrat memur, lojman, sosyal tesisler ve papyonlu garsonlar… Vatandaş kumpanyayı benimsemiyor. Bölgede kalabalıkların ilgilenebileceği tren seferleri yok. Gidip gelenler Posta ve Anahat trenleri; Ankara, İstanbul, İzmir, Adana doğu… O yıllarda kapalı ekonomi hakim; kalabalıklar zaruret olmadan bir yere çıkmıyor. Çevre köye kaplıcaya gidecek tren cevap vermiyor. Bir Ara Treni var. Bilen yok. İki aylık bilet uygulaması var. Ticaret erbabı ilgileniyor. Onlardan duyuluyor Ara Trenin olduğu da; nereden gelip nereye gidiyorsa Çay’dan geçer Sandıklı’ya gider deniliyor. Çocuğum hatırlıyorum. Zaruret var Sandıklı’ya gidilecek. 100 km’den fazla mesafe, başka vasıta yok; ya da at arabası kiralanacak. Çay istasyonu 7 km, tren öğleden sonra geçiyor. Bizi bir şekilde istasyona götürdüler, bekledik tren geldi. Birkaç yolcu vagonu, bir yük vagonu arkada; bindik tren tenha, koltuklar tahta; gidiyoruz. Bir yerde akşam oldu. Lamba yok. Vagon karardı. Tecrübeli yolculardan birisi çantasından bir mum çıkarıp pencerenin önünde yaktı; mum ışığında varacağımız yere vardık. Ara tren tıkıdık tıkıdık eğlene sallana bizi götürdü, fakat memnun kaldık.</p>
<p>…</p>
<p>1950’li yılların başında, nisan ayında Çay istasyonunda piknik yapıyoruz, 23 Nisan okulda “parakatıştık”. Helva, yumurta, yeşil soğan, ekmek vs nevale aldık. İlkbahara hoş geldin denilecek. Geldik istasyona; istasyon küçük, gişe, bekleme salonu, sundurma, ambarlar, bir iki lojman, bekleyen vagonlar, elle yürütülen küçük demiryolu aracı (Drezin) ve ilerde lokomotif için su ikmal ünitesi… teşkilatı kurduk oturduk, karnımızı doyurduk. Geniş yeşil alanlarda top oynuyoruz, koşuyoruz… Aklımız trende; her taraftan tren yolunu gözetliyoruz. Hangi taraftan gelirse herkes vaziyet alıyor. Rahatça treni izleyebileceği yere gidiyor, gelirken, dururken, yürürken kayboluncaya kadar bakıyoruz sonra birbirimize treni anlatıyoruz.</p>
<p>O gün üç-beş tren geçti geçmedi. Trenler kömürlü, lokomotifin arkasında kömür vagonu. Lokomotif kocaman, rengi siyah, dumanlı, buharlı, gürültülü, yağlı, kirli; bilhassa yürürken zorlanıyor, patinaj yapıyor, heyecan veriyor. Yük treninin birisi de ilgimizi çekti, üstü kapalı ortadan kapılı yük vagonlarının askerlerle dolu olduğunu gördük. Nisan ayının serin havasında kapılar açık yük vagonunda yere sıralanarak oturmuşlar marş söyleyerek geçtiler. İstasyondaki hıdırellez kalabalığının kendilerine olan ilgisinden memnun görünmüşlerdi. Asker taşıyan karatren bizim için sürpriz olmuştu.</p>
<p>…</p>
