<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Babamın Hikayeleri &#187; yokluk</title>
	<atom:link href="http://www.babaminhikayeleri.com/tag/yokluk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.babaminhikayeleri.com</link>
	<description>İhsan Kelekçi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Feb 2012 18:38:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kaymaklı Kadayıf</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/kaymakli-kadayif/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/kaymakli-kadayif/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Sep 2010 19:09:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[1980]]></category>
		<category><![CDATA[adapazarı]]></category>
		<category><![CDATA[balıkesir]]></category>
		<category><![CDATA[Çay]]></category>
		<category><![CDATA[cuma]]></category>
		<category><![CDATA[eda]]></category>
		<category><![CDATA[erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[eşşoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[gubeyli]]></category>
		<category><![CDATA[hırsız]]></category>
		<category><![CDATA[hısınlı]]></category>
		<category><![CDATA[ictima]]></category>
		<category><![CDATA[istasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kaymaklı kadayıf]]></category>
		<category><![CDATA[kayseri]]></category>
		<category><![CDATA[kaza]]></category>
		<category><![CDATA[kubeyli]]></category>
		<category><![CDATA[maç]]></category>
		<category><![CDATA[mütevekkil]]></category>
		<category><![CDATA[simit]]></category>
		<category><![CDATA[Tren]]></category>
		<category><![CDATA[tufeyli]]></category>
		<category><![CDATA[vukuat]]></category>
		<category><![CDATA[yedek subay okulu]]></category>
		<category><![CDATA[yokluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=858</guid>
		<description><![CDATA[Kaymaklı kadayıf duyulan dinlenen hatırlanan birkaç hikayeden ibarettir. Sondaki hikaye kadayıfla ilgilidir; &#8230; Antalya&#8230; Adam askeriyeden emekli, arkadaşları ile kurdukları yapı kooperatifinin evinde oturuyor. Ailesi ile birlikte çıktığı kısa bir seyahatten eve döner. Kapıyı açar, her yeri dağınık, karışık bulur. Masa komodin üstleri, duvarlar nereye baksa alınanlar belli;  telefon saat çakmak çerçeve gitmiş. Daha ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/09/kaymakli.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-873" title="kaymakli" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/09/kaymakli.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></p>
<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/09/kaymakli.jpg"></a>Kaymaklı kadayıf duyulan dinlenen hatırlanan birkaç hikayeden ibarettir. Sondaki hikaye kadayıfla ilgilidir;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Antalya&#8230; Adam askeriyeden emekli, arkadaşları ile kurdukları yapı kooperatifinin evinde oturuyor. Ailesi ile birlikte çıktığı kısa bir seyahatten eve döner. Kapıyı açar, her yeri dağınık, karışık bulur. Masa komodin üstleri, duvarlar nereye baksa alınanlar belli;  telefon saat çakmak çerçeve gitmiş. Daha ne gitti ise&#8230; Eve hırsız girmiş.</p>
<p>Hırsızın insafı mı olur? Aklı beylik tabancasında, altınında kuruşunda&#8230;   Sıcağı sıcağına olabildiğince   sağlıklı şahitli mukni tesbit gerekiyor, biraz sonra  polis çağıracaklar, neyin çalındığını soracak.  Evde tabanca falan da var ya;    çalınmışsa  eğer  arkasından uzun bir formalite daha var.<span id="more-858"></span></p>
<p>Ne yapsın hemen yukarıdaki arkadaşına çıkar, durumu anlatır, beraber inerler, kağıt kalem tesbit yapacaklar. Önce beylik tabancasını koyduğu yere gider,  yatağın yorganın içine üst üste istif edildiği gömme dolap, Efendi koyduğu yeri tahmin eder; &#8220;Bismillah&#8221; der, elini sokar. Tabancasını çekip çıkarır, derin bir nefes alır&#8230;</p>
<p>Sonra hanımına altınlarını koyduğu yere bakmasını söyler,  hanımefendi de yine gömme dolaptaki yatak yorgan yükü arasında  koyduğu yere besmele ile  elini sokar&#8230;  Altınlarının içinde bulunduğu çantayı  çıkarır,  içi dolu,  vukuat yok.   Efendiye verir: &#8220;Bunlar için mütevekkil olmuştum.&#8221; der.</p>
<p>Maksat hasıl oldu ya, artık giden gitsin;  telefon saat çakmak gümüş çerçeve daha ne alıp gitti ise &#8220;Bu iş bitmiştir&#8221; der. Arkadaşını misafir odasına buyur eder. Hanımından kendilerine kahve yapmasını ister. Havadan sudan konuşurlar.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Balıkesir&#8230;  Davarlar kesilir, kazanlar kurulur, yemekler kebaplar pilavlar pişirilir,  tatlılar yapılır;   düğün dernek&#8230;  Hatırlılar  da davetli. Adamı da çağırırlar. Tabii gitmek lazım, giyinir kuşanır hazırlanır çıkar.  Çağrılıdır, davete gittiği belli&#8230;</p>
<p>Çağrılı olduğu belli ya, birisi yanına gelir kendisini de beraber götürmesini söyler. Adam &#8220;Olur mu sorarlarsa  ne derim?&#8221; falan derse de  &#8221;Tufeyli&#8221; dersin;   yâni bir çağrılının yanında birini getirmesi doğaldır, bir kişi götürebilirsiniz  beni götürün, bu ayıplanacak bir şey değil demeye getirir, beraberinde gider.</p>