<p>1955 yılı kasım ayı sonları asker gönderiyoruz. Tren belli Çay istasyonundan geçiyor. Konya’dan gelecek trene binilecek. Bir saat sonra Afyonkarahisar’da Manisa trenine aktarma var. Herkesin eli boş; askere gidecek olanlara “siz en iyisi vilayet merkezinden Manisa trenine binin” demişler. Program öyle yapılmış. Gidilecek gün öğleyin askerler ve yakınları için otobüs kiralandı. Vilayete gidildi. Gezdik tozduk akşamı ettik. Biz yeni yetmeyiz büyüklerin peşinde dolaşıyoruz. Gece hava soğudu, “Kristal” diye bir yere götürdüler. Gündüz görmüştük, eski bir hanın yerine yapılan modern bir otelin zemin katında; şehrin ortasında, kaliteli inşaat, hanın ahır ve araba yerleri olacak geniş bir alanı kristal olarak düzenlemişler. Yüksek zemin, geniş kapalı alan, tavanın ortasındaki tepe penceresinden ışık alıyor. Aydınlık, ortada havuz, havuzun ortasında fıskiye ve fıskiye ile birlikte yükselip düşen toplar. Sürüp giden canlılık. Yanlarda iki bilardo masası, vatandaş sırada… Alışık olmadığımız şimdi anlayabildiğimiz tornadan çıkmış masif kare yeşil çuhalı masalar. Pahalı sandalyeler. Gördük  büyükler hayran oldu. Gece yarısını orada ettik. Tahsisattan çay kahve hesabını ödedik. Adamlar bizden memnun kaldılar.</p>
<p>Gece yarısı Gara gittik. Kalabalık. Herkes tren bekliyor. Gar büfesi arı kovanı gibi çalışıyor. Fırından çıkmış ağzıaçıklar peyderpey geliyor, kapışılıyor. Saat üç gibi üç tren gelecek birbirini bekleyecekler sonra ayrı yönlere gideceklermiş. Biri geldi öteki geldi derken tamamlandı. Heyecan dorukta. Kalabalıkta bir hareketlenme, herkes trenine yöneldi fakat trenler dolu geldi. Anons yapılıyor. Manisa trenini bulduk. Vagon kapılarının önleri kâmilen kalabalık. Şubeden askere sülüs verdiler. Bilet bu. Numara yok. Tren dolu. İnecek var inemiyor. Binecekler binemiyor. Yolcular izdihamdan şaşkın. Bekliyoruz. Baktık bir gurup askerini vagona kompartıman penceresinden sokuyor. İzliyoruz. Soktu da bavulunu da pencereden verdi. Bizim iki yolcumuz var kalabalığız. Açık pencere baktık. Koştuk pencereye toplandık iki askeri hop pencereden trene bindirdik; bavullarını verdik. İşi bitirdik. Bekliyoruz tren kalkmaz. Nasıl kalksın üç trene biniliyor iniliyor. Neden sonra vagonlar şişti, yolcular pencerelerden başlarını çıkarmış bekliyor, düdükler öttü, trenler kalktı. Askerleri uğurladık, aktarmayı gördük. Gar büfesindeki ağzıaçıklar bitmiş, istasyon tenhalaşmıştı. Sabaha karşı dönebildik.</p>
<p>…</p>
<p>1960’lı yıllarda yurt düzeyinde kentler otobüs edinmişler. Vilayetlere otobüs seferleri başlamıştı. Köylü artık traktörle gidip geliyor. Büyük şehirlere konulan otobüs seferleri bir seviyeye gelmişti. Konya – İstanbul otobüsleri güzergâhında bulunan bütün yerleşim birimlerinin esnafının memurunun öğrencisinin hastasının ümidi olmuştu. Günde sabah akşam geçen karşılıklı otobüsler işe yarıyordu. Otobüsle İstanbul 20TL. Otobüste öğrenci tenzilatı yok. Tren tenzilatlı 9TL. Öğrenci treni tercih ediyor. Mototren reklamı da yapılıyor. Gençler tercih ediyor. Sanki uzay aracına biniyorlar. Öğrenciye göre uçup gidiyor. Akşam Haydarpaşa’da. Bilet var. Numara yok. Üç vagonu var. Kaç kişi için koltuğu varsa. Biniyoruz, oturduğumuz olmuştur. Çoğu zaman ayakta gidiyoruz. Bir kulp buluyor tutunuyoruz. Valizin üstüne oturuyoruz. Zaten oturandan çok ayakta yolcu var. Rahatça yaslanabileceği, dayanabileceği bir yer bulabiliyor. Kütahya, Eskişehir, Bilecik derken Mototren yokuşlar için takviye alıyor. Hızlanıyor yavaşlıyor bir yere ulaştıktan sonra artık takviye  gerekmiyor. Arifiye, İzmit’te ferahlık oluyor. Koltuklar boşalıyor. İzmit – İstanbul bitişik. Tren trafiği, aheste seyir. Yeşil çevre, Sapanca, Marmara, deniz, göl ve tabii güzellikler seyrediliyor. Sonradan yer bulursak eğer tren koltuklarının çok rahat olduğunu o zaman anlıyoruz. Bir şekilde vapur ve tren düdüklerinin birbirine karıştığı Haydarpaşa’ya ulaşıyoruz. Bizim Mototren şimdi yok.</p>
<p>…</p>
<p>1970’li yıllar, Ramazan Ayı bereket ayı. Fevkaladeliklerini hep yaşıyoruz; hissediyoruz. Teşhis edemiyoruz. Başşehir Ankara. Gündüz dairede, caddede sigara içenler, bir şekilde oruç tutmadığını pervasızca gösterenler. Lokantalara, pastaneye, kahvelere gündüz girip çıkanlar. Aynı Ankara akşam vaktine doğru bir telaş; iftar vaktine yarım saat var. Bu defa herkes iftara yetişmek için koşuşturuyor. Otobüs, dolmuş, taksi araçlar dolu, trafik yoğun, zorlukla ilerliyorlar. Sıhhiye köprüsü üzerinde Sincan Kayaş banliyö treni Sincan yönüne gidiyor, görülmeye değer tren dolu. Vagonların içinde ve iki başındaki sahanlıklarda olağanüstü kalabalık var. Basamaklar dolu. Tren gücü yetse çekip götürecek, zorlukla ilerliyor. Yavaş, ağır ve zarif bir şekilde sırtındaki iftar yolcularını Kayaş’a doğru alıp gidiyor. Banliyö treni Ankara ramazanında gündüz yiyen içenlerin saygısızlığından alınanlara görüntüsüyle ferahlık veriyor. Görenleri rahatlatıyor…</p>
<p>…</p>
<p>1980’li yıllar, Adapazarı – Haydarpaşa treni; bilet var, numara yok. Rağbet var, randıman yok… Bir türlü saatinde gidip gelemiyor. Evvela tren yolu hattı yüklü; sonra yol bakım, köprü bakım, Anahat trenlerinin, ekspresin, hızlının, mavinin önceliği sebebiyle çok yerde bekletiliyor. Tarifeye göre posta 2 saat 45 dakika, ekspres 2 saat 15 dakikada Haydarpaşa’da olması lazım. Çoğu zaman mümkün olmuyor. Duruyor, bekliyor. Bir kısmını hızlanarak telafi ediyor. Yine de gecikiyor. Akşam Sakarya’ya dönüş rahat çünkü iş bitti eve gidiliyor.</p>
<p>Sakarya Mimarlık Mühendislik Akademisi İTÜ’den destek alıyor. Öğretim üyeleri İstanbul’dan geliyorlar. Öğretim görevlilerinin, asistanların bir kısmı doktora vs ile ilgili olarak İstanbul’a gitmek zorunda. Öğretim elemanlarının büyük çoğunluğu İstanbul’a trenle gidip geliyorlar. Akademi İdaresi Trene servis çıkarıyor. Gelen tren bekleniyor, giden öğretim elemanları trene ulaştırılıyor.</p>
<p>Nedense öğretim elemanlarından ısrarla trene binmeyenler var. İstanbula  otobüsle gidip geliyorlar, arkadaşları;</p>
<p>— Biz de trenin durduğunu, beklediğini endişe ile görüyoruz. Neticede en fazla yarım saat, nihayet üççeyrek tehir yapıyor. Niye treni tercih etmiyorsunuz?  Diye soruyorlar. Cevap veriyor:</p>