<p>Giderlerken az ilerde bir kişi daha çıkar,  &#8221;Siz çağrılısınız galiba?&#8221;  der. Kendisini de  çağrıya beraber götürmesini  ister.  Adam yine, &#8220;Olur mu sorarlarsa ne  derim?&#8221;  dediyse de;  adam,  &#8221;Kubeyli&#8221; dersin der. Yâni bu kalender, &#8220;yevmin cedid rızkın cedid&#8221;, geçimi  kendisine dar.  Çağrıya bir başkasının yanında gelmenin hata olduğunu biliyor  hatalı kusurlu&#8230;  Fakat  zarurete  binaen  geldi  işte  diye, anlarlar bir şey demezlere getirir. O da peşine düşer&#8230;</p>
<p>Üçü gidiyorlar az ilerde bu defa bir başkası  daha yanaşır,  o da kendini beraber götürmesini rica eder. Adam kızar,  öteki ısrar eder yalvarır,  ne derse cevap verir uzatır&#8230;  &#8221;Olur mu götüremem , üç olduk , sorarlarsa ben  ne derim?&#8221; deyince  sonuncusu;  &#8221;Merak etmeyin onlar beni bilirler.&#8221; der.  Laf söz dinlemez arkalarına takılır.</p>
<p>Davet yerine dört kişi geldiler ya cemiyet sahibinin canı sıkılır.  Adamı karşılar hâl hatır sorar, çevresindekilere bakar. Sağındakini gösterir.  &#8221;Kim?&#8221; olduğunu sorar. Adam:</p>
<p>- &#8220;Tufeyli.&#8221;</p>
<p>der, bir şey demez.  Tamam bir kişi getirebilir.  Buyursun.   Solundakini gösterir. &#8220;Kim?&#8221; olduğunu sorar. Adam:</p>
<p>- &#8220;Kubeyli.&#8221;</p>
<p>der.  Bir şey demez,  zaruret getirmiş  olabilir.  Baş üstüne  der. Arkadaki adamı tanır biraz önce  geldi doyurdular, istedi verdiler, zorla uzaklaştırdılar. Onu gösterir sorar;</p>
<p>- Ya bu eşoğlu kim?</p>
<p>der.  Adam  şaşırır cevap veremez, fakat gösterdiği  pişkin adam, beraberinde geldiği adama döner ve:</p>
<p>- Ben size merak etmeyin onlar beni  bilirler,  demedim mi ?</p>
<p>der.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Erzurum&#8230; Mahalli tabir öyle Hısınlılar, sert mizaçlı  değer yargıları farklı adamlar,  kendilerine göre değişik kuralları var.  İçlerinde çevrelerinde başkalarını barındırmazlar&#8230; Bu Hısınlıların bir uğraşı da yaz nihayetinde &#8220;değişe çıkmak&#8221;&#8230;  Peynirleri var. Köylerde kasabalarda peynirlerini zahire ile değişir ihtiyacı olan buğdayı arpayı temine çalışırlar.</p>
<p>Hısınlılar yine bir yaz sonu  peynirlerini hazır etmişler, atları katırları üzerine yüklemişler topluca değişe çıkıyorlar.  Ekmeklerini almışlar, peynirleri zaten var. Peynirin bittiği yerden dönecekler.  Bir süre yol alırlar, sonra bir yere gelir konaklarlar. Kendileri hayvanları dinlenecek, karınlarını doyuracaklar.  Herkes ekmeğini peynirini alır bir bucağa çekilir, usulleri öyle karınlarını doyuruyorlar.</p>
<p>Oradan geçmekte olan bir jandarma  bakar bir kalabalık gelmiş,  ayrı oturmuş ayrı yiyor, hepsi peynir ekmek yiyor, buyur eden yok. Buyur etseler yiyecek  değil, işte karakol karşıda,  karakol  tayın çiğden veriliyor, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında&#8230; Kırda arazide yemenin bir  usulü de var. Kim olursa  buyurun denir, bir teklif edilir&#8230;  Tuhafına gider,  tek tek dolaşır nereli olduklarını sorar:</p>
<p>- Hısınlıyız</p>
<p>derler. Bu sefer kızar. &#8220;Hem hepiniz Hısınlısınız, hem ayrı ayrı karın doyuruyorsunuz&#8221; der. Jandarma ya, bunları  bir araya getirir, ekmeklerini peynirlerini toplar ortalarına  koyar; &#8220;İşte şimdi yiyin&#8221; der. Sırtında tüfek, az ileride karakol var ya, seslerini çıkarmazlar, bir şey demezler. Başlarlar ortadan yemeğe&#8230;  Biraz sonra jandarma karakola doğru yönelir,   gidiyor uzaklaşıyor ya;  Hısınlıların birisi:</p>
<p>- Jandarma bir eşşeklük etti; peyniri ekmeği karıştırdı. Peynirin ayrılacağı yok ortadan yiyin;  ekmek belli,  herkes ekmeğini tanısın, başkasının ekmeğini yemesin.</p>
<p>der.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>1980li yıllar.. Adapazarı&#8217;nda  istasyon var ya, nedense İstanbul için önce tren düşünülüyor.  Ailesi İstanbul&#8217;da olan  bir öğretim üyesinin de  bir tren hatırası var.   Her hafta pazar günü son trene  binip geliyor,  bir evi de Adapazarı&#8217;nda &#8230;  Yine bir pazar gecesi Adapazarı&#8217;na gelecek , bindiği tren yavaşlıyor, duruyor, bekliyor. Tarifeye göre saat 12 den önce varması lazım,  saat 12 yi geçtiği hâlde daha yollarda . Zaten tren tenha, istasyonu  gelen iniyor, vagonlarda üçer beşer kişi kalmış, yolcular sıkılmış&#8230; Bu defa tren yaklaşıyor  yol buldu ya, hızlanıyor,  kapı pencere açık aralık, sesler gürültüler arasında rötarını kapatmaya çalışıyor.  Üstüne üslük tahammül  dışı,   can sıkıntısı  baş ağrısı içinde,   hoca  birkaç bardak içerim kendime gelirim; &#8220;Eve varayım, Çay suyu koyayım.&#8221; diye düşünüyor.  b</p>
<p>Bir süre sonra geliyorlar. İniyor evine gidiyor. Düşündüğü gibi çay suyunu ocağa koyuyor. Pijamalarını giyiyor, televizyon kanallarını karıştırıyor, bakıyor tatsız şeyler, kapatıyor. biraz sonra çay suyu kaynayacak, çay demleyecek beklemesi lazım.  Şöyle bir uzanıyor.</p>
<p>Uyuyakalıyor. Gecenin bir vaktinde alışık olmadığı bir koku ile uyanıyor.  Tuhaf  elektrikler yanık, mutfakta ocak üzerine su koymuştu,  gidiyor bakıyor ki; vah vah.  Demliğin suyu bitmiş kızarmış, kıpkırmızı olmuş, üzerinde ki  çaydanlık kararmış, ocak yanmaya devam etmekte . Her an felaket olabilir.  Çaresi yok kendini toplar, yavaşça ocağa yaklaşır, düğmesinden söndürür.  Mutfak pencerelerini açar, daha uğraşmaz. Gider yatağına yatar. Çay içemedi olsun, korktuğu başına gelmedi ya rahat bir uyku çeker.</p>
<p>Sabah kalkar. Gece bir felaket bir kâbus olmadı ya;  koruyan  korudu.  Demlik çaydanlık ocağın üstünde soğumuş, çöpe atılacak. Mutfak havalanmış.  Sabah çayı da içemeyecek,   adam sen de  olsun çay ise  ne olacak her yerde içer. Hazırlanır neşe içinde işine gider.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Kayserili işçi&#8230;  İstanbul&#8217;da inşaatlarda boya badana işinde çalışırken yurt dışına gider. Uzun müddet çalışır. Kesin dönüş yapar, emekli olur, İstanbul&#8217;a yerleşir.  Evi arabası olur. Çocuklarını iş güç sahibi yapar. Kendisi de iş takip eder.  Babası anası memlekette yaz kış bir vesile ile onları ziyaret eder. Bir müddet kalır, bazen uzatır  bir iki ay durduğu olur.</p>
<p>Yıl 2009  yine bir münasebetle Kayseri&#8217;ye gider. Yerleri merkeze yakın. Babasının bahçesi tarlası ahırı kümesi var, onlarla meşgul oluyor. Bu misafir geziyor, dolaşıyor. Arada Kayseri&#8217;ye iniyor;  hacet ihtiyaç ziyaret için geziyor, iki tarafına bakınıyor, vakit geçiriyor, eve dönüyor.</p>
<p>Yine bir Kayseri gezintisinde bir fırın önünde çuvallamış  bayat ekmek koymuşlar satıyorlar;  Fırıncı hesabını yapmış, bayat ekmekleri çuvala doldurmuş, 5 lira etiket koymuş. Parasını veren götürüyor. Bu da Kayseri&#8217;li bir hesap ta bu yapar, köyde hayvan haşarat var, bir şekilde verilebilir, ucuza da gelir der, bir çuval alır gider.</p>
<p>Babası anası,   nimet bayat ekmek çuvalla  geldi ya ;  yokluk yıllarını hatırlar duygulanırlar. Unun buğdayın olmadığı yılları. Şaşırıp kaldıkları yılları. Kıtlık yıllarını&#8230; Neticede arpa kepek yerine hayvanlara ekmek verir yedirirler;   memnun kalırlar. İşe yaradı ya bu da ; Kayseri&#8217;ye indikçe bir çuval getirir, bu minval üzere mala verirler.</p>
<p>Yine bir Kayseri ziyaretinde işlerini görür, eve dönecek. Çuvalla ekmek almaya fırına gelir, bu defa ekmek çuvallarının yanında bir iki simit çuvalı&#8230;  Bir çuval bayat simit, üzerinde fiyat 5 lira&#8230; Bu sefer simit götüreyim der. Bir çuval simit alır götürür. Mala verilecek.</p>
<p>Babası anası  bu defa simidi görünce yine eski yılları hatırlarlar.  yaşadıkları  yılları ,  duyup dinledikleri yılları&#8230; Cennet mekan Abdülhamid Han&#8217;ın askerlerinin aşı yemeği yokmuş  ki. Varsa kuru peksimet. İşte bu; bayat simit&#8230; Çanakkale&#8217;de Balkanlar&#8217;da  kimi zaman peksimet de yokmuş. Seferberlikte ne vardı, asker ne yerdi? Halk çoluk çocuk ne yedi?  bulduklarını yediler&#8230; Tarlalar boş, kim ekecek?    Kim sürecek?  Öküzün boğazına kim bakacak?  Herşey dirlik ile. Dirlik yok. Bahçedeki ağaçta erik kayısı, dağda kırda armut ahlat ne bulunursa ekmek yerine o yeniliyor&#8230; Akıllarından bunlar geçer. Anası der ki;</p>
<p>- Oğul sen biraz bana simit ayır.</p>
<p>Hepsini mala verme birazı kalsın, ben yerim demek istiyor. Oğlu;</p>
<p>- Bunlar bayat simit.  Ana nasıl yersin? Yenecek şey değil ki&#8230; deyince, anası;</p>
<p>- Islatırım  beze sararım, biraz beklerim, yerim. Çoluğa çocuğa konuya komşuya da veririm. der&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Yedek Subay Okulu. Kalabalığı olmayan bir sınıfın yedek subayları eğitiliyor. Yedek subay adaylarının yaşları farkları. Yaş ortalaması yüksek, meslekleri değişik. Uyum da sağlanamıyor. Bir gevşeklik sürüyor.</p>
<p>Sabah içtiması neden sonra yapılabiliyor. Tekmil, tekmilden sonra spor, sporda dökülüyorlar. Yarıda kesiliyorlar. Pentantlona yanaşan yok, kıyısında geçiyorlar. Ders ise dinleyeni var, dinlemeyeni var. Öğleden sonraki içtima da aynı. Eğitimde görevli kısım kıdemlilerini dinleyen yok, etkin olamıyorlar.</p>
<p>Haftada bir gün gece yürüyüşü,  ışık disiplini, ses disiplini&#8230; Ders ve uygulama;   diğer geceler sinema&#8230; Kantine gelir olsun diye sinema teşvik ediliyor. Sinema olunca yatakhanelerde sükun sessizlik sağlanamıyor. Saatinde ışık lar sönmüyor. Asker yatacak, yatamıyorlar. Sinemadan gelenler de uykuyu dağıtmış olarak geliyorlar,   hadi bakalım  iskambil partisi başlatıyorlar. Artık kim uyuyabiliyorsa uyusun. Bir kesim kendini bırakmış aldırmıyor, bir kesim stres içinde sıkıntılı.</p>