<p>— Bir uzun tren tecrübem oldu. Kolumda saat  Trenin ne zaman nerede olması gerektiğini biliyorum. Huy olmuş bende… Az bir tehiri bile olsa treni önden çekiyorum, asılıyorum; arkadan itiyorum hızlandırmaya çalışıyorum. Neticede treni Haydarpaşa’ya götürüyorum da bende hal kalmıyor.</p>
<p>Diyor, trene binmiyor…</p>
<p>…</p>
<p>Bugünkü Devlet Demiryolları işletmesinin ecnebilerle ortak Demiryolu Kumpanyası tarafından işletildiği yıllarda görkemli Haydarpaşa gar binasından bir hatıra: Bu memurlarda hizmet içi eğitimle ilgilidir.</p>
<p>Harf inkılabı öncesinde Mamurat-ül Aziz ilinin adının Elazığ olarak değişmesinden evvel Haydarpaşa’da kumpanyanın Anahat gişelerinden birinden bir vatandaş Mamurat-ül Aziz’e bir bilet ister. Parasını uzatır… Memur bildiğimiz iki çarpı beş santim küçük tren biletine Osmanlı harfleriyle “Haydarpaşa – Mamurat-ül Aziz” yazıp bileti verecek, parayı alacak. Bir bilet alır, yazar yazıyı sığdıramaz, çöpe atar. Bir bilet daha alır. Yazar yazıyı yine sığdıramaz; yine çöpe atar. Bir bilet daha alır. Biletin üzerine “Haydarpaşa – Adana” yazar verir. Adam parasını verir, bileti alır. Bakar bilet yanlış. Memura:</p>
<p>- Memur bey ben Mamurat-ül Aziz’e gidiyorum. Siz yanlış bilet verdiniz.</p>
<p>Der. Memur kızar:</p>
<p>- Kardeşim gördünüz işte; bilet küçük yazı sığmıyor. Hem Mamurat-ül Aziz’de ne işiniz var sizin; Adana’ya gidin.</p>
<p>diye bağırır&#8230;</p>
<p>Son olarak bölgesel bir tren hikâyesi; Afyonkarahisar’da 1950’li yılarda hayvancılık yaygın. Koyun yetiştiriliyor. Yazın birkaç ay yaylada, yılın diğer aylarında ovada, şiddetli kış aylarında çiftliklerde bakılıyor  büyütülür kuzusu alınır. Bir kısmı satılır, dişileri damızlığa ayrılır. Dört beş yaşına gelen, dişleri dökülen, merada otlanamayan koca koyunlar iki üç ay arpa besisine alınır, beslenir, etlendirilir. Yüz kadar koyun için bir vagon istenir. Trenle İstanbul’a gönderilir. Uygulama bu. O yıllarda Bolvadin’den bir vatandaş. Bir vagon koyunu İstanbul’a götürecek. Yakın Çay istasyonundan trene bindiriyor. Başında çoban, elinde kaymakamlıktan alınan menşe şahadetnamesi. Koyun gidiyor, Haydarpaşa’ya iniyor. İşlem yapılacak, mavna ile denizden Sütlüce’ye, Canlı Hayvan Borsasına gidecek… Çoban Haydarpaşa’da ilgili yere gidiyor. Belgesini veriyor. İşlem yaptıracak. Belgeyi alan memur sorar;</p>
<p>- Koyunu nereden getirdiniz?</p>
<p>der. Çoban cevap verir:</p>
<p>- Bolvadin’den.</p>
<p>der. Memur belki vilayetini istiyor. Ek bilgi istiyor. Tekrar sorar:</p>
<p>- Bolvadin neresi?</p>
<p>der. Çoban:</p>
<p>- Bolvadin’i bilmiyor musun? Memur bey; Tellioğlu’nun çifte kuyunun üstünde işte. Oradan getiriyorum.</p>
<p>der. Tellioğlu’nun çifte kuyu Bolvadin’in istasyon çıkışındadır. Orada Bolvadin’in levhası, nüfusu, rakımı yazılıdır. Çifte kuyudan benzin istasyonları görünür. Az ilerisi Bolvadin’dir. Şimdi Tellioğlu’nun çifte kuyu şehrin içinde kalmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/tren/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