<p>Bölük komutanı, yüzbaşı gayretli, içtimalarda öğüt veriyor, yol gösteriyor, her zaman kendilerine yardımcı olacağını söylüyor. Küçük büyük sorunları olduğunda gelmelerini ısrarla ifade ediyor. Giden gidiyor; yemeği perhizini, şartları tutmayan hafta sonu iznini, kilosunu, koşulardan muaf tutulmasını,  konu ediyor, ne sıkıntısı varsa yüzbaşıya gidiyorlar; ilgileniyor.</p>
<p>Herkesin bir derdi var, değirmencinin derdi de su, su gelirse çark döner buğday un olur. Hak alır  ambar dolar. Bir başkasının sıkıntısı da cuma namazı; yüzbaşı gelin dedi ya gider, zaten öğle tatiline rastladığını, belki bir 15 dakika izin gerekebileceğini anlatır, izin ister. Yüzbaşı; dinler, düşünür, cevap veremez, sıkılır ve bağırır;</p>
<p>- Program çok yüklü, vakit bulamazsın!</p>
<p>der. Bu herhalde gidemezsin anlamındadır. İzin isteyen: &#8220;programın yüklü olduğunu söylüyorsunuz ama görüyorsunuz biz adaylar aylak avare dolaşıyoruz&#8221; diyemez.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Adam başarılı bir idareci, çalışkan bir mühendis, Türkiye&#8217;nin belli başlı projelerinde görev üstlenmiş. Sonra uzun yıllar genel müdürlük yapmış, hala görevde&#8230; Bilgili, hatırnaz, hassas, sohbet ehli, güzel anlatır güzel dinler, vakti de kıymetli, boş geçirmiyor. Temel kitapları, tefsiri, ihyayı tekrar tekrar okuyor, meali tavsiye ediyor. Okuyacakları tekrarlıyacakları sıralı; izleyeceklerini seçiyor. Planlı, hali vakti de yerinde. Ve ehli tarik.</p>
<p>Takım da tutuyor. Futbolla, takımının maçları ile, milli takımla, dünya kupası ile ilgileniyor. Çoğumuzun dikkat etmediği hususları öne çıkarıyor. Kendisi genel müdür ya, genel müdür yardımcısının birisi de aynı takımı tutuyor. Bir araya geldiklerinde konularının  önünde ortasında &#8220;ne olacak şu bizim takımın hâli&#8221; diye dertleşiyorlar. Kızı da yetişkin, o da aynı takımı tutuyor, söz de vermiş kızına  &#8221;Seni maça götüreyim .&#8221;   diye.</p>
<p>Takımının falan takımla maçı var. Önemli bir maç. Yardımcısı ile sözleşirler, maça gidecekler. Kızını da alır, üçü maça giderler. Numaralı tribüne otururlar. Stad kalabalık, coşku tezahürat, maç başlar. Birinci devrenin bilmem kaçıncı dakikasında akşam ezanı okunur. Biraz da geçer. Seccadesi var, abdestli, stad da kıldığı yer belli,  gidiyor akşam namazını köşesinde bucağında kılıp geliyor.</p>
<p>Yardımcısı namazında niyazında da öyle pek merakı yok. &#8220;Ha eda ha kaza&#8221; fark etmiyor. Gece evde yatsının arkasından kaza ederim düşüncesinde, aldırmaz. Efendi de durdurmaz, &#8220;vakit geçiyor&#8221;, &#8220;ne duruyorsun&#8221;, &#8220;eda başka, kaza başka&#8221; demeye başlayınca bakar ki çare yok beraber giderler, lavaboda çarçabuk bir abdest alır, gösterdiği yerde akşam namazını  kılar, kurtulur.</p>
<p>Sıra kızda. Kız da zaten beş vakit namazında da yine üç beş mazeret sıralar; &#8220;işte baba abdestim problem&#8221;, &#8220;ayaklarımı çıkaracağım&#8221;,  &#8221;kot giydim&#8221;, &#8220;tülbentim&#8221; falan dediyse de&#8230; Zaten o onları düşünmüş, planlamış; kolayca bir abdest aldırır, kıble belli, bildiği müsait bir yerde güzelce namaz kıldırır, ikisi de ferahlarlar.</p>
<p>Numaralı tribüne gelir otururlar. Artık rahattırlar. Maçı kaldığı yerden izlemeye devam ederler. Tezahürata, kalabalığa, amigoya uyarlar.  Öndeki  arkadaki koltuklardan yapılan tesbite, yoruma, tahlile kulak kabartırlar. Ufukları açılıyor ya memnun olurlar. Bir de takım galip gelirse işte o zaman &#8220;kaymaklı kadayıf&#8221; olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/kaymakli-kadayif/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Esnaf</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/esnaf/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/esnaf/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 May 2010 16:13:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[1940]]></category>
		<category><![CDATA[1950]]></category>
		<category><![CDATA[ahi]]></category>
		<category><![CDATA[ahi teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Bolvadin]]></category>
		<category><![CDATA[çarşı]]></category>
		<category><![CDATA[emirdağ]]></category>
		<category><![CDATA[emirdağ pazarı]]></category>
		<category><![CDATA[Esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[kaplıca]]></category>
		<category><![CDATA[kırlangıç]]></category>
		<category><![CDATA[kıtlık]]></category>
		<category><![CDATA[seyyar esnaf]]></category>
		<category><![CDATA[yokluk]]></category>
		<category><![CDATA[zabıta]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=739</guid>
		<description><![CDATA[Kırlangıc uçarken iniyor çıkıyor yön değiştiriyor  çizgisi belli değil ya ; demişler:  &#8220;Mübarek denk uçamıyorsun, ağır ol kâmil ol, bir istikametin olsun, acele etme panikleme&#8230;&#8221;  Demiş ki: &#8220;Uçmasına denk uçuyorum da bakıyorum karşıdan bela geliyor, ne yapayım iniyorum çıkıyorum  belanın   altından üstünden kaçıyorum  veya börtü böcek önüme kısmetim çıkıyor  peşine düşüyorum.&#8221;   Hâni ortalık süt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/esnaf.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-751" title="esnaf" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/esnaf.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a></p>
<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/esnaf.jpg"></a>Kırlangıc uçarken iniyor çıkıyor yön değiştiriyor  çizgisi belli değil ya ; demişler:  &#8220;Mübarek denk uçamıyorsun, ağır ol kâmil ol, bir istikametin olsun, acele etme panikleme&#8230;&#8221;  Demiş ki: &#8220;Uçmasına denk uçuyorum da bakıyorum karşıdan bela geliyor, ne yapayım iniyorum çıkıyorum  belanın   altından üstünden kaçıyorum  veya börtü böcek önüme kısmetim çıkıyor  peşine düşüyorum.&#8221;   Hâni ortalık süt liman olsa o uçacak biz seyredeceğiz.<span id="more-739"></span></p>
<p>1950 yılı öncesinde çarşının  erbabı vardır. Çarşı esnafın ağaların  kafası çalışanlarındır.  Esnaf seviye sahibi, esnaflık hizmet makamı, bunlar görev yüklenmişler vatandaşın hizmetindeler,  ihtiyaçlarını temine uğraşıyorlar.  Sermaye emek bilgi beceri ortaya koymuşlar,  yer edinmişler dükkan sergi açmışlar,  tezgah kurmuşlar.  işyerlerini hizmete açık tutuyorlar ,  oturuyor vaziyet ediyorlar.  Esnaf  Ahi Teşkilatının murisi,   müşteriyi karşılıyor, ihtiyacını öğreniyor, malını gösteriyor hizmetini  görüyor,  parası yoksa veresiye veriyor,   alacağını alamaz ise vazgeçiyor&#8230;  O yıllarda  yokluk kıtlık  da  var,   halkı esnafı zor  duruma sokmuş&#8230;   Esnaf çarşıda gözönünde ya , Devlet  Belediye  üzerine çullanmışlar  &#8220;Sorma  ver.&#8221; diyorlar.  Herkes parayı onların elinde görüyor ya,  para kadar kötü bir şey yok.  Hırsız hâin de görüyor umutlanıyor.  Kime neyi anlatacaksın ,  parayı nasıl yerinde zamanında kullanacaksın&#8230;   Çoluk çocuk var karışır,  hısım akraba var umar,  Fakir fıkara var verilecek verilemez,  akıldaneler var.  bilecenler var,  nefis var,  şeytan var; hepsi bir tarafa çekiyor&#8230; Esnaf şaşkın parayı nasıl doğru dürüst kullanacak,  fesat  nifak  da var.  Esnafın başı belada ,  bela ki  ne bela&#8230;</p>
<p>Adam seyyar esnaf ,  haftada birkaç pazara gidiyor,  anası salı günü ölmüş sizlere ömür, techiz tekfin defin taziye pazarın birine gidememiş:</p>
<p>-Anamın öldüğünü aramam,  Emirdağ pazarını kaçırdım.</p>
<p>Diyor.  Anası öldü  rahmetlinin üzerinde çok ta hakkı vardı. Yani şimdi bu söylenecek şey  mi,   bu söylenmez de  güz pazarıydı, iş oluyordu,  ihtiyacı vardı  nakit umuyordu,  borcu derdi var,  pazara gidecekti gidemedi,  üzüldü  ne yapsın ağzından çıkıverdi&#8230;.  Emirdağının doksan küsur köyü var, köylü iniyor,  esnaf geliyor diye yerli de alışverişini salı günü yapıyor,  hepsi  çarşıda esnafın çevresindeler, dükkanlar dolup taşıyor, sergileri müşteri bastırıyor. paraları avucunda  pazarlık eden  de yok, ağzının ikrarı&#8230;  İş oluyor maksat hasıl oluyor,    Esnaf gitti malı parasız pulsuz aldı geldi açık hesap , ödenmesi  namusun ikmal edilmesi , sözün yerine getirilmesi lazım.  Salı günü gidemedi şimdi ne olacak;   alacak istese  alacakla borç ödenmez.  Müşteri zaten nazlı,  diyeceği de belli:</p>
<p>- Biz borcumuzu biliriz. Efendi kaygısız ol, ağrımaz yerine yat, senin ki seni bulur.</p>
<p>Evde çoluğa çocuğa biraz iktisat edin dese , anaları başta:</p>
<p>-Tamamda , çocuklara üst baş alınacak giyecekleri kalmadı yok , eskidi  bize bezden pazenden biraz alıver de diktirelim.</p>
<p>Diyor,  iktisat umuyorsun ihtiyaç çıkarıyor.</p>
<p>Eş dost şurada burada rastlıyor,  selam kelam,  işi önünde  biliyorlar,  dostlar  bunlar  alışverişte   görüyorlar ya ; Konuşuyor:</p>
<p>-Sadıcım malını ye,  malını yemezsen  yerler.</p>
<p>Ne demek istediği belli değil, esnaf ne yapsın konuyu değiştirir, birşeyler anlatır ağzını tutar ,  iltifat eder ikram eder, havasını alır.</p>
<p>Okula giden oğlu da daralmış,  demekki evde konuşuluyor,  baban alamıyor edemiyor diye&#8230; Duyuyor:</p>
<p>-Baba sen para kazanmasını bilmiyorsun, beşe mi veriyorsun yediye ver. dokuza ver. azcık fazlaya sat zengin olalım.</p>
<p>Diyor , sıkılmışlar demek ki.   Ne yapsın kasaptan her hafta et alınıyor,  ayda iki ayda böyle zamanlarda  eve  tavuk  gönderiliyor,  avlu da kümeste biraz bakılacak sonra usul böyle çocuğun eline bir bıçak  kapıya çıkar,  yoldan geçen birine &#8220;Emmi şunu kesiver.&#8221; denilir, hiç kimse itiraz etmez . Kesip eline verirler.  sonra yolunur ateşte  tüyleri  ütülenir,  o günlerde artık yumurta yapmayan tavuktan  başkası kesilmezdi,  anaç  kesilir eti  iki üç kilo gelir. kuşhane denir tavuğu o tencereye koyarlar kapağı hamurlanır, düdüklü tencere oluyor bu,  ateşin üzerinde üç  dört saat  pişirilir. Akşam sofraya gelir.  Tavuk dediğine değer,  sofra kalabalık yemek lezzetli, derisi de kapışılır  ancak yeter.   Duruma göre çorba pilav takviye edilir,  evdekilerin havaları alınır.  bakın haydi  işte kazanıyoruz  yiyoruz&#8230;</p>
<p>Bir de kışın soğuklar başladığında bir defaya mahsus hindi faslı vardır.  Hindi para eden eden birşey değil iki tavuk fiyatına, yemeği çorbası arabaşısı yapılır. Muhabbeti de olur, Evin babası da yemekte  temenni  ettiğini dile getirir:</p>
<p>-Borç korkulacak birşey değil karşılığı var da, bana yardıncı olun  borcu bitireyim size gelecek sene iki hindi alayım, sırt sırta   yatıralım.</p>
<p>Derde dediği ile kalır. Borç bitmez seneye yine bir hindi gelir.</p>
<p>Çarşı ve pazarlarda marttan ağustosa işler durgunlaşır, yeni mahsul harman beklenir. Bu dönemde de esnaf dükkanı sergiyi yine bekler  ne yapsın, esnafın ayağı kırık gerek derler  oturur pinekler, gelenlere yakınlık gösterir ilgilenir ikram eder,  dostlar alışverişte görsün ister.  geleni baştacı eder. Gelmesini istemediği kimselerde vardır. Bu defa meşgul görünür, yaramaz kimseleri yanaştırmaz, yüz vermez, ters konuşur, uzaklaştırır.   Bu işlerin kesat olduğu ara dönemde  biraz cemiyetçilik memleket meseleleri , particilik kulis ağır basar.</p>
<p>İşte bizim bir tanıdık esnaf şakacı,  bu ara dönemde memleketine gelirdi görürdük.  Gazeteden radyodan haberleri takip eder,  kulislerle memleket meseleleri ile ilgilenir,  bir  şey ummaksızın  katılırdı. Kendisinin  önce Dikbıyığın arkası çadırlı pazar kamyonu ile çevre pazarlarını takip ettiği  yüklerin üstünde tozlu yollarda gidip gelirken  birilerine takılıp, arkadaşlarını neşelendirdiği anlatılır.  Sonra bakmış bu iş bir yere kadar, oysa bölgeyi pazarları tanıyor birikimli, Akşehir Yunak köylerindeki müşterilerine yönelmiş, müşterisi olan bir hatırlının köyünde bir odaya inmiş, bir ardiye tutmuş, bir de at arabası kiralamış  işini kurmuş. Arabacı götürüyor getiriyor  yardım ediyor, çevre köyleri sıraya koyuyor hizmet veriyorlar.  netice var kargaşa yok.  Bir dönem oralarda alışveriş yapıyor, manifatura tuhafiye ayakkabı.  Yılbaşından sonra işler kesilince  arabacı malı getiriveriyor, memlekette evi yeri var  emniyete alıyor.  Sora seveni çok ne yapsın senin kapı benim kapı geziyor.  Dükkanlarda handa kahvede bir dönem muhabbet sürüyor.</p>
<p>Yine bir sene muhabbet sürerken  ticaret odası seçimlerine raslıyor , esnaf seçimle meşgul  bu efendi böyle şeyleri seviyor,  biri ikisi tutturuyor &#8220;Biz  seni başkan yapacağız.&#8221; Diyorlar,   &#8220;Yahu benden başkan olur mu?&#8221; diyor.   &#8220;Olur.&#8221; diyorlar.  zaten küçük esnaf çoğunlukta  , tüccar onlardan destek alırsa başkan olabiliyor, herkes te başkanlığın tadını almış, başkanlığı ile kalıyor cekici bir tarafı yok, derken bizim şakacı esnaf gercekten Ticaret Odası Başkanı oluyor. Bu defa esnaf arkadaşları tutturuyorlar, &#8220;Başkan oldun böyle olmaz senin elbise yaptırman lazım&#8221;   şundan olsun bundan olsun  rengi şöyle olsun,  fişek gibi giyin  şura git, bura git, kulübe git.   Amiri memuru  dolaş,  ses getir  şeçtiler ya,  şimdi   kumanda ediyorlar. Hasılı velkelam  ne yapsın bir elbise diktiriyor  , idare ile gül gibi geçinip giden adam elbise borcunu ödemekte güçlük çekiyor, borcu ödüyor, bu defa ağır geliyor  yakınıyor&#8230;   İşlerin açılması ile birlikte  başkanlık elbisesini evde askısına asıyor,  doğru köye&#8230; Ticaret Odasının katibi var odacısı var.sorana bekleyin belki gelir  diyorlar.</p>
<p>Esnafın  hepsinin böyle müsait dönemi olmuyor, onlar ancak ailesine tatil yaptırabiliyor.  Çoluk çocuk başlarında bir büyükle  kaplıcaya  en fazla bir hafta  gidiyorlar esnaf pazar gün dükkan sergi yok ya,  o gün gidenlere katılabiliyor&#8230;  Kaplıca biri açık üç havuz,  su sıcak gök turna gibi akıp çıkıp gidiyor,  dinlenmeye gelenler 58 derece suda  havuz başında aslan ağzından çıkan çullap gibi suyun içinde  romatizma siyatik dert atıyorlar,   hastalık bağışıklık mı kazanıyor nedir gelecek sene yine tedavi istiyor.  Kalınacak kırk kadar oda, sekizi bir oda mutfak mükellef sayılıyor, hatırlılara&#8230;   girişte büyük bir ahır ve  ortada hamamlar arasında çadır kurulabilecek yerler,  yaz günü çadırlar   yaygıdan  kilimden   ve  çadır direği evden getirilen ağac sırık  vs.   Mescit yok girişte ortada  bir kahve  buzdolabı yok elektrik yok  gece gaz lambası ile aydınlanılıyor,  sabaha kadar kahvenin direğinde lüks yakılıyor. Kaplıcanın simgesi  bu.   Soğuk su  ilerideki çeşmeden geliyor, mesafe iki km.   Her sabah kahveye Sultandağından hayvanla çuval içinde kar geliyor. En fazla sürüm yapan karlı gazoz , şöyle bardağın ağzıyle gelen kardan yarıya kadar kazınıp üzerine 25 cl şişeden gazoz ilave ediliyor.  15 kuruş fakat değiyor.  Kaplıcada adamlar üzerinde pijamaları,  başlarında sekizköşe kasketleri ,  koltuklarının altında bohçaları olduğu halde, önce hamama sonra kahveye gidiyorlar , iskambil domine  oynuyor,  muhabbet ediyor tatil yapıyorlar.</p>
<p>Esnafın birde pazar günü hafta tatili var.  Zaten zabıta dirlik vermiyor.  Dükkanlar kapalı yine açan açıyor oturuyor  yarım kepenk,   çoğunluk pazar günü biraz uyur, geç kalkar saat on&#8217;dan sonra  tatil kıyafetiyle evden çıkar elinde sepet hale kasaba gider, harç görür  eve teslim eder,  sonra kahveye kahveden camiye . Öğle namazını müteakip  vaaz proğramı vardır kalabalık içinde  onu dinler çıkarlar. Hazırlık varsa et pide  fırına veya nerede ise oraya  gider yerler. sonra  kış ise yine kahveye  yaz ise bir tarafa  yürüyüş yapılır, ekin gezmeye  araziye çıkılır.   İkindiden sonra hamama gidilir,  sabah harc görüldü ya  akşam hamamdan yutkunarak eve dönülür&#8230; Tatil  mühürlenir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/esnaf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Efeler</title>
		<link>http://www.babaminhikayeleri.com/efeler/</link>
		<comments>http://www.babaminhikayeleri.com/efeler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 May 2010 13:45:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Babamın hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[1940]]></category>
		<category><![CDATA[Bolavadınlı]]></category>
		<category><![CDATA[Efeler]]></category>
		<category><![CDATA[Eskişehir]]></category>
		<category><![CDATA[gümüş köstek]]></category>
		<category><![CDATA[Köstekli]]></category>
		<category><![CDATA[köstekli cep saati]]></category>
		<category><![CDATA[külot pantolon]]></category>
		<category><![CDATA[sade gave]]></category>
		<category><![CDATA[sade kahve]]></category>
		<category><![CDATA[süpürge]]></category>
		<category><![CDATA[yokluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.babaminhikayeleri.com/?p=698</guid>
		<description><![CDATA[İsmail Ağayı siz nerden bileceksiniz. onun ağalığı ağabey manasına, aslında efe de  &#8220;Yoklukla yiğitlik olmuyor.&#8221;  Memlekette hali vakti yerinde  olanda var, fakat komşuların çoğu idareden aciz,  İsmail Ağa&#8217;da fıkara  efeliği nasıl yapsın.  Adam  güçlü  kuvvetli dirayetli  oturmasını  kalkmasını bilir  kararlı. Konuşması tutuk , velakin karşısındakine meramını anlatır. Uzatmaz,  kısa keser.  Herkes gibi mütevazi giyinir,  babasından [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/efeler.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-716" title="efeler" src="http://www.babaminhikayeleri.com/wp-content/uploads/2010/05/efeler.jpg" alt="" width="505" height="161" /></a><br />
İsmail Ağayı siz nerden bileceksiniz. onun ağalığı ağabey manasına, aslında efe de  &#8220;Yoklukla yiğitlik olmuyor.&#8221;  Memlekette hali vakti yerinde  olanda var, fakat komşuların çoğu idareden aciz,  İsmail Ağa&#8217;da fıkara  efeliği nasıl yapsın.  Adam  güçlü  kuvvetli dirayetli  oturmasını  kalkmasını bilir  kararlı. Konuşması tutuk , velakin karşısındakine meramını anlatır. Uzatmaz,  kısa keser.  Herkes gibi mütevazi giyinir,  babasından hatıra kalan gümüş köstekli cep saatını takar, ihmal etmez meraklıdır&#8230;<br />
<span id="more-698"></span><br />
Gençliğinde iş alır ağaların koyununu Eskişehir Bilecik Adapazarı İzmit yolu ile  dağlardan sürerek otlatarak İstanbula  paymahalline  götürürmüş.   Cessur&#8230;  1940  larda  artık pazarcılığa başlamış , Eskişehir muhacirlerinden süpürge alır,  haftada birkaç pazar takip eder  satar,   bir de  süpürgeye dolaşırmış.  Yine birgün Eskişehire süpürgeye gitmiş,   bir Osmanlı selamı vermiş  kahveye girmiş.  Selamı almışlar girdiği de belli olmuş,  adamın ömrü kahvelerde geçti ya;  denk giriyor, nasıl girilecekse öyle giriyor.  dikkati  üzerine çekmiş,  herkeste  ona bakıyor; ocağa yönelmiş:</p>
<p>-Bana bir sade kahve yap.</p>
<p>Demiş  ocakcıya,  yerine oturmuş,  muhacirler bakmaya devam ediyorlar:</p>
<p>-Ne bakarsınız Eskişehirliler . Ben Bolavadın&#8217;lıyım tabii sade kahve içerim.</p>
<p>Demiş .  Efeler sade kahve içer ya ,  efeyim ben demek istemiş.  Hemen lafa sahip olmuş  muhabbeti başlatmış.  Köprübaşı Yıldızgarajı Porsuk  Kalabaksuyu Muttalip&#8230;  Söz süpürgeye gelince mal belli fiat belli,  kimde var.  Para ise peşin.  Anbar yok  kargo yok  tarifeli sefer yok .  Tren var  simsar var,  veya bir şekilde belediye belediye  eve hana getirecek.  Dükkan yok  han odası var,  kirası uygun.  Pazarcılık bu minval üzere sürüp gidiyor.  Bir idare çıkıyor, dahası yok.</p>
<p>İsmail Ağa ev ile pek ilgilenemiyor, Ev aşağı mahallede,  cephe dar avlu arkada,  çarşıya pazara çeşmeye uzak.  Önemli de değil, çocuk çoluk   yenilip içiliyor, üstbaş kalem defter,  kilim keçe,  peçe perde ihtiyaç , sonra  şu iş  bu iş  te var. ..    Çamaşır da yıkanacak,  haftada ongünde,  kadın kız su taşıyacak çeşmeden, kova ğüğüm bakır kazan yedekler doldurulacak,   sabah erken ocak yakılacak ,  kazan ocağı su ısınacak,  avluda esvaptaşı  taşın üzerine çamaşırlar,  beyaz ayrı renkli sonra,  esvap  usulü ile yığılacak üstten başlayarak  kil ve sabun ile  yıkanıp tokaçla döğülecek, durulanıp sıkılarak serilecek.   Avluda ip var;  kazan yok&#8230;  Kazan yoksa  komşudan alınıyor.  Konu komşu kimin kazanı varsa  üç beş haneyi daha idare ediyor.   Eski zaman kazanları işte  madeni kalın,   Bakırdan,  dışı isli simsiyah , içi  kalaylı,  kalayı  kalmışsa ne durumda ise&#8230;  Ateşe ne dayanabilir , bir  süre sonra deforme oluyor,  arada  delinirse  bedestene  gidiyor,  şu kadar  para.   Olsun  olan zaten aramıyor, bir iş hizmet görülüyor ya.</p>
<p>Kazanı yok İsmail Ağa&#8217;nın , komşudan alınıyor.  Yine bir gün çamaşır yıkanacak ,  komşudan kazanı istiyorlar.   Komşusu veya gelini  kim ise :</p>
<p>-İsmail Ağam  gümüş köstek sallandırıyoru ,  yaha evinize bir kazan alaydı&#8230;</p>
<p>Deyince üstelemiyorlar,  iclerinden &#8220;Kösteği yeni mi görmüş.&#8221; diyorlar,   ağırlarına gidiyor, sus pus oluyorlar, dönüp  geliyorlar,  tenekede güğümde su ısıtıp olduğu kadar çamaşırı yıkayıp  seriyorlar.  Akşam Efendiye de anlatıyorlar.  Efendi  düşünüp taşınıyor, kendi esnaf ,  kazancılar tanıdık,   kazanı alır da parasını nasıl ödeyecek.</p>
<p>-Teneke ile güğümle  siz suyu ısıtın çamaşırınızı yıkayın, bu böyle kalacak değil ya ,  bakarsın kar kazanç oluverir size kazan alırız.</p>
<p>Diyor da.   Tâ  neden sonra alabiliyor . Herkesle beraber İsmail ağa 1950 den sonra kazan sahibi oluyor</p>
<p>1940 lı yıllar &#8220;Ağalık vermekle efelik vurmakla.&#8221; deniliyor ya,  siz Göbeş Efe&#8217;yide bilmezsiniz.  Göbeş Efe nasıl vuracakta efe olacak.  Korkak korkak olmasına da , öğünmek huy olmuş,  tabiat olmuş &#8230;   Millette  alaya almış,   haydi bakalım  adı da  efeye çıkmış.  kendinden menkul. Ben efeyim diyor&#8230;</p>
<p>Göbeş Efe&#8217;lerin evi yukarıda  o da kenar mahallede , ailesi orta halli mütevazi çiftleri çubukları var, hayvan haşarat iş ğüç,  ailede herkes çalışıyor. Nedense Göbeşi nazlı mı büyütmüşler&#8230;   Avare aylak işe güçe gitmiyor.  çıraklık ta sebat etmemiş.   Efe gibi giyiniyor kasılıyor, olur olmaz serteliyor, hamle yapıyor.  İş inada binerse dayağı yiyip oturuyor.  dayağı göze alıyor.  Gittiği yerden netice alamıyor.</p>
<p>Aklı fikri efelikte ,  efelik muhabbetinde,&#8230;  elinden iş gelmiyor, eli boş&#8230; Çarşı pazar dolaşıyor  arkadaşları da öyle,   Göbeşi&#8217;de başcılı edinmişler.  Başka türlü de efe olunacağı yok tabii.  Kulak kabartıyorlar   çevre küçük vukuat duyuluyor.  Kavga  döğüş haberi  aldıklarında Efe pireleniyor, kaşınmaya başlıyor.  Adamları da var ya , buluyor ellerine  yüzerpara  (İki buçuk kuruş.)   veriyor, tenbih ediyor:</p>
<p>-Gidin  çarşıda pazarda kahvede kavga da Göbeş Efe de varmış.</p>
<p>deyin diyor. Efe kalender, parası olsa haber yayana  fazlasını verecek te yüzpara verebiliyor.  Haber yayılıp  tevatür haline gelince  karakoldan bekçiyi gönderip , evden kahveden Göbeş  alınır  götürülür. İşte burası Efe&#8217;yi mutlu eden safha.  Bekçi nin kolunda kasılarak  gider,  esnaf dükkanlarının önüne çıkar, gülerlermiş. Bilmeyen yok .. Karakol da ifade işlem vs. bazan soluğu hapishanede aldığı olur, birkaç gün yatar, sonra şahit ispat olayda bulunmadığı anlaşılır salıverirlermiş.   o yine hava atmaya devam edermiş&#8230;</p>
<p>1940 lı yıllar Bir efe daha!   Efe Dursun,  adı batsın&#8230; Hapiste kimse yok   kim olsun Dursun var.  Birkaç demirbaş cehalet kurbanı ile&#8230;  Dursunu hayırla anan yok, Fakat avanesi efe diyor.  İçerde dışarda  farketmiyor.   Dışarıda  kahve pazar eliboş,  içerde aynı, heryerde  kuyruk kulak dik  alışmış,  hapistekilerin  yemekleri evlerinden geliyor  veya orada çorba pilav yapıveriyorlar.  Hapishanede akşama doğru trafik oluyor, giden gelen  evden yemek getirenler,  kadro eratı gibiler onları yadırgayan yok.  Ertesi gün yine gelecekler ya,  içeridekiler hacetlerini onlardan istiyorlar.  Dursun edepsizi  de  illâki onlara bir iş bir hizmet havale ediyor; birgün:</p>
<p>-Gümüş savaklı ağızlığımı evden getiriverin.</p>
<p>Derse, ertesi gün:</p>
<p>-Sedef kakmalı tabakamı alıngelin , yüklükten tütün doldursunlar.</p>
<p>Başka bir gün:</p>
<p>-Falan terziye diktirdiğim hâki ingiliz külotu pantalonumu getirin. Onlar bilir verirler.</p>
<p>Diyor, herkese birşey  buyuruyor,  hizmet yüklüyor.  Derdi tütün bir yerlerden temine uğraşıyor.  çubuğunu yakıp öğünüyor.  Şöyle ettim. Böyle ettim&#8230;    Muhabetya  laf dönüp dolaşıp  &#8221;Efe nasıl düştün buraya.&#8221;  demeye   geldiğinde;   sirkat sahtecilik demiyor. Diyor ki:</p>
<p>-Yahu  söylemesi ayıp kasaptan eve et yolladım. Kahvede köşede akşamı ettim. eve vardım. Sofrayı kurdular.  Et gelecek ya,  elinin artığı  köfte kebab bekliyorum . İşte sofraya göce yuvalağı gelince;   karıya  &#8220;Bu ne.&#8221;   dedim.   Kızdığımı anladı.   &#8220;Herif yuvalamıştım pişiriverdim,  senin et tel dolavda .&#8221; deyince;  ben birşey bilmiyorum.   Öfke ile göce yuvalağı tenceresini karının başına geçirivermişim.  Kendimi burada buldum.</p>
<p>Diyor. Başka birşey demiyor. Daha birşey sorarlarsa eğer,    laf karıştırıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.babaminhikayeleri.com/efeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

